Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Şükran Balkanlı] - Sedat evimin en küçük bebeği, 'paşam'dı o benim

Nuriye Akman

Şükran Balkanlı, önce ALS hastalığına, ardından kansere yakalanan, geçmişte hem FB'de hem de GS'de oynamış rahmetli futbolcu Sedat'ın eşi. Onu kaybedişinin on birinci günü bugün. Şükran Hanım on iki yıl boyunca eşine bir bebek gibi baktı. Bu süre içinde kendisini acı karşısında dimdik duran, hiç umutsuzluğa kapılmayan, aşkına sahip çıkan, sadece eşi için değil aynı durumda olan başka hastalar için de koşturan şahane bir insan olarak tanıdık.

Şükran Hanım'ı eşini kaybedişinin altıncı gününde Gaziosmanpaşa'daki evinde ziyaret ettiğimde karşımda gerçekten acıyla acılaşmamış, kişisel sözlüğündeki bütün olumsuz kelimeleri olumluya çevirmiş bir kadın vardı. Acıyı veren Allah'ın onu sevdirme gücüne bir kez daha hayran oldum. Şükran Hanım'ın ışık saçan yüzünde "Derdim dermanımdır" cümlesini okudum...

Sizi hep dik duran halinizle biliyoruz ama kim bilir 12 yıl boyunca içinizde ne fırtınalar esmiştir.

Kendi kendime çok isyan edip, çok ağladım. İnsanlardan, özellikle çiftlerden nefret ederdim. Fakat o fırtınaların içinde her şey çok güzeldi. Cenab-ı Allah gerçekten insana yardım ediyordu. Ben ne kadar çıkarmaya kalksam da Sedat o fırtınaları hep benim içimde söndürüyordu. Ben 'dünyada o kadar kötü insan varken neden biz?' dediğimde Sedat asla diyordu bu sorunun cevabını sorma. Muhakkak Cenab-ı Allah'ın bir bildiği vardır.

'Neden biz?' sorusundan kurtulmak kolay oldu mu?

Her gittiğimiz yerdeki teşhisin hep aynı olması yıktı beni. Hiç unutamıyorum, Amerika'daki doktor şunu söyledi bana: "Asla 'neden' sorusunu sormayın. Çünkü siz, Tanrı'nın seçilmiş insanlarısınız. Çünkü bu hastalığı herkes sizinle öğrenecek." Gerçekten ALS hastalığının ne olduğunu hiç kimse bilmiyordu Türkiye'de. Ama bir Fenerbahçeli Sedat'ın hastalığı dendiği zaman herkes aa o hastalık mı, diye soruyordu. Biz hastalıkla bütünleşmiştik ve ben inanıyorum ki bütün tıp kitaplarında bile Sedat'ın adı geçecek.

Yani aradığınız cevap seçilmiş olmanız mıydı?

Evet. Gerçekten biz seçilmiş insanlardık. Bu hastalığı Sedat duyuracaktı Türkiye'de. Biz o dönemlerde dernek kurduk. O zaman yalnızca biz ve İsmail Gökçek'te olduğunu zannediyorduk bu hastalığın ama 7 bin hastamız vardı bizim. Allah rahmet eylesin, çoğu vefat etti. Hep başka sebeplerden. ALS hastalığından inanın ölen yok. Sedat da ALS hastalığından ölmedi. Bir misyon üstlenmiştik biz. Bütün hastaların lideriydik, ışığıydık, umutlarıydık. Sedat bayrağı buraya kadar taşıdı. Bundan sonra da İsmail taşıyacak.

Onun hastalığı daha yavaş seyrediyor galiba.

Evet. İsmail'in en büyük avantajı önünde bizim olmamız. Bizim önümüzde hiç kimse yoktu. Ve biz Sedat'ı çok kurcalattırdık. Tıbbın artık yapabileceği bir şey olmadığını söylediklerinde denize düşen yılana sarılır misali çaremizi üfürükçülerde aradık. Bunlarla geçirdiğim zamana üzülüyorum. Bizi kandırdılar, çok yıprattılar. ALS hastalığı teşhisi konulduğunda İsmail'e dedim, asla hacı, hoca, biyoenerji, akupunktur ve benzeri yöntemleri deneme. Çünkü onlar gerçekten bize faydalı değil. Hastalığın teşhisi konulduğunda izlediği belli aşamalar var. O aşamalarda neyle karşılaşacağını anlatıyoruz hastaya.

Vehbi Koç'un kızı Suna Kıraç'ın da hastalığı ALS. Onunla bir araya geldiniz mi?

Hiç kısmet olmadı. Ama İnan Kıraç ile çok iyi görüşüyorduk. Allah onlardan bin kere razı olsun. Çok değerli ve mükemmel insanlar. Sedat Amerikan Hastanesi'nde vefat etti. İnan Bey oranın bütün doktorlarını Sedat için seferber etti. Ama ömrümüz buraya kadarmış. İnşallah Allah onun eşine, onun gibi olanların hepsine şifa verir. İnşallah bir an önce ilaç bulunur. İnan Bey bunun üzerinde çok büyük harcamalar ve araştırmalar yapıyor.

Belki onun seçilmişliği de bu yüzden diyorsunuz.

Evet. Ben her zaman şunu söylüyorum İnan Bey'e, tabii ki asla sizinle böyle tanışmayı istemezdim. Allah hiç kimseye vermesin. Ama bir de şu var. Bu tür insanlar da bizim gibi, bizden daha düşük olan insanlara bu sayede yardım elini uzatabiliyorlar. Çünkü eğer bu hastalık insanın başına gelmezse kimse kimseyi arayıp sormaz. Anlayamaz, o kadar harcama yapmaz.

Demek ki hastalığın külfetleri olduğu kadar nimetleri de var.

Evet. ALS'yi kabullenmiştik biz. O hastalıkla yaşamayı seviyorduk. Hayatımızın sonuna kadar böyle gideceğini düşünüyorduk.

Allah acıyı veriyor ama onu da sevdiriyor mu arkasından?

Gerçekten sevdiriyor. Çünkü onun mutlu olabilmesi için, onun yaşam standartlarını yükseltmek için, onun bizden ayrılmaması için biz bunu yapmak zorundaydık. Yani onunla bütünleştik. O da hastalıkla bütünleşti. Ve biz çok mutlu yaşadık. Bize yardım edenlerin haklarını asla ödeyemeyiz. Fenerbahçe yönetimi, Aziz Yıldırım bize sahip çıktılar. Çocuklarımın okul masraflarını onlar karşılıyorlar. Oğlumun birini İnan Bey okutuyor. Başbakan, maddî manevî bizim yanımızdaydı.

Sedat Bey Galatasaraylıydı son dönemlerinde. Galatasaray'la ilişkileriniz?

Hiç olmadı. Sedat'ı Adnan Polat getirdi Bursa'dan Galatasaray'a. Bilmiyorum bu kadar vefasızlık nasıl oldu? Bilmiyorum ne düşünüyordu Adnan Polat? 12 yıl boyunca Sedat'la hiç ilgilenmedi.

Bu kadar uzun süre acı çekmek kişiliğinizi nasıl etkiledi?

Çok olgunlaştım. Hiç acılaşmadım. Eskiden işte şu kişi kanser olmuş, yazık ya, çok genç derdim. Artık acıma duygum yok. Allah bunu verdiyse diyorum muhakkak bir bildiği vardır. Benim ona acımam da fayda etmez. Yapabilecek bir şeyim varsa, bir tarafından tutabilirsem ne mutlu bana.

İnsanın dayanma gücünün bu kadar fazla olduğunu biliyor muydunuz?

Aslında bilmiyordum. Beni umreye yolladı Sedat. Vefatından bir gün önce geldim. Gerçekten çok güzel şeyler yaşadım orada. Rabb'ime o kadar çok dua ettim ki Sedat şifa bulsun, en kısa zamanda eski halini alsın diye. Sedat vefat ettiği gün dedim ki: Rabb'im ben böyle dua etmedim. Ben şifasını böyle istemedim, dedim (ağlıyor). Ben onu yatakta bıraktım ama beni havaalanında karşılayacağını düşünüyordum. Çünkü ben öyle istiyordum. Rabb'im onun şifasını bu şekilde verdi.

Ölüm eşittir şifa oldu yani.

Evet. O şimdi daha mutlu orada. Şu an konuşabiliyor, yürüyebiliyor, elini kullanabiliyor. Ben böyle hissediyorum. Onun için binlerce kez tavaf yaptım. Her dokunuşumda Kâbe'ye, onun için şifa diledim. Rabb'im bu şekilde şifa dilemiş, bu şekilde daha uygun olduğunu görmüş. Onun şu anda çok güzel bir yerde olduğuna inanıyorum. Çünkü 12 sene hiç konuşamadı. Hiç eli ayağı kıpırdamadı. O bir melekti. Bir kanatları eksikti, Cenab-ı Allah kanat taktı ona ve en güzel mertebeye çıkardı. Buna inanmak beni çok rahatlatıyor. Çünkü inanın o gün öldüğünde görseydiniz şu şekildeydi. (Duvarda asılı olan gençlik resmini gösteriyor.) Her tarafına nur yağıyordu. Nur içindeydi. Arınmıştı. Her şeyiyle çok güzeldi (ağlıyor).

Kişisel sözlüğünüzde başka hangi kelimeler anlam değiştirdi? Mesela aşk?

Birbirimizi çok severek evlendik. On yıl sağlıklı bir dönem geçirdik. Hastalandıktan sonra tabiî ki yeri geliyordu kocam oluyordu. Hani sen bu evin erkeğisin, sen bu evin direğisin. Ama genelde ben onu çocuğum gibi seviyordum. Evimin en küçük bebeği olarak paşamdı o benim.

Neden 'paşam' diye sesleniyordunuz?

Çünkü Sedat orada öyle yatıyordu ama etrafında herkesi dört döndürüyordu. Onun için paşa diye seslenirdik ona. O benim paşa bebeğimdi. Ben onu büyütecektim, yürütecektim, konuşturacaktım.

O zaman değişen bir kelime de şu: Eşimdi çocuğum oldu.

Evet. Gerçekten öyle oldu. Ben onu anneciğim diye seviyordum. Bu onun da hoşuna gidiyordu. Ben kapıdan içeri girdiğim zaman odada yatardı, anneciğim ben geldim, beni özledin mi? Bensiz nasılsın diye sorardım (ağlıyor).

Kağıtlarla konuşabiliyordunuz, harflere gözünü açıp kapıyordu.

Evet. Sedat'ın gözlerinden her şeyi anlayabiliyordum. İki harfi bir araya getirdiği zaman ben devamını getiriyordum, çoğaltıyordum. Ha şöyle mi demek istedin, böyle mi demek istedin. Bütün hayatımız onun gözleriydi zaten.

Bu süreçte 'Beni bırak, kendine başka bir hayat kur' dedi mi size?

Hiçbir zaman demedi. Çünkü çocuklarımız vardı. Biz sürekli koşturunca hayatın nasıl geçtiğini anlayamadık. Durmaksızın bir yerlere gidiyorduk. Biz gitmezsek insanlar bize akın ediyordu. Şu var, kimsenin hayatı garanti değil. Onun yerine ben de olabilirdim.

Acaba o nasıl davranırdı?

Bazen, Sedat be derdim, sen değil de ben olsaydım ne olurdu? Bırakır mıydın beni? Asla bırakmazdım. Baktırırdım. Çünkü ben çalışmak zorunda olurdum. Ben eve ekmek getirmek zorunda kalırdım, derdi. Ben de ona derdim ki ama ekmeği sen getirmiyorsun ki kapıcı getiriyor (gülüyor). Yani böyle espriler de yapardım.

Çocukları bugüne hazırlamışım. Ama kendimi hazırlamamışım

Vefatında vedalaşabildiniz mi?

Tabii ki. Bilinci hafif açıktı, gözü açıktı. Umrede yaşadığım her şeyi Sedat'a anlattım. Lütfen dedim, ne olursun bir an önce iyileş. Beraber gideceğiz oraya. Ben oraları anlattıkça gözyaşları süzülüyordu. Elini ayağını tutuyorum, öpüyorum. Paşam dedim bir konu hakkında ben ikilemde kaldım. Ortamdan bölüğüm. Ne yapacağımı bilmiyorum. Kapanmamla ilgili etrafımda baskı görüyorum, dedim.

Umre yaptın, başını ört mü diyorlardı size?

Evet. Kutsal topraklara gittin. Başını kapatın diye baskı vardı. Bu konu hakkında bana yardımcı olur musun? Çok kötü durumdayım, dedim. Bana şunu dedi: Sen bilirsin, sen nasıl istiyorsan öyle yap. Bu beni çok rahatlattı. Ve arkasından bana dedi ki: Hakkını helal et. Dedim ki: Neden bana böyle bir şey söylüyorsun? Tabiî ki hakkımı sana helal ediyorum. Ama sen de helal et dedim hakkını. Allah senden bin kere razı olsun, bir kere değil. Çok güzel şeyler yaşattın. Ve en önemlisi beni oralara göndermekle dedim çok güzel bir şey yaptın. Beni umreye gönderirken, sen gelene kadar seni bekleyeceğim, demişti. Sonra doktorlar beni dışarı çıkardılar. On dakika sonra bütün çabalara rağmen kurtaramadık, dediler.

Bu örtünme konusunda sizi serbest bıraktı. Ve sizi şu anda yarı örtülü görüyoruz. Henüz karar vermediniz mi yoksa?

Yok, kapanamam. Daha hazır hissetmediğim bir şeyi başkalarının gönlü olsun diye yapamam. Ama zamanı gelince inşallah olacak.

Eşinizin hastalığı sizin çocuklarınıza karşı annelik rolünüzü nasıl etkiledi?

Sedat'ın ölümünden önce baba hep ön plandaydı çocuklarda. Ben hep ikinci plandaydım. Çocuklar hep babam izin veriyor, babam öyle dedi, böyle dedi. Babam git dedi veya gitme dedi. Ben hep ikinci plandaydım onlar için. Çünkü hep onun mutlu olması gerekiyor. Onun iyi olması gerekiyor. Çocuklar baba ile dizi, maç seyrederlerdi. Babayı daha çok sevdiklerini söylerlerdi. Ben hep ikinci plandaydım. Ve dönem dönem de üzülürdüm aslında. Acaba gerçekten beni sevmiyorlar mı, babalarını mı seviyorlar diye böyle.

Sonra sizin anneliğiniz de babalığa mı dönüştü?

Evet. İkinci bir hastalık meydana çıktığı zaman doktorlar dedi ki çocuklarınızı hazırlamanız gerekiyor. Özellikle küçük oğlumda çok zorlandım. Kabullenemiyordu. Ben de kabullenmiyordum ama kabul ettirmek zorundaydım oğluma. Büyükle aralarında bir yaş var. Ama o bir yaşta çok şey fark ediyor. Fakat Sedat vefat ettiğinde ben ortalığı yıktım, patladım ağlamaktan. Büyük oğlum bizi toparladı. Hayır, anne dedi. Sen bize bunu anlattın. Sen bizi hazırladın. Sen neden bunu yapıyorsun, dedi. Demek ki sen hiç hazır değilmişsin, dedi. Evet ben hazır değilmişim. Ben onları hazırlamışım. Ama kendimi hazırlamamışım.

2009 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player