Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Muhittin Fisunoğlu 2] - Turgut Özal öldü, durum değişti

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Dünün özeti
Kara Kuvvetleri eski Komutanı Muhittin Fisunoğlu, "Doğan Güreş ile 63 yılından 93 yılına kadar çok iyi ilişkilerimiz oldu. Özal öldü ve menfaatler karşı karşıya geldi" diyor.

Kara Kuvvetleri eski Komutanı Muhittin Fisunoğlu ile yaptığımız sohbetin dünkü bölümünde yer alan açıklamalar büyük ilgiyle karşılandı. Fisunoğlu'nun özellikle görevin başında olduğu dönemde yaşadıkları ve emekliliğine ilişkin açıklamaları, yakın geçmişe ışık tutması bakımından pek çok okur tarafından çarpıcı bulundu. Fisunoğlu'nun sohbetin dünkü bölümünde yayınladığımız ilginç açıklamalarından satır başları şöyle: "Emekli olunca bir sıkıntıya uğramadım. Vazife dışında resmi elbiseyle pek dolaşmazdım zaten. Son derece titiz, disiplinliyimdir. Kural hatası yapmam. Terör estirmem. Benim yapım Doğan Güreş yapısı değil. Ben tamamen başka bir insanım. Biz ailecek mütevazı insanlarız. İnsan sevgisiyle dolu bir yaşamımız vardır. İnsan yukarıya çıktıkça menfaat odakları ortaya çıkıyor. Bu menfaat odakları sizi herhangi bir yerden kötülemek ihtiyacını duyuyor. Çünkü siz ekarte olacaksınız ki onlar ileri plana geçsin."

"Yasalarla her rütbenin miktarı tespit edilmiş. Misal, tuğgenerallikten tümgeneralliğe terfi eden 11-12'dir. Tümgenerallikten korgeneralliğe 5'dir. Korgenerallikten orgeneralliğe terfi ya 2'dir, ya 3'tür. Yani 4 yılda bir üç, diğer yıllar 2'dir. Şimdi 5 korgeneralsiniz. İkiniz terfi edecek. Bu 5 kişi birbiri arasında rekabete girer. Çünkü bunlardan 3'ü terfi edemeyecek. Bunu şura tespit eder. Şura'da sicile bakıyorlar. 5'inin sicili de aynıysa, hepsi 100'se, bazılarını ekarte etmek için bir zayıf tarafını bulması lazım. İşte sizin aranızdan, ben, Ahmet, Mehmet birbirimizin aleyhinde gizlice mektup yazarız. Ben hayatımda da yazmadığımı namusum üzerine yemin ederek söyleyeyim ama yazıldığını biliyorum."

'Terfi edemedim'

Bir gün bana 106'ıncı Piyade Alay Komutanı Ersoy, vedaya geldi. Biz de o yıl terfi sırasındayız, orgeneral olacağız. ‘Komutanım size bir şey söyleyeceğim' dedi, ‘Siz çok çalışkan, çok disiplinli, astını koruyan, üstüne saygılı ve birliğin yetişmesi için bütün gayretinizi gösteren bir insansınız. Ama 5'inci kol sizin aleyhinizde hareket ediyor'. Şaşırdım. Dedim ki Ersoy, niye, neyim var? ‘Efendim' dedi ‘Siz 5 kişisiniz. 2'si edecek 3'ü etmeyecek. O etmesi gereken kim arzuluyorsa diğerlerinin aleyhinde kampanyaya girişiyor. En fazla da sizin için girişiyorlar, haberiniz olsun. Benden söylemesi' dedi. O sene ben terfi edemedim."

"Doğan Güreş bana ‘Bu sene Genelkurmay Başkanı oluyorsun. Özal'la konuştum. Özal da böyle istiyor. Hükümet de böyle istiyor. Hayırlıuğurlu olsun' dedi. 17 Nisan'da Özal öldü. Durum tamamen değişti. Ben demokrasi aşığı, hukuka saygılı bir insanım. Gayri hukuki hiçbir faaliyette de bulunmamışımdır."

"Ben akademide üsteğmenken Doğan Güreş benim talebemdi. O benden büyüktür ama. Doğan Güreş'le 63 yılından 93 yılına kadar çok iyi münasebetlerimiz oldu. O benim komutanım oldu o zaman. Tabii benden ileri olduğu için. Harp Akademisi'nde ben komutan yardımcısıydım. Komutanımdı o benim. Ben kuvvet komutanıydım, o Genelkurmay Başkanıydı. Dolayısıyla bir astlık üstlük münasebetleri çerçevesinde çok iyi diyalogumuz vardı. Vaktaki Turgut Özal öldü. Menfaatler karşı karşıya geldi."

"Doğan Güreş, Karadayı, Halis Burhan ve de Vural Beyazıt'a dargınım. Genelkurmay Başkanı olamadım diye değil. Bana şantaj mektubu yazmalarından dolayı. Onun için bunları bir ömür affetmem. Bunların bana böyle bir tehditvari mektup yazmalarını affedemiyorum ve son derece kırgınım. Vasiyet ediyorum, sakın cenazeme de gelmesinler."

'Şura kararları yargıya açılmalı'

Kara Kuvvetleri eski Komutanı Muhittin Fisunoğlu, "Anayasa'nın bir maddesi der ki, Askeri Şura kararları yargı denetimine tabi değildir. Bu bence Anayasa'nın ruhuna, demokrasiye ve insan haklarına aykırıdır" diyor.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay istifa etmeseydi bu potaya zaten giremeyecektiniz siz.

Yo yine giriyordum. İlla ben Genelkurmay Başkanı olmam lazımdı demiyorum. Oluyordum. Bu illa bir sıra meselesi değil. Tercih meselesi. Hukuka saygımız var. Ama kanun gücünde kararnamenin yasalara aykırı olarak çıkması doğal değil. Benim hissettiğim şu. Bir bayan ilk defa başbakan oldu. Askerliği bilmez. Terörü bilmez. Başbakanlık gibi bütün devletin yükünü üzerine almış bir insanın güvendiği bazı kişileri etrafında toplaması lazım. O tarihte de Doğan Güreş, ona ‘3 ay içinde terörü bitireceğim' sözünü verdi. Başbakan da ona inanmışsa onun iktidarda kalmasını isteyebilir.

Ve siz "bu iş 1-2 yılda bitmez" diyordunuz.

Evet. Yine diyorum. Çünkü fikir öldürülmez. Şimdi bunların fikri bir Kürt devleti kurmak. Ne zaman öldürürsünüz bu fikri? Ekonomik yönden, sosyal yönden kalkındırırsınız memleketi, bir sosyal adalet gerçekleşir, zenginle fakir arasındaki uçurum kalkar ve bu arada da Kürt dediğimiz unsur kalkınır, der ki ben devlet kursam ne olacak bundan iyisi mi olacak? O zaman devlet kurma fikrinden vazgeçebilir.

Normal prosedürün dışında bir komutanın genelkurmay başkanı olabilmesi için neler yapması/yapmaması lazım?

Kuvvet Komutanlığı'na kadar yükselmişse Genelkurmay Başkanı olması şartlarını da kazanmış demektir. Kuvvet Komutanı oluncaya kadar her şeyiniz, sosyal, ekonomik, kişisel hayatınız muntazam oluyor. Her rütbede yukarıya doğru gidişin bir merdiveni var. General olduktan sonra bu basamaklar daha daralıyor. Bir general, daha yukarılara çıkmak istiyorsa her türlü faaliyetinde dikkatli olması lazım. Dikkat tercih için yeterli de değildir. Beş kişi arasında bir ayırım yapılamazsa, denir ki, elinize kalemi alın, sıralamayı yapın. Her komutan, sicilin yan tarafına o kişiyle ilgili düşüncelerini de yazar. Mesela der ki bu güvenilmez, bu irticai faaliyetlere karşı biraz yumuşaktır. Özel hayatına dikkat etmez gibi. Bunlar birer nakisedir. Bir insan orgeneralliğe kadar geldiyse, Kuvvet Komutanı olduysa sicilinde hiçbir şey yok demektir. Kuvvet Komutanı olduktan sonra hakkında irticai faaliyetlere giriyor, bazı aşk olaylarına ismi karışıyor dendiyse bunun arkasında o bahsettiğim 5'inci kolu aramak lazım. 60 yaşına gelmiş bir komutanın öyle bir fikre herhangi bir cereyana kapılması olabilir ama bedensel olarak kapılmasına imkân yoktur.

Komutanların dini inanç ya da mezhepleri de terfide dikkate alınır mı?

'Emekli olunca kılarım'

İrticai faaliyetlere girenleri karşı komutanlar hassas olur ama inancı yönünden kimse bir şey diyemez.

Peki, bir komutanın Cuma namazına gitmesi Genelkurmay Başkanlığı seçiminde aleyhte bir faktör müdür?

Ben üst düzey bir komutanın vazife esnasında Cuma namazına gitmesini doğal görmüyorum. Çünkü Cuma namazı umumiyetle vazife saatine denk geliyor. Denk gelmese de gidiyorsa kimse bir şey demez. Ama ben şimdiye kadar gideni duymadım.

Gitse garipser misiniz? Bir cumhurbaşkanı, bir başbakan gidiyor.

Gidiyor. Şöyle söyleyeyim. Biz Atatürkçü ve laik düşünceli insanlarız. Eğer bir namaz kılacaksam gider evimde kılarım. Cuma namazımı emekli olunca kılarım. Şimdiye kadar da vazifede giden görmedim ve gideni de iyi karşılamazlar.

Cuma namazının laikliğe aykırı yanı nedir?

Laiklikle ilgili bir yönü de yok. Ben orucumu hep tutarım ama namaz kılmam. Vazifeyi aksatmam. Vazifeyi aksatacak isem orucumu da tutmam. Dediğim gibi hiç duymadım ben bir generalin bir Cuma namazına gittiğini.

Bir generalin Cuma namazına gitmesi onun için bir nakise midir?

'Askerler garnizonda oturdu'

Değildir de belki öyle algılanabilir. Bu dinci minci derler. Böyle bir düşünceye sahip olunabilir. Tabii bu sağlıklı bir düşünce değil. Ama böyle düşünülebilir. Sarıkamış'ta bir tatbikattaydık. Başbakan var, başbakan yardımcısı var. Cuma namazı zamanıydı. Herkes namaza gitti. Bizim askerler gazinoda oturdu. Gitmedi. Yani bugünkü yapımızda pek tabii karşılanmaz.

Hiç hayatınızda Cuma namazı kıldınız mı?

Kıldım ama askeri hayatımda değil. Emekli olduktan sonra.

Şimdi gidiyor musunuz?

Hayır, şu an gitmiyorum ama Eyüp Camii'ne, Yeni Cami'ye gittim.

Namaz nasıl kılınıyor, merak ettiğiniz için mi gittiniz?

Psikolojikman. Gitmiş olmak için gittim. Doğrusunu söyleyeyim. Hatta bir kısmı beni çok camiye gider zanneder. Bir kısım da hiç gitmiyor zanneder. Birisi hatta dedi ki, siyasi hayata atılacaksan alnın secdeye değsin, bir iki kişi görsün. Dedim ki ben o maksatlaysa hiç gitmem.

Derin devlet kavramına nasıl bakıyorsunuz?

Bu tabiri kabul etmiyorum. Öyle bir şey yok. Çeteler kastediliyorsa, bu kişiseldir. Bunu bizzat devletin yaptığına inanamıyorum. Bir devlet adamının çevresinde 3-5 kişi yaratması ve bununla çete kurması devletin derinliğini ifade etmez. Bu o şahsın işbaşında kalması veya arzularını gerçekleştirmesi için yapmış olduğu bir eylemdir. Bunu herkese teşmil etmez olmaz. Mesela Silahlı Kuvvetlere ve Emniyet gücüne de devlet içinde devlet derler yani bunlar otoritelerini daha fazla devlet üzerinde hissettiriyorlar anlamındadır.

Türkiye'nin, uyuşturucu trafiğinin önemli kavşaklarından biri olduğu, bunun merkezinin de her santimetrekaresinde asker, jandarma ve polisin hâkim olduğu Güneydoğu olduğu yolundaki görüşlere nasıl bakıyorsunuz?

'O zaman düşünmek lazım'

Bunları biz de duyuyoruz. Bunu derin devlete bağdaştırmamak lazım. Bunlar kişiseldir. Bunu devletin yaptığı gibi bir konuma getirmemek lazım. Cemiyette iyi insan olur kötü de. Hakkâri'de bir Kurmay Başkanı vardı, Hamdi Poyraz. Gazetelere kadar intikal etti. Uyuşturucu kaçakçılığı yaptığına dair bazı milletvekillerinin şikâyeti üzerine bu görevden alındı. Geçenlerde burada rastladım. "Bunu senden beklemezdim" dedim. Çünkü benim mahiyetimde çalışmış bir insandı. "Komutanım, bu komplo. 3-5 kişinin yaptığını bize de mal ettiler. Nitekim mahkeme devam ediyor ama görevime döndüm" dedi. Şimdi bunu bir tane albayın, yarbayın, binbaşının, erin yapmasını bütün Güneydoğu'da bulunan insanlara teşmil etmemek gerekir.

Geçenlerde Mesut Yılmaz, "Genelkurmay'dan ve MİT'ten bana yeterli bilgi gelmiyor. Bunun böyle olacağını bilmiyordum. Olayların yüzde 20'sine vakıfım" dedi. Sizce Genelkurmay'dan Başbakan'a bilgi niye gitmez?

Bir Başbakan bir Genelkurmay'dan bir MİT'ten yeterli malumat alamıyorsa o zaman başbakanlığı hakkında düşünmesi lazım. Eğer yeterli bilgiyi göndermiyorsa Genelkurmay veya MİT o zaman devletin içinde devlet gibi bir şey olur, bu da yanlış bir iştir. Bu devlet bir bütünse, MİT olarak da, Emniyet olarak da, Genelkurmay olarak da elindeki bilgileri ilgili yere vermesi gerekir. Vermiyorsa suç işlemiş olur. Ben Başbakan olacağım, Genelkurmay Başkanı veya MİT Müsteşarı bana bilgi vermeyecek. Ben onları o görevde tutmam.

Tuttuğuna göre?

'İstihbarat dağınıktır'

Şimdi tuttuğuna göre. Zor bir sual. Ben başbakan olsam o bilgiyi almasını bilirdim. Belki de bilgisi yoktur askerin. Bilgisi o kadardır. Genelkurmay vermiyor mu, bilgisi mi yok? Bilgisini vermiyorsa ihanet etmiş olur. Yalnız Genelkurmay istihbaratı MİT istihbaratı kadar kuvvetli değildir. Bizde esas istihbarat MİT'tir, emniyettir, jandarmadır. Genelkurmay'a da buralardan bilgi gelir. Genelkurmay'ın da ayrıca bir istihbarat imkânı vardır. Fakat dışarıdan zannedildiği gibi böyle büyük istihbarat ağı yoktur. Ama dış istihbarat vardır.

MİT ve Genelkurmay arasındaki ilişkiler tatmin edici düzeyde midir?

Maalesef değildir. Bizde istihbarat dağınıktır. Şimdi memleketin bir iç, bir dış istihbarat vardır. İçten İçişleri Bakanlığı sorumlu olmalıdır. Dış istihbarattan da Dışişleri olur. Başbakanlık bunu bir merkezde birleştirebilir. Bugünkü sistemde MİT, Başbakanlığa bağlıdır. Bu yüzden Başbakanlığın müsaadesi nispetinde diğer bakanlıklar bilgi sahibi olabilir. Bu nedenle sistem hatalıdır. İçişleri Bakanlığı'nda bu toplanacak olursa, jandarmanınki de MİT'inki de oraya gelir. İç emniyetten İçişleri Bakanlığı sorumludur. Böyle olursa bu daha iyi organize edilir ama şu anda gecikmeler oluyor. Hâlbuki esas unsur olayın olmadan önce istihbarat yapılmak suretiyle önlenmesidir. Yapıldıktan sonra bunun öğrenilmesi istihbarat değildir.

Batı Çalışma Grubu'na nasıl bakıyorsunuz?

'Bilgim yok'

İnanın fazla bilgim yok. Yeni bir konu ele alınmışsa bununla ilgili çalışma grupları kurulur. Onlar belli günler gelir, çalışır, onu neticelendirir. BÇG'nin de böyle bir grup olması gerekir. Ama özel bir faaliyet için kurulmuşsa hatalı o zaman. Ben ne maksatla kurulduğunu bilmem.

Mesut Yılmaz iktidara geldikten sonra artık bizim zamanımızda BÇG'nin faaliyetlerine gerek kalmayacak demişti ama devam ediyor. Bu ne anlama gelir?

BÇG belki Yunanistan'la ilgili bir olayın değerlendirmesi için olabilir, Deniz Kuvvetleri'nde olduğuna göre. Bilemiyoruz tabii, Suriye ile Rusya ile Bulgaristan ile ilgili olabilir. Veya özel bir çalışmayı gerektiren bir konu varsa onunla ilgili kurulmuş olabilir ama bir Deniz Kuvvetleri'nde Güneydoğu'daki bir faaliyetle ilgili bir çalışma grubunun kurulmasına imkân yok. Çünkü elinde imkânı yok. Bu ihtilal çalışması mı diyorsanız onu bilemem. Değil de diyemem. Çünkü içinde değilim. Türkiye'de bir irtica tehlikesi var. Bu irticai faaliyete karşı gizli tutulması için, Genelkurmay'da, kuvvet karargâhında bir çalışma grubu oluşturulmasının şuyu bulacağı dikkate alınarak bu Deniz Kuvvetleri'nde kurulsun da, karacılar havacılar da oraya gelsin denmişse onu da bilemem. Yalnız Silahlı Kuvvetler demokrasiye âşıktır. Diyeceksiniz niye ihtilaller yaptı? Demokrasiyi kurtarmak için yaptılar.

Şu anda bir darbe olasılığı var mı?

Olmaması lazım. Bizde en ufak bir faaliyet olursa Batı ülkelerinden destek görmeyeceğini bunlar bilir. Onun için hiçbir aklı evvel ihtilal peşinde koşmaz. Ama irticai faaliyetler almış yürümüş. Memleket Cezayir, İran olma yolunda ise zaten dışarısı da destek verir. O zaman belki bir din devleti kurulmasına karşı bir faaliyet gösterebilirler. Şu anda pek yok öyle bir tehlike. Ama bir ara vardı. Belki şimdi sindi ama bir fırsatını bulurlarsa yaparlar.

Askerin düşüncesi adlı şiiriniz marş olarak bestelendi. Resmi bayramlarda çalınıyor zaman zaman. Hep böyle kahramanlık şiirler mi yazarsınız?

Şiirler, şiirler...

Hayır. Aşk şiiri de okuyacağım size. En son yazdığım şiiri okuyorum: Sen Nesin?

Hep umut verdin söz verdin/Aşkımı bilemedin/Yalnız seni istiyorum diyemedin/Sen nesin anlayamadım/Gönlünü alamadım/Vuslata varamadım/Bağrıma saramadım/Sen nesin anlayamadım/Kalbimi kazdın/Oraya kaderimi yazdın/Hep benden uzak kaldın/Sen nesin anlayamadım/Kâh bir çiçek gibi rayiha saçan/Kâh bir kelebek gibi hep kaçan/Bazen kalbimi açan hep/Sen nesin anlayamadım/Belki bir şiirsin serbest vezin/Sen de yok ne kafiye ne hece/Hürsün gündüz ve gece dilediğin gibisin/Belli ki bir bilmecesin.

Nereden esinlendiniz?

Öyle yazarım ben. Bir şiirimi daha okuyayım. Şoför: Cakalı cakalı bakan/Hep argo laf atan/Bir şoför Mehmet vardı/Bütün emeli virajı iki tekerlekle almaktı/Bir yaz günüydü/Mehmet arabasına bindi/Bastı gaza/Doyamıyordu bu güzel yaza/Nihayet önüne bir viraj geldi/Şimdi tam sırasıydı/Virajı iki tekerlekli almalıydı/Birden bastı gaza/Girdi viraja/Mehmet virajı iki tekerlekle aldı/Aldı ama arabası virajda/Kendisi Karacaahmet'te kaldı. Bir de Memur Ahmet Efendi'yi okuyayım.

Sonra bakarız onlara. Siz şimdi kendinize şair mi diyorsunuz?

Hayır, ben böyle aklıma estikçe yazarım. Okuyorum Memur Ahmet Efendi'yi: Hep hayal etti memur Ahmet Efendi/Bir evim bir arabam olsun dedi/Gece gündüz demedi, çalıştı didindi/Bazen bir lokma ekmek yedi/Çalışmak para etmedi/Kemerleri sıkmak yetmedi/Kazanç getirmedi/Ne toto ne lotu ne de veliefendi/Talihi gülmedi piyangodan yana/Ama küsmedi bahtına hep hayal etti/Bir ömür sabretti/Vaatler boşa gitti/Bari emeklilikten sonra olsun dedi/Ömrü yetmedi/Emekli olmadan gitti/Memur Ahmet efendi.

Açıklamak istediğiniz başka bir düşünceniz var mı?

'Dava açabilir'

Anayasa'nın bir maddesinde der ki Askeri Şura kararları yargı denetimine tabi değildir. Bu bence Anayasa'nın ruhuna, demokrasiye ve insan haklarına aykırıdır. 12 Eylül döneminde bu anayasaya konmuş. Şunun için, terfi edemeyen herkes Askeri İdari Mahkemesi'ne dava açıyor. Sonunda kazanlar oluyor. 11 kişi terfi edecekse 20 kişi oluyor. Kadrosuz kalıyor veya onu bir müddet sonra tekrar emekli etmek gibi bir durum oluyor. Bu yönden Anayasa'ya konmuş. Şimdi kalkar birisi İnsan Hakları Mahkemesi'ne dava açabilir. Bu maddenin ivedilikle kalkması lazım kişinin hakkını araması bakımından. Efendim bu Silahlı Kuvvetler için zor olur deniyorsa, hiç olmazsa Askeri Şura'nın daha doğru daha salim kararlar vermesine de neden olur.

Şu anda yeterli sağlıklı kararlar alınamıyor mu?

Kararlar alınır da diğerinin hakkını araması, içinde ukte kalmaması lazım. Şimdi dava açma hakkı yok. Ben dava açılmasından tarafım. İdari Mahkemesi karar verir ve şurada da onun kararlarına uymak durumunda. Dolayısıyla o maddenin kaldırılması lazım.

Asker buna sıcak bakar mı?

Bakması lazım ama çünkü ilerde bu Türkiye'nin başına iş açabilir. Birisi dava açsa şimdi açmıyorlar ama belki açarlar insan hakları mahkemesi var, oraya dava açsa dese ki bizim anayasamız böyle, benim hakkımı gasp ediyorlar dese o kişi kazanır davayı ve Türkiye lehine olmaz bu durum. Bir de MGK ile ilgili bir şey söyleyeceğim. MGK ile ilgili zaman zaman antidemokratik olduğuna dair bazı fikirler ileri sürülüyor. Bir hafta kadar önce bir televizyonda emekli General Suat Eren çok güzel bir açıklama yaptı. MGK'nın işlevini ve nasıl faaliyet gösterdiğini, gerekliliğini vurguladı. Bunu defalarca göstermek lazım. Yasa belki çok geniş kapsamlıdır, kapsamı değiştirilebilir. MGK görevleri daha dar çerçeveye indirilmelidir. İşte Suat Eren'in sözlerini dikkate alsınlar.

1997 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player