Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Röportaj] - Yağdır Mevlam kâr!..

Nuriye Akman

Havada kar değil kömür kokusu var. Zihnime kodlanan o meşhur beyaz kaftanı yerine gri bir sis tabakasını giyinmiş şehir. Eksi 30'larla beni kesecek bir havaya teslim olmaya hazırlanmışken, beremi, eldivenimi ve dahi gocuğumu bile çıkarttıran kış güneşi karşılıyor.

Hani nerede yolların iki yanına kürenmiş kar tepecikleri, bıyıklarından buz parçaları sarkan adamlar nerede? Erzurum beni önce üşütecek ve sonra sıcak bir mekana kapağı atma telaşıyla ödüllendirecekti oysa. Kıtlama şekerle içilen bir bardak çayla... Eyvah! 500 milyon dolarla Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımı boşa mı gidecek?

27 Ocak-6 şubat arasında yapılacak Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları öncesinde şehri karmaşık duygularla gezdim. İki yıl gibi kısa bir sürede bitirilen tesisleri büyük bir hayranlıkla incelerken, hava şartlarının beklentilerin çok uzağında olması korkuttu beni. Hava soğumaz, kar yağmazsa suni kar makineleri oyunların namusunu kurtarır diye bir ümit vardı herkeste.

O makineleri Erzurum'un yeni sembolü 5 platformlu atlama kulelerinde gördüm ilk. Sonra Palandöken'de. 6 sabit kar makinesi, kulelerin varlığını anlamlı kılmak için durmadan kar püskürtüyordu. Palandöken'de 71, Konaklı'da 201, Biatlon alanında 32, Cros Country alanında 42 ünite tül perde çekiyordu havaya ve perde yere inip kardan kilimler seriyordu kayakçılara.

Fakat iş bu kadar basit değildi. Bu makinelerin verimli çalışabilmesi için ideal hava sıcaklığı eksi 9. Benim bu tanıklığı yaptığım anda hava eksi 2'ydi. Tabii en önemlisi kara dönüşecek suyun durumuydu. Göletler tam su tutmadığı için bu konuda da sıkıntı yaşanabilirdi. Kar yağsa bile suni karın üstündeki tabaka profesyonel kayakçılar için sorun olabilirmiş.

Dağın kayak pistlerinin dışındaki kısımları çıplaktı. Toprak sarı-kahve benziyle muzipçe bakıyordu bana. Onunla göz göze gelmemeye çalışarak baştan başa yenilenen tesislerin keyfini çıkartan turistleri ve yarışlara hazırlanan Türk sporcuları izledim. Sonra Konaklı köyüne 16 km uzaktaki yeni tesisleri gezdim. 2011 oyunları bittikten sonra halka da açılacak bu tesisler için 60 hanelik köyden şimdilik 3 genç istihdam edilmiş. Oyunlardan sonra 15 kişi daha işe alınacak o köyden. Bölgeye 8 otel kurulacak. O zaman köyün yaşlılarına da iş düşecek.

Köyden işe giren gençler çok mutlu. Bekçilikle kalmayıp lisanslı sporcu olmayı kafaya koymuşlar ancak köy halkı "Bize her haneden bir kişiye iş sözü verilmişti. Sözlerinde durmadılar. Ayrıca evlerimizi yeniden yapacaklardı. Şimdi bir duvarla çevirip bu yoksulluğu gözlerden gizlemekten bahsediyorlar. Hayvanlarımızı artık bu bölgede otlatamayacağız. Hadi bu sene idare ettik. Gelecek yıl ne olacak halimiz. Tesisler yapılırken yüzümüze güldüler, şimdi unuttular bizi" diye feveran ediyorlar.

Konaklıda bir tatil kenti ve kayak merkezi oluşturma çabalarının geçmişi 1987'ye gidiyor. Köylüler o dönemde 1000 dönümlük tapuların 10 dönüm kabul edilip dolandırıldıklarını anlatıyorlar. Okuma yazma bilmedikleri için parmak basmış babaları. Şimdi yeniden hüsrana uğradığını düşünüp kendilerine verilen sözlerin tutulmasını bekliyorlar.

BÜTÜN YOLLAR KULEYE ÇIKAR

Atlama kuleleri şehrin yeni sembolü olmuş. Kulenin önünden geçerken arabalar yavaşlıyor, başlar kuleye dönüyor ve gururla bakılıyor. Kuleler inşa edilirken sporcular yola mı atlayacaklar diye düşünülürken şimdi seçmeleri izleye izleye hız ve stil yorumları yapabilir hale gelmiş halk. Artık bütün yollar kuleye çıkıyor. Eskiden Yakutiye çifte minare medresesi önünde çekilirdi hatıra fotoğrafları. Şimdi moda kule fotoğrafları.

Bu gezide en garibime giden şey, 40'i farklı illerden, 20 bini Erzurumlu 60 bin üniversite öğrencisine 2 aylık tatil verilmesi oldu. Sebep beş yıldızlı otele dönüştürülen yurtlarda misafir sporculara yer açılması. Türkçe olimpiyatlarında gelen binlerce çocuğa evlerini açan Erzurumlu acaba öğrencileri kendi imkanlarıyla ağırlayamazlar mıydı? Hadi yabancı sporculara üst standartlarda konaklatmak istiyorsunuz, Türk öğrenciler 57 ülkeden gelen üç bine yakın yabancı gençlerle diyalog kurmak arkadaşlık etmek imkanı bulsalardı, kaynaşsalardı tecrübe ve kültür paylaşımında bulunsalardı fenâ mı olurdu?

BUZ PATENİNDEN İNSAN MANZARALARI

Aşkale, Tekman, Karayazı gibi ilçelerden köy çocukları toplanmış ve hız pateni ekibi kurulmuş. O çocuklardan bazılarıyla tanıştım. Dünyanın 1800'lü yıllarda tanıştığı bu sporda Türkiye çok geriden gelse de Çinli hoca Wang Xuemei yönetiminde açığı kapatmaya çalışıyor. Kısa mesafe sürat pateni takımı 5'i Atatürk, biri Hacettepe 3'ü Kocaeli Üniversitesinden öğrencilerden oluşuyor. Rakipleri çok kuvvetli, bu sene derece almayı beklemiyorlar ama iyi dereceler alarak sonraki yarışmalara girmeye hak kazanma azmindeler.

Atatürk Üniversitesi beden eğitimi bölümü öğrencileri Önder Arslan, Mükerrem Top, Ela Kara, Leyla Yılmaz çocukluk hayallerine kavuşmuşlar, ilk başta buz üstünde duramazken, günde beş saatlik çalışmanın karşılığını şimdi müthiş sürat yaparak alıyorlar. 2011den sonra bu işi bırakmayacağız diyorlar.

Eskiden Atatürk anıtının önündeki havuzun suyu donunca çocuklar için ayakkabılarının altına lastikle bağladıkları demirlerle kayma zamanı başlardı. Şimdi yeni paten kayma tesisleri emirlerine amade. Sadece sporculara değil, halka da açık. 19.00-21.00 arasında birer saatlik üç seansta 500 patenin tamamı kapışılıyor. Düşüp burunlarını kırsalar da, paten yüzlerini kesse, hatta bir yerlerine batsa dahi pes etmiyorlar. Pateni olana 4 lira, olmayana 6,5 lira 1 saat paten kaymanın bedeli. Pizzacı Mustafa Denktaş İlkokul mezunu. 43 yaşından sonra patene merak salmış. Peşinde bir çok insanı getirmiş salona. "Sigarayı bıraktırdı bu patenler bana. Güven getirdi. İlk defasında 10 dakikada 20 defa düştüm ama çok sevdim bu işin peşini bırakmayacağım" diyor. Mahmut Eriküler 26 yaşında. Sanayide boyacı, rot balansçı bir grup arkadaşıyla beraber paydosu zor bekliyorlar. Servis aracını paten sahasına yönlendiriyorlar, başlıyorlar kaymaya. Tinerden daralan nefesleri açılıyor. Gündüzün stresini atıyorlar. Her gün geliyorlar buraya. 7 yaşındaki yeğenini getirmiş önce, yakında nişanlısını da getireceğini söylüyor." İnsan içine çıkıyoruz burada. Ruhumuz genişliyor, içimiz açılıyor" diyor.

İnşaat işçisi Selman Durmazatar 47 yaşında. Haftada üç kez geliyor. "Karın nerde?" diyorum. "Onun hiç şansı yok" diyor kendinden emin. Neden? "Çünkü çarşaflı. Seyirci olarak gelebilir ancak. O da belki". 40 yaşındaki Erdal Han kızı Nusehan'ı getirmiş. Artistik buz patencisi olacak kızı. "Gidebileceği yere kadar destekleyeceğim onu" diyor. 18 yaşındaki Samet Polat 6 aydır paten kayıyor. Babası inşaat işçisi. Eskiden sokaklardaydı, kötü alışkanlıkları vardı. Şimdi belediye kulübü paten takımında. Sokak çocuğu idi sporcu oldu. Burada kendi kayarken isteyenlere bildiklerini öğretiyor. Antrenör olmak istiyor. "Okuyamadığıma, gençliğimin elimden kaydığına isyan ediyordum eskiden. Şimdi kendimi buldum" diyor.

Nagehan Demirci 25 yaşında. Camekandan paten kayanları izliyor küçük bebesiyle. Eşi ve çocuğu kayıyor o özlem ve hüzünle onları seyrediyor. "Bir kere de ben kayayım ne olur demiş" eşine. "Olmaz sen beceremezsin" diye kestirip atmış kocası. Başı örtülü olduğu için, kadın kısmının kaymasını ayıp bellediği için müsaade etmemiş belli ki. Ama neden kadının güvenini kırıyor. Diyorum ki, "Tabii ki becerirsin, inanma ona". Gülümsüyor. "Beceririm değil mi?" diyor sevinçle.

Sadece patene değil kayağa da büyük ilgi var Erzurum'da. Gençlik Spor Müdürü Fatih Çintımar'ın eşi Nur Hanım başörtüsünü bu sporu yapmaya engel görmeyenlerden ve rol model oluyor Erzurumlu hanımlara. Tabii bunda eşinin ve oğlu Muhammed İrfan'ın sporcu olmasının ve teşvik görmesinin de payı var. Oğlu seçmeler sırasında atlama kulesinden atladığında çok heyecanlanmış. Atlama yapabilecek kadar cesur olmak isterdim diyor. Ama palandökende kaymak onun için bir tutku olmuş. "Türbanlılar eskiden kaymazdı ayıptı ama bu değişiyor yavaş yavaş. Benden sonra patlama oldu. Çarşafla bile kayan var. Kadınlar için hiçbir şey engel değil yeter ki sevsinler sporu" diyor.

BİRAZ SATRANÇ BİRAZ GOLF BİRAZ BİLARDO... O CURLİNG İŞTE

Erzurum'un bana öğrettiği en ilginç şey curling sporu oldu. Türk curling takımı antranör yardımcısı Fatih Ağduman uzun uzun anlattı tekniği. Herşeyiyle aktarsam sayfa yetmez şöyle özetleyebilirim. Biraz satranç, biraz golf, biraz bilardoya benziyor. Zeka ve strateji ağırlıklı bir spor. Sükunet ve soğukkanlılık istiyor. Buz üstünde her biri 19 kg. 680 gramlık granit taşları fırlatıp, yerde çizili yuvarlakların ortasına en yakın yerde durmasını sağlamak amaçlanıyor. Hedef, evin merkezi diye ifade ediliyor. Çağrışımlara açık olan zihnim "evin merkezi" lafını "kalp" olarak tercüme ediyor. Demek kalbe yakın oldukça puan alacağız diyorum. Fakat kolay değil o taşları atmak. Sadece vücudun esnekliği, kondisyonu, ayakları ve elleri belirli şekilde konuşlandırmak değil mesele. Asıl iş buzu okumakta. Buzun yapılış şekli, ortamın ve buza değen suyun sıcaklığı, salondaki kişi sayısı, nem oranı, buzun kot farkı, üzerindeki kabarcıkların durumu her an değiştiğinden minik farklılıkların yaratacağı büyük sonuçları hesap edeceksin, her an çalışacak zihnin. Durmadan oyun kurup bozacaksın. Buz, hayat gibi her anı biricik. Kimse onu standart hale getiremiyor. Buzu iyi okuyan kazanıyor oyunu. Hamle yaparken o an senden ne istiyorsa onu yapacaksın. İşte mükemmel bir hayat felsefesi. İnsanı gereksiz hüzünlerden ve arsız neşelerden koruyan...

Takımda atıcı değil süpürücü olmak da var. Buzun üstünde özel bir teknikle oluşturulan kabarcıkları eriterek taşın daha hızlı kaymasını sağlamak o zaman görevin. Bir işi yaparken aldığımız maddi manevi yardımlar, bize yolu açan insanlar geldi aklıma. Ve taşımı atarken düşündüm acaba ben kimlerin yolunu süpürdüm diye.

Taşımı attım atmasına ama kurallara uygun bir şekilde bükemedim bacaklarımı. Taşı bırakın atmayı tutmak bile kolay değil. Dümdüz gitmiyor, adı gibi durmadan dönüyor. Oyun sırasında sporcuların konuşması yasak. Sadece işine yoğunlaşacaksın. Nezaket en önemli kurallardan biri. Oyuncu kendi yaptığı hatayı bile rakibine söylemekle mükellef. Bu yüzden hakem üç saat süren oyuna çok az dahil oluyor. Bu da gerçek hayatta ulaşmak istediğim hedefi hatırlattı bana: Kimsenin uyarısına muhatap olmadan kendi kendimi yönetmek.

Erzurum'a kazandırılan curling salonu dünyadaki on bin arenanın en önemli üç tesisinden biri. Eski adıyla Dağ mahallesi, yeni adıyla Mahallebaşı'na kurulmuş. Burası belediye hizmetlerinin hiç gitmediği varoş kesimi. Sosyo ekonomik açıdan en düşük kesim yaşıyor. Salonun çevresi düzenlenmiş ama sokaklarını dolaştığınızda bölgenin adeta bir çöplük olduğunu görüyorsunuz. Asfalt bile yeni dökülmüş. Burada daha çok Kürtler yaşıyor ve hem ekonomik hem psikolojik ihtiyaçları karşılanmadığından curling onlar için yakın ve sıcak bir umut kaynağı değil. Ancak genel olarak Erzurumluların çok ilgisini çekmiş bu spor. Babaları eskiden koza lebbik veya aşık kemiklerini iterken şimdi çocuklar her biri 600 dolarlık taşları itiyorlar bütün güçleriyle. Çocukların önünde dünya markası olabilecekleri önemli bir kapı açıldı. Bu sporda şampiyonlar çıkarabilmek için çocuklarımızın en az beş yıllarını adayıp deneyim kazanmaları gerekecek.

Türk takımı normal şartlarda bu şampiyonaya katılamazdı. Ama ev sahibi olduğumuz için katılma hakkımız var. Mümkün olduğunca iyi dereceler yaparak başka oyunlara katılma şansını yakalamaya çalışacak gençlerimiz.

ÇİFT BAŞLI KARTAL OLMUŞ ÇİFT BAŞLI ÖRDEK

Kış oyunları için bir logo seçimi gündeme geldiğinde yarışma açılmış ve şehrin sembollerinden meşhur çift başlı kartal figüründen bozma Walt Disney'in donald duck'ına benzeyen, kartaldan çok ördeği andıran bir figür kazanmış. Doğrusu haşmet uyandırmıyor, güldürüyor insanı. Erzurum'un vitrinlerinde 2011 oyunlarına gelenlerin satın alabileceği hatıra eşyalar yoktu. Şehrin simgelerinden oltu taşından yapılan ürünlerin satıldığı Taşhan'daki dükkanları gezdim. Sadece İlhami Anşin'in dükkanında gümüşten kayak figürleri işlenmiş ve oltu taşına yapıştırılmış birkaç hediyelik vardı. Bir de tabak yapılmış üzerinde oyunların amblemi olan. Ama estetik bir tasarım olduğu söylenemezdi. Esnaf 2011'in asıl ekmeğini otelcilerin yiyeceğini, kendilerine bir kazanç bırakmayacağını düşünüyor. "Kayağını yapıp gidecek sporcular" diyorlar ve oyun belediyenin sporcuları Taşhan'a getirmesini bekliyorlar. Peki ama diyorum, gençlerin ilgisini çekecek malınız var mı?

Oltu taşı imalatçısı Hüseyin Şimşek, "2011'e dönük tasarım yapmadık. Oltu taşına her şeyi işleyemiyorsun. Çift başlı kartal ile yapamazsın bu taştan. Her ürüne gitmiyor bu taş, lüle taşı gibi değil. Ayrıca ne satılacağını bilmiyoruz. Biz bu takıları tesbihleri Palandöken'e gelen Rus kayakçılara bile satamıyoruz. Onlar elmas-pırlanta seviyor. Kafileler geliyor ama almadan gidiyor" diyor.

Bir diğer dükkan sahibi Hakan Koçak, "2011 gökten para yağdıracak diye düşünülüyor ama imkansız. Bir ürünün üstüne 2011 yazsan bile onu gelecek yıl satamazsın. Gelenlerin kültürlerini bileceksin ki ona göre hazırlık yapasın. Kimse bizi bu konuda yönlendirmedi" diyor. Çarşıda 85 dükkan var Hepsinin isyanını dile getiriyor ardından: " 2011 bizi neden heyecanlandırsın ki. Valilik 1040 tesbih aldı geçenlerde tanesi 40 liradan. Ama hepsini bir kişiden aldı. Vali tek bir dükkanın valisi değil, Erzurum'un valisi halbuki. Her dükkandan 10 tesbih alsaydı, herkese adil şekilde 500 lira dağıtılsaydı adalet sağlanmış olurdu. Yaptıkları zalimliktir. Acaba 2011 için gelenleri de tek bir dükkana mı yöneltecekler? Gelenler öğrenci zaten parasız kesim. Ne para bırakırlar ki!"

Konuyu değiştirip "Peki İngilizce kursuna siz de gittiniz mi?" diye soruyorum. Şöyle cevap veriyor: "Yabancı dil kursu açıldı ama 20 günlüktü. Öğrendiğim tek cümle, How much is it? İt is 40 Turkish lira. Biz hesap makinesi ile anlaşıyoruz zaten müşteriyle."

ERZURUM BİR DAVOS OLABİLİR Mİ?

Alipaşa mahallesinde Komeslihan diye bir yere giriyorum. Eski evlerden sökülüp getirilmiş antika eşyalar. Tepede kör bir ampul. Gramofonda taş plaklar. Zeki Müren'in billur sesi akıyor ortama. Sobada çay demliği fokurduyor.

Fatih Akmehmedoğlu'nun mekanı burası. Fikir kulübü gibi bir yer. Kapı açık sürekli birileri gelip gidiyor, sohbet koyuldukça koyuluyor. Ortak kanaat şöyle:
"Tayyip Erdoğan Davos'a bir daha gitmem dedi. N e yapacak? Kendi Davos'unu yaratacak. Onun için Erzurum'u seçti. Üniversite oyunlarının burada yapılması tesadüf değil. Ama olay bu kadar da değil. Altan alta başka şeyler dönüyor. Ortadoğu ve Kafkaslar için önemli bir merkez haline getiriliyor Erzurum. Dedelerimiz Erzurum'un özel bir konumu olduğunu söylerlerdi. Şimdi bu yavaş yavaş açığa çıkıyor. Yunan başbakanı geliyor, BM genel sekreteri gelecek deniyor. Elçiler geliyor, bir şeyleri göstermek istiyorlar burada. Acaba neyi?" Yeni yatırımları aksesuar olarak gören de var, Erzurum'un kaderi değişecek diyen de. Kötümserler için asıl sorun yoksulluk. Karnı aç insan spor yapmaz diyorlar. Umut var olanlar ise zihniyet değişimine parmak basıyorlar. Onlara göre bu oyunların peşine başka oyunlar da gelmeli. Konaklama eksiği tamamlanırsa kış olimpiyatları bile burada yapılabilir. Şurası kesin ki, Erzurum dadaş kültürünün mertliğinin simgesiydi şimdi şehrin kendisi marka oluyor.

2011 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player