Nuriye AKMAN
02 Temmuz 2016
Nuriye AKMAN

Vergi affına karşıyım

[Erol Aksoy] - Vergi affına karşıyım

Nuriye Akman
Hürriyet Gazetesi

KİMDİR?
1946'da İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. Yükseköğrenimini Massachusetts Institute of Technology (MIT)de Elektrik Mühendisliğinden Bachelor derecesi ve Harvard Business School'dan da master derecesi alarak tamamladı. Yurda dönüşünde Koç Holding A.Ş'de göreve başladı. 1978'de Türkiye Garanti Bankası Genel Müdürü oldu. 1981'den sonra Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası'nda Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlük yaptı. 1985'ten bu yana İktisat Bankası'nda Murahhas Aza olan Aksoy, aynı zamanda İktisat Leasing, Emek Sigorta ve Hayat Sigorta, Factofinans Alacak Alımı AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanlık görevlerini de yürütüyor. Ayrıca Paris'teki Banque Internationale de Commerc'in, BIC Credit Ltd'nin Park Avenue Bank New York'un Yönetim Kurulu Başkanı ve Bred Internationale, Luxembourg Bankası'nın Yönetim Kurulu Üyesi'dir. Show-TV'nin Yönetim Kurulu Başkanı olan Aksoy, İngilizce ve Fransızca bilmekte, evli ve 2 çocuk babasıdır.

"Af çok kutsal bir olay. Ama affa vergisini zamanında ödeyenler cezalandırılmış oluyor. Hükümetlerin çıkardığı her af. bundan sonra da af gelecek diye yanlış teşviktir."

Risk almayı hep sevdiniz. Show TV ile bu kez nasıl bir risk alıyorsunuz?

Bir işi iyi biliyorsanız, bilmeyene göre riskiniz yoktur veya azdır.

Şimdi çok risk aldınız o halde?

Televizyonu bilmiyorum. Rekabet olmadığı için Türkiye'de de TV'yi bilen azdır. Bundan sonra öğrenilecek. Bir müteşebbisin esas yaptığı risk yönetimidir. TV'yi bilmediğim için, yabancı müşavir alarak bilinmezlik riskini, anketlerle tercihleri belirleyip izleyici riskini, mali bütçeyi asgaride tutup, parasal riski, 70 kişilik kadromuzla da masraf riskini azalttık.

Sizi özel TV'ye iten en önemli etken olarak 6 yaşındaki kızınızın TV'yle devamlı haşır neşir olmasını gösterdiniz. Bir çocuğun TV karşısında bu denli zaman harcamasının sizce olumsuz yönü yok mu?

Muhakkak var. Ancak teoriler ve kitaplar yeniden yazılır. Son okuduğumuz bir makaleye göre, zararlı değil, faydalı oluyormuş. Muhakkak zararları var. Artık insanlar çabuk yaşlanıyorlar. Yani hayatın gençliği, çocukluğu, saflığı çabuk geçiyor. Muhakkak ki bu konuda bir etki var. Buna üzülüyor en çok insan. Ama çocuklar için çok elverişli programlar da var. Biz çocukluğumuzda bu kadar çizgi film göremezdik. Çocuk programları çok güzel olabiliyor.

HATALARIMIZ VAR, DÜZELTİYORUZ

Yayınlarınız arasında, kızınızın seyretmesini istemediğiniz programlar var mı?

Tabii. Türkiye'de ilk defa, biz kırmızı nokta mefhumunu çıkardık. Bunu sorumlu televizyonculuk olarak gördük. Yayını poşete koyunca daha enteresan oluyor. Şiddet içeren filmlere de kırmızı noktayı kullanıyoruz. Kişiye tercih hakkını vermek, en büyük medeniyettir.

TV yayınlarındaki müstehcenlikte sınırınız yok mu?

Sınır kamuoyudur ki, bu devamlı değişkendir. Bu sınırı iyi saptamamız lazım. Bugün herhangi bir gazeteyi açtığımızda içindeki fotoğraflara bakarsak, şok olmamız lazım mı değil mi?

Sizce hangi sınır aşılırsa bir seks sömürüsünden bahsedilebilir?

Yine çok zor bir soru. Biz hatalar da yaptık. İlk kırmızı noktalı filmi, çok erken gösterdiğimizi yönetim olarak kabul ettik. Önemli olan bunun düzeltilmesi. 700 film aldık. Ben zaten filmlere tek tek bakmadığım gibi, bu filmleri almak ve programa koymakla yükümlü yöneticilerimiz de, bu filmlere baştan sona kadar bakamıyorlar. Hatalar var ve düzeltiliyor.

Sizce Show TV, seyirciye hangi konularda güven veriyor?

Haberler diyorsanız, ana haber bültenimiz 6 dakika. Günlük olayları 6 dakikaya sığdırabileceğimize inanıyoruz, İşte bu bizim farkımız. İşte dün akşam filmimizi kesip Erzincan depremini gösterdiğimiz gibi. Türkiye'de önümüzdeki yıllar da diğer televizyonların da bu noktaya geleceklerini düşünüyorum. Öte yandan bir haberi derinliğine öğrenmek istiyorsanız, bizde Güneri Civaoğlu, Uğur Dündar, Mehmet Ali Birand var. İnsanlar TV'yi açınca rahatlamak istiyor. Bizim seyircimiz hayal dünyasına kapılır, ama verdiğimiz özet haberlerle ayakları da yere değer, çevresinde olup bitenleri her kesten önce bilir.

Hayatınızda yaptığınız en büyük çılgınlık ne oldu?

Çılgınlığın çeşitli tarifleri var. Ben başak burcuyum. Başağın etkileri de fazla lojik düşünmesidir. Yeteri kadar çılgınlık yapmadığımı belki yazmamız lazım. Gençliğim mühendisliğin verdiği bir lojikle düşünüp taşınma ile geçti.

Hâlâ da öyle misiniz? Yapmak istediğiniz bir çılgınlık, Erol Aksoy'vari büyük bir düş, fantezi yok mu?

Herkesin fantezisi var. Mesele bu fantezileri yapıp yapamamakta. 1975'te 'Sermayem olsa tek şubeli banka kurardım' demişim. O zamanlar tek şubeli banka olabileceği Türkiye'de çok az kişinin aklına geliyordu. Bugün görüyoruz ki tek şubeli banka çok var. Ben tek şubeliye indiremediysem de, on beş şubeli bir bankanın hissedarı oldum. Yani fanteziler bunlar.

HOŞGÖRÜNÜN SINIRI OLMALI

Bir şeyleri elde etmenin bedeli, bir şeylerden vazgeçmek midir sizce?

Benim böyle katı görüşlerim yoktur. Olabilir de olmayabilir de.

Çok kısa bir sürede sıfırdan başlayıp, bir imparator konumuna gelmenizin sizce yüksek sayılabilecek herhangi bir bedeli oldu mu?

İmparator lafına itiraz ediyorum. Yükseliş bile değil, gelişme diyorum. Çok çalıştım. Zannederim, çok dikkati çektim. Bedeli çok dikkati çekmektir.

Bundan rahatsızlık mı duydunuz yani?

Tabii. Niye insanlar rahatsız olmasın ki.

1987'de başarıyı sağlayan şart arasında 'hoşgörü' ve 'kendine yapılmasını istemediğini, başkasına yapma' kuralını en alt sıraya koymuşsunuz. Neden?

Ben Türkiye'de eksik taraflara hoşgörüyle bakan fazla yönetici tanıdım. Bu manada kullanmışımdır. Birçok yönetici, arkadaşı kırmayayım diye, itiraz edeceğine, düzeltmeye çalışacağına hoş görür. Hoşgörü kutsal bir terim. Tabii ki hoşgörülü olmak lazım. Ama bunun bir sınırı olmalı.

Size başkalarına ihtiyacınız olmaması gerektiği öğretilmiş. Çocukluğunuzda silgi bile istemezmişsiniz arkadaşınızdan. Şimdi de böyle misiniz?

Hayır. Bana 'Kimseye ihtiyacın olmasın' lafı babamdan gelmedir. Babam, hayatta çok çalışmış ve çok da zorluklar geçirmiş biriydi. Bir de tek çocuk olmak var. Babam bana genç yaşımda iki ayağım üzerinde tek başıma sağlam durmayı öğretti. Ama insan zaman geçtikçe, bir tabutun taşınması için bile dört kişiye ihtiyaç olduğunu öğreniyor. Tabii ki insan hele yaşlanınca, ölümüne 20 sene kala ki şimdi oradayım, daha çok düşünmeye başlıyor.

Bir de 'Anamdan bankacı doğdum' diye bir lafınız var. Siz ilk kez ne zaman hissettiniz içinizde, 'Ben bankacıyım' diye. O anı anlatır mısınız?

Tabii. Çok da iyi hatırlıyorum. Amerika'da mühendisliğin ikinci senesiydi. Ailemden gelen bir tüccarlık havam vardı. Düşündüm ki, insanlar çalışıyor, çalışıyor, para kazanıyorlar. Sonra o parayı bankacıya teslim ediyorlar. Bankacı da oradan devam ediyor. Ben direkt bankacı olursam, bu kadar seneyi kısa devre yapmış olacağım. Oradan devam edeceğim. Yaş 19. Nitekim mühendislik diplomamı aldım, ama tezimi 1968'te, yani 24 sene evvel Türkiye'de bir yatırım fonu kurmak üzerine yaptım.

'Bankacı olmasaydım, sinemada bankacı rolü yapardım' da dediniz. Televizyona yatırım yapmanızda bu rol yapma isteğinin de ilgisi var mı?

Hiç yok. Eşim İnci der, Amerikan filmlerinde işte saçı ikiye ayrılmış, gözlüklü, bankacı tipi vardır ya. O benim doğuştan tipim olduğunu düşündüğü için belki. Yani tipim ona müsait demek istemişimdir.

Bir defasında da 'Dünya çapında adamım' dediniz. Şimdi de öyle mi düşünüyorsunuz?

Sayın Vehbi Koç, bir problemde ‘Üzülme, sen Türkiye değil, dünya çapında bir adamsın' demişti. Bununla 'Dünya standardındasın' demek istemişti. Ben de öyle demek istiyorum. Ben Türkiye'nin, Türk yöneticilerinin dünya çapında olmasını istiyorum da onun için. Şansım, gördüğüm eğitim oldu. İlk ve ortaokulu Galatasaray'da, liseyi Fransa'da, üniversiteyi Amerika'da okumak, dünya çapında bir eğitimdir. Ben dünyada Türk'ün de yönetici olabileceğini ispat etmek istiyorum. Bugün şu kadar Fransızı, Amerikalıyı, İngilizi idare edebiliyorsam, bu bir eğitim meselesi. Benim için challenge bu. Bir Türk olarak oralara gidip kabul edilmek zor iş. Onun için ben bir Türk olarak dünya çapında bir iş niye yapmayalım diyorum.

Bunu kanıtladınız

Daha kanıtlayamadım. Ama onun için çalışıyoruz. Beni dünyada herhangi bir bankaya götürün, ben orada da iyi bir yönetici olurdum.

Vergisini ödemeyen işadamları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Af çok kutsal bir olay. Ama afta vergisini zamanında ödeyenler cezalandırılmış oluyor. Hükümetlerin çıkardığı her af, bundan sonra da af gelecek diye yanlış teşviktir. Herkes teşvikle yaşıyor. Sizin ödemeniz gereken vergileri ödememe fantezinizi, af karşılıyorsa yanlış teşviktir. 'Şu kadar trilyonu toplayamıyoruz. Affedersek, elimize 15 trilyon geçecek.' Bunlar yapamamanın, iktidarsızlığın bir kabulüdür. Bu af işinde ben yokum.

2 yıl önce vergisini ödemeyenlerin açıklanmasını istemiştiniz. Bu istek hâlâ geçerli mi?

Tabii canım. Türkiye'de en uzun iktidara sahip olacak parti, vergi olayını halleden partidir. Vergi problemini çözen 20 yıl iktidarda kalır. Neden Türkiye'de, vergi yüzünden hapsedilen biri yoktur. Çünkü hâkimler vergi suçundan hapis cezası vermezlermiş bu ülkede. Bunları biz düzeltmezsek, gelecekteki çocuklarımıza da bizdeki enflasyondan başka hiçbir şey kalmayacak. Af gibi kutsal bir olayı, öyle kötü kullanıyoruz ki neticede muazzam günahlar içine giriyoruz.

Kurucusu olduğunuz ANAP'ın bugünkü halinden memnun musunuz?

Biliyorsunuz kurucusu oldum, veto edildim. Ama veto edilmeseydim de devam etmeyecektim. Ben, bir işadamının da politikaya girmesi lazımdır düşüncesiyle girdim.

Böyle bir eylem, sadece mesaj ermek anlamıyla sınırlı kalabilir mi?

Tabii. Ben ANAP'a liberal ekonomi, serbest fiyat, serbest faiz, gümrük duvarlarının indirilmesi gibi fikirlerle girdim. Benim jenerasyonumun iş adamlarının politikaya girmemelerini eleştirdim. Bu yüzden Türkiye çok çekiyor, daha da çekecek. 'Ben işadamıyım. Politikaya girersem, işlerimi etkiler' düşüncesi fasit çemberdir. Politikaya girmeseniz de işiniz bal gibi etkilenir, hatta daha çok ve daha kötü etkilenir, uzun vadede.

Eleştirilerinizin dikkate alınması için politikada ileri gitmeniz gerekmez miydi? Cesaretle cüret arasındaki farkı anladığınız için mi böyle yaptınız?

Çok güzel bir soru. Veto edilmiş olmam zaten beni durdurdu. İş hayatında birçok işe girip de, vazgeçmeden ısrarla devam etmeme rağmen, politikadan niye vazgeçtim? Çünkü bir tek fert olarak düzeltemeyeceğimi daha işin başında gördüm. Onun için mesajı verme bile büyük cüret. İsterim ki benden sonraki jenerasyon da, kendileri giremiyorsa, yakınlarını, çalıştırdıklarını, okuttuklarını, politikaya soksunlar. ANAP'ın bugünkü hali derseniz, ben pek ANAP'ı göremiyorum. O bakımdan tarafsız bir gözlemci olarak hissettiğim, ANAP'ın seçim ekonomisiyle kötü bir miras bıraktığıdır. Şu andaki hükümetimiz de bu kötü mirası düzeltmeye çalışmaktadır. ANAP da şöyle bir beklemektedir. Özeti bu.

Yani ANAP'la ilişkiniz şu anda yalnız nostaljik düzeyde mi?

1983'de askerlerin kurduğu veya kurdurttuğu iki ana partiden öte, bir güdümsüz partide kurucu üye olmak benim için şeref duyulacak bir olay olmuştur.

Tasarım & Geliştirme Tasarım & Geliştirme | magicleaves