Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Hamza Yerlikaya] - "Göçmen olsaydım değerim bilinirdi"

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Sporcunun dramı

Hamza Yerlikaya, en zor ama en gariban sporda, güreşte yüz akımız. Gençlerde şampiyon, yıldızlarda şampiyon, ümitlerde şampiyon, büyüklerde şampiyon. 20 yıllık yaşamına 20 şampiyonluk sığdırdı. İkisi dünya, biri Avrupa şampiyonluğu. 17
yaşında Dünya Şampiyonu olma rekorunu kıran çıkmada daha. Buna rağmen şımarmadı daha, Sivas ellerinden bir Anadolu çocuğu daha. Şampiyon altınlarını lösemili kardeşi için bozduran, biraz parası olsa fakir güreşçilere dağıtmayı düşünen bir Anadolu çocuğu. O Türkiye'nin yüzünü güldürdü. Ama Türkiye onun yüzünü güldürmedi. Onun yüzü güreşin yüzü. Futbolculara, basketbolculara gösterilen ilgi güreşe de gösterilse keşke. O Türk sporcusu değil mi? Bir başbakan da onu kabul etse keşke. Keşke iyileşse kardeşi, böyle dal gibi erimese gözünün önünde. Kamplardan, antrenmanlardan fırlayıp kardeşine kan verdiğini bilse devlet keşke. Sırtını sıvazlasa keşke, arka olsa keşke. Keşke yabancı ülkelerden gelen parlak tekliflerin yarısı kendi ülkesinden gelse. Keşke bir sponsoru olsa. Keşke yaşasa biraz daha kardeşi. Keşke.

Güreşe nasıl ve neden başladın?

Benim ve ağabeyimin güreşe başlamasında babamın güreş sevgisi etkili oldu. Babam Fenerbahçe Güreş Kulübü'nde güreş yapıyordu. Ben o zamanlar futbol oynuyordum. Ağabeyim, buraya gelip antrenman yapıyordu. Ben de futboldaki gibi fiziğim kuvvetlensin diye buraya gelir giderdim. Zamanla güreşe bir eğilim başladı bende.

Güreş sevgisinin köyde başladığını sanıyordum.

Hayır. Biz aslen Sivas Demiryazı köyündeniz. Ama ben doğma büyüme İstanbulluyum. Bir güreşçi köyün çayırlarından yetişir diye bir zihniyet var. Öylesi de var ama o şartlarda Dünya Şampiyonu olamazsın. Temelinin sağlam olması, iyi bir kulüpte iyi insanlarla çalışman lazım. Ben burada Remzi Öztürk, Salih Bora, Erhan Balcı, Erol Bora'ların ellerinde yoğruldum. Onlar yol gösterdiler.

Bildiğim kadarıyla fakir bir ailenin çocuğuydun.

Evet. Zengin ailenin çocuğu bu zor sporu seçmez ki gider futbol oynar, tenis oynar. Önceden hayli fakir bir ailenin çocuğuydum, babam kalorifer tesisatçısıydı. Şu anda ben bakıyorum. O zaman babamın maaşıyla zor geçiniyorduk. Çünkü bizim beslenmemizin de çok düzgün olması lazımdı. Mesela idmandan çıkıp hamburger-cola yiyemezsiniz, etle beslenmeniz lazım. Çok sıkıntı çektik. Allah'a şükür gittik şampiyon olduk, bitti.

Neden güreşi seçti?

Güreş kabuğunu kırmak için bir fırsat olmuş sana. Ama neden daha çok para getiren bir spor dalını seçmedin, hazır futbol da oynuyordun?

Vallahi o günlerde güreşte şampiyon olacağımı bilmiyordum, öyle bir düşüncem yoktu, ben spor olsun diye yapıyordum. Futbola karşı herkesin bir sevgisi vardı, benim de bir sevgim vardı. Sonradan kısmet güreşe oldu.

Demirspor'dan ne kadar maaş alıyorsun?

35 milyon. Şu anda Devlet Demir Yolları'nda işçiyim ama kadrom yok. Özerklik gelse (Özelleştirilse demek istiyor) ilk çıkacak insanım. Devlet vermiyor kadromuzu.

Bu stilde en genç Dünya Şampiyonu olan sensin galiba.

Grekoromende ilk defa ben 17 yaşında şampiyon oldum, dünya tarihine geçti. Bu rekoru daha kıramadılar, kırmak için 16 yaşına inmez lazım, 16 yaşında da bir şampiyon zor çıkar. Bu stil çok zor, belden aşağısını hiç ellemiyorsun çünkü. Serbestte öyle değil. Onları küçüksemek için demiyorum ama grekoromen güreş aşırı zor. Ben şu anda serbest antrenman yapayım, benim bacağıma dalsalar şaşırırım bu benim bacağıma neden daldı derim.

Uluslar arası müsabakalarda Türk olmanın dezavantajları olduğu oluyor mu?

Evet. Puanların hepsi eşitse hakemin inisiyatifine kalmış. Öyle bir pozisyonda bize Türk olarak maçı vermezler. Hakem mafyası var yurtdışında, hakem seni Türk olduğun için sevmiyor. Benim yer güreşim çok iyi, ama adam ihtar verip yere yatırmıyor, o zaman puan alamazsın. Üç puanlık hareket yapıyorsun bir puan veriyor. Dolayısıyla bizim hakemleri de rakibi de yenmemiz gerekiyor.

Milli forma sevgisi de seni motive eden şeylerden biri mi?

Evet, bu çok büyük bir mutluluk. Mesela Amerika'dan, Almanya'dan, dünyanın bin bir yerinden teklif geliyor. Üç aylık gel, buranın vatandaşı ol diyorlar. Ama ben başka bir mayoyla güreşemem. Bırakıp da gitmek çok güç ama tabii değerimizi
bilmezlerse bizim de yapacağımız şey gitmek.

Bildiler mi şu ana kadar?

Şu anda bilinmiyor. Mesela şimdi Avrupa Şampiyonası'ndan geldik, bir hafta basında görüldük. Sonra hiç kimseden sevgi saygı görmüyoruz. Kampa girerken ne gazeteci, ne yetkili, bir Allah'ın kulu yoktur ortada. Şampiyonluğu getiriyorsun, bakıyorsun havaalanı dolu. İnsanın ağırına gidiyor. Spor sadece futbol, basket değil ki. Futbolcular İngiltere'de ilk on
altıya girdiler, Başbakan Çiller 20 milyar mı vermişti o
zaman? Ondan bir hafta sonra ben Dünya Şampiyonu oldum, kabul
etmedi beni. Ben Türk sporcusu değil miyim? Yani bir karar
getiremedim. Basketçilere verildi bilmem kaç milyar.
Benim zoruma gidiyor. Bu ilgisizlik devam ederse ben de giderim niye
gitmeyeyim?

"Yetti gari"
demene ne kadar kaldı?

Olimpiyattan sonra
olabilir de, olmayabilir de. O zaman daha sağlıklı düşüneceğim.
Ben bu şampiyonadayken maçlarım bitti, odada yatamadım.
Şahsen geliyorlar, kulüp olarak geliyorlar. Ligleri var
onların. Bir Türkiye'nin yok güreş ligi. Mesela
Almanya'nın bir liginde aynı bizim futbolcu gibi seyircisi
oluyor, aklınız durur, binlerce.

Üç ay
için 200 bin mark

Ne teklif ediliyor
sana?

İnsanlar diyor ki ‘gel,
benden sana 200 bin mark, üç ay kulübüm adına
oyna. Sana villanı, arabanı, masörünü veriyorum.
Bütün rahatını sağlıyorum. Bir hocan var, kendine ait.
Canın nasıl isterse öyle davranırsın. Haftanın beş günü
maçın yap arkasından Türkiye'ye getiririm' diyor.

Bundan iyisi can
sağlığı.

Güzel de olimpiyattan önce bu iş olmaz. Bir hedefim var, hedefimi aşmadan olmaz. Sonra Türkiye'nin bize göstereceği ilgiye bağlı. Milli takım kampına gidiyoruz, kampta mıyız, değil miyiz? Bir işte son bakanımız maçlara beş gün kala geldiler. O da yeni atandı, mecburen geldi. Yeni salonumuz yapıldı, ışığı yok. Buz gibi yatamıyorsun, odaya giriyorsun, yataklar leş gibi. Lavabo, musluklar kırık. Aşçın yok, yemek yiyemiyorsun.

Dünya şampiyonu olduğunda sana ev verilmişti?

Ama ne ev. Gazeteler yazıyor, 6 milyarlık diye. Gelsin de benim İzmir'deki evimi görsünler. Bir oda, bir salon, bodrum katı. Emlak Bankası'nın satışa çıkarıp da satamadığı daireyi bize veriyor. 1995'te verilen evi daha görmedim ama iki oda bir salon diyorlar, fiyatı bir milyar 900 milyonmuş.

"Üç evim var şu anda"

Şu anda ailenle birlikte oturuyorsun galiba?

Evet. Ben aileden kopmak istemiyorum. Çünkü hep uzak kalıyorsun. Şampiyon olmanın bedeli çok ağır. Sosyal yaşantın yok. Bir yılın 11 ayını kampta geçiriyoruz. Aile ortamına bir özlem geliyor. İlere ayrılabilirim, üç evim var şu anda. Ama ailemle dertleşmek benim daha hoşuma gidiyor.

Şampiyonluğunun bir önemi de senin devşirme değil, bu toprağın yetiştirdiği bir sporcu olman, değil mi?

Evet, ama ben yurtdışından gelmiş olsaydım benim değerim daha çok bilinirdi. Bunu ısrarla söylüyorum. Benim değerim on kat daha fazla olurdu. Göçmen çocuklar tamam Türk'tür, bir şey demiyorum ama arada bir farklılık oluyor. Ben şampiyon olduğumda bana en kötü yerden bir daire veriyorlarsa, o gidip de en iyi yerden daire alıyorsa ya da ona araba hediye ediyorsa bana etmiyorsa, yani devlet ona sahip çıkıyor bana çıkmıyorsa ben bunları yadırgarım. Mesela Sabancı Vakfı'nın şampiyon sporculara verdiği 10 bin dolar ve Toyota arabayı ben hala almadım. Hâlbuki Sabancı'nın sözü vardı.

Göçmen sporculara göre yaptığınız mücadeleler farklı mı?

Biz çok daha büyük zorluklarla yetişiyoruz. En basitinden söyleyeyim. Soğuk bir zeminde tutma yapmamız çok güç. En ufak bir şeyde sakatlanırız. Gidiyorsun, salona bakıyorsun buz gibi, ışığın yok. Milli kamp kampında da aynı, burada da. Duş almak istiyorsun, su buz gibi. Yemeğe inmek istiyorsun aşçı yetersiz. Bunlar güreşçidir, olsa da olur, olmasa da, boş verin anlayışı var. Geçen gün bakanımız geldi, normalde bir Allah'ın kulu gelmezdi, bakanımızın geldiğini duyan, yönetim kurulunda olan olmayan, mühendisler, müteahhitler işadamları nasıl doldular aklınız durur ama hiçbiri tanımıyoruz.

Piyangodan 50 milyar çıksa güreş için ne yaparsın?

Camiamızda o kadar gariban güreşçiler var ki onlara veririm. Hiç maddiyatları yok. Buraya geliyor, eşofmanı, ayakkabısı, tişörtü yok, antrenman yapacak. O yüzden hükümetten bizim camiaya karşı biraz daha duyarlı olmalarını bekliyorum.

Kamuoyu seni sadece spor başarılarınla değil, lösemili kardeşin için verdiğin mücadeleyle tanıyor.

Ufak kardeşim kan kanseri, dört yıldan beri uğraşıyoruz. Şu anda ayakta tedavi oluyor, üç yıl yattı. Bir bakıyorsunuz ölü gibi yürüyemiyor, o derece düşüyor. Kardeşimin durumu beni maddi manevi aşırı etkiledi. Bir ilacı 60 milyon. Bir günde 4 tane taktıkları da oluyor. Eder 240 milyon.

"Arabayı sattım"

Spordan kazandığın altınları ona mı harcıyorsun?

Tabii gelirimizin yüzde 90'ı oraya gidiyor. Bedava kimse bir şey vermiyor. Bir eldivenin olmazsa hastaneden kapı dışarı ederler. Özel eldiven alıyorlar onun için. Bir tedaviye gittiğin zaman 20 çeşit şey götürüyorsun, bir tanesi eksik olursa tedavi yapılmıyor. Dünya Şampiyonu olduğumuz zaman 80 cumhuriyet altınının 40'ı kulübü 40'ı bana verildi. Avrupa Şampiyonu olunca kulüple 40-40 paylaştık. Kardeşim için altınları da bozdurduğum, arabayı da sattığım oldu. Şimdi arabam yok ama alacağım.

Kardeşinle aranda nasıl bir diyalog var?

Kardeşim Mikail, maşallah haddinden fazla zeki. 5 yaşında ama benimle aynı yaştaymışız gibi konuşur. Hastalığıyla ilgili her şeyi biliyor. İlaç aldığı günler biz eve giremiyoruz. Aradan 15 gün geçiyor ondan sonra giriyoruz. Ayda 4 gün üst üste tedaviye gidiyor, aşırı ilaç yükleniyor vücuduna, gözeneklerinin kapanması için.

O sürede babanda mı gitmiyor eve?

Hiç kimse. Mikail'in yanında yalnız annem oluyor. O da kendini dezenfekte ediyor. Mikail benden müthiş gurur duyuyor ve çok dikkatli izliyor beni. Mesela bir şampiyonada yenildim diyelim, hemen beni eleştiriyor, "sen bunu niye yaptın, onu yapmasaydın yenilmezdin" diye. Mesela bir karşılaşmada son beş saniye kala ben yenik ilan edildim. Sonradan maçı masada kazandık. Son beş saniyede ben puan almam, maçı durdurun dedim, kenara çekildim. Geldim eve, "abi sen beş saniye kala niye bıraktın? Adam senin beline girip arkaya doğru atsaydı, ondan sonra nasıl itiraz edecektin. Son beş saniye, maç daha bitmemiş. Bir şey iddia edemezsin" dedi. 5 yaşındaki bir çocuğun bunu düşünmesi çok güç. Şimdi çocuk, ilaç aldığı zamanlar ben de ölüyormuş gibi oluyorum. Onun yerine ben öleyim diyorum. Çünkü bizim ailenin en ufağı o. Altı kardeşiz biz, ben dört numarayım. O bizim ailenin gözbebeği. Tabii içimizde bir burukluk var. Hastalığı nasıl aldı bilemiyoruz. Bu hastalık içerden insanı yiyip bitiriyor. Hiç belli olmuyor. Bir bakıyorsun iyi, beş dakika sonra bir bakmışsın ölmüş.

"Sürekli kan veriyorduk"

Devamlı ha öldü ha ölecek duygusunu mu yaşıyorsun?

Evet, hele yurtdışında olduğum zaman sürekli evi arayıp kardeşimi soruyorum. Mikail'e teşhis konduğundan altı yedi ay sonra sürekli kanı değişiyordu, kan veriyorduk. Hepimizin kanı tutuyordu ama bayanlardan almıyorlar. Biz de kamptaydık. O günden beri en az 15 defa kan verdim. 1994 senesinde bu yüzden şampiyon olamadım. Çocuk ölecek kan veren yok, ne yapacaksın kendin vereceksin. Kan verdim, aradan 5 gün geçti, gittim bir daha verdim. 10 gün sonra gittim bir daha verdim. Tabii çok sakıncalı.

Almamaları lazım.

Haberleri yok ki. Adam soruyor "en son kanı ne zaman verdin?" diye. Ben de "hatırlamıyorum" diyorum. Kan vermekten halsiz, yataklara düştüm ben bir ara. O sene şampiyon olamayınca şımardı çalışmadı, gezdi, bara gitti, diskoya gitti diye yazdılar. Tabii ki biz kendimizi sakladık. Sonra gittim Dünya Şampiyonu oldum. İşin tuhafı, kan veriyorsun, işlem yaptırıyorsun, sonra kendi kanını paranla geri alıyorsun. Bu beni çok sarstı. Şu anda kan durumunu kısmen düzelttik. Bugüne kadar 4 yıl getirdik, bundan sonra dört yıl daha gider gibi geliyor bana. Bazen öyle zamanlar oldu ki bu çocuk bu eziyeti çekeceğine dedim ölse daha iyi. Istırabı yaşayan bilir, ip gibi kalıyor bir bakıyorsun. Dal gibi bir çocuk oluyor.

"Eyüp Sultan'da namaz"

Konuyu değiştirelim. Müsabaka öncesi uğur için neler yaparsın?

Eyüp Sultan'a giderim, namazımı kılarım, duamı ederim, kurbanımı keserim, zekâtımı, fitremi, sadakamı veririm. Maça çıkmadan önce üç Elham, üç kulhuvalluhu, amentüyü okurum, 2 rekât namaz kılarım. Bu prensibimdir hiç değişmez. Abdestsiz çıkmam maça. İçki sigara içmem.

Sırtın herhalde bir tek uykuda yere değiyordur.

Hayır. Sırt üstü yatmam.

"Uykuda bile sırtım yere gelmesin" psikolojisiyle mi?

Olabilir, genelde yan yatarım, sağa sola dönerim, yüzüstü yatarım. Çok sayıklarım.

Kitap okur musun?

Okurum, genelde roman tarzını severim. Şimdi kitabın ismini söylemek çok güç, aklımda kalmıyor yazar isimleri. Mesela bir kaset dinledik, ismini falan unutuyorum.

Okumuyorsun dinliyorsun romanı?

Genelde dinlerim, pek fırsatımız olmadığı için.

1996 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player