Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Mesut Yılmaz 3] - ‘83'teki Özal'a bağlıyım'

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Yılmaz'a göre, 1983'ten 1986'ya kadar hiç tavizsiz programını uygulayan Özal, 1986 ara seçimlerinde beklemediği bir sonuçla karşılaşıp, eski siyasilerin tekrar güç kazandığını görünce, özellikle 1989 seçimlerinden sonra, daha önceki kişiliği ve tarzıyla zat bir çizgiye geldi.

Yollarının bu noktada ayrıldığını belirten Yılmaz, "Özal'ın benim referans aldığım, bugün hala bağlı kaldığım, her vesilede tekrarladığım görüşleri, 1983'te, ANAP'ın kuruluşunda açıkladığı görüşleridir" diyor.

Mart seçimlerinden önce Fethullah Hoca'yla bir görüşme talebiniz olmuştu. O zaman hangi umutları taşıyordunuz?

Benim böyle bir talebim olmadı.

Benim bildiğim, Sayın Fethullah Gülen ilk talebinizi kabul etmemiş, ama ikinci talebinizde, 10 Temmuz seçimleri öncesinde hocanın elini öpmeye muvaffak olmuşsunuz. Memnun kaldınız mı?

Fethullah Hoca ile bir kere görüştüm. 10 Temmuz'dan önce değil, daha önceydi. Yani geçen sene bu görüşme bir ortak dostumuzun evinde oldu. Benim bu konuda herhangi bir talebim olmadı. Sadece o ortak dostumuzun arzusu üzerine bir araya geldik.

Peki, elini öptünüz mü?

Hayır, hiç kimsenin elini öpmedim. Yani babamdan, annemden başka hayatta kimsenin elini öpmedim. Erzurum'da da Kırkıncı Hoca'yla görüştüm. Orada kendim talep ettim görüşmeyi. Ama yine bir arkadaşımız görüşmemi arzu etti. Ben de uygun gördüm öyle görüştük. Çevrelerinde saygınlığı olan, geniş bir kitleyi arkalarında sürükleyen, yönlendiren insanlarla her zaman görüşmekte fayda var. Hatta hatırladığıma göre Sayın Fethullah Gülen'le olan görüşmemizde bir yanlış anlamaya meydan vermemek için kendisinden hiçbir siyasi talebimizin söz konusu olmadığını açıkça ifade ettim. Görüşmenin sadece kendisini tanıma, fikirlerini öğrenme arzusundan kaynaklandığını söyledim. Bana göre ilginç görüşler ortaya koydu. Özellikle Türk dünyasındaki gelişmeleri çok yakından takip ettiğini gördüm. Bu benim beklemediğim bir şeydi.

Özal değişti

Mahmut Hoca ve Esat Coşan'la da görüşecek misiniz?

Esat Coşan Hoca'yla da zaman zaman görüşüyorum. İki defa görüştüm. O beni bir defa ziyarete geldi, bir defa ben onu İstanbul'da ziyarete gittim. Mahmut Hoca'yı hayatımda hiç görmedim. Cenazede rastladım ama konuşmadım. İyi bir fırsat olsa da onunla görüşsem memnun olurum.

Peki, Turgut Özal'a dönelim. Turgut Bey vefatından 15 gün önce sizin için "Bizim fikrimizi taşmıyor" demişti. O sizi mirasçı saymazken siz nasıl kendinizi onun mirasçısı sayıyorsunuz?

Benim referans aldığım, bugün hala bağlı kaldığım her vesilede tekrarladığım rahmetli Özal'ın görüşleri, 1983'te ANAP'ın kuruluşunda topluma açıkladığı görüşleridir. O görüşlerinde, mesela başkanlık sistemi yoktur. Daha sonra Cumhurbaşkanı olduktan sonra "İkinci Değişim Programı" adı altında savunduğu birçok görüş, o görüşlerin içinde yoktur. Daha sonra Özal'ın ilave ettiği görüşlerdir.

Yani siz 83'te mi kaldınız?

Hayır. 1983'te ortaya koyduğu fikirler, Türkiye'nin çok büyük bir değişim mümkün kılan, önümüzdeki yıllara da ışık tutacak olan görüşleridir. Biz daha o tarihte açıkladığımız programın yarısını dahi gerçekleştiremedik. Şimdi onları hayata geçirmekte zaman zaman bazı güçlüklerimiz var. Zaman zaman bunları geciktiren, bizden kaynaklanan hatalar var. Ben rahmetli Özal'a her zaman dedim ki "Biz Türkiye için en doğru fikirleri savunuyoruz. Türkiye için çok iyi hizmetler yaptık. Küçük küçük hatalar yüzünden veya yapmamız gerekip de yapmadığımız bazı ufak şeyler yüzünden, bunların gölgelenmesine benim gönlüm razı olmaz. Eğer biraz daha kendimize çeki düzen versek, bazı konularda bize yöneltilen eleştirileri daha fazla dikkate alabilsek, eminim ki bu zor konjonktürü de aşıp Türkiye'de itibarımızı sürdürebiliriz." Ama gerçek şu ki 1983'ten 1986'ya kadar hiç tavizsiz o programı uygulayan rahmetli Özal, 86 ara seçimlerinde beklemediği bir sonuçla karşılaşınca, yani eski siyasilerin tekrar güç kazandığını görünce, özellikle 89seçimlerinden sonra daha önceki kişiliğiyle, daha önceki tarzıyla taban tabana zıt bir çizgiye geldi. Cumhurbaşkanı olduktan sonra ise tam tersine hiçbir siyasi endişe taşımadığı için çok daha rahat birtakım şeyleri telaffuz etmeye başladı.

Sahi mi? Yani onun için mi Güneydoğu sorununda sizin onun gerisinde düştüğünüzü söyledi?

Hayır, konumlarımız farklıydı. Ben bir siyasi partinin başındaydım. Her an toplumun ve partinin nabzını tutmak zorundaydım. Kendisi Methodist Hastanesi'nde kalırken uzun uzun tartıştık. Yani bunların henüz Türkiye'de rahatça tartışılabilecek bir mesele olmaktan çıktığını, bir hoşgörü ortamının, bir uzlaşma platformunun Türkiye'de henüz daha oluşmadığını, bu fikirler doğru bile olsa, doğru zamanda söylenmedikçe siyaseten bize zarar vereceğini ifade ettim. Buna rahmetli Özal karşı çıktı. Ondan sonra başka bir konuda bu fikrimizin doğru olduğunu kabul etti.

"Özal'ı rencide etmedim"

Mesela?

Mesela, Genelkurmay Başkanlığı'nın konumuyla ilgili. Dolayısıyla rahmetli Özal'la bizim görüş ayrılığımızın temelinde iki husus yatıyor. Bir tanesi, sistemin insanlardan bağımsız olduğunu, kurumları başlarındaki insanların değişmesinden bağımsız olarak işletmenin çok önem taşıdığını savunuyordum. Özal, kişisel faktöre çok önem veriyordu. Adeta her şeyi kişilere göre dizayn ediyordu. İkincisi, ben bazı konularda özeleştirin gerektiğini, bazı olayların önlenmesi için bizim daha fazla inisiyatif almamızı savundum.

Gerçek neden acaba bunlar mı? Özal ölmeden iki ay önce "ANAP"la maddi manevi her türlü bağım bitti" dedi. Demek ki çok kızdırdınız kendisini. O'nu bu noktaya getirmek için ne yaptınız?

Ben rahmetli Özal'ı rencide edecek hiçbir şey yapmadım. Yaptığım tek şey, kendisine, farklı düşündüğüm zaman bu görüşlerimi açıklıkla ortaya koymaktı. Bizim Özal'la aramızı açan en önemli olay, kendisinin benden beklediği bazı hususların benim tarafımdan yerine getirilmemesidir.

Nedir bunlar?

Mesela hükümetteyken hükümet icraatına ilişkin, parti başkanı olarak partinin yönetimine ilişkin, muhalefetteyken muhalefet konusunda ama önemli konularda tamamen kendi önerileri doğrultusunda davranmamı benden beklemişti. Bu isteklerini karşılayamadım. Aramızı açan en önemli neden budur.

Peki, sizin askeri kanatla aranız nasıl?

Bir parti lideriyle komutanların arası nasıl olması gerekiyorsa, ilişkilerim o şekildedir.

Peki, askerlerden farklı düşündüğünüz tek bir konu var mı?

Askerlerin her konuda anonim fikirleri olduğunu sanmıyorum.

Güneydoğu sorununda da mı böyle?

Bakın, enteresan bir şey söyleyeyim. Ben askerlerin büyük kısmının Güneydoğu meselesinin askeri yöntemlerle çözülmesi gerektiğine inandıklarını düşünmüyorum.

İnanmıyor musunuz, biliyor musunuz?

Dediğim gibi, ordunun ortaya koyduğu standart bir görüş söz konusu değil.

Bunu, onlarla temaslarınızın çok sıkı olduğunu bildiğim için soruyorum.

Yaptığım temaslarda, bizatihi Silahlı Kuvvetlerin üst kademesindeki birçok komutanın bu meseleye bakış açısının, mesela Sayın Çiller'den çok daha geniş olduğunu görüyorum. Ben, Sayın Genelkurmay Başkanı'nın atanmasından sonra yaptığım ziyarette kendisine de açıkça söyledim. Güneydoğu meselesi bize göre sadece bir terör meselesi değildir. Dolayısıyla sadece terörü önlemeye yönelik askeri tedbirlerle çözülemez. Güneydoğu meselesinin ekonomik, sosyal, kültürel yönleri vardır. Bizim teşhisimiz maalesef bu yönlerin hiç dikkate alınmadığını gösteriyor. Bu anlayışla giderse Türkiye'de terör mücadelesi hiçbir zaman bitmez. Çünkü sistem bir yandan teröristleri üretir, bir yandan da öldürür. Sayın Karadayı da bana bu konuda tabii ki meselenin diğer yönlerini gözetmenin hükümetin sorumluluğunda olduğunu ifade etti.

Peki, ama siyasi çözümden söz edildiğinde neden asker tepki gösteriyor?

O tepkinin de çoğu zaman haklı olduğuna inanıyorum. Çünkü siyasi çözümden bahsedenlerin niyetleri çoğu zaman muğlâktır.

Güneydoğu'nun entegrasyonu

Sizin anladığınız nedir siyasi çözümden?

Siyasi çözüm bir kere benim kullandığım bir terminoloji değil. Türkiye'nin bir Güneydoğu sorunu var. Terör bunun bir boyutu. Bunun ekonomik, kültürel, sosyal yönü var. Bu sorun, temelde Güneydoğu'nun Türkiye'ye entegrasyonu sorunu. Üç yıldan beri çarkların tersine döndüğüne inanıyorum. Oraya eğer, yatırım yapmak isteyen müteşebbislerden devletin kamu bankaları ila batıdan teminat arıyorlarsa, batıdaki gayrimenkulleri kabul ediyorlarsa, bazı müteşebbisler Güneydoğu'ya mal göndermek için mutlaka peşin ödeme şartını arıyorlarsa, o bölgeye Türkiye'nin diğer bölgelerinden mal trafiğinde çok ciddi bir düşme yaşanıyorsa, oradaki yatırımlar yarım kalmış, ekonomik aktiviteler durma noktasına gelmişse o zaman bu ekonomik entegrasyon açısından ülke geriye gidiyor demektir. Siz, terörü etkisiz hale getirseniz bile ki getiremezsiniz, ekonomik entegrasyonu sağlamadıkça, oradaki vatandaşların siyasi iradelerini tam bir özgürlük içinde ortaya koymalarına imkân sağlamadıkça, yarın bu terörün tekrar ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Peki, MGK'nın tavsiyeleri sizin bu görüşlerinize tamamen paralel mi?

Ben Milli Güvenlik Kurulu'na Dışişleri Bakanı olarak, Başbakan olarak katıldım. MGK'da bölgenin ekonomik kalkınması yönündeki önerilerin her zaman asker tarafından da yürekten desteklendiğine şahit oldum. Bugün bu konuda bir duraklama yaşanıyorsa, bu tamamen siyasi iktidarın bu konudaki yaklaşımın sakatlığındandır.

MGK, benimsediğiniz, olması gereken bir kurum mu?

MGK'nın bir danışma organı olarak yararlı bir kurum olduğuna inanıyorum.

Şu anda sadece bir danışma organı olduğunu söyleyebilir misiniz?

Hayır, söyleyemem. Ama buradaki ayırımı belirleyecek husus, seçilme işbaşına gelmiş bir hükümetin tavrıdır. Sayın Çiller'in bu konudaki yaklaşımı MGK'yı anayasal konumun ötesine taşırmaktadır.

DYP'li milletvekilleriyle diyalog

Anayol formülünün hala tabanda mı gerçekleşeceğine inanıyorsunuz?

Bir fıkra ile cevap vereyim. Temel, TIR'ıyla alt geçitten geçiyormuş. TIR, üstten iki santim takılmış, geçememiş. Trafik polis gelmiş. "Lastiklerin havasını biraz indir, geçersin" demiş. Temel, polise dönmüş, "Beyefendu, görmüyor musun, üstten takılıy, alttan değil" demiş.

Bu durumda Anayol formülü üstten size mi takılıy, Çiller'e mi?

TIR, bugünkü koalisyon olduğuna göre, ne yapsa işler yürümüyor demektir bu. Bu durumda alt geçit değişemeyeceğine göre, TIR'ı değiştirmemiz gerekiyor.

Bunu başarırsanız, TIR siz olursunuz. Oysa kardeşiniz Turgut Yılmaz, sizin için "Tank gibidir, ona çarpan yıkılır" demişti.

Biliyorsun, TIR iki bölümdür. Birisi çekici, diğeri römork. Mevcut TIR'ın, yani koalisyonun sıkıntısı çekiciden.

Bu ara seçimde oy oranınız, DYP'nin altında kalırsa, Çiller'in başkanlığındaki Anayol formülüne nasıl bakarsınız?

Bu sorunun tersine, Sayın Çiller'in cevabını öğrenmedikçe hiçbir cevap vermem.

Hani risk almayı severdiniz?

Ama bu, tek taraflı bir risk olur.

Bir elinizin DYP'de olduğu, pek yakında DYP'den transferleriniz olacağı doğru mu?

Milletvekili transferi gibi bir hedefimiz yok. Ama DYP'nin içinde ülkenin bu kötü gidişinden rahatsızlık duyan, bunun sorumluluğunu hisseden çok sayıda milletvekili var. Onlarla diyalog içindeyiz.

Peki, Ahmet Özal'ın politikaya girmesi sizi nasıl etkiler?

Politikaya ne kadar çok insan girerse, rekabet ne kadar artarsa, politikanın kalitesi o kadar yükselir. Ahmet Özal'ın sadece soyadı ile politika yapılamayacağını görmesi için girmesinde yarar var.

BİTTİ

1994 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player