Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Ömer Derebaşı] - ‘Ben adamı gömerim’

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Karşıyaka Mezarlığı'nda bir işçi. Adından önce sıfatı var: Mezarcı. Mezar açar, mezar kapar gün boyu. Kolları yorgun, kazma sallamaktan. Belinde yaşamadığı hayatların yükü. Burnundan ceset kokusu eksik olmaz. Rüyalarında meçhul ölüler, rıfk ile verir onlan toprağa; bir daha, bir daha. Bir kulağında "münker", diğerinde “nekir”in sesi: "Rabbin kim?"

Sayın mezarcı. Yaptığınız iş çok mu acı?

Şimdi bana kazıcı gömücü diye korkuyla bakıyorsunuz. Evet, ben adamı gömerim, bu çok acı. Mezar benim ekmek teknem. Bir insana yapılabilecek en son hizmet, meslekler içinde biz mezarcılara nasip oluyor. Mezar kazmak ve cenazeyi usulüne uygun defnetmek çok önemli. Çünkü hiç tanımadığınız bir inşanı dünya yolculuğundan ahiret yolculuğuna siz uğurluyorsunuz.

Onun için mi eskiden insanların özgeçmişinde anne, baba adı, doğum yeri, yaptığı işler söylendikten sonra, onu defneden mezarcının da adı zikredilirdi?

Tabii, hikâyeye noktayı biz kovuyoruz. Ama bu dediğiniz köylerde olurdu. Artık şehirlerde bu adet unutuldu. Cenazeyi mezara indiren kişinin itikatı sağlam olmalı, işin inceliklerini bilmeli. En güzeli, bu işi ölünün bir yakınının yapmasıdır. Ama cenaze sahipleri o kadar üzgündür ki, takatleri yoktur. İşi bilmeyebilirler, bazen de ölüden korkarlar. Ama bizler işinin ehli insanlarız. Acısından ne yaptığını bilmeyen, bu yüzden bize bazen çirkin kelimeler sarfeden cenaze sahiplerine anlayışlı davranırız.

Bildiğim kadarıyla bir lahit, bir de toprak mezarlar var. Daha çok hangisi tercih ediliyor?

Toprak mezar 50 bin, lahit ise 150 bin lira. Fakirler bu yüzden daha çok toprak mezarı tercih ediyor. Ama maddi sıkıntısı olmadığı halde İslam'ın inceliklerini yaşamak isteyenler, sağlıklarında "Beni beton mezara koymayın, toprak olsun mekânım" diye vasiyet ediyorlar.

Ama lahitin de tabanı toprak?

Olsun. Yanları beton. 'Topraktan geldik, toprağa karışacağız" inancıyla bazıları mezarın tamamen toprak olmasını istiyor.

Kazarken ne hissedersiniz?

Tabii haliyle ürperiyorsun. Kendin de bir gün aynı yere geleceğini düşünüyorsun. Adamı ne de olsa etkiliyor. Ben bu cenazeyi indirdim, bir gün de beni birisi indirecek, ben de aynı ölümü tadacağım düşüncesini aklımdan hiç çıkartmıyorum.

Bu duygu rüyalarınıza da yansıyor mu?

"Defnettiğim ölüler, rüyama giriyor"

Bazen oluyor tabii. Ama en çok, mezarını kazdığım, defnettiğim ölüler giriyor rüyama. Bir defasında trafik kazasmda ölen dört kişilik bir aileyi defnetmiştim. Rüyamda onları yeniden yeniden defnettim. Günlerce aklımdan çıkmadı.

Kazma sırasında cenaze yakınlarının sizden özel istekleri oluyor mu?

Tabii oluyor. Mesela mezarının düzgün, toprağının yumuşak olmasını istiyorlar, öyle vatandaş çıkıyor ki toprağı eletmeye kalkıyor. Sırtına taşlar, çöpler batmasın diye. Bir vatandaş o kadar ileri gitti ki "Üstüne atılan toprağı bile eleyeceksiniz" dedi. Biz de bu isteğini yerine getirdik. Tabii insan düşünmeden edemiyor. Acaba bu vatandaş, bu yakını sağken de ona karşı bu kadar hassas mıydı? Herhalde insan, sahip olduklarının kıymetini onları kaybedince anlıyor.

Hem fiziksel hem de ruhsal açıdan yorucu bir iş olmalı. Evinize bitkin mi gidiyorsunuz?

Tabii bazen cenaze çok oluyor. Mezar yetişmiyor, 6 arkadaş 6'şar mezar kazdığımız oluyor. Haliyle yoruluyorum. Kollarım ve belim çok ağrıyor. Eve varınca ilk işim banyo yapmak oluyor.

Tabii ağaç çukuru kazsaydınız bu kadar yorulmayacaktınız.

Şimdi ağaç için açtığın çukura fidanı koyuyorsun. O bir çocuk gibi büyüyecek, öbür çukura koyduğun şey de aslında fidanı ağaç yapan şeylerden biri. Hatta üstünde çıkacak otları da o büyütür.

Bu birlikteliği vurgulamak için mi mezarlara ağaç dikilir?

Bu adet peygamber efendimizden geliyor. Bir gün arkadaşlarıyla kabristanı gezerken, bir mezarı işaret ederek, "Burada yatan kabir azabı çekiyor" diyor ve bir yaş ağacı mezara dikiyor. Sonra "Bu ağaç kuruyuncaya kadar bu kişinin üzerindeki kabir azabı hafifletilecek" buyuruyor. Demek ki, mezarlara yeşil bitkiler, aşağıda yatan mevtanın azabını azaltacağı inancıyla dikiliyor. Bilmiyorum doğru mu ama bazı âlimler, bazı tür ağaçların kökleriyle toprağı temizlediklerini söylüyorlar.

Peki, çukuru kazdınız, sıra gömmeye geldi. Nasıl yapmalı?

Tabii bunun bir usulü var. Rıfk ile (yumuşaklıkla) indirmek, çok nazik olmak gerekir. Çünkü bu onun son yolculuğu. Hırpalamadan, bir arıza vermeden, şefkatle alıp mezara koymak lazım. Ama maalesef, yakınlarını mezara kendi elleriyle koymak isteyen öyleleri var ki, cenazeyi eğip büküyor, sarsıyor. Biz onları uyardığımızda ise bazen acılı oldukları için bize ters davranabiliyorlar.

Mesela ne yapıyorlar?

Cenazeyi toprağa koyduğumda yüzünü kıbleye, vücudunu hafifçe sağa çevirmem lazım. Kimisi diyor "fazla çevir", kimi diyor "fazla çevirdin." Yani burada bilen de konuşuyor, bilmeyen de.

Yüz neden kıbleye döndürülür?

Müslümanlar beş vakit namazlarında kıbleye dönerler. Öldüklerinde de yine kıbleye, Allah'ın evine yönelmeleri lazım. Kâbe, Allah'ın nazargahı. Yani yedi kat yerin altından, yedi kat yerin üstüne kadar rahmet bakışlarına muhatap olduğu bir yer. Allah'a ibadet maksadıyla yeryüzünde inşa edilen ilk mabettir". Rivayete göre ilk kez yerinin belirlenmesini, meleklerle Hazreti Âdem yapmış. Daha sonra Hz.İbrahim oğlu İsmail aleyhisselam ile beraber inşa etmiş. Hacer-ül esved taşını getirip tavafa başlangıç işareti olarak köşeye koymuş. Peygamberimiz tarafından da kabe hakemliğiyle yerine konulmuş. Dünyadaki 1 milyar müslümanın kıblegahı. Tabii böyle mübarek mekâna yönelmek çok güzel. Onun için mevtanın yüzü kıbleye yönlendirilir.

Peki, cenaze mezara neden sağdan indirilir?

Mübarek işler hep sağ elle, sağ taraftan yapılır. Yalnızca tuvalete sol ayağınızla girersiniz. Kiramen kâtipleri dediğimiz meleklerin de sağ omzunuzdaki iyilikleri, sol omzunuzdaki kötülükleri yazar.

Peki, cenazenin üstüne toprak atılmadan evvel yüzü açılmalı mı?

Hayır. Yıkanıp kefenlendikten sonra cenazenin başıyla ayakları bağlanır, bir de bel kuşağı bağlanır. Onlar, mezara konulduğu vakit komple çözülür. Yüzü açılmaz. Vatandaşlardan açmak isteyenler çıkar. Bunun kitabımızda yeri yoktur. Ölülerimizi iyi ve güzel halleriyle hatırlamamız daha uygun.

"Girdiğiniz rahim, çıktığınızdan büyük"

Peki, cenazeyi uğurlarken hangi sözlerle veda edilir?

Tabii bismillah çekilip dualarla gönderilir. Bunların manası çok güzeldir. "Seni Allah'ın ismiyle yerleştirip, Resul-u Ekrem'in dini, üzerine teslim ettik" denir. Çünkü biliriz ki Allah, hakkında iyi şahadet edilen kullarının günahlarını affeder. Bir başka duada da "Ey Allah'ım. Bunun işini kolay et. Gitmekte olduğu âlemi ona içinden çıktığı âlemden daha hayırlı yap" denir. Çünkü kabir, ahiret âlemine yeniden doğuşun ana rahmi sayılmıştır.

Bu rahmin boyutları nedir?

90'a 2.20'dir. Senin anlayacağın çıktığınız rahimden girdiğiniz rahim daha büyük.

Bir de galiba üzerine toprak atılırken dua ediliyor?

Evet. O da "Biz sizi topraktan yarattık, yine ona döndüreceğiz. Bir kere daha ondan çıkaracağız" mealindeki ayettir.

Bu meslekte enteresan şeyler yaşadınız mı?

Abla bizde yalan yok. Fazla yaşamadım. Yalnız benim evim daha önce şu yukardaydı. Evden rahatlıkla mezarlığı görüyordum. Bazı geceler bir mezarın üstünde bir nur olduğunu gördüm. Hem de birkaç defa. Hatta yerini tespit etmek için oraya geldiğim vakit o nuru kaybettim, bulamadım. Hani bir tüple lüküs yanar ya 6 lüküsün ışığı gibi bir nurdu.

O zaman ne anlam vermiştiniz buna?

Ben o mezar sahibinin Allah tarafından sevilen bir kişi olduğu manasını verdim.

Korkmadınız mı?

Korkmadım. Küçükken korkardım. Mezarlığın yakınından bile geçemezdim. Fakat işte Cenab-ı Hak'ın takdir-i ilahisi, mezarcı olduk. Mezar açıp mezar kapatıyoruz.

Peki, mezarın kapandıktan sonraki durumuyla da ilgileniyor musunuz?

Görev olarak değil tabii ama insan ister istemez düşünüyor. Hoca talkın veriyor. Yani münker ve nekir (sorgu melekleri) ölen kişiye "Rabbin kim, peygamberin kim, dinin ne, kitabın ne?" gibi sorular sorduğunda ona "şöyle şöyle de" diyor. Acaba aşağıdaki doğru cevapları verebildi mi diye kendi kendime sorarım.

Yani ölüye bir çeşit kopye mi veriliyor?

Böyle düşünmeyin. Bu, bir çeşit telkindir. İnsan sağlığında bile telkinleri aynı şekilde almaz. Kimisi kabul eder, kimisi etmez. Buda bir nasiptir. Hayatta iken inancınız yoksa telkinin fazla bir faydası olmaz. O yüzden ben bile bazen kendi sorgumda acaba şaşırır da doğru cevabı veremez miyim diye düşünürüm.

"Kabir, içine her gireni sıkıştıracak" derler. Bunun anlamı ne?

İslami ölçülerde eğer iyi bir insansan, kabrinin genişletileceğine, cennet bahçesi gibi olacağına inanılır. Ama öyle değilseniz, cehennem çukuru olacaktır. Kabrin sıkmasını şuna benzetebiliriz. İnsanlar mutlu anlarında zamanın nasıl geçtiğini anlamazlar. Ama mesela hastane kapısında saniyeler yıl gibi gelir. İyi bir insansa kabirde Allah ona birtakım mertebeleri gösterir. Yani ona bir pencere açar. Oradan cennet kokuları gelir. Kötüler içinse kabirde zaman işkencedir. Belki sıkmak tabiriyle bunlar anlatılmak istenmiştir.

Mezarlıkların da şehirlerin olduğu gibi iyi ve kötü semtleri var mı?

Aslında yok. Ama nedense bazı insanlar mezarlıkta bile protokol istiyorlar. ''Mezarımız köşe başı olsun, kapılara yakın olsun ki kolay ziyaret edilsin" diye düşünüyorlar. Hatta komşu mezarlar tek katlı, kendisinin mezarı birkaç katlı ve süslü ise, bundan dolayı müdüriyete "Sizin elinizde yetki yok mu? Bu mezarları daha büyük yapsalar, bunlar çok mütevazı. Bizim mezarlar arasında bunlar hiç hoş durmuyor" diyenler bile oluyormuş.

Yani mezar komşularının da kendileri gibi "Görgülü!!" olmalarını mı istiyorlar?

"Ölen için unvanın, rütbenin önemi yok"

Herhalde. Dünyevi alışkanlıklar hala devam ediyor. Mezar taşlarına meslek, ünvan, rütbe gibi özelliklerinin yazıldığını da maalesef görüyoruz. Hâlbuki ölen için bunların hiç bir önemi kalmamış. O artık er ya da hatun kişi. Onun için artık aldanma şansı kalmamış, Yakınları kendini kandırmaya devam ediyor.

Peki, definden yıllar sonra bir mezarı hiç açtınız mı?

Evet. Mükerrer defin yaptığım oldu. Yani adamın babası ölmüş üzerine annesini defnetmek istiyor veya oğlunu defnetmek istiyor. Enteresandır, bayanların olsun erkeklerin olsun saçlarına birşey olmamıştı. Et, kemik kalmamış ama saçlar aynen duruyor. Vücuttan en kolay dökülen şeyler, en geç çürüyen şeyler oluyor nedense. Bu da Cenab-ı Hak'ın hikmeti işte.

Mezarlıklardan kemik hırsızlığı yapıldığını duyarız. Hiç rastladınız mı?

"Büyü için ölü suyu isteyenler var"

Ben rastlamadım. Ama büyü yapmak için müdüriyetten kemik ve ölü suyu yani burada yıkanan cenazenin suyunu isteyenlerin olduğunu duydum. Tabii verilmemiş. Eskiden ders yapmak için resmi yoldan kemik isteyen tıp fakültesi öğrencilerinin istekleri yerine getirilirmiş. Bizim meccane dediğimiz, kimi kimsesi olmayan, belediyenin kaldırdığı mezarlardan karşılanırrnış bu istekler. Bildiğim kadarıyla bu, encümen kararıyla artık kaldırıldı. 50 bin lira mezar parası ve bir yakını olmadığı için belediyenin gömdüğü bu insanlann kemikleri şimdi dağıtılmıyormuş.

İşiniz sizi nasıl bir insan yaptı?

Ben baştan beri inançlı bir kişiydim. Kuran kurslarında falan okudum. Ama burada her an ölümle uğraştığım için eski günlerime göre daha hoşgörülü, yumuşak bir insan oldum diyebilirim. Burası öyle bir ibret mahalli ki, insanı kabre koyuyorlar, en acılısı en fazla 15 gün ziyaretine geliyor. Sonra peşinizi bırakıyorlar. Sağlığınızda iyilikler yaptıysanız ne ala" Yoksa orada yapayalnızsınız. Şimdi insanlara ölümden söz edince "Konuşacak başka şey yok mu? İçimiz karardı" diyorlar.

Ama insan ‘karardım’ zannederken aydınlanabilir de.

1994 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player