Nuriye Hanım, merhabalar.
Ne yazsam, nereden başlasam bilemiyorum. Sadece boş bir maille harfsiz savtsız duygu ve düşüncelerimi mi yollasam. Yoksa rüyalarınıza mı girsem, destursuzca muhabbet vizesi ile. Aslında "İnci Avcısı" programını izleyip de tadına doyamadığım günden bugüne hep hayalimde vardır, sizinle başbaşa yaptığım bir sohbetin resmi, sesi ve lezzeti. Bazen bir cafede, bazen bir deniz kenarında bazen de...
Ama bundan iki gece önce sabahın dördünde bu sefer sizdiniz, romanınızın sanatlarıyla, mana anahtarlarıyla benim rüyama ve dünyama misafir olan. Başkasına anlatsam halüsinasyon der, etkilendin der, bir şeyler der. Tabii ki demedim kimseye. Aslında uyanıktım, daha doğrusu uyandım. Kelimelerin şifreleri çözüldü. Romandaki kahramanların isimlerinden tutun da daha örtülü olan nice şeyler bana kendini ihbar etti. Mevlana hazretleri "Kelimeler mana tarlalarındaki korkuluklardır" demiyor mu? Nasıl anlatsam. Bir yazarın yapabileceğinin çok ötesinde romanınız, gönül dolusu tebrikler. Analiz ve sentez, yerme ve değer içiçe.
Kültürümüz siyasetimizle, inancımız geleneklerimizle hem karşılaştırılmış hem de ayrıştırılmış. Bazen bir tarihci, bazen bir sufi, bazen bir psikolog, bazen bir arkeolog. Pazılın hiç bir parçasını eksik bırakmadan tamamlamak. Varlığın ve varoluşun inceliğini idrak frekansına çekerek, insanın kendine ve kendinden içeru olana seyru seferine yüreklendirmek.
Elinize gönlünüze sağlık. Siz Türk insanı için sadece bir aydın değil hem de aydınlatıcısınız.
En derin sevgi saygı ve muhabbetlerimle.