Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Necati Bilican] - Bir karargâhım bile yok

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

"Olağan" ve "dışı" sohbet

Güneydoğu-mafya ilişkisine nereden bakabilirim diye düşünürken, Emniyet eski Genel Müdürü, yeni Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Bilican geldi aklıma. Kars'ta doğmuş, çocukluğunu Ağrı ve Erzurum'da geçirmiş, Denizli ve Edirne valiliği yapmıştı. Bu özellikleriyle olağandışı bir söyleşiye adaydı. Diyarbakır gezimde bu fırsatı yakaladım. Ama o, "Gündem yaratmak benim görevim değil" anlayışıyla sohbeti olağanlaştırmaya çalıştı. Söyledikleri ne kadar olağan, siz karar verin.

Olağanüstü Hal Bölge (OHAL) Valisi Necati Bilican, birçok yetki ve sorumluluğu olduğunu söylüyor. Eksik olanı ise hemen açıklıyor: Karargâh. Beyninde kurduğu karargâhta bulunması gerekenleri de sıralıyor: Sosyal, psikolojik, ekonomik planlamayı yapacak, gerçekten işinde başarılı uzmanlar. Bilican, karargâh özlemini şöyle dile getiriyor: "Burada sosyologlar, psikologlar, ama üniversiteyi bitirmiş gelmiş değil, konuştuğu insanı etkileyebilecek deneyimde insanlar olacak. Bir tarafta ekonomik planlamayı yapacak, bölgenin envanterini çıkaracak. Onları haftada bir çağırmalıyım. Dinledikten sonra o raporları hükümete götürmeliyim ve çatır çatır savunmalıyım."

Olağanüstü Hal (OHAL) Bölge Valisi olmak nasıl bir şey?

Olağanüstü bir şey.

Hangi anlamda?

OHAL ilan edildiğinde orada çözümlenmesi gereken konular var demektir. Bunlar çözüldüğünde bölgede yaşayan insanlara huzur getirecektir. Böylesine sorumluluğu olan bir işte görev almam olağanüstü bir haz veriyor.

En olağanüstü yetkiniz hangisi?

Vatana gelecek tehlikeleri ortadan kaldıracak bütün yetkilerim birlikte bir mana ifade ediyor. Şu yetkim önemlidir diyemem.

Hangi yetkinizi kullanırken zorlanıyorsunuz?

Bir yetkiyi kullandığımda bundan bir takım insanlar zarar görüyorsa, kullanıyorum ama hoş da olmuyor. Mesela herhangi bir yanlış hareketinden dolayı bir derneğin kapatılması. Buna sebep belki birkaç kişidir fakat diğer üyeleri de faaliyetlerinden mahrum olunca üzülüyorum. Ama yasaya aykırı hareket ettiği için kapatılıyor.

Emniyet Genel Müdürü iken bölgeye Ankara'dan bakardınız. Şimdi olayların göbeğindesiniz. Farkı ne?

O zaman da bölgeye geliyordum. 90'daki bölgenin durumuyla bugünü farklı. Etkin tedbirlerle tekrar devletin kontrolüne girdi, birçok şey. Artık Diyarbakır'da yaşamakla Ankara'da yaşamak arasında fark yok.

Mafyayla işbirliği var mı?

Fark yoksa Olağan Bölge Valisi olmanız lazım.

Sokakta, evinde otururken herhangi bir farklı yaşamı var mı buradakilerin?

Bölgede otorite zaafı artık yok da Güneydoğu'da görev yapan bazı asker ve polisler nasıl mafyayla işbirliği yapıyor?

Bir insanın içinden bazen bir takım yanlış işler peşinde gitmek gibi duygular geliyor. Onu, müsait olduğu ortamda dışa vuruyor. Bu Güneydoğu'yla ilişkili bir iş değil. Sadece Güneydoğu'da da bulunmuş bunlar. Ama bütün olayları burada yürütmemişler.

Güneydoğu meselesinin mafyayı besleyen hiç mi yönü yok?

Her ortamda kanuna aykırı yollardan menfaat edinmek isteyen insanlar çıkar. Buradan da bir şey bulmuş olabilirler, ama şu sebeple böyle bir güç oluşturmuş diyemem. Bu otorite zaafı değil, insanların zaafı.

Siz Mülkiye mezunusunuz. Nasıl bu kadar hafife alırsınız?

Hukuk mezunuyum.

Pardon. Siz bir hukukçu olarak suçun toplumsal yönünü görmezlikten mi geliyorsunuz?

Her ortamda bir suçun oluşmasına katkıda bulanacak durumlar olabilir, burada da vardır, başka taraflarda da vardır ama mafyanın oluşmasıyla doğrudan ilgili değil.

Ordu ve polis malı silahlarla suç işleniyor. Siz sistemde zaaf yok diyorsunuz.

Bu insanın zaafından, şeytanlığından doğuyor ve kendine göre bir müsait ortam da buluyor.

Devlet müsaade etmez

"O müsait ortamı konuşma imkânım yok sizinle" diyorsunuz anladığım kadarıyla. Peki geçelim. Buraya geldiğinizde Atmaca Operasyonu vardı değil mi?

Evet. Büyük bir operasyondu. 137 terörist ele geçirilmişti. Arkasından küçük operasyonlar oldu. Bu bölgede 2 bin 500 civarında silahlı terörist dolaşıyor.

137'si gittiyse 2.500 eksi 137 mi oldu?

Nasıl yani?

Yani "Şu kadar adam öldü. Hedefimize bir adım daha yaklaştık" gibi bir şey mi hissediyorsunuz yoksa "Bu iş öldürmekle bitmez" diye mi?

Bu bölgede terör yaratmak suretiyle artık pes ettirip de bu toprağın bir bölümünü ele geçiririm diye mücadele veriliyorsa buna devlet müsaade etmez. Bir gün bunu bırakacaklar, bu yanlıştan dönecekler.

Neredeyse 15 yıl oldu bu bölgenin olağanüstü halleri. "Bir gün bırakacaklar", gerçekçi bir düşünce mi?

Bırakmak zorunda kalacaklar. Başka çaresi yok. Ne yapacaksınız, dışarıdan devlete zarar vermek için bir takım güçler bir belayı sürekli bu devletin üstüne yöneltmişse? Türkiye'nin bölgeyi kurtaracak projeleri var. Bunların bölge insanına neler getireceğini kötü emeli olanlar çok iyi hesap ediyorlar.

Boşa mı kürek çekiyoruz duygusuna kapıldığınız oluyor mu?

Oluyor da biri bana dese ki yaptığınız şey yanlıştır, şunu şöyle yapın kurtulursunuz.

Her görüş saygındır ama...

Güneydoğu konusunda herkesin özgürce görüş bildirebileceğine inanıyor musunuz?

Görüş bildirenlerin o görüşü uygulama kabiliyeti genelde birçok çevrelerde tartışıldığında olmadığı görüldü. Her görüş saygındır ama uygun çözüm diye diye ortaya attığınız görüşü karar verecek çevreler paylaşıyorsa tamam. O zaman tamamen paylaşılamadı herhalde.

Görüş bildirdiği için takibata uğrayanlara ne diyeceksiniz?

Onlar bir görüş bildirdiği zaman takibata uğramışsa uğrayabilir. Mutlaka hemen söylenince herkes tarafından benimsenmemiş olabilir, mevcut yasalara aykırı yorumlar yapılabilir. Aykırı olup olmadığını tahkik için soruşturma da açılabilir. Bunlar normaldir ama sonuçta suça yönelik bir yorum yoksa olumlu sonuçlanır.

Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Raporu'nu ciddiye almış mıydınız?

Rapordur. Hazırlanmış bir raporun ne kadar üzerinde durulmaya değer, bilginiz dışında neler vardır diye mutlaka dikkate alınması lazım. Ama raporların birçoğu belki eksik bilgiyle meydana geldi. Bunun için oradaki düşünceler uygulamaya konamıyor.

Siz o raporu okumuş muydunuz?

Genel bir bilgim var evet. Bir raporu burada değerlendirmem zor tabii.

Peki, Olağanüstü Hal Valisi'nin olağan yaşamı nasıl?

Sabah kalkıyorum, gazetelere bakıyorum. Sonra geliyorum buraya. 12 ilin meseleleri geliyor, arkadaşlarımla konuşup talimatlarını veriyorum. Ondan sonra da dışarıda bir sürü işlerim oluyor. Vatandaşın arasına girmek için.

Her gün giriyor musunuz vatandaşın arasına?

Gidebilirsem gidiyorum. Yapmam gereken bir şey olursa gidemiyorum ama eğer vaktim varsa sergisine, işyeri açılışına, sendika toplantısına, ticaret odasının müzakeresine, spor faaliyetine gidiyorum.

Vatandaşa korumalarınızla mı gidiyorsunuz?

Benim korumalı dolaşmaktan çok rahatsız olan bir yapım var. Ama benim bir konumum var. Vatandaşa yakın olmam çok normal, yapı olarak da öyleyim, insanlarla çok dostça konuşurum. Bir girdiğim yerde küçük küçük çocuklar gelir kolumdan tutar, sırtıma çıkmaya çalışır, hiç itmem onları.

Ama konumunuzdan dolayı korumalarınızla gidiyorsunuz?

O konumda da olmak zorundayım ben. Aksi takdirde çok ucuz kahramanlık olur. Devlete karşı sorumluluğumu da bilmek ve kendimi korumak zorundayım.

Haklısınız ama halkın ayağına makam arabasıyla gitmek onlarla ilişkilerinizde dezavantaj olmuyor mu?

Neyle gidebilirim ki? Bir taksiye binip gitsem hayret ederler, taksiye biniyor diye.

Bu sefer size saygıları mı kalmaz?

Hiç kalmaz, bizim vatandaşımız valisine, devlet yetkililerine karşı o arabaların içinde olmasından rahatsız olmuyor, mutlu oluyor. Ben Denizli Valisi iken bölgenin ileri gelen eşrafından biri "Siz arabanızla bayrağınızla şehirde dolaşırken mutlu oluyoruz" derdi.

Onlar gibi düşünüyorum

Vatandaşın dilinden ne kadar anlayabiliyorsunuz?

Vatandaşın dilinden anlıyorum, ben onların içinden çıktım. Aynen onlar gibi düşünüyorum ama bugün durumum farklı.

Yaşadığınız bölgeyi ne kadar tanıyorsunuz? Mesela bölgede kaç yüzme havuzu var, insanlar geceleri nerede eğlenirler?

12 il var, bunları bir il valisi, kaymakam gibi ayrıntılı bilmem zor. Sadece Diyarbakır'daki tesisleri biliyorum, onları söylemem de bir şey ifade etmez. Genel elbette bir bilgim var.

Sayın Valim, bölgede kaç kişi Kürtçe konuşuyor?

Öyle ince şeyler soruyorsunuz ki... Bölgede diyelim ki yarısından çoğu Kürtçe konuşuyor. Kürtçe konuşan insanlarımızın üçte ikisi bölge dışında, üçte biri bölgede yaşıyor.

Size bağlı 12 ilde anadili Kürtçe olan kaç kişi var?

Bilmiyorum şu anda. 12 milyon olarak düşünürseniz yüzde kaçı bunların, şu anda rakam yok.

Kürtçe konuşan sayısı

Size, "Bölgedeki insanların dilinden anlayabildiğinizi iddia edebilmeniz için en azından Kürtçe konuşan insan sayısını bilmeliydiniz" desem acaba haksızlık mı etmiş olurum?

Bilmiyor deyin ona. Bir şey yakalamaya mı çalışıyorsunuz? Bu çok önemli bir rakammıdır? Rakama bağlanmak istemiyorum. Ben görevimi doğru ve adil bir şekilde yapmaya çalışıyorum. İnsanların sıkıntılı hallerini görünce duygulanıyorum. Ama vali olarak da onların hayatını hemen değiştirecek imkânlara sahip değilim, belki de işimin en zor tarafı odur. Beni böyle her şeyi halletmeye muktedir görüyor vatandaş. Keşke yapabilsem. İnsanların yüzünün güldüğünü görürsem mutlu oluyorum. Bana tuhaf baktıklarını görürsem rahatsız oluyorum.

Şu an yüzünüzdeki hüzün, sokakta size daha çok tuhaf tuhaf bakıldığı için mi?

Hayır, aksine bana hiç öle bakılmıyor, bundan mutluluk duyuyorum. Bana gelenler söylüyorlar. "Bölge halkı çok baba bir insan" diyor benim için. Onlara sıcak ve iyi yaklaşımımdan bahsediyorlar.

OHAL sistemi içinde "Şöyle olsa daha rahat çalışırdım" diyebileceğiniz bir husus var mı?

OHAL Valisi'ne çok yetkiler, sorumluluklar verilmiş ama bana uygun karargâhı yok. Benim burada sosyal, psikolojik, ekonomik planlamayı yapacak, gerçekten işinde temayüz etmiş birkaç uzmanım olmalıydı. Onlar bölgeyi izlemeliydi. Şimdi bölgede bir olay oluyor, bir savaş oluyor. Savaş değil de çatışma oluyor. Burada sosyologlar, psikologlar, ama üniversiteyi bitirmiş gelmiş değil, konuştuğu insanı etkileyebilecek deneyimde insanlar olacak. Bir tarafta ekonomik planlamayı yapacak, bölgenin envanterini çıkaracak. Onları haftada bir çağırmalıyım. Dinledikten sonra o raporları hükümete götürmeliyim ve çatır çatır savunmalıyım.

Size bağlı uzmanlar yöre gerçeğini özgürce dile getirebilir miydi?

Bana getirecekler. Onların özgürlüğünü ben sağlayacağım. Olduğu gibi her şeyi bana söyleyebilecek.

Ama siz devletsiniz.

Devlet öcü değil ki.

Bu devlet hepimizin. Ama devletin sınırları, kuralları, resmi ideolojisi var. Buna ters düşen gerçeği nasıl söyleyecek?

Devletin resmi ideolojisine tabii ki uymak zorundayız. Ama benimle konuşan insan kendi tespitlerini söylerken hiçbir şeye tabi olmayacak, ta ki kötü niyetli olduğunu anlayayım.

Diyelim ki özgürce dile getirdi, siz bunları savunurken zaman zaman "devlet görüşüyle" çatışmayacak mısınız?

Tabii bir devlet terbiyesi içerisinde çatışacak, olayları anlatacağım. Devletin kanunlarına aykırı bir mücadele içerisinde öyle bir şeyi devlete karşı yapmam mümkün değil. Bundan muradım, toplum ne düşünüyor, nasıl yaşamak istiyor, ne sıkıntılar çekiyor, nasıl bir psikoloji içinde? Onları dinleyip "Ben bunlara karşı ne yapabilirim"i düşüneceğim.

Bu bölgenin çocuğuyum

Diyelim ki hazırladıkları rapor, TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Raporu veya üç parlamenterin, haklarında suç duyurusunda bulunulmasına yol açan CHP raporu gibi veya Doğu Ergil'in raporu gibi bir çalışma çıktı. Ne yapacaksınız?

O zaman kendime çıkaracağım, ders alacağım bir şeyler bulurum ben de. Hepsi belki işime yaramayabilir ama çok az bir şeyi de bulsa, bana o konuda o şekilde yardım eden insanlar da bana yardım etmiş olur.

Tabii istediğiniz uzmanlar Kürtçe de bilmeli değil mi?

Elbette bilecek, şurada Kürtçe konuşurlarken niye konuşuyorsun demiyoruz ki. Konuşursa konuşur. Ben bu bölgenin çocuğuyum, Ağrı'da yetiştim.

Kürtçe biliyor musunuz?

Belli ölçüde. Konuşamıyorum da konuşulanları anlıyorum.

Niye Kürtçenizi ilerletmek için ders almıyorsunuz?

Benim normal olarak okumam lazım gelen şeyleri okumaya vaktim yok. Vaktim o kadar sınırlı ki ders alacak zamanım yok. Her türlü lisandan anlamayı isterim. Almanca okudum lisede. Kaymakamken Yabancı Diller Eğitim Merkezi'ne gittim Almanca Bölümü'nü bitirdim. Emniyet Genel Müdürüyken baktım ki İngilizce lazım oluyor, günde iki saat İngilizceye başladım. Şimdi İngilizce bir metin aldığım zaman okuyorum, yabancı misafirlerle sohbet ediyorum.

Yabancı misafirlerle anlaşmak için İngilizce öğrenmek önemli tabii ama bir de bu ülkenin ev sahibi olan vatandaşlar var. Kürtçe bilmenin acaba bölge halkıyla yakınlaşmaya katkısı olmaz mıydı?

Benim bölge valisi olarak şimdi Kürtçe öğrenmek için zaman ayırmamın ne kadar zor olacağını dikkatlerinize sunuyorum. İki aydır buradayım. 12 ilin meseleleriyle uğraşırken birdenbire kendime böyle bir program yapmam zor.

Bir valiye yakışır mı?

Haklısınız. Ama bir büyükelçiyi bir ülkeye atarken o ülkenin dilini bilmesine özen gösterirler. Siz bu ülkenin çok hassas bir bölgesinde devletin temsilcisisiniz.

Yani buraya Kürtçe bilen birini mi atamak lazım?

Hoş olmaz mıydı efendim?

Olurdu da fazla bir faydası da olmazdı.

Selamlaşmanıza, hal hatır sormanıza da olmaz mıydı?

Onlar zaten ben yıllarca burada yaşadığım için problem değil.

Peki, bir gruba yaklaştığınızda ne diyorsunuz?

Onu Kürtçe niye yapayım? Bir valiye yakışır mı bu? Ama onların selamlarını, hareketlerini anlamak güzel bir şey. Ben Ağrı'da yetiştim. Bütün ailem orada oturdu benim. Bu Bölgenin insanlarıyla arkadaşım.

Belleğinizde bir Kürtçe şarkının sözleri kaldı mı?

Şu şarkı diyemeyeceğim. Ama oyunlarını seviyorum, oynuyorlar güzel güzel, seyrediyorum.

1996 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player