Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Mustafa Erdoğan] - Patron değilim, Stalinist yöntemler kullanan yönetici gibiyim

Nuriye Akman

Mustafa Erdoğan, 1999'da Türkiye'nin ilk özel dans topluluğu Sultans of the Dance'ı kuran, bugün Anadolu Ateşi adıyla dünyanın 75 ülkesinde 2.700 temsil vererek, Türkiye'nin tanıtılmasında büyük rol oynayan bir sanat adamı. Grubun sahneye koyduğu Troya, daha onlarca yıl dünyayı fethedeceğe benziyor. Bu başarıya imza atan insanı, kimliğinin bütün kodlarıyla tanıtan bir söyleşi bu.

Üniversitede felsefe okumuşsunuz. Bu, sizin yaşamınızı ne yönde etkiledi?

Antropoloji ve felsefe liseden beri ilgi duyduğum alanlardı. O dönemin siyasal ikliminin verdiği bazı yönlendirmelerle, ağırlıklı olarak Marksizm üzerine sol yayınlarının bütün külliyatıyla o zaman tanıştık. Daha sonra Hegel, Kant, Poper ve antik Yunan felsefesi ile tanışmanın bana çok katkıları oldu. Şu an yaptıklarımda da zaten bunun etkisi hissediliyor. Bunun bana en büyük armağanı Troya olmuştur.

Troya'nın bir dans gösterisi ilham edip, size şöhret getirmesinin dışında, felsefi olarak ne yararı oldu?

"Nedir?"le başlayan sorular sormak ve ağırlıklı olarak da kavram bilgisine ulaşmaya çalışmak felsefenin temel sorunu. "Nasıl?" sorusuyla ilgilenmeden ya da nasıl sorusunu erteleyerek işe başlamak, felsefenin katkısıdır. Bir de her ne yaparsak yapalım ya da neyi savunursak savunalım söylediklerimizin ve yaptıklarımızın mutlaka tutarlı bir bilgi kuramının üzerine oturması gerektiğini öğrenmek felsefenin marifetidir. Bunun ardından da düşünsel argumanlarımızı destekleyecek değerler gelir. Değer felsefesi, özellikle de Hacettepe ekolünden gelen bir öğrenci olarak dünyayı kavramada anahtar rolü oynayan bir felsefi metoddur. Daha kolay söyleyecek olursak düşünsel tutarlılık ile önermelerin sistematik olarak birbirlerini desteklemesi ve sağlamasını yapabilmesi diyebiliriz.

Üniversitede felsefe öğrenimini tamamlamadan, Kamu Yönetimi'ne geçtiniz. Felsefi hevesinizi söndüren ne oldu?

Hevesim sönmedi, okulda çok başarılıydım. Bir daha sınava girip Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi'ni kazandım. Şimdiki aklım olsa felsefede kalır, bitirirdim tabii..

Filozof gibi düşüneceğime, devleti yönetenlerden biri olurum mu dediniz?

Felsefe bölümünden mezun olunca sadece felsefe öğretmeni olmak mümkündü o zaman bakış açısıyla. Bir de bürokrat bir ailenin çocuklarıyız, işte amcalarım müfettiş falan onların da yönlendirmesiyle Kamu Yönetimi'nden mezun oldum.

Babanız ne işle meşguldü?

Babam edebiyat öğretmeniydi.

Neden öğretmen babayı değil de bürokrat amcayı model aldınız?

Babam da onu model gösterdiği için, bir de onların elinde büyüdüğümüz Ankara'daki evde birlikte yaşadığımız için.

Felsefi düşünceye yatkın biri olarak dinle ilişkiniz nasıl oldu?

Din ile ilişkilerimiz Marx'ın tarif ettiği ölçüler içerisinde oldu.

Yani reddetme şeklinde.

Evet ama... İdealizm dini reddetmiyor, Marx da Hegel'in diyalektiğinin baş aşağı durduğunu ve onu kendi ayakları üzerine oturttuğunu savlıyor. Bir başka çalışmasında da klasik Alman ideolojisinin sonunu getiriyor. Yani dini reddetmiyor ilgi alanına koyuyor. Ama bilmediğimiz, yabancısı olduğumuz felsefi akımlar, özellikle İslam felsefesi ile tanışmak Felsefe Bölümü'nde okurken mümkün oldu. Biz sadece İbni Haldun'dan ibaret zannediyorduk doğu felsefesini. Mevlana bile yabancıydı bize. Daha başka felsefi akımların olduğunu da öğrendik en azından. Okul değiştirdikten sonra daha farklı bir bakış açısıyla dini de kendi araştırma alanıma soktum.

Bu sizi inançlı birimi yaptı, yoksa dinle aranızdaki mesafeyi büyüttü mü?

Benim daha evrensel, daha bütünsel, her dinden bazı öğeleri alıp yoğurduğum kendime özgü bir din felsefem var. Birçok dine aynı mesafede durduğumu hissediyorum. Ama ağırlıklı olarak İslam'a borçlu hissediyorum kendimi, bilimsel veya felsefi ilgi alanına almayışım ve Kuran'ı Kerim'i geç okuyuşum bir eksikliktir tabii. İslam'a bu anlamda torpil yapmak ve açığımı kapatmak gerek diye düşündüm herhalde.

İslam da size torpil yaptı mı?

Bunu sadece peygamberlere yapmışlar. İslam bizim yaşamımız boyunca ihmal ettiğimiz bir alan olduğu için hem ona olan öğrenme sorumluluğumuzu yerine getirmiş, hem de bütün kutsal kitapları yan yana koyup okuduğumuzda hepsinin özünde aynı fikrin yatmış olduğunu görmüş oluyoruz. Bu bana dinsel akımların iç tutarlılığına ilişkin ipuçları da veriyor. Bir de eskiden olduğu gibi peşinen reddetmenin eksik olduğunu öğretiyor.

Siz, dini bir felsefi akım gibi görüyorsunuz.

Her dini inanç bir felsefi akımı gerektirir. Felsefe dünyayı sorular ve sözcükler aracılığıyla kavrama ve açıklama sanatıdır. Her kavramın, nesnenin, her oluşun, sözcüklerin ve 'şey'lerin bir felsefi izahı olmalıdır. Buna en yakın duran felsefe akımları dinlerle birlikte de doğabilir.. Din sadece bir inanç meselesi değildir. Klasik İdealizmin ontolojik kurgusunda tanrı, ya da ruh, tin ya da öz tartışılmaz bir biçimde temel verili durum olarak varlık sürecini hem başlatır hem de olanaklı kılar. Ayrıca benim de bir tanrı inancım vardır. Bir de İslam sadece bir din ya da felsefe akımı değil kamusal alanda da iddiaları olan ya da kamu hukukunu düzenlemek isteyen bir siyasal akımı ya da hukuksal sistemi içeriyor olabilir.

Sizin inandığınız Tanrı, değişik dinlerden seçtiğiniz kimi özellikleri taşıyan özel bir Tanrı mı?

Yok. Her dinin tanrısı aynıdır. Her din için tek olan ve elhamdülillah inandığımız Allah. Ancak Mevlana'nın tanrı yorumunu önemsiyorum, öğrenmeye çalışıyorum.

Etnik kimliğiniz başınıza dert açtı mı hiç hayatınız boyunca?

Açmaz mı? Türkiye'de hem Kürt, hem sosyalist olmak kolay mı? Türkiye'de yağmur yağar ilk önce sosyalistler, Kürtler ıslanır. Yasak alanlarda yetişmişiz. Kürt olmaktan, muhalif olmaktan dolayı sıkıntı çektik. Kürt olduğumuz için de potansiyel suçlu olarak algılandık. Ve doğal olarak solculuğu seçtik. Çünkü aldığımız aile kültürü de öyle. Ama Kürtlük meselesini biz her zaman evrensel boyutlarıyla, halkların kardeşliği temelinde ele aldık. Sadece Kürt ulusalcılığı özelinde değil bütün halkların birlikte bir kurtuluşu mümkün olursa Türkiye'de Kürt meselesinin çözülebileceğini düşünürdük biz. Ayrıca tek derdimiz ulusal mesele değil, sınıf çelişkisiydi de aynı zamanda.

PKK ile mesafeniz neydi?

Hiçbir zaman ilgi alanımıza girmedi. Zaten 12 Eylül'den önce yoktu. Biz Özgürlükçüydük, Kemal Burkay'ın ekibindendik. Daha sonra da ortaokul, lise döneminde Devrimci Yol'a ilgi duydum. Ve hatta bir dönem Ankara Aydınlıkevler'de ortaokulda Devrimci Yol hareketinin sorumluluğunu almıştım.

Etnik kimliğin getirdiği en büyük bela neydi?

Çok çabuk gözaltına alınmak, kimliğinden dolayı sorgulanır ve bekletilir olmak... Ailede Kürtçe konuşuyor olmak ilkokulda başka bir dil öğreniyor olmak gibi Hakkari'de yetişen bütün arkadaşlarımın başına gelen bir uyum sorunu da vardı. İşte Hakkâri'den gelmişsiniz, Ankara'da bir ilkokula yazılmışsınız. Şivenizden dolayı okulun en sessiz adamı olmak durumunda kalıyorsunuz.

Türkçe biliyor muydunuz geldiğinizde?

Hakkari'de evinde Türkçe konuşulan nadir ailelerden birisiydik. Babam öğretmen olduğu için bizim evimizde Türkçe konuşulurdu. Onun avantajı var ama Türkçemiz de şiveli, çocuklar dalga geçiyorlar. Bir sene, iki sene buna uyum sağlamakla sıkıntı çektik. Ondan sonra da onlar gibi olmak, Ankaralılaşmak gerekiyordu. Hakkâri'ye gittiğimizde de Hakkari çocukları bizim şivemizle dalga geçiyorlardı çok fazla kibar buldukları için. Böyle iki toplum arasında gidiyor geliyor olmak çocukken bazı sıkıntılar yaratabiliyor.

Sanatçı mayanızla, bunu daha sonra avantaja dönüştürmüş olmalısınız.

Evet ben daha sonra bunun bir avantaja döndüğünü gördüm. Çünkü bütün Anadolu'yu tanımış oluyoruz. Biz sadece Ankara'da değil, Çankırı, Antalya, Ağrı'da da okuduk. Babamız memur olduğu için oranın halkıyla da iç içe geçip, oralı olduk. Ama üniversitede Kürt kimliğine de vurgu yaparak siyaset yaptığımız için aslında farklı bir duruş ve ötekileşme pozisyonu yaratıyor. Bir de Türkiye'nin sol hareketleriyle Kürtler arasındaki mesafenin açılmış olması 12 Eylül öncesindeki daha enternasyonalist, daha dayanışmacı siyasi kimliği biraz daha yalıtılmış bir ulusal kimliğe, daha etnik kimliğe vurgu yapan bir siyasi harekete dönüştürüyordu ki bu çok bizim lehimize olan bir şey değildi.

Siz ve kardeşiniz Yılmaz Bey de şöhret ve para sahibi Kürtlersiniz. Bu şansı yakalayamamış olan Kürtler sizi nasıl algıladı?

Popüler ve başarılı olduğumuz doğru. Benim için bu başarı yeterli değil. Para ile ilişki konusunda 250 kişilik bir orduyu yönetip, 250 kişiye maaş yetiştirmek gibi bir zorunluluğum var. Yani şu anda milyonlarca dolarım bile olsa kendimi zengin hissedemem. Çünkü o milyonlarca dolar, o arkadaşların parası oluyor, onlara maaş olarak geri gelecek. Yani üç ay gösteri yapmadığımızı düşünün, bu paranın hemen eridiğini görüyoruz. Dolayısıyla birikim yaratma durumumuz yok. Bir de kendi yarattığımız bütün birikimleri hemen yeni bir projeye yatırıyoruz. İşte dün Troya'ya yatırdık, bugün İstanbul Dreams'e yatıracağız. Yani o yaptığınız zengin tarifini sevmiyorum.

Ama zengin olduğunuz için yapabiliyorsunuz bunları.

Başarılı olamayan, buna olanak bulamayan, benim gibi olmak isteyip de olamayan tüm kardeşlerime, evet Türkiyeli, Anadolulu bütün herkese buranın kapısı açık. Burada sadece dansçı değil, hoca olmak da, proje yapıp sahneye koymak da mümkündür. Biz de onlara elimizden geldiğince bu imkânları vermeye çalışıyoruz. Hem onları yetiştiriyoruz, hem onları bu masala ortak ediyoruz. Bizim topluluğumuza giren bir dansçı altı aylık, yedi aylık bir süreci tamamladıktan sonra Amerika'da turne yapabilir, karşısında 10 bin seyirci görebilir. Yeni Zelanda'ya gidebilir. Bu masala olabildiğince arkadaşlarımızı ortak etmek ve bu seneden itibaren de okullaşarak bu gençlere ücretsiz eğitim imkânı tanımak istiyoruz. Şimdi koşullarımız daha iyi olursa biz Diyarbakır'dan da, Rize'den de, Trabzon'dan da, Anadolu'nun muhtelif yerlerinden de öğrencileri getirip burada konaklatıp kendi okulumuzda eğitim vereceğiz. Bu onların ulaşmak istediği yere gelmelerini sağlayacak.

Peki bunun dışında, Kürt milliyetçiliğini savunan kesimlerle ilişkiniz nasıl?

Benim aleyhimde ilk yazılar on yıl önce Özgür Politika'da çıktı. Bu kendinden olanı çok hazmedememe ya da bir an için fikren ve fiziken uzak kalmanın verdiği bir öç alma durumu mudur bilemiyorum. Fakat ilk tatsız yazı orada çıkmıştı. Yenilerde rastlamadım.

Artık kale mi almıyorlar sizi?

Ben Diyarbakır'a gidip gösteriler yapıyorum. Bölge ile bağlantım kopmamış. Daha geçen ay Hakkari'de bir festivaldeydik. Koşullar uygun olursa gidip orada ücretsiz gösteriler yapıyoruz. Tabii bu yeterli bulunmuyor. Kendi memleketine ne yapıyor beklentisi var hep. Yaptıklarımızı da afişe etmek hoşuma gitmiyor.

Hakkari'ye çok şeyler yaptığınızı biliyorum. Okul ve sağlık ocağı açmıştınız sanırım.

Ama işte bunları duyurmuyoruz. Duyarsız değiliz. Okuttuğumuz birçok öğrencimiz var. Daha da okutacaklarımız var. Bir gün onlar kendileri konuşur, anlatır. O zaman bu konu kapanır.

Kürtçeniz nasıl?

İyi. Konuşup yazabiliyorum.

Kürt edebiyatına ne kadar hakimsiniz?

Biraz Mehmet Uzun'da kaldık. Üstelik sadece ben değil...Mehmet abi ile çok yakındık. Troya'yı da ithaf ettiğim isimlerden biridir. Troya'nın ilk danışmanlarındandır Mehmet uzun. Zaten o bizi Kürtçe yazma ve okuma konusunda cesaretlendirirdi. Mehmet Uzun'un dışında Muhsin Kızılkaya'nın Türkçe çevirilerini de, onun Kürtçe yazdıklarını da okudum. Selim Temo'nun çalışmalarını da ilgiyle izliyorum, klasik edebiyat yapıtlarını da...

Gelecek yıl Mardin Artuklu Üniversitesi'nde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümü açılacak.

Bu çok olumlu bir gelişme. İnşallah ben de takip ederim dersleri. Daha cesur adımlar atılabilirdi. Aldıkları tepkilerle de bağlantılı olsa gerek, biraz daha ağır, yavaş adımlar atmayı tercih ettiler. Yine de Allah razı olsun bu açılım sayesinde en azından bu konu tartışılıyor. Çok sağlıklı bir zeminde olmasa bile en azından ben mutluyum.

Cesur adımdan kastınız nedir?

Basit... Olay Mardin'de geçiyor ama Kürtçe'den 'yaşayan dil' diye sözediliyor. E, yaşıyorsa bir de adı vardır sanırım.

Yeni dans projenize Kürtlerle ilgili bir hikaye eklemeyi de düşünür müsünüz? Mesela Mem u Zin...

Sahneye koyduğum oyunlarda Anadolu'nun tüm renklerini görmeyi tercih ediyorum. Özellikle bir yöreye, bir etnisiteye vurgu yapmak değil, yani Anadolu Ateşi'nde Çerkezler de beni Kürtler kadar ilgilendiriyor. Türkiye'de yaşayan Lazlar da beni o kadar ilgilendiriyor. Öyle bakıyorum. Bizim birlikteliğimiz ve çok renkliliğimiz benim sahneye koyduğum oyunların da avantajı. Ama hani Lazca bir oyun sahneye konabilir. Kürtçe bir oyun sahneye konabilir, sadece dediğiniz gibi Mem u Zin'i anlatan bir müzikal de yapılabilir. Uzun vadede olabilir. Orada beni ilgilendiren dünyalı bir proje yapabilir miyiz? Bu İngiltere'de gösterildiğinde seyirciye geçebilir mi ki bence geçer. Romeo ve Juliet nasıl geçiyorsa o da geçer. Öncelikle baktığım yer burası. Yurtdışında, dünyada nasıl karşılanacağını hesaplayıp ondan sonra yapıyorum.

Yakınlarınızın ya da tanıdıklarınızın arasında dağa çıkan ya da dağdan inen oldu mu?

Yakınlarımız içerisinde yok. Bu savaşın bizdeki en korkunç yansıması amcamız Namık Erdoğan'ın 1994'de faili meçhul cinayetle Ankara'da katledilmesi. Bu cinayetin Susurluk Çetesi ile bağlantısı olduğu söylendi. Devletin içinde yuvalanmış faşist çeteler tarafından yapıldığı yüksek ihtimaldir.

Bir de dünyadaki tüm savaşlar tüm sanatçıları ilgilendirir, yitirilen her can bizim yakınımız olsa da olmasa da bizden giden bir parçadır. Her savaşta ölen biziz aslında...

Sizin için bu bayram Şeker Bayramı mı, Ramazan Bayramı mı?

Biz Ramazan Bayramı diyoruz eskiden beri. Çocukken şeker torbalarıyla dolaşırdık mahallelerde, işin şeker tarafı oydu bizim açımızdan. Bizim evlerimizde de oruç tutulurdu, babam da oruç tutardı eski bir solcu olmasına rağmen. Ben de birkaç defa tutmuşumdur.

Oruç tutan dansçılara ayrıca saygı duyuyorum. Hem bu yoğun çalışma performansında, hem Antalya'nın sıcağında oruç tutuyor arkadaşlar.

Bayram tatil yapma fırsatı mıdır, klasik aile ziyaretleriyle mi yaşanır sizde?

Bayramın evden çıkıp gidilecek üç beş günlük tatil olduğunu düşünmüyorum. Bayramlarda insanlar evlerinde oturmalı ve birbirlerini ziyaret etmeliler. Bayramın sosyal tarafını seviyorum ve öyle yaşatılması gerektiğini düşünüyorum. Bir folklorcu olarak da bir toplumu saf ve vicdanlı kılan geleneklerden biri olarak görüyorum bayramları. Biz genellikle Antalya'ya annemlere gitmeyi tercih ederiz. Ama eğer o sene içerisinde çok büyük bir yoğunluk varsa benim de eşimin de durumundan dolayı, bazen biz de bayramlarda bir yere gitmek gibi kaçamaklar yapmışızdır. Fakat evde kalıp, bayramlarda akrabalarla görüşmeyi daha çok seviyorum.

Çocuklarınızla ilgili hayalleriniz neler?

Atlas daha tam büyümeden ikizlerimiz geldi. Atlas ile çok iyi arkadaş olduk ve bana çok gurur veren yönlerini görüyorum. Ve kendi çalışma ortamımı da onunla paylaşıyorum. Onu alıp Antalya'ya Troya'ya götürüyorum. Kendini Troya'nın kahramanlarından biri sanıyor. Geçenlerde anneannesi oğlum sen Fenerbahçeli misin, Galatarasaylı mısın diye sordu. Ben Troyalıyım diyor. Bu yaşta bu alana ilgi duyması ileride sanata ilgi duyacağı anlamında bir ipucu mu içeriyor bilmiyorum ama sanırım böyle olacak. Biz üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirip onların ne olmak istiyorlarsa o olanakları onlara verip kendi seçme haklarını izleyeceğiz ve elimizden gelen desteği yapacağız. Ama ben keşke daha önce baba olsaydım diyorum. Keşke çocuklarım daha büyük olsaydı, hani öyle muhteşem bir şeyi daha önce yaşamak isterdim. O açıdan bazen hayıflanıyorum. Ama sadece şükrediyorum. Üç tane sağlıklı çocuğum var. Üçü de çok güzeller ve iyi çocuk olacaklarına dair hislerim çok yüksek.

Atlas, dansçı olmak isterse, ona baban gibi dansçıları çalıştıran bir patron ol der misiniz?

Ben patron değilim, bu tarifi de sevmiyorum. Önce dansçı olmak gerekir bunu yapabilmek için. Sadece dansçı olmak değil komple sanatçı, edebiyatla, müzikle ilgilenen, yazan biri olmasını isterim. Koreograf olmak için bir parça da olsa yazar olmak gerekir. Müzik kulağının çok iyi olması gerekir. Yani komple bir müzikal sanatçısı niteliklerini edinirse iyi bir sahne sanatçısı olur.

Siz nasıl bir patronsunuz? Gençliğinizde eleştirdiğiniz o acımasız kapitalist patron tipiyle kendinizi karşılaştırdığınızda acaba ben de öyle mi oldum dediğiniz oluyor mu?

Ben bir patron değilim. Bana böyle söyleyenlere de tepki gösteriyorum. Ben bu projelerin tamamında bir dans emekçisi gibi çalışan birisiyim. Ben bir dans işçisiyim. Bütün projelerimde de en az dansçılarım kadar terleyen ve işin sorumluluğunu ve stresini alarak yorulan biriyim.

Ama bu patron olduğunuz gerçeği değiştirmez.

Bu kolektif bir üretimdir. Bu kolektif üretimde üstlendiğim sorumlulukların gereğini yerine getirmeye çalışıyorum. Ama resim olarak bakıldığında orası da bir kapitalist müessese. Katı bir patron olmaktansa kolektif bir iş yapan bir örgütlenmenin belki biraz Stalinist yöntemlerini kullanan bir yöneticisi gibiyim.

Stanilist derken şiddet uyguladığınızı ve acımasız olduğunuzu düşündürüyorsunuz bana.

(Gülüyor) Disiplinini kendime model aldığım kurum Moskova'da Moisiev'in kurduğu kurumdur aslında. 1945-46 yıllarında Stalin'in de desteğiyle kurulan bir dans okulu. Halk balesini dünyaya kazandıran isimlerden biri. Halk kültürüne özgü koreografiler yaratıp Rusya içerisinde yaşayan bütün etnik unsurlardan çok görkemli gösteriler yapan bir koreograf. Kendisiyle tanışma şansım da oldu. Onların okulunda incelemeler yaptım. Eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerindeki bütün okulları gezip onları modelleyerek burada nasıl bir çalışma sistemi uygulanır diye çalıştım biraz. Rusların ve Çinlilerin disiplini hoşuma gidiyor.

Madem emekçi patronum diyorsunuz. Dansçılarınıza iyi para veriyor musunuz?

İyi para veriyoruz. Neredeyse kazancımızı bölüşüyoruz. Ücret politikamız dünyadaki dans gruplarıyla hemen hemen aynıdır. Dünya Dans Federasyonu'nun verilerine bakarsanız oradaki rakamları tutturmaya çalışıyoruz. Bu, maaş artı prim sistemi ile sağlanıyor. Çünkü biz gösteri yaptıkça para kazanan bir kurumuz. Gösterilerin sayısı ne kadar yüksek olursa dansçıların aldığı o kadar yüksek olur.

Maaşları düzenli ödeyebiliyor musunuz?

Bazen maaşları geciktirebiliyoruz. Bizim de sıkıntılarımız oluyor. Bu krizde birçok büyük kurum maaşlarda indirim yaparken biz sadece bir ay boyunca para verememek değil, beşinde alacağına on beşinde ya da yirmisinde almış gibi birkaç kaza ile atlatabildik. Bu sene yatırım senemiz olduğu için, hem bir hem tiyatro hem Troya'yı yaptığımız için ücretlendirmede gecikebiliyoruz. Ama şimdi aştığımız bir döneme geldik. Dansçılarımız daha rahat edecekler.

Her dansçı aynı parayı mı alıyor?

Biz herkese aynı ücreti veren bir topluluktuk. Şimdi daha adil bir sistem kurduk. Sadece baş dansçı farklı maaşı alıyordu, diğerleri aynı maaşı alıyordu. Şimdi dansçıların emeklerinin karşılığını gerçek anlamda verebilmek için yeni bir ücret politikası geliştirdik. Bir koreografide ne kadar çok yer aldığı, ne kadar çok görev aldığı ile ilgili olarak somut ölçülerimiz var.

Kaldığımız Otelleri Tertemiz Bırakırız, "Türkler Geldi, Rezaletti" Demesinler Arkamızdan

Disiplin ile şiddet arasında çok ince bir çizgi vardır. Zaman zaman sizin şiddete kaydığınızı gösteren bazı nahoş haberler yayınlandı.

Son dönemde birkaç tane saçma haber çıktı. Hiçbir zaman şiddet, bizim yaptığımız sanatın içeriği ile bağdaşmaz. Biz estetik ile uğraşıyoruz. Sahnede güzelliğin peşindeyiz. Ve insanlar ancak bir şeyi tutkuyla, aşkla severlerse bu kadar çok çalışabilirler. Kimse zorunluluktan dansçılık yapamaz. Dansçılık dünyanın en ağır mesleklerinden biridir. Eğer o işe âşıksanız yaparsınız. Kimse de sizi zorla orada tutamaz. Böyle bir şey yok. Bizim dansçılarımızın yarısından çoğunun sözleşmesi bile yoktur. İstediği zaman giderler. İstedikleri zaman buradan ayrılabilirler. Ayrıca ben dansçılarımı çok seviyorum. Birlikte büyük bir aileyiz biz.

Sözleşmesi yoksa sigortası da yoktur.

Sigortası var. Ayrı bir sözleşme yapıp şurada şurada dans edeceksin diye yıllar önce yaptığımız bir sözleşme var bir grup dansçı ile. Daha sonra gelenlerle sözleşmemiz kendi aramızda birbirimize verdiğimiz söz sadece.

Peki o haberin videosunda gördüğümüz şiddet olayı neydi?

Hiçbir şey yok ki o videolarda. Olay yargıda. Mahkemede izlediler, bir şiddet unsuru yok. Bizi sevmeyen bir magazin programının yaptığı bir iş.

Daha evvel de böyle bir şey yaşadığınızı hatırlıyorum.

Yok hiç öyle bir şey olmadı. O haberden sonra şu tarihte de böyle olmuştu diye geçenlerde bir haber okudum. Ben Antalya havaalanına gitmişim. Oradaki güvenlikçiyle tartışmışım. Bir defa kendi arabamla gitmem ki öyle, beni bir arkadaşım kapıda bırakır, ben yürüyüp giderim. O arkadaş beni bıraktıktan sonra, arabanı bırak gel diye yanımdakiyle konuşuyorum. Yanımızdan geçen bir yolcu bizim aramızdaki konuşmamızı ona yorumlamış ve gitmiş gazeteye söylemiş. Bir gazete böyle bir haber yapabiliyor. Ben olayın tarafı değil miyim, niye bana sormuyor.

Dansçıları yönetmenin en zor yanı ne?

Yaş ortalaması 16 ile 26 arasında değişen heyecanlı, genç insanlar. Bu insanları eğitmek gibi bir sorumluluğumuz var. Yani o koreografiyi onlara verirken aynı zamanda da eğiteceksiniz. Fakat eğitim aralıkları o kadar farklı ki. Bayrampaşa'dan mahalleden gelen bir çocuk da var, ODTÜ'de mastır yapan bir dansçı da var. İkisinin ortalamasını almadan mahalleden gelen çocuğu ODTÜ'lüye yaklaştırmak zorundasınız. Ama bu sadece burada yapılacak bir şey değil. Bunun için çok uğraşmak gerekiyor. Ve biz o prensipleri korumak, dansçıları modellemek istiyoruz. Diyoruz ki sen Emre'ye benzemek için çalışmalısın. Yani onun kafasında öyle bir düşünce yaratmak, Emre olmaya özendirmek. Ama bu zamanın gençlerini anlamak, algılamak da kolay değil, aramızdaki kuşak biraz açıldığı için zorlanabiliyoruz. Topluluğun ilk yıllarında alışık olmadığımız bazı kötü alışkanlıklar görebiliyoruz. Bu da zaman içerisinde onların eğitim süreçlerinin zayıfladığını, lümpen kültürlere yatkın durduklarını da gösteriyor. Biz onlarla onları eğitmek, onlardan da öğrenmek zorundayız.

İçki ve sigara içemezler diye bir haber çıkmıştı sizin dansçılarınız, doğru mu?

Evet. Dans ettikleri sürece içki ve sigara içmemeleri gerekir. Bu zaten bizim dünya çapında bilinen bir özelliğimiz. Bize Gürcistan'dan dansçı geldiğinde de bilir burada bunları yapmaması gerektiğini. Bu performansı sahnede yakalayabilmek için sağlığına dikkat etmek zorunda. Çünkü biz her temsilde bir buçuk kiloya yakın sıvı kaybediyoruz. Vücudumuza iyi bakmak ve dansçı gibi yaşamak zorundayız. Bu sebeple böyle bir kuralımız var. Bunu ta 1999 yılında topluluğu kurduğumuzda o zamanki doktorlarımızla verdiğimiz bir karar. Hala aynı doktorlarla çalışıyoruz.

Bunu nasıl denetleyebiliyorsunuz?

Zaten sekiz, on saat buradayız. Turnede 24 saat beraberiz. Her şey ortada. Performansından anlaşılır zaten.

Peki o havaalanındaki olayda dansçınıza içki aldığı için mi kızmıştınız?

E tabii, free-shoplardan poşetlerle içki ve sigara almamaları gerekir.

Belki başkasına alıyor

O zaman sigara ticareti yapmamaları gerekir. (Gülmeler) Kitap alsınlar. Bu sadece bizde değil, birçok dans topluluğunda olan bir şeydir.

Siz dans etmiyorsunuz değil mi?

Yok.

Dolayısıyla da içki sigara kullanıyorsunuz.

Ben de içmiyordum da yangından sonra başladım. Topluluğu kurduğumda sigarayı bırakarak başlamıştım. Kendim de bu kurallara uymaya çalışıyorum.

Yabancı dansçı da çalıştırıyor musunuz?

Bizim topluluğumuz ulusal ölçekli bir topluluk. Türkiye'nin her tarafından dansçıları olan ve prensip olarak yabancı dansçı çalıştırmayan bir topluluk. Bugüne kadar böyle geldi. Bugünden sonra daha çok yabancı dansçı alacağız. Şimdi 250 civarında dansçımız var. Biz Türkiyelilerle, Anadolu'nun çocuklarıyla bu işin yapılabileceğini, yabancı dansçı almadan yapılabileceğini bütün dünyaya kanıtladık. Şimdi bu kültürü diğer dansçılarla, dansçı adaylarıyla bölüştürmek istiyoruz. Şu anda bizim otuz ülkede sınavımız devam ediyor. CV'ler geliyor. Ben demin bilgisayarı onun için istedim. Size bazılarını gösterecektim. Peru'dan başvuru var, Şili'den başvuru var, Arjantin'den var. Mozambik'ten var, Filipinlerden var. Hong Kong'dan var. Amerika'dan ve Avrupa'nın bütün ülkelerinden başvuru var.

Şimdi 2000'e yakın başvurudan 30 kişiyi belirledik. O 30 kişinin 15'ini alacağız. Daha sonra bir 30 kişi daha gelecek.

250 idiniz, 280 kişi olacaksınız yani?

Evet. Öğrenmek ve dünyayı daha çok tanımak için. Yani Peru'dan gelen dansçı bize bir şeyler öğretecek. Biz ona öğretirken ondan da öğreneceğiz ve daha çok kültürlü, daha renkli, dünyalı bir topluluk olmak içinde iyi bir deneyim oldu bizim için. Bunu ilk defa bu sene deniyoruz. Daha önce Hollandalı, Gürcü, Ukraynalı, Rus, Bulgar dansçımız oldu. Ama tek tek. Şimdi ilk defa böyle kalabalık gelecekler.

Dansçıların uymaları gereken başka hangi kurallarınız var?

Topluluğumuzun adı Anadolu Ateşi. Anadolu değerlerini yaşatmalarını isteriz. Anadolu terbiyesi olsun bu çocuklarda. Buradan içeri bir misafir geldiğinde tanımasa bile ağırlamak ve sohbet etmek onların görevidir. Bir büyükleri önünden geçerken ayağa kalkmak, hocalarına saygılı olmak görevleridir. Onların her zaman Türkiye'yi temsil etmek gibi bir sorumlulukları var. Yurtdışında, topluluktan ayrı alışverişe gittiği zamanlarda üstlendiği sorumluluğun gereği olan davranış biçimlerini göstermelerini isteriz ve çok şükür bugüne kadar bu söylediklerimizin dışında olaylara rastlamadık. Her yerden de tebrik aldık. Çünkü o neredeyse milli sporcu gibi temsil sorumluluğu üstleniyor. Haritada Türkiye'nin yerini bilmeyen ülkelere gidip Türkiyelilik nasıl bir şeydir hem sahnede anlatıyor, hem de pratik yaşamında anlatıyor. Otellerde Odalar, girdiğimiz gibi tertemiz bırakılır, buna özen gösteririz. Bu odada Türkler kaldı, rezaletti demesinler arkamızdan, buna özen gösteririz.

Eşinizin de uyması gereken şartlarınız var mı?

Eşime neden şart koşayım?

Türk erkeği olduğunuz için.

O zaman bu dünyadan bir kızla evlenmezdim. Ben ona dayatırsam, o da bana dayatır.

İmaj yönetiminde yardımcı oluyor musunuz eşinize?

İmaj yönetimi, marka değeri gibi konularla çok da ilgilenmiyorum. Önemli olan başarı çizgisini korumak, onun dışındakiler çok önemli değil. Eşimi çok başarılı buluyorum. Onun kendini yenileme arzusu zaten bizim ortak paydalarımızdan birisi. O da sürekli yeni şeyler yapmak peşinde. Bu benim de çok hoşuma gidiyor. Arada naçizane önerilerim oluyor.

"Mayolu dekolte resim vermesen daha iyi olur" gibi şeyler söylüyor musunuz ona?

Çok karışmamı gerektirecek bir şey olmadı şu güne kadar. Bir de benim sahnede kullandığım kostümler ve dansçılarıma giydirdiğim kostümlere bakarsanız, o konudaki açık fikirliliğimiz ortada.

Yeni projeniz İstanbul Dreams'te ana hikâye nedir?

İstanbul'a gelen yabancıların gözüyle İstanbul'u anlatmak. Bugüne geliyorlar ama bizim altını çizdiğimiz dönemlere geri dönüşleri de oluyor. Yani Ayasofya'nın bugünkü halini gören Alman bir turist bin yıl öncesine dönüp oradaki bir ayini görecek. Topkapı'yı gezen Topkapı'nın en ihtişamlı dönemine geri gidecek. Seneye bu zamanlar sahnede olacak.

2009 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player