[Prof. Dr. Pelin Gündeş Bakır] - Üniversitede siyasetin envaisini gördüm, bana vız gelir...
Nuriye Akman
Prof. Dr. Pelin Gündeş Bakır, 39 yaşında kariyeri çok parlak bir bilim kadını. Ak Parti'nin Kayseri beşinci sıradaki milletvekili adayı olunca eşi Mehmet Akif Ersoy Hastanesi Başhekimi İhsan Bakır'dan "Prof. Dr. Mehmet Haberal için 'Sağlığı yerindedir, Silivri´ye gönderilmesinde sakınca yoktur' raporu veren isim" olarak söz eden ve bu yüzden eşinin milletvekili yapılarak ödüllendirildiğini iddia eden haberler yayınlandı.
İhsan Bakır, "ne ben ne de hastanem böyle bir rapora imza attık" dese de açıklaması medyada kendisine yer bulamadı. Doğrusu Pelin Hanım'la söyleşiye giderken ben de bu açıklamadan haberdar değildim ve söz konusu raporu Adli Tıp Kurumu'nun yazdığını, söz konusu hastanede sadece laboratuar tahlil ve tetkikleri yapıldığını, elde edilen verilerin yorumlanarak rapor yazılmadığını bilmiyordum. Bu vesileyle Pelin Hanım'ın kapısını çaldım ve bakın nasıl bir portre ile karşılaştım.
Nereden çıktı bu siyaset fikri?
Bizim ailede siyaset hep konuşuluyordu. Sebep de Demokrat Parti Kayseri milletvekili Kamil Gündeş. Ben onun yeğeniyim. Onun öz çocuğu yoktu. Abisinin çocuklarını çok severdi. Bizim de çok saygı duyduğumuz bir aile büyüğümüzdü. Bir takım acılar çekmiş olması bizi çocukluğumuzdan beri etkiledi.
27 Mayıs'ın acıları mı?
Malum, siyasetten yasaklandılar 1960 yılında. Bu bizi üzdü. Siyaset hep kafamızda vardı bizim. Fakat üniversitede hocaydım. Profesörlüğe yükselene kadar bir müddet bilimsel çalışmalarla uğraştım. Bilime de büyük iştiyakım vardı. Fakat üniversitede bir noktadan sonra tıkanıklık oluyor. Bilimsel buluşlar yapıyorsunuz. Toplumun hizmetine sunmak istiyorsunuz. Fakat bunlar gerçekleşemiyor. Üniversite-sanayi işbirliği henüz tam manasıyla yok.
Hangi buluşunuzu hayata geçiremediniz?
Örneğin en son biz sensorlarla ve veri toplama sistemiyle bir okulu 24 saat depremlere karşı izliyorduk. O kadar yorucu bir iş ki, bu üç sene süren bir proje. Sürekli eleman bulamadığımız için projenin hem asistanı, hem amelesi, hem yöneticisi, hem yürütücüsü, hem araştırıcısı oldum. Yeni bir sinyal prosesleme araç kutusu geliştirdim. Sonra da Berlin Teknik Üniversitesi'nde dinamik sistem tanımlama dersini verdim. Veri toplama sistemiyle yapıların 7 gün 24 saat izlenmesi pek inşaat mühendisliğinde kullanılan bir teknik değil. Aslında büyük uzay yapıları sürekli olarak böyle izleniyor. Onlara sensor koyuluyor. Ve aşağıdan telemetri ile sensordan sinyaller uzay üssüne iniyor. 600 mühendis var NASA'da. Bu sinyalleri prosesliyorlar. Ama ne oluyor, işlem gerçek zamanlı olamıyor. Sebep de şu. Önce veri inecek. Sonra onu proseslemek için bir zaman kaybediyor. O kadar mühendis. Ben bütün bunları atomize ettim. Artık 600 tane mühendisin aşağıda NASA'da çalışmasına gerek kalmadı. . Hiçbir mühendis müdahalesine gerek kalmadan gerçek zamanlı olarak uydular, uzay yapıları, köprüleri, viyadükleri, binaları izlenebilecek hale getirdim.
Tüm dünyada bunu siz mi başardınız?
Tabii. Üç senedir devam eden projede pek çok ürün çıktı. Ben bunu uygulamak istiyorum, uygulamada zorluklar çıkıyor karşıma. Birçok bürokratik engeller söz konusu. Şöyle düşündüm. Bu bilimsel çalışmalarımı realize etmek, toplumun hizmetine sunmak için belki bu siyasi arenada şansımı deneyebilirim.
Bilimi toplumun hizmetine sunmak güzel de, bundan sonra buluş falan yapamazsınız. Siyasete girdiğiniz anda bütün zamanınızı seçmenle ilişkilere, o toplantıyla, bu toplantıyla geçireceksiniz. Bilim insanı olmaktan vazgeçmiş olmuyor musunuz?
Vazgeçmiyorum. Geçen gün İstanbul büyükşehir belediye başkanına sordular. İstanbul'un en önemli üç problemi nedir? Dedi ki, birincisi deprem. İkincisi deprem, üçüncüsü de deprem. Ben Amerika Birleşik Devletleri'nde afet yönetimi ve deprem konusunda eğitim aldım. Deprem konusunda yetmişe yakın makalem var. Ama bu birikimimi şimdiye kadar toplumun hizmetine sunmakta sorunlar yaşadık. Çünkü sanayi, üniversite işbirliği tam manasıyla gerçekleşmiş değil Türkiye'de. Şimdi fırsat var. Bu birikimimizi toplumun hizmetine sunabiliriz. Bundan sonra bir şey keşfetmeyeceğim.
Bilim insanlığına noktayı koyuyorsunuz yani.
Bundan sonra bilim insanı olarak koyuyoruz. Ama birikimlerimizi siyaset alanına aktarıyoruz. Yeni politikalar geliştirilecek depremle ilgili. Bu da bilimsel bir çalışmadır. Bilim teknoloji politikalarında ne tip şeyler yapılırsa üniversitenin önü açılır, araştırmaların önü açılır bunu ben bilimsel çalışmanın bir devamı olarak görüyorum. Keşke daha çok bilim adamı siyasete girse.
EŞİM, MEHMET HABERAL'I SİLİVRİ'YE GÖNDEREN DOKTOR DEĞİL
Kalp cerrahı olan eşiniz, Mehmet Haberal'ı Silivri'ye gönderen hekim olarak biliniyor. Sizin mesleki kariyeriniz ne kadar parlak olursa olsun milletvekili olmanızı eşinizden dolayı etik bulmayanlar da oldu. Ne düşünüyorsunuz?
Burada bir bilgi eksikliği var. Benim eşim hiçbir rapor vermedi. Bunu kimse bilmiyor.
Kendisinin başhekimi olduğu hastane vermedi mi?
Orası da vermedi. Ben siyasete atılınca bu yanlış bilgi üretildi. Eşim çok ketumdur. Ben de bunları il sağlık müdürlüğünün açıklamasından öğreniyorum. Adalet Bakanlığı'na bağlı Adli Tıp Kurumu var. Raporu bunlar yazacaktı. Fakat dediler ki anladığım kadarıyla, tahlilleri, dürüst çok güvenilir bir yerde yaptıralım ki bize bu konuda hiçbir eleştiri gelmesin. Benim eşimin başhekim olduğu Mehmet Akif Ersoy Hastanesi'ne Mehmet Haberal Bey tahlil için gönderiliyor. Sadece tahliller yapılıyor. Kan, idrar, eco, efor gibi tahliller. Hastanenin laboratuarında yapılıyor bunlar. Ve hiçbir cümle eklemeden sadece tetkiklerden çıkan sayıları Adli Tıp Kurumu onlardan alıyor. Ne bizim bey ekliyor, ne hastanedeki laborant bir şey ekliyor, ne oradaki bir doktor. Bir cümle bile eklenmemiş. Sadece tahlil yapılıyor. Tahlilleri tahrip mi etselerdi?
Yani o raporun altında eşinizin imzası yok.
Yok. Rapor yazmadı. Tahlil yapıldı, sadece tahlili posta ile gönderdiler. Adli Tıp Kurumu belki başka tahlil de yaptırmıştır, onu bilmiyorum. Ama o elindeki verileri kullanıyor. Kendi doktorları da hastayı muayene ediyorlar. Onlardan biri kesinlikle benim eşim değil. Benim eşim ne rapor verdi, ne de muayene etti Sayın Haberal'ı.
Niye böyle biliniyor?
İftira. Haberal'ı Silivri'ye gönderen doktorun eşi diye anılmaktan üzgünüm. Ama inançlı insanlarız. Ben iftira atan olmaktansa iftira atılan olmayı tercih ederim. Bunun bir de öbür dünyası var. Allah'a havale ediyorum. Eşimin yaptığı açıklamayı bile yayınlamıyorlar. Benim aday olmama vefa örneği diyorlar. Öyle bir şey olsaydı o raporları kimler verdiyse Adli Tıp Kurumu'ndaki o doktorlara teklif gelirdi. Bizim hiç alakamız yok. Benim hayalimde politika hep vardı. Profesörlüğümü bekliyordum. Tabii bilimi seviyordum. İmkân bulsaydım kalırdım. Üniversite artık bana dar geliyor. Berlin Teknik'e çağırıyorlar, Selanik Üniversitesi'ne çağırıyorlar. Boğaziçi'ne derse çağırdılar. İzinleri almak bile bazen sorun oluyor. Biliyorsunuz bürokrasi çok ağır.
Politikaya girme kararınızı eşinizle oturup konuştunuz mu?
Eşim siyasetten uzak durmak istediği için söylenenlere çok üzüldü. O kadar emek verdi ki o hastaneye, şimdi siyasetle anılmak istemiyorum diyor. Siz buraya geliyorsunuz diye, ben çocuğu alayım gideyim de sen rahat rahat konuş dedi. Ama eşim sadece iyi bir hekim değil, beni her kararımda destekleyen çok iyi bir insan.
Politikaya girme demedi mi?
Demedi, devam et dedi. O ben ne karar verirsem destekler. Kayınpederim ve kayınvalidem çok destekledi. Benim buna uygun olduğumu düşünüyorlar. Türkiye'ye çok katkımın olabileceğine inanıyorlar.
AK PARTİ'YE BEN MÜRACAAT ETTİM, TANDANS UYUMU OLDU
İlk başta teklif Ak Parti'den mi geldi size?
Yok, hayır. Ben müracaat ettim. Ümidim de yoktu. Demek ki özgeçmişleri çok titiz inceliyorlar. Reha Denemeç Bey beni mülakata aldığı zaman benim okuduğum okullar, yaptığım yayınlara kadar bilgi sahibiydi. Siyasete neden atıldığımı sordu. Üniversite reformuyla ilgili düşüncelerimi paylaştığımda tandansımızın çok uyuştuğunu hissettim.
Eşinizin kim olduğunu biliyor muydu?
Hayır, sormadı. Ama eşiniz karşı mı dedi. Size söylediklerimi anlattım. Siz benim eşimi tanısanız dedim, ne meslek yapıyor dedi. Doktor, kalp cerrahı dedim. Beni her konuda destekler. Çocuklarıma da bakacağım, sen hiçbir şey düşünme bu konuda dedi dedim. Bir tek böyle bir cümle geçti.
Ama biyografinizde eşinizin adı muhakkak yazıyordu. Bilmemesi mümkün mü?
Benle ilgileniyorlar. Bunlar hakikaten titiz çalışma yapıyor. Çünkü kendisini başka türlü anlatan insanlar da oluyor. Oxford'u bitirdim diyorlar. Beş dil biliyorum diyen oluyor. Bunlar adayın bilgi birikimini arka planını çok titiz inceliyorlar.
Adaylığınız sadece Reha Dönemeç'in sorularına cevap vererek mi kesinleşti?
Başka bir mülakata çağırılmadım ama dört kişilik ekipti onlar. Reha bey Ar-Ge'ci. Benim fikirlerim de Ar-Ge doğrultusunda olduğu için vizyon örtüşmesi oldu.
Siyasi deneyiminiz yok. Bu dezavantajı nasıl kapatacaksınız?
Ben ona da katılmıyorum. Teknik Üniversitesi siyasetin göbeğidir. Bir araştırma görevlisi kadrosundan profesörlüğe kadar çıkana kadar oradaki IQ'su çok yüksek profesörlerin arasında hakikaten siyaset yaparsınız. Her şeyi dikkate alırsınız. Siyasetin tam göbeğidir. Orada envai türlüsünü gördüğüm için siyaset bana hafif geldi.
Durun, hemen karar vermeyin. Daha ne entrikalar göreceksiniz siyasette.
Böyle iftiralar olacaktır tabii. Emine Erdoğan ile ben hayatımda karşı karşıya gelmiş değilim. Bakın ikinci iftira üretimi de o. Onun adamı ayrı yerlerde çekilmiş resimlerimizi gazetede yan yana koyuyorlar. Diyorlar ki Kamil Güneş'in torunu. Ben Kamil Gündeş'in yeğeniyim. Profesörlüğümü yazmıyorlar. Profesör Doktor Haberal'ı Silivri'ye gönderen Başhekim'in eşi mühendis Pelin Gündeş Bakır diye yazıyorlar. Kayınpederi MSP'yi kurdu diyorlar. MSP ile hiç alakası yok. Bunlar hep üretim.
ÜNİVERSİTEDE HALKTAN KOPUKTUM
Seçmenle iletişiminiz nasıl, bir stratejiniz var mı?
Kayseri teşkilatı çok kuvvetli bir teşkilat. Çok disiplinli çalışıyorlar. Tek tek bütün köyler pek çok kez geziliyor. Onlarla 24 saat birliktesiniz neredeyse. Onların programına ben uyacağım tabii. Teşkilat benden daha tecrübeli çünkü yerel siyaset konusunda. Geçen gün Yahyalı'daydım. Öyle bir sevgi seli var ki Yahyalı'da. Çünkü orayı ilçe yapan benim amcammış. Oranın 89 yaşındaki eski belediye başkanı geldi. Dedi ki, göğsünü gere gere söyle, senin amcan burayı ilçe yaptı. Yüzlerce kişi ile birlikte yürüyoruz caddelerde. Bizim beyin akrabaları var. On kardeşti babası. Bütün onların çocukları, torunları hepsi orada. Benim akrabalar da var. Zaten sürekli düğüne davet ediliyorum. Şahit yapıyorlar. Cenaze evlerine gidiyoruz. Sürekli hareket halindeyiz.
Hoşunuza gidiyor mu?
Çok. Çünkü ben şimdiye kadar halktan kopuktum. O kadar hoşuma gitti ki. Bir nevi Allah beni bir inzivaya almıştı. Peygamber Efendimiz nasıl Hira Dağı'nda inzivadaydı. Sonra vahiy geldi Allah onu toplumun içine attı. Şimdi ben de 39 yaşıma yeni bastım.
Size de politikaya gir vahyi mi geldi?
Bilmiyorum artık. Allah beni aldı o inzivadan. Sürekli bilgisayar başında, çok çalışırdım, cumartesi pazar ben işime giderdim. O yüzden bu kadar hızlı ilerledim. 70 tane makalem var. Dört kitap yazdım. Science Citation Index'e giren 21 makalem var. Henüz asistanken İTÜ'nün profesörlük şartlarını sağlıyordum ben.
Bilim alanında muhteşem olmanız, muhteşem bir siyasi kimlik olacağınızın garantisi değil.
Ama hizmet açısından muhakkak surette bilim adamlarının da mecliste olması lazım.
Ama lidere biat edeceksiniz. Parti disiplini var. Katılmadığınız görüşlere de eyvallah diyeceksiniz. El kaldıracaksınız. Bunlara hazır mısınız?
Ak Parti çok ilerlemeci, yenilikçi ve açık fikirli bir parti. Statükocu değil. Şimdiye kadar ne reformlar yaptı. Eğitimde, üniversitelerde. Gayet iyi gidiyor her şey. Benim vizyonum onlarla örtüşüyor zaten. Ben ayrı bir kültürden gelmiyorum. Bu noktada ben bilim konusuna ne katkı yapabileceksem onu ortaya koyacağım. Keşke daha çok bilim adamı olsa mecliste.
Ak Parti'de kaç kişiyi tanıyordunuz?
Ak Parti'den insanlarla adaylık sürecine katıldığım zaman tanıştık yavaş yavaş. Siyasetçi tanımam ben açıkçası. Bilim adamlarını TUBA üyelerini, TÜBİTAK bilim ödüllü hocalarımızı çok iyi tanırım. Ha bir de şu fotoğraf. Bir tarafta başbakanımız, ortada bizim bey, öbür tarafta sağlık bakanı güle oynaya yürüyorlar. Araları çok samimi deyip bunu koyuyorlar.
Bu fotoğraf ne zaman çekildi?
Hastanenin açılışına başbakan davetliydi 2009'da. Koskoca bir hastane açılıyor beş yüz yataklı. Başbakan gelip kurdele kesecek. Onun yanında sağlık bakanı davetliydi. Bunlara hastaneyi gezdirirken o gün bir resim çekilmiş. Bizim bey de onu hastanenin web sitesine koymuş. Oradan indirmişler. Bunu ortaya atıyorlar.
Siz Kayserili değilsiniz, eşiniz Kayserili değil mi?
Ben de Kayseriliyim. O da bakın üretim. Ben Melikgazi Çifteönü mahallesinden özbeöz Kayseriliyim. Cıngıllıoğlu ve Küçükçalık aileleriyle çok yakından akrabayız. Türkiye'nin en büyük problemi deprem. Muhtemelen Tayyip Bey deprem ile ilgili bir takım politikalar belirleyecek. Belki de o yüzden beni seçti. Zaten CHP de bizim okuldan depremci Haluk Eyidoğan'ı listeye koydu. Ben inşaat mühendisiyim aslında. Depreme dayanıklı yapı tasarımı benim alanım.
Ergenekon davasındaki tutukluluk hallerinin fiili cezaya dönüştüğünü düşünüyor musunuz?
Kendi konum dışındaki bir konuyla ilgili konuşmak istemiyorum. Ben Ergenekon iddianamesini okumuş dahi değilim. Bu konuda konuşursam bilgi sahibi olmadan fikir üretmiş olacağım. Ben bilim insanıyım. Gayri ciddi bir insan değilim.
Bir vatandaş olarak baktığınızda uzaktan ne görüyorsunuz?
Bir şey dikkatimi çekti. Onu söylemeden edemeyeceğim. Biliyorsunuz Halk Partisi Sayın Profesör Haberal'ı milletvekili adayı yaptı. Bu kadar hasta birisi diyorlar, kalbi duruyor diyorlar. Peki, nasıl yapacak milletvekilliğini. Artık onu halkın takdirine bırakıyorum.
BAKANLIK DEĞİL, İŞ İSTİYORUM
Kayseri'de seçim sonucu ne olur?
İnşallah dokuz çıkaracağız Kayseri'de. Kayseri kaledir Ak Partisinin.
MHP de güçlüdür orada ama.
Tabii. Ama ben gönülden dokuz istiyorum. Çalışacağız. Beş yetmez, altı yetmez, yedi yetmez. Dokuz çıkacak. Rakip tanımıyoruz Kayseri'de.
Gönlünüzdeki bakanlık eğitim bakanlığı mı, Bayındırlık iskân bakanlığı mı?
Ben kendim için hiçbir şey istemem.
Yalan. Her milletvekili bakan olmak ister. Hangi bakanlıkta daha yararlı olacağını düşünüyorsunuz?
Bakanlık değil, katkılarımı söyleyeyim. Ben hakikaten kentsel dönüşüm olsun, iskân politikaları olsun, deprem olsun, bilim teknolojileri olsun bunlarla ilgili katkıda bulunabilirim. Ben hamileliğimin son üç ayında üniversitede yattım işlerim aksamasın diye. Çünkü yolculuk edemiyordum. Araba kullanacak durumda değildim. Ve İstanbul'un en sıcak yazıydı, 2007 yazı. 40 küsur dereceydi. Bebek iriydi, otuz kilo almıştım. Oraya çek yat alındı. Air condition alındı. Bir de küçük buzdolabımı aldım. Ben orada sabahladım, üç ay. Sonra bizim bey de geldi, kıyamadı. O da doçentliğe hazırlanıyordu o zaman. O da yanıma geldi, o da kitaplarına çalışıyordu.
Siz böyle işkolik bir ailesiniz demek.
Tabii ailecek böyleyiz. Büyük oğlana babaanne baktı, biz çalışıyoruz diye. Ve orada üç ay, bilgisayar başında çok yayın yaptım. Öyle mevki adamı değiliz. Öyle olsa siz beni bakımlı görüyorsunuz. Ben üniversitede böyle gezmem. Çalışmaya başladığım zaman insanın ne kuaföre gidecek vakti olur, ne makyaj yapacak vakti, ne üstüne başına dikkat edecek vakti. Şimdi size saygımdan giyineyim dedim.
Ama bundan sonra hep böyle olacaksınız.
Dikkat etmek zorunda kalacağız. İş benim için öndedir. Manikür, pedikür yapmam, oje sürmem. Bundan sonra da yapmayacağım. İşimi yaparım.
Allah Allah. Ben şimdi manikürlüyüm, işime engel mi?
Yok, yanlış anlamayın. Sevmemek olabilir. Bakımlı olmak iyi bir şey.
Kayseri'ye mi yerleşiyorsunuz şimdi ailecek?
Ailecek değil. Eşim çocuklarla İstanbul'da kalacak. Ben Kayseri'ye yerleşeceğim. Ankara ile Kayseri arasında mekik dokuyacağım. Çocuklar hafta sonları benim yanıma gelirler. Çocukların okul düzenini bozmak istemiyorum. Eşim de ben de fedakâr insanlarız. Biz bu işe hizmet için girdik. Allah takdir eder, etmez. O da imtihandır. Ondan da şaşmamak lazım. Allah korusun insan nefsine karşı her dakika tetikte olacak.
Parlamentodaki atışmalara siz de dâhil olur musunuz acaba merak ediyorum.
Ben atışma değil de, iş yapmak istiyorum. Ben cevap vermem sataşmaya. Konuşur konuşur yorulur sonra. Yaptığımız işle cevap vermek lazım.
ÇOK KADIN PROFESÖR VAR AMA İDARECİ AZ...
Feminist yönünüz var mı?
Kadın hakları konusunda biraz titizim. Üniversitelerde tamam, çok sayıda kadın profesör var. Ama idari kadrolara geldiği zaman basamakları çıkmaları çok mümkün olmuyor. Ne kadar kadın rektör vardır, ne kadar kadın dekan vardır, ne kadar kadın bölüm başkanı vardır? Onlar da çok yaşlandıkları zaman imkân bulabiliyorlar. Gençken böyle bir imkân verilmiyor. Kadın hakları konusunda üniversiteler en liberal değil mi olmaları gereken yerler. Ama kat edilmesi gereken çok mesafe var. Kadınların meslek sahibi olması lazım. Çok mühendis kadın olması lazım. Çünkü mühendislik matematik zekâsını gerektiriyor.
IQ'nuzu ölçtürdünüz mü?
Küçükken ölçtürmüş annem. O zaman galiba 140 çıkmış. Hatırlamıyorum şimdi. Ben ilkokul biri okumadım. İlkokul ikiye direkt atlatıldım. Üç buçuk yaşında öğrendim okuma yazmayı.
Kaç yaşında profesör oldunuz?
38. Aslında bir sene önce olmam lazımdı. 65 yaşında bir hanım hocamız vardı. Onun geciktirilmişti bayağı profesör olması. Onun kadar yayını olan erkekler olmuş profesör. Ona verilmemiş. 100 kişilik, 120 kişilik derslerde eziyet çekmiş, vermemişler. Bir tane kadro açıldı profesörlük. Ya o girecekti ya da ben başvuracaktım. Ben onun lehine çekildim. Çünkü onun emekliliğine iki sene vardı. O yüzden de bir sene geç oldu.
Eşinizle nasıl tanıştınız?
Eşimle bir ortak arkadaşımız bizi bir araya getirdi. Görücü usulü. Ama çok büyük bir sevgi var aramızda. Tanışmamızla evlenmemiz arası da çok kısa bir süre oldu.
Ne çabuk karar verdiniz?
Eşim tanıştığımız o gün karar verdi. Çok hızlı karar verme yeteneği var, cerrah ya. Onlar alışmışlar, onun üzerine eğitilmişler. Ben biraz zorlandım.
Bir arkadaşlık süreci yaşamadınız mı?
Yok, hayır. Ama karar verildikten sonra bizim eve gelip gidiyordu. Ailelerle birlikte restorana yemek yemeğe gidiyorduk, geliyorduk. Arkadaşım onu çocukluğundan beri tanıyordu. Ben biraz laf aramızda gelen görücülere dayanıklılık testi yapıyordum. Olabilecek en kötü şeyleri söyleyip bakayım ne yapacak. Sinirleniyorsa filan anlıyorsunuz. Fikirlerini açık ifade eden kadınlardan bazı erkekler hoşlanmaz. Mesela en sivri fikrim neyse onu söylerim. Unuttum tabii şimdi. Yıllar geçti. Bakayım ne yapacak diye. O testten çoğu kişi sınıfta kalmıştı, sinirlenip ne diyor bu filan. Bu hiç etkilenmedi, bana şöyle bir baktı. Valla şimdi bırak bunları, senin kararın ne, onu söyle dedi. Onun da IQ'su yüksek. Dayanıklılık testini yaptım, yutmadı yani. Şimdi çok mutluyuz. İyi ki bir araya gelmişiz. Bakın bana şimdi ne kadar destek oluyor. Hangi başhekim çocuklarının bütün yükünü sırtına alıp, sen git memlekete hizmet et. Demezler. Hele Türk erkeklerinde bunu diyebilen çok azdır yani.
İkinizin ailesi de muhafazakâr zannediyorum.
Onun ailesi Anadolu ailesi. Biraz muhafazakâr. Benim ailem demokrat, liberal bir aile. Ama ben kendim dini değerlere saygılı ve inançlı bir insanım. İbadetlerimi olabildiğince yerine getirmeye çalışırım.