[Halil Mutlu] - "Kadının uzununu severim"
Nuriye Akman
Sabah Gazetesi
1.48'lik şampiyon haltercimiz Halil Mutlu'nun kız arkadaşı, kendisinden 19 santim uzun
Haltere 10 yaşında, Bulgaristan'da başladı. Türkiye'ye geldiğinde 16 yaşındaydı. Şampiyon olma hırsını, içine memleketlisi "Naim Abi" soktu. Bir şampiyona sonrasında kalabalıkların onu karşılama coşkusunu görünce, "Herkes beni de böyle sevsin, saysın, alkışlasın" dedi içinden. Dediği oldu. Çünkü günde 8 saat çalışıyordu.
Şampiyonluk uğruna nelerden vazgeçtin?
Çocukluğumdan vazgeçtim. Top oynamadım mesela. Şu anda da başka gençler gibi avare avare gezemiyorum caddelerde. Çocukken bizim köylerde spora bu kadar erken başlayan yoktu. Bir Naim Abi vardı yani. Ne kadar zordu işim anlayın. Bir sinemaya gidemiyorum hala. Antrenmanlar saat 23.00'e kadar sürüyor. Otelde kalıyoruz. Gidip sinema salonunda oturacağıma, evimde oturayım diyorum. Evime özlem gidermeye geliyorum. Biraz oturup televizyon seyrediyor, sonra otele dönüyorum.
RÜYADA DA HALTER
Şampiyonluk hırsını nasıl bileyliyorsun?
Bize gösterilen ilgiyle. Seni izlerken ağlıyor 70 yaşında biri. Daha okula yeni giden bir çocuk, bizi gördüğü zaman "Aa, Halil Abi" diyor ve "500 kilo kaldırdınız mı bakalım?" gibi sorular soruyor. Bunlar hoşuma gidiyor işte.
Her gece yatmadan evvel kendine "aslansın" diye telkinlerde bulunuyor musun?
Zamanında olmuştur. Artık kendimize fazla güveniyoruz. Çünkü rakiple aramızda gerçekten fazla bir şey açtık. Bazen rüyamda kıl payı kaybettiğim yarışmaları görürüm, uykum kaçar. Bir köpeği vardı, çalındı. Papağanı da var ama hayatı kamplarda geçtiği için emanete veriyor kuşunu. Köpeğine Reci adını vermeye, uçakta seyrettiği bir Harison Ford filminden sonra karar verdi. Filmdeki yılanın adıydı Reci. Reci'yi yitirdiğinde "Sahip çıkamadık köpeğimize" diye çok üzüldü.
Hayvan olsaydın köpek mi olurdun?
Kuş olmayacağımkesin. Çünkü sürekli kafeste kalmayı sevmem. Köpekleri severim çünkü çok sadıklar.
KARINCA HAYRANI
Bense seni karınca ile özdeşledim. O da senin gibi ağır kaldırıyor. Hem de vücudunun 25-30 katını.
Arkadaşlarla bazen konuşuyoruz bir karınca kadar bile olamadık diye. Yani ne kadar da kaldırsak, karıncanın rekoruna varamayacağız. O yüzden hayranım onlara.
Henüz vücut ağırlığının üç katını kaldıramadın. Dünyada bir tek Naim mi başardı bunu?
Bir iki sporcu daha var. Naim Abi'nin bir de artı 10 kilosu var. Hedefim tabii ki onu geçmek. Mesele üç kat kaldırmaksa, geçen hafta Sofya'da yapabilirdim. Ama benim gözüm Sydney'de. Rekoru olimpiyata saklıyorum. Bize bir süs olmasını istediğim için. O yüzden yarım yarım gidiyoruz hep. Her yarışmada bir şeyleri daha verebilelim diye. Çünkü altını alıyoruz, rekoru nerede diye soruluyor. Podyuma çıkmadan önce güç aldığı bir ayıcık var. Ad koymamış ama onsuz kalmaktan ürküyor. Uğurunun, görevini yapması için yanında durması yetiyor. Bu sefer Sofya'ya giderken evde unutmuş ama ayıcığının uğuru oralara kadar yetişmiş. Podyuma çıkmadan önce de şükreder kendini gizleyip. Havlularla başını saklama nedeni işte bu. Kendini yabancı gözlerden havlularla saklıyor ve içinden "Allah'ım, beni utandırma, fazlasını istemiyorum. Hakkım neyse onu almaya geldim. Beni mahcup etme" diyor. Sonra podyumda ona şampiyonluk vadeden o birkaç saniye... Her şeyin silindiği, bütün seslerin sustuğu, kimsenin kalmadığı, hatta kendisinin bile kalmadığı toplam 20-22 saniyeyi nasıl yaşadığını bilmiyor. Tam bir kopuş.
KENDİNE GÜLÜYOR
Peki, sonra kendini televizyondan izliyor musun?
Evet, bu saniyeler içinde yaptığım hareketler bana komik geliyor. Mesela benim parmaklarım kalın ve kısa olduğu için tutmak sorun oluyor. Halteri tutabilmek için şöyle bastırıyorum ayağımı, destek veriyorum. Bazılarına bu artistik geliyor ama benim komiğime gidiyor, gülüyorum kendime. Bir de dilimi bayağı dışarı çıkartıyorum. O da komik.
Halil, şu küçük bedeninin iklimini merak ediyorum. İçinde ılıman rüzgârlar mı eser senin, yoksa kurak, sert bir mizacın mı var?
Genelde sakinimdir. Gülmeyi severim. Çoğu şeye pek fazla tepki vermem. Tepki verdiğim zaman da tabii çok sert, kırıcı olur. İkiyüzlüler fırtınalar estirir içimde. Özellikle sporda kendi gücü dışında bir yerlere gelmek isteyenlere, spora politika karıştıranlara kızarım.
Elini uzatıp ulaşamadığı, bir üniversite mezuniyeti kaldı. Sakarya Beden Eğitimi Bölümü'nde 6. seneyi doldurduğunu hatırlayınca, bu gidişle bitiremeyecekmiş gibi geliyor. Ama ahdetti; eninde sonunda diplomasını alacak. Artık 35'inde mi, 50'sinde mi bilmiyor. Yarınından emin değil çünkü. Bir diploma şart bu hayatta...
Senin için en zor şey ne?
Çamaşırları sermek. Makineye atmak kolay oluyor da daha sonra onları söyle silkmek çok zor. Birde bacak bacak üstüne atamıyorum. Bazı adamlar dalyan gibi şöyle atıveriyor bacağını öte tarafa. Bizim bacaklarımız kalın, kısa. Komik oluyoruz. Mesela raftan bardak alamıyorum. O yüzden Japonya'ya gideceğim. Yüksekler çok zorluyor beni.
Çok rahat sıçrayabiliyorsun, boyun kadar bir sıçrama yapabiliyorsun ama buna mukabil ne yapamıyorsun desem?
10 dakika sürekli oturamam. Kalkmak lazım, gezmem lazım. Çok hareketliyim. Son zamanlarda filmler uzun oluyor, üç saat falan oluyor. Belki de o yüzden gitmiyorum.
Araba kullanabiliyor musun?
Pek boyuma göre olmayan büyük bir arabam var. Kullanabiliyorum. Biraz parmak uçlarıyla basıyorum pedala ama idare ediyor. 27 yaşındayım ama çocuk hissederim kendimi. Belki de çocukluğumu yaşamamaktandır bu.
Kızdığın zaman, sevgilini halter gibi kaldırıyor musun?
Yok, kızdığım zaman sevgili olunca, olay değişiyor. Kızınca susarım, yani konuşmam. Sevgiliye gelince; halterciliğimiz biter. İnsanlar bazen "Hadi bizi kaldır" diyorlar ama onlara hayır cevabı veriyorum. Herkes zannediyor ki işte halterci bunlar her şeyi kaldırır götürür. Öyle değil. Bizde öyle kaba güç yok, patlayıcı güç var. Aynı anda bütün kasların devreye sokulmasından işte. Ben kaba gücümle bir çuval çimentoyu kaldıramam.
Güçlü ama dayanıksız... Halterci kaslarının hayat hediyesi bu. Kısa, ani hareketlerde başarılılar. Devamlılık isteyen işlerde çabuk yorulurlar. O da uzun uzun yüzemiyor, koşamıyor. Hemen şişiyor. Yürümekten nefret ediyor. Arkadaşlarla yürüyüşe çıktığı an, nefes nefese kalıyor...
Peki, aşk hayatın da böyle kısa ilişkilere mi dayanıyor?
Tabii belli bir yaşa kadar ciddi ilişki düşünmüyorsun ama ben uzun ilişkileri seviyorum.
Aksine, size gecelerin adamı diyorlar.
Gece hayatını seviyorum. Arkadaşlarla eğlenmeye gidiyoruz. İlle de kadın olması şart değil.
Kadınlar konusunda rekor sahibi olduğunu duydum.
O kadar da değil. Eksikliklerini hissetmedim hiçbir zaman.
Kadınlar deli oluyormuş sana...
Bilmiyorum. Belki biz deli oluruz, belki de onlar. Kadınları severim. Şu anda 5 senedir beraber olduğum biri var. Jimnastikçi idi, bıraktı sporu. Şu anda üniversitede okuyor.
Sevgilin en çok nereni sever?
Kaslarımı herhalde...
"Ne kadar güçlü kasların var Halil'im" mi der?
Öyle söyleyince "Sus, onu ben biliyorum zaten" diyorum.
Uzun boylu mu sevgilin?
Evet. 1.67. (Fotoğrafını gösteriyor)
Çok güzelmiş..
Jimnastikçi dedik ya.
Çok mu çapkınsın?
Çapkınım biraz.
Nasıl çekiyorsun kadınları?
Yerine ve durumuna göre değişiyor. Şu anda o taktikleri açıklarsak, hiç şansımız olmayacak. Zamanını bekliyorum. Zayıf düştüğünü hissettiğim zaman yaklaşıyorum. Aşk da bir çeşit spor oyunudur. Romantik olduğumu söyleyemem ama girişkenimdir.
Nasıl kadınlardan hoşlanıyorsun?
Güzel olacak bir kere. Kişiliğini bilemezsin ilk önce. Haliyle vücuduna bakıyorsun. Endamı olacak. Boyunun uzun olması şart. Beni telafi etmesi gerekiyor. Yani boyum kısa olduğu için, o uzun olacak ki birbirimizi tamamlayacağız sonuçta.
Uzun boylu güzel kadınları, şampiyon olman mı cezp ediyor?
Şampiyonluğun tabii çok rolü var. Sonuçta yanındaki kişinin önemli olmasını isterler gece hayatında. Madalyaların kadınları cezp ettiği doğru. İşin gerçeği bu. Yoksa bana kim bakardı? Ama ben bunu kullanmam. Bütün ilişkilerim aşağı yukarı iyi gitmiştir.
AÇ KALDIĞI GÜNLER
Sen mi bırakırsın, onlar mı seni bırakırlar?
Yani terkedilmeyi pek sevmem. Bir defasında terk edilmiştik. Ben gururuma yediremedim, sonun ne yaptım ne ettim barıştık yeniden. Normal düzene ulaştıktan sonra ben bıraktım. Ama saçmaladık tabii. Yaptım öyle bir hata.
"Dalyan gibi bir adam olsaydım da şampiyon da olmayıverseydim" dediğin oluyor mu?
Önceden böyle şeyler geçmiştir içimden ama şampiyonluğun tadını alınca hiç rahatsız olmadım kendim boyumdan yani. Sadece alışverişe gittiğim zaman çok rahatsız oluyorum. Hiçbir şey bulamıyorum üstüme. Ter su içinde kalıyorum. Onu giy, bunu çıkart; kompleks oluyoruz işte.
"Aç kaldım mı hiç?" diye soruyor ara sıra kendine. Ekmeksiz değil ama aç kaldı tabii. Bulgaristan'da imkânları kısıtlıydı. İstediği zaman dondurma alamadığını hatırlıyor özellikle. Yemek yiyemediği de oldu, arkadaşları kola içerken onun içemediği de...
Şimdi iyi ama gelirin değil mi?
Bugün için öyle. Yarın ne olur bilemem. İki milyar lira aylık alıyorum kulübüm Kombassan'dan. Devletin bana ayrıca verdiği bir şey yok. Sadece şampiyonluklardan aldığın şeyler var. Öyle büyük bir servetim yok. Bir mobilya mağazasına ortağım. Şu ana kadar kazanmış olduğumu hep oraya yatırdım.
SEZER'E TAVSİYELER
Avrupa şampiyonu olmanın getirisi ne?
Şimdi 150 cumhuriyet altını alacağım. Yönetmelik değişti. Önceden bir ev, bir araba veriliyordu dünya şampiyonuna. Bugün dünya şampiyonuna 300, olimpiyat şampiyonuna 450 cumhuriyet altını veriyorlar. Devletten maaş almıyorum, sadece ödül alıyorum. Tabii kazanırsam. Bunun sakatlığı var, hastalığı var. Başıma bir şey gelse, güvencem yok. Kombassan'la beni bir araya getiren şey, tamamen ihtiyaçtır. Daha önce İzmir Tansas'tan 170 milyon maaş alıyordum.
Dünyadaki başka halterciler çok mu para kazanırlar?
Hem de çok. Bizde dünya şampiyonu olmuş çocukların hepsi şu anda aç. Dünyanın en iyi haltercileridirler, kadroları yoktur. Bizleri eleştirirken biraz düşünmek lazım. Bize kimler, neler vaat etmedi? Fenerbahçeler, Adnan Polatlar... Ne teklifler, neler... Sonra vazgeçtiler... Ege Seramik bizi sahiplenecekti. Sakarya'daydık o zaman. Ailemi İzmir'e yerleştirdi. Fakat daha sonra kulübü kurmaktan vazgeçtiler ve ailem de İzmir'de kaldı, öyle işsiz. Ben olimpiyat şampiyonu olduktan sonra zamanın Bornova kaymakamı, kameraları çağırıyor, yeşil kart veriyor aileme. "Onlara ben sahip çıktım" diyor. Sahip çıkmanın bu şekilde olmaması lazım. Bugün İstanbul'da aynı kişiler beni eleştiriyor. Oysa biz 94'ten beri "Bize sahip çıkın, sahip çıkın, sahip çıkın" diye bağırıyoruz.
Yeni cumhurbaşkanına kaldıracağı ağır yükler için taktik verebilir misin?
Yüklerin hepsini birden kaldırmasın. Koparmadan başlasın; acele etmesin. Sonra silkmeye geçsin. Depremzedeleri unutmasın. Konsantre olurken biz her şeyi, herkesi unutuyoruz. Sayın cumhurbaşkanımız tam tersini yapsın; bizleri unutmasın.