[Sezen Aksu 2] - Ölümün sinsice seni beklediğini hissedip sakınmak... Ve yaşamak
Nuriye Akman
Sabah Gazetesi
Ölümün mutlak son olmadığı bilgisine nasıl ulaştınız?
Bu aslında uzun senelerdir sadece hissettiğim bir şeydi, böyle çok derin acılarla sorgulama ihtiyacını duyuyorum. Ölümlerde keskin ipuçları elde etmek de mümkün oluyor. Benim hayatımda çok ilginç şeyler var. Mesela '76 yılında Zagreb üstünde iki uçak çarpıştı. Ben o zaman üniversite öğrencisiydim ve gençlik tenzilatından yararlanıp gidiyordum. 10 Eylül günü dönmek mecburiyetindeydim. Sonra bir rüya gördüm. Yurt dışına hiç çıkmışlığım yok. Uçak markalarını bilmem. Rüyamda Trident marka bir uçak, havada bir başka uçakla çarpıştı, parçalandı. Benim de o gün dönmem gerekiyor. Gece kaldırdım, Engin Aksu'yla evliyim o zaman, "Engin ne olur ben çok korkunç bir rüya gördüm. Benim uçağım düşecek" dedim. O da böyle şeylerden hiç etkilenmiyordu. Sonra ben onları ikna ettim. Bir fizik profesörü ahbabımız vardı, Orhan Mertsoy. Karısı Mutlu teyze. Onlara gidip yalvardım dedim ki "Ne olur ikna edin. Ben bu bileti değiştireyim." Neyse bir sürü detay, uzun etmeyeyim. Tesadüfen yarım saat önce kalkacak bir Türk Hava Yolları uçağı var. Değiştirdiğim bilet Halifaks-Londra, Londra-İstanbul, İstanbul-İzmir yapacağım. Rüyamda gördüğüm uçak Londra-İstanbul uçağı.
Peki, bileti değiştirmeden önce baktınız mı markasına, Trident mıymış?
Trident'tı tabii. Büyük bir şok yaşadık hepimiz. Ben çok sarsıldım, "Niye gidip pilotlara falan binmeyin bu uçağa demedim" noktasına kadar geldi.
Ve düştü uçak.
Evet, iki uçak havadan çarpışı. Kurtulan olmadı. Böyle çok özel, çok özel bir sürü şey var. Mesela Egemen Bostancı'nın ölümü. Yedi sekiz sene önceydi, müthiş bir kar yağdı İstanbul'da. Olağanüstü bir kar. Sabah çok erken bir saatte kalktım. Onno'yla karşılıklı oturuyoruz o zaman. Onu uykusundan kaldırdım, dedim ki "Lütfen kalk bir yürüyüş yapalım." "Hayrola neyin var?" dedi. Bebek yokuşundan aşağıya inerken anlattım: Dün gece Egemen'le rüyamda kabristana gittik. Egemen oradan bir yer seçti kendine. Takım elbiseliydi. "Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra"yı oynuyoruz Şan Tiyatrosu'nda. Akşam Ayşen Guruda ile Adile Naşit'e anlatım. Dalga geçti ikiside. Ayşen de, Adile de "Kıçın açık kalmıştır gece" dediler. Sonra Egemen geldi. "Egemen ne olur kalk doktora gidelim. Çok kötü bir rüya gördüm" dedim. "Ne gördün " dedi. "Anlatmayayım asabın bozulur ama kalk yarın doktora gidelim" dedim. "Aman" dedi, dağlara, taşlara, şeydan kulağına kurşun." Taka taka vurdu parmağını, "Hiç gerek yok" dedi. Ondan bir hafta sonra bir gece sabaha kadar Ece'deydik. Çetin Altan vardı o gece hatta Ferhan Şensoy vardı. Müthiş bir sohbet, altı-altı buçuğa kadar. Çok yoğun bir sis vardı. Egemen'e "Eve gitme bize gel" dedim. "Ankara'ya gideceğim" dedi. "Ama hiç göz gözü görmüyor. Bak kötü rüya gördüm. Gideceksin, beni de yanında götürüyorsun. Kalk dönelim bizim eve. Sabah seninle kahvaltı edeyim başka zaman git Ankara'ya dedim. Israr etti gitti. Ertesi saban Ankara'dan vefat ettiği haberi geldi. Kalp krizden ölmüştü. Böyle çok ilginç şeyler var, ilgilendiriyorsa anlatayım.
Gaipten telefon
Telefondaki ses "Ben Bircan'ın Jale teyzesiyim ona sevgilerimi iletin" diyor. Saat 03.30... Ama Jale teyze bunu bilmiyor. Çünkü... Öleli iki yıl olmuş...
Delisiniz, ilgilendiriyor tabii.
Mesela sekreterim vardı Bircan. Ankara Dedeman'da çalışırken bir gece telefon geldi. Korkmasın insanlar benden. Bunları çekiniyorum anlatırken. Bir telefon geldi gece üç buçuk dörtte. "Hanımefendi" dedim "saatin kaç olduğunu biliyor musunuz?" "Ben Bircan'ın Jale teyzesiyim. Ne olur sevgilerimi selamlarımı iletin" dedi. " İyi de bu saatte mi aranır?" dedim. Uyku sersemi biraz gergin konuştum kadınla. Ha bir de dedi ki "Köpeğimi merak ediyorum. Bakıyorlar mı köpeğime?" dedi. Saat çok geç dedim, uyuyor" dedim. "Ben bilemem ki saati" dedi.
Kör müymüş?
Ölmüş kadın, iki sene önce meğer.
Eeee! (Tüylerim diken diken oluyor. Yaz sıcağında müthiş bir üşüme)
Sabah "Bircan, Jale teyzen selam söyledi. Ara onu. Ben biraz kaba konuştum galiba" dedim. Bircan başladı titremeye. Eli ayağı titriyor. Ödü patladı. "Nasıl olur" dedi. Meğer çok düşkün olduğu bir köpeği varmış. O tarihten iki sene önce ölmüş.
Emin misiniz böyle bir telefon konuşması yaptığınızdan?
Tabii, saate baktım üç buçuktu. Konuşma değilse, bir rüya bile olsa adını söyledi Jale teyze diye. Köpeğini sordu. Böyle tuhaf bir şey.
Peki, ne yaptınız? Sarsılmadınız mı?
Çok sarsılıp korkuyorum. Korkunca da bir yerde okudum, bütün devreler kapanıyormuş. Panik ve korkuyla birlikte beyin kendini korumaya alıyor, mümkün olduğunca uçaklaşıyor. Kazara yoğunlaşırsam üzerinde, çok daha vahim şeyler olacak diye yıllarca kendimi uçaklaştırmaya çalıştım. Öyle çok net, çok keskin şeyler var.
Peki, sizi ilginç bir şekilde rüyasında gören var mı?
Ben annemin ağır bir hamilelik geçirmesine neden oluyorum. "Alınması lazım" diyorlar. Annem de direniyor habire doğurmak istiyor. Sonra rüyasında bir çınar ağacı, bir Cadillac arabanın içinden bütün ufkunu kaplıyor ve Fatih Sultan Mehmet anneme "Bu çocuğun yaşaması gerek" diyor.
Cadillac'tan Fatih mi iniyor?
Hayır. Artık onlar rüyanın neleriyse. Bir Cadillac araba. İçinden bir çınar ağacı büyüyor, annemin bütün ufkusun ve bütün dünyayı kaplıyor. Sonra annem bir şey daha anlatır. Ben çok deli dolu bir çocuktum başa çıkamıyordu. Ya dövdü beni, ya çok sert davrandı. Yine rüyasında mı görmüş yoksa bir ses mi duymuş "Ona dokunma" diye. Ödü patlamış. On dört, on beş yaşında falanım. Sokak sokak dolaşıp şarkı söylüyorum. Bütün çaylara, sünnet düğünlerine gidiyorum. Gizli gizli sahneye çıkıyorum. Çıldırıyordu kadın "Ne olacak bu" diye. Plastik terlikle dövdü bir gün beni evire çevire. İşte ondan sonra duyuyor o sesi. Çok matrak.
Sezen 94
Sezen Aksu, 20 yıllık sanat yaşamı boyunca her mevsimi kendi zamanında doya doya yaşadı. Sora dört mevsimi bir arada yaşamayı öğrendi. Şimdi ise başka mevsimlerin varlığını keşfetti. Ruhunu saran bu yeni mevsimlerde içinden bir ses şöyle fısıldıyor durmadan: "Sadece şarkılar yetmez. Benim başka bir görevim olmalı" Bu yüzden bir şarkının yarattığı üç buçuk dakikalık buluşmalarla yetinmiyor. Şarkılardaki uzlaşmayı sonsuz kılmak istiyor. Kendi içinde sonsuzlu arayışı da bundan. Artık alkışın götürüsü, getirisinden fazla olmasın istiyor. Dünyevi olandan soyunmadıkça da bunu
başaramayacağına inanıyor. Onun için veriyor, durmadan veriyor. Serçe eninde sonunda konacağı dalda masumiyetin meyvesini tadacağını hissediyor. Çünkü ona göre "Hiçbir şey göründüğü gibi değil."
Son zamanlarda başka ilginç rüyalar görüyor musunuz?
Son zamanlarda yok. Mesela son bir ümitle iki aydır her gece Uzay'ı görmek üzere yatıyorum. Katiyen görmüyorum. Evvelsi gece bir ara böyle gülerken biran çok şükür gördüm. Ama hiç ümidimi kesmedim, mutlaka bir şey göreceğim.
Onu niye bu kadar görmek istiyorsunuz?
Bir kere çok özlüyorum. O, kafamdaki soruların cevabını da verecek. Mutlaka bir diyalog kuracağımıza inanıyorum. Bu şarkıyla olabilir, rüyayla olabilir ya da başka bir şeyle olabilir. Fakat bunlar anlaşılır şeyler değil. Çünkü yavaş yavaş kafayı üşüttüğüm yolunda bir fikir oluştu ev ahalisinde. Geçen gün onlara dedim "Şu arada ne olup bittiğini görüyor musunuz" dedim (kendisiyle duvarda asılı şapka arasında) Ahmet dedi ki "tabii karıcığım. Ne demek istiyorsun? Dedim ki şu şapkayı görüyorsun ama şapkayla bizim aramızda bir yer var. Oraya bakmayı denedin mi?" Ben böyle bakıyordum uzun uzun. "Nereye bakıyorsun" dedi, tuhaf tuhaf. "Işık var arada" deliler gibi bakıyorum. Ahmet de ödü patlıyor. "Tabii canım" dedi, , "ben de görmez olur muyum?" idare ediyorlar beni. Çok ilginç! Uzay'la ilgili rüyalarda hep ışık var. Mustafa Oğuz'un eşi Gül benim yakın arkadaşımdır. O "Çok olağanüstü büyük bir ışığın içindeydi" dedi. Mesela, geçen sene karaciğeri değiştirilen bir çocukluk arkadaşım var, İzmir'de oturuyor, Irmak; telefon açtı "Uzay'ın bütün parmaklarında ışık gördüm" dedi. Kazadan bir gün önce görmüş. Uzay'ın teyzesi aynı şeyi söyledi. Yani ışıksız gören yok henüz. Deli olacağım, bir de ben görsem diyorum.
Yarın: Mutlak bilgiyi arıyor