Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

İletişim - algılama - önsezi

Romalılar zamanında Antakya’dan İstanbul’a hükümet postası günde ortalama 190 kilometre alarak 6 günde gelirmiş. Şimdi İstanbul'dan Antalya'ya uçtuğumuz bir saatlik süre içinde sıkıldığımız bile oluyor. İsa’dan Önce 59 yılında Sezar tarafından kurulmuş Acta Diurnu isimli günlük gazete tek bir nüsha olarak hazırlanır, resmi ve hususi mahiyette haberler toplanıp yayımlanırmış. Şimdilerde görsel ve işitsel mesaj ve bilgi bombardımanı içinde yaşıyor, yine de yetişemiyoruz.

Örneklemelerde o denli eskiye gitmeye gerek yok; otuz yıl, yirmi yıl, on yıl öncesinin teknolojileri (teleks makinaları, word processor'lar, çağrı cihazları vb.) şimdinin çöpü... Arkamızda bırakıp, çöp deyip geçtiğimiz evrelerle bugünün teknolojik koşullarına ve bireysel bilince kavuştuk. Artık hayallerin gerçeklerden çok uzakta olmadığını anlıyoruz, anlatıyoruz. Olan Jules Verne'e olmuş...

Tartışmasız bir gerçek; bilgi ve iletişim çağında yaşıyoruz. Bu hızlı değişimi yirmi yıldır her gün aynı işleri yapan bir ev kadını da hissediyor. Haberleşmek artık hem çok kolay, hem zor. Kolay; çünkü ulaşabiliyorsunuz, hem de hızla. Zor; çünkü o kadar çok iletişim kanalı var ki, hangisine ulaşsanız, diğerlerini kaçırıyorsunuz. Hızlı iletişim çağında yaşıyoruz yaşamasına da, yaşadığımız dakikaların gelecekten veya geçmişten ne kadar uzakta olduğunu bilemiyoruz. Bir anlamda ne kadar ve neye göre hızlı yaşadığımızı ve ne kadar sağlıklı iletişim kurabildiğimizi bilemiyoruz.

Evrensel bir köy kalabalığına rağmen yaşanan bireysel yalnızlıklarda, yaşamın inanılmaz hızlı temposuna ayak uydurabilmenin en önemli kozu kuşkusuz sağlıklı bir iletişimden geçiyor; önümüzdeki yıllar ve yüzyıllar iletişim kurabilme sihiri ve formülüne teslim olacaktır.

Bu çıplak gerçeği farketmek için iş yaşamında olmak şart değil; kendimizin ve çevremizin sosyal ve aile ilişkilerine bir göz atsak yeter... Gittikçe karmaşıklaşan, kalabalıklaşan günlük yaşantımız ile hızlı bir değişim ve gelişme içindeki iş hayatımızda bilgi ve iletişimin pozitif etkisi katalizör görevi görüyor. Ancak içinde bulunduğumuz bilgi çağında, her ne kadar yüksek teknolojinin getirdiği büyük kolaylık ve ulaşılabilirlikten büyük ölçüde yararlanılıyorsa da bilgi dağılımının en büyük kaynağı yine de insan. Ve insanı insan yapan üstün özellikler.

Evet, çağımız işletme yönetimlerinde bilgi ve iletişimin ne derece önemli olduğu biliniyor. Ekip çalışması, açık ve net hedefler, insana yatırım gibi değerler ön plana çıktıkça, eskinin kapalı ve katı yönetim modelleri devri de sona eriyor. Şirketlerin verimlilik ve başarı oranları, çalışanlarının geniş katılımları ile ölçülüyor. Çalışanların motivasyonu ve performansı, işe ve üretime katılımı, şirket ve iş hakkında doğru bilgilendirme ile gerçekleşiyor. Geçerli olan yönetim modeli olan Toplam Kalite Yönetimi'nin (Total Quality Management) temelinde insan var.

İnsan, -yani tek tek bakarsak kendimiz, eşimiz, dostumuz, biraz daha geniş bakarsak her birimizden oluşan kamuoyu- her ne kadar karmaşıksa ve her ne kadar karmaşık ortamlarda yaşıyorsa da, o denli basit ve kolay temel güdülerimiz ele alındığında. Bazen karmaşıklığın içinden çıkabilmek için meselenin karmaşık olduğunu bir kenara bırakıp iyice basitleştirmek gerekir.

Gelişen teknolojinin hızıyla yüklendiğimiz bilgi ve iletişim, yaşamımızı kolaylaştırdığı ölçüde biraz da zorlaştırmıyor mu?

Bilgi ve iletişim bombardımanı algılama yeteneğimize yönelik yapılıyor. Kimi zaman doğrudan, kimi zaman dolaylı olarak... Bu bombardıman doğumumuzla birlikte başlıyor ve hiç durmuyor. Öyle ki bazen, neden öyle davrandığımızı bile farkedemiyoruz; neden yıllardır aynı marka sigarayı içtiğimizi, neden o futbol takımının fanatiği olduğumuzu, neden hep o restaurant'a gitmekten mutlu olduğumuzu, neden fobilerimizle bazen başa çıkamadığımızı... Şimdiye kadar algılama yeteneğimize ve kapasitesine yapılan yatırımın sonucu davranış biçimlerimiz, hatta düşüncelerimiz yönleniyor. Buradaki soru; bunun ne kadar farkındayız?

Alışageldiğimiz rutin çerçevesinde doğru iletişimi kurabiliyor veya doğru kurulan bir iletişimi algılayabiliyor muyuz? "Ben aslında çok sıcakkanlıyımdır, ama beni ilk görüşte hep soğuk zannederler" diye hayıflanırız da, çevremizin algılama hassasiyetine atıfta bulunurken kendi öz iletişim stratejimizi hiç gözden geçirir miyiz? Bu tavır işletmeler, ürünler ve markalar için de geçerli.

Temponun artık rutin sayıldığı bir ortamda "farkında olmak" ne kadar zorlaşıyor. O "rutin tempo", iletişim ve bilgi bombardımanı içinde zaman zaman kendi temel güdülerimizden de uzaklaşıyoruz; oysa insan olmaktan kaçamayız. Ne zamandır önsezilerimize başvurmuyoruz? Hani tehlikeyi hissedebilen, karşılaştığımız eylem veya tutumlar karşısında "evet" veya "hayır" diye uyaran önsezilerimiz?

"İletişim - Algılama - Önsezi" deyince, aslında birbirini yok etmek için tuzaklar hazırlayan farklı kutuplardan bahsediyor gibiyiz; doğru hazırlanmamış, bilinçsiz bir "İletişim - Algılama" trafiğinde büyük sorunlar yaşandığı bir yana, sağlıklı süregiden "İletişim - Algılama" ilişkisi de önsezilerimizi zaman zaman fonksiyon bozukluğuna uğratabiliyor. Oysa önsezilerimiz doğanın bize armağanıdır. Yeri gelmişken; salt önsezilerimizi kullanıyor, iletişim ve algılamayı yok sayıyor olsaydık, diğer primatlardan da farklı olamazdık.

Bilgi toplumu içinde, sağlıklı iletişim ve algılama ilişkisini kurabilmek, üstelik yanına önsezileri kullanabilmeyi de katabilmek; birbirini zenginleştiren, pekiştiren bu üçlü, başarılı liderlerin de formülünde var.

İletişim - Algılama - Önsezi... Hepsi insana ait. Ve hepsi insan için...

İpet Altınay
Yayınlanma tarihi: Executive Excellence, 1997
Güncelleme: Ağustos 2009

Get Adobe Flash player