[Mehmet Kahya] - Vekillerin yarısı silahlı
Meclis'in polisi
Meclis'in polisi olmak nedir? Politikanın mabedi nasıl korunur? Politikayı politik olmadan korumak mümkün müdür? Silahlı korumanın Meclis'in itibarını korumaya ne katkısı vardır? Meclis'in göbeğinde yaşayıp politikaya bulaşmamak mümkün müdür? Polis varsa, askerin Meclis'te ne işi vardır? Bir milletvekilini Meclis'te belinde silahla dolaşmaya iten psikoloji nedir? Silah güvensizliği mi getirir, güveni mi? Asabi olmak kimin hakkıdır,
korunanın mı, koruyanın mı?
24 saat mecliste kalmanın, bitmeyen günler yasamanın bedeli nedir? Ömür biter soru bitmez. Ama sorulan bir polisse cevaplar çabuk biter. Kanun adamı kanuni konuşur.
Meclis'in polisi olmak ne demek?
Gün ışırken, herkesten önce Meclis'i açmak, gece herkes gittikten sonra, sessizlik üstünüze çökerken, devasa binada yalnız kendi ayak seslerinizi dinleyerek Meclis'i kapamak. Meclis'imiz, 500 dönümlük araziyle büyüklük açısından dünyanın sayılı meclislerinden biri. Artı yaklaşık 400 dönümlük milletvekili lojmanları arazisi, 3 bin 500 çalışanı, 450 milletvekili var. Personel araç yoğunluğunun yanı sıra üst düzey bürokrat ve misafir araçlarını da düşündüğünüz zaman kontrolü oldukça zordur. Ziyaretçiyi, milletvekilinin politik yaşantısını ve personeli incitmeden kontrol ederek hasarsız bir gün geçirmek hiç kolay değil.
365 günün kaçını hasarsız geçirirsiniz?
Genel kurulun olduğu her gün ufak tefek bir hasarımız olur. Özellikle Salı gönleri en hasarlı günlerimizdir.
Ben hasar gruplarda oluyor sanıyordum. Demek asıl hasar sizde?
Salı günleri her türlü faaliyetin aşırı yoğunluğunun getirdiği aşırı talepler sinir sistemimiz üzerinde deformasyon yapar. Her canı sıkılan bizden bir şey ister. Mesela genel kurul saati başlamıştır, ziyaretçi alınmaması gerekir ama bu kuralın dışına çıkılmaya itilirsiniz. Bir tarafta kurallar, bir tarafta talepler siz ortada boyun bükersiniz.
Tabii boyun bükmek polisliğin şanına yakışmaz.
Haklısınız ama Meclis polisine de "fleksibıl" olmak yakışır. Biz polisler için hayır kelimesini en az kullandığımız mekan Meclis'tir. Çünkü burada öyle bir polis istiyorlar ki parlamentonun manevi ruhunu, hizmetlerin inceliğini kavramış, nezaket kurallarını bilen, iyi eğitilmiş kişiler olsun ve parlamenterlerimiz kendilerini güvenli hissetsin.
Bir parlamenter ne tür bir güvensizlik hissedebilir ki?
Günde 5 bin, seçim arifelerinde 20 bin kişinin çıktığı bir parlamento. Haliyle bir milletvekilinin kapısı açıldığında karşısına gelen kişinin Meclis'in polisi tarafından denetimden geçirilmiş olduğunu düşünmesi lazım. Dolayısıyla Meclis polisi, güvenilir ve bilgili olduğu imajını bırakmalı.
Meclis emniyet müdürlüğü, il emniyet müdürlüğüne paralel bir görev mi?
Ankara, İstanbul, İzmir dışındaki iller düzeyinde bir görevdir. Bugün Türkiye genelinde emniyet müdürlüğündeki üst yöneticilerin parlamentoda kısa süreli de olsa çalışmalarının büyük faydası olacağına inanıyorum.
Ruhi terbiye açısından mı?
Kanunların yapılışında geçen süre içerisinde insanların yapısı, müzakere şekli ve değişik siyasi düşüncelerin ülkenin menfaatinde nasıl bir araya geldiğini veya ayrıldığını görmek bence üst seviyeli bir yönetici için tadılması gereken bir hazdır. Tabii burada kolektif çalışmanın getirdiği bir takım zorluklar da söz konusu. Bunu aşmak için arkadaşlarımızla hafta sonunda ders yapar, kendimizi eleştiririz.
Kendinizieleştirdiğiniz konular nedir?
Mesela önceki gün ziyaretçi yasağını yeterince uygulayamadığımız için grup başkanvekillerinden eleştiri aldık. Hâlbuki bu yasaklara parlamenterlerimiz de azıcık katkı sağlamış olsalar, yani bizim kapıdan almadığımız ziyaretçileri kendileri gelip içeri sokmasalar, kulisleri rahat bıraksalar, misafirlerini kulislere getirmeseler biz Meclis güvenliğini daha kolay sağlarız, parlamento da daha rahat çalışır.
En çok kimin misafiri geliyor?
DYP Antalya Milletvekili Hasan Namal beyin misafirleri günlük 50'nin altına düşmez. Bunlara çay verir, öğle yemeğini yedirir, günün büyük çoğunluğunu bunlara ayırır. Bu tür bir ağırlamanın altından nasıl kalktığını bir türlü anlayamıyorum.
Meclis tartışmalarını izlerken "Allah kahretsin, niye böyle yapıyorlar" dediğiniz oluyor mu?
Gayet tabii ben de insanım, bu ülkenin çocuğuyum. Bu ülkede güzel şeylerin olmasını isterim ama takdir edersiniz ki bugüne kadar çalıştığım yerlere baktığınızda en önemli özelliğim siyasetin göbeğinde siyasete bulaşmamaktır.
Bunun için üstün bir irade, sağlam bir sinir gerekir herhalde.
Belki de bağışıklık kazanmışızdır bu ortam içinde. Mesela geçen haftaki anayasa çalışmasında, 20 saatlik bir mesai vardı poliste. 4 saatlik istirahattan sonra tekrar hizmete gelen arkadaşlar bir yıpranma süreci yaşıyorlar. 17-18 saat mesai yapan bir parlamenter de aynı şekilde bir yıpranma içindedir.
Ne şiş yansın ne kebap
Taraflar birbirini yıpratıyor mu?
Polis olarak meclis iradesinin koyduğu katı kuralları işletme olanağımız yok zaten. Yasama faaliyetlerini aksatmadan, zekânızı kullanıp sıkıntı getirmeden problemi çözmek görevimiz. Yani "bugün de böyle olsun" anlayışı.
Politikacının yanında duran ya huyundan ya suyundan! "Bugün de böyle olsun" yöntemi öyle mi?
Eh o kadarcık etkilenmede olsun artık, ben 6 yıldır bu çatı altındayım. Bu, bir olayı biraz rahatlık içinde işletmek, belli bir ölçüde her iki tarafı tatmin edici bir uygulama yapmaktır.
Yani ne şiş yansın, ne kebap. Tam bu Meclis'in havası.
Bu hava, politikacının kendi koyduğu kurala kendinin uymakta güçlük çekmesinden doğmuş olabilir.
Peki, milletvekillerinin Meclis'te silahsız dolaşmalarını engelleyebildiniz mi?
Ben şimdisize evet dersem, tatmin olmayacağınızı biliyorum, ama milletvekillerimizin yüzde ellisinin ruhsatlı silahı olması doğal.
Sayın Kahya, "Milletvekili silahlarının kahyası ben miyim" demiyorsunuz değil mi?
Gayet tabii çatı altına girildiği andan itibaren silahların kâhyası biziz. Buradaki uğraşımız, Meclis kampusuna silahla gelmeyi durdurmaktır. Her üç ayda bir 450 milletvekilimize mektup göndererek, Meclis'e silahlı gelinmemesinin tavsiyesinde bulunuyoruz.
Amir bir hükmün tavsiyesi mi olur?
Biz idareye tavsiye ediyoruz, idare bunu sayın milletvekillerine duyuruyor. Meclis'e silahla gelmeyi önlemek için Meclis'in giriş kapısına çelik dolaplar yerleştirdik. Milletvekilleri ve çok uzaktan gelen vatandaşlarımız oraya silahlarını makbuz karşılığı koyarlar.
Kaç milletvekili silahını bırakıyor o dolaplara?
Yanında silahı olanların büyük çoğunluğu bırakıyor.
Bırakmayı unutan olmuyor mu?
Tabii zaman zaman unutuyorlar. O zaman da kendi odasında ya da benim odamın bulunduğu mıntıkada bir çelik dolabımız var, orada muhafaza etmek suretiyle genel kurula ve ana binaya silahla gelinmemesi konusunda büyük bir mücadele sarf ediyoruz.
Şu anda kaç kişi içerde silahla dolaşmayı ısrarla sürdürüyor?
Beni rakam vermeye zorlamayın. Silah ruhsatını alan kişi bir süre bu silahı taşımakta ısrar eder, ama belirli bir zaman geçtikten sonra bunun lüzumsuz olduğunu anlar, silah ağırlık olur. Ben ana bina ve genel kurul salonunda silahlı milletvekili olacağı kanaatinde değilim.
Öyleyse neden "büyük bir mücadele veriyoruz" dediniz demin.
Parlamentoda mücadelesiz bir an geçmez ki zaten!
Kulislerde gördüm, bellerinde silahla dolaşıyorlar. Acaba hangi psikolojiyle insan Meclis çatısının altında silahla dolaşmayı sürdürür?
Çağrı cihazı ve cep telefonu son günlerde çok yaygın kullanılıyor belki siz onu silah olarak gördünüz.
Peki, bir dahaki sefere gözlüklerimi takar bakarım.(Kahkahalar)
Eğer yine de silah görürseniz, ben sayın milletvekillerine karşı yeterli bir güven ortamını sağlayamadığımı düşünürüm. Tabii bazı silah sevgisine çok düşkün insanları bu sevgiden koparmak mümkün olamıyor.
Silahlı milletvekillerinden hangisi size daha korkutucu geliyor?
Kendim silah taşıdığım için bir kişinin silahlı olması beni çok fazla ürkütmüyor.
Ama niye? Bu Meclis'te cinayet bile işlendi, siz o sırada oradaydınız. Bundan dolayı bir vicdanı sorumluluk hissetmiyor musunuz, "biz onun silahını almış olabilseydik, belki de o cinayet olmazdı" diye.
Bu vicdani rahatsızlığı bir ben değil o hadiseye neden olan kişiler de hisseder. Hadisenin hemen akabinde zamanın başkan vekili rahmetliyle ilgilenmeye başladığı anda ben de o hadiseye sebep olan sayın milletvekilinin yanındaydım. Kontrolden çıkmıştı. Kırk beş dakika silahı elinden almak için uğraştım.
Dil mi döktünüz?
Tabii, ceketimi çıkarıp silahsız olduğumu gösterdim. Psikolojik inandırıcılık vasfını ortaya koymak zorundaydım. Dedim ki "Bakın ben emniyet müdürüyüm, beni tanıyorsunuz, bende dahi silah yok, sakin olmalısınız." Kırk beş dakika dil döktüm. Silah, İdris Bey'in sağ elindeydi ona bir fincan kahve uzattım. Kahveyi sağ elinin uzanabileceği en uzak noktaya koydum ki kahveyi alırken silahı yere bıraksın.
O kahveyi, siz silahı aldınız.
Evet. Tabii burada sorduğunuz vicdan azabını bir noktaya kadar telafi ettik. Ama sayın milletvekilimiz orada silahsız olsaydı bu hadise olmazdı tabii.
Yeni bir cinayeti önlemenin yolunu yine de bulamadınız ama.
O günden beri başkanlık divanının bana verdiği destekle bu nokta üzerinde çok büyük mücadele ediyoruz. İnanın milletvekilinin ofisine kadar gidip, silahı varsa elinden alıyorum.
Peki, o cinayet öncesinde İdris Arıkan (ANAP Siirt eski Milletvekili) uyarılmış mıydı?
Göreve başladığımın altıncı ayıydı, bir sefer mektup göndermiştik.
Demek mektuplaşma işe yaramıyor. Madem silahla gelmelerini yüzde yüz önlemek mümkün değil, "yeni bir cinayet olasılığı her zaman var" demek mi bu?
İnsanlar istedikten sonra bir vesileyle cinayet işler, buna kimse mani olamaz, burada esas olan öyle bir ortama gelmemek, gelinirse faili yakalamak.
Bu açıdan bir stres yaşıyor musunuz?
Stres yaşamıyorum ama bu demek değil ki rehavete kapılmışız. Bir iktidar kulisinde 20'nin üzerinde sivil polisi her an böyle bir hadiseye müdahale edebilecek noktaya getirdik. Tahsil düzeyi yüzde 85 üniversite mezunu, kalanın büyük bölümü lise mezunu. İki milletvekili münakaşa ettiği, seslerinin yüksek çıktığını fark ettiğimiz an hemen anında önlerinde arkasında, yanlarında bir iki arkadaşım duruyor.
Ama bazı milletvekilleri sizden mermi istiyor, siz de veriyorsunuz. Tabanca hizmetleri de göreviniz dâhilinde mi?
Mermiler polisten!
Tabii bir parlamenterin ruhsatlı tabancasına mermi almak için Ankara Valiliği veya Makine Kimya Kurumu'na gidip gelmesi de hem benim işime gelmiyor, hem de onun işine gelmez. Çünkü orada karşılaşacağı bir problem yine dönüp dolaşıp bize gelecek. O yüzden milletvekillerinin memleketine ya da seçim bölgesine gittiği zaman bir iki kutuluk mermi ihtiyacına yardımcı oluyoruz tabii.
DEP'lileri Meclis'ten atarken ne hissettiniz?
Tabii çok üzüldüğüm bir hadisedir. Ama bir parlamentodan bir kısım milletvekillerinin gönderilmesi siyasi bir karardı.
"Kararı ben vermedim, ben aracıyım" dışındaki duygularınız?
Tabii dokunulmazlığı olduğu sürece saygıyla ilgilendiğimiz kişinin dokunulmazlığı kalkınca Meclis'ten çıkarılması farklı bir duygu.
O farklı duygu, "Vatan hainlerini meclisten temizledik" duygusu mu?
Bunu kelimelerle anlatmak güç. Uzun süre ahbaplığınız olan bir kişiyi kendi elinizle savcılığa göndermek hüzün verici. Ancak illegal bir örgütün simgesinin daha ilk günden yasalara aykırı olmasına rağmen sergilenmesinin sonuçlarına da katlanılması gerekir.
Meclis'te bir de asker grubu, muhafız taburu var. Siz varken onlara ne gerek var?
Tabii bizdeki askerin önemli bir özelliği sadece gösteriş, yani temiz yüzlü, uzun boylu çocuklar...
Meclis icraatıyla gösteriş yapsın. Askerle gösterişe ne hacet var?
Gösterişten kastım, fizik olarak gösterişli çocuklar.
Gösterişli askerlerin katkısı oluyor mu korumanıza?
Tabii, bizim çevre güvenliğimizin tamamını, muhafız taburumuz sağlıyor, biz Meclis mesaisi sürdüğü sürece ana giriş kapılarını koruyoruz. Gece muayyen saatten itibaren lojmanlar dâhil üç giriş kapımızı da askerlere bırakıyoruz.
Yani asker olmasa burayı koruyamaz mısınız?
Miktar artırılır korunur tabii niçin korunmasın. Şu anda 180 kişiyle koruyorsak, o zaman 350 kişiye ihtiyaç olur. Bu da bir maddi külfet olacaktır. Ayrıca bu siyasi bir karardır.
Tamam, ben siyasi anlamını soruyorum.
Bir polisten siyasi bir cevap mı bekliyorsunuz? Ben ancak ekonomik yönünü söyleyebilirim. Bir polisin maliyeti ile bir erin maliyeti arasında ne kadar fark olduğunu siz de takdir edersiniz.