Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Aydın Menderes] - Menderes'in sevgi mektupları 3

Nuriye Akman

Hicran dolu satırlar

Menderes, 12 Şubat’ta eşinin Ankara’ya dönüp dönmediğinden haberdar olamamıştı ama yazmaya devam ediyor, “Nefsine hâkim olmaya çalışıyordu”:

“Bu kadar hasret, iştiyak, intizar, ümid; sonra da gelemediniz. Ben de hala kendime gelemedim. Dün mektuplarını alsa idim bir parça teselli bulurdum. Onlar da gelmedi. Teessürümü zapt etmek, nefsime hâkim olabilmek ne güç…” Berin Hanım’ın mektupları nihayet geldi:

16 Şubat 1961
Berin’im; dün 10’dan 14 tarihliye kadar yedi mektubunu, bir de telini aldım. Aydın’ımın da ayrıca mektubunu. Sizi görememenin acısı, mektuplarından mahrum olmakla artarken onlara kavuşmak bir ferahlık olacaktı; fakat bunlar mektup değil, her kelimesi bir damla gözyaşı… Ve bunlar içime damla damla aktı. Ona rağmen kavuştum mektuplarına ve müteşekkirim. ‘Sen de görüşememekten bizim kadar müteessirsin’ diyorsun. Teessürümü anlatamam. Akça, Asal geldiler. Pek çok öperim.

Yüksel merkeze geliyor
Bu arada Dışişleri Bakanlığı mensubu olan büyük oğlu Yüksel’in İsviçre’deki görevi Yugoslavya’ya aktarılmış, ancak süresi bitmeden merkeze çağrılmıştı. Menderes ailesi, onun mesleki geleceğinin bittiğini görmekten üzgündüler. Adnan Menderes, 19 Şubat’ta durumu şöyle değerlendirdi: “Bu duruma bir taraftan da memnun oldum. Sana arkadaş, yardımcı olur, fakat kendisi memnun olur mu bilmiyorum.”

Sahurda dua
Ramazan başlamıştı. Ana-oğul oruç tutuyor, sahur vakitlerini dua ile geçiriyorlardı. Menderes, şükranını 22 Şubat’ta şöyle dile getirdi:

“Yavrum Aydın’ımın oruç tutmasını ne kadar rikkatle okudum. Görüşemememizin ıstırabı hala içimde, hasret ve iştiyakım dayanılmaz halde.”

Menderes, 28 Şubat’ta “Sizi görmek bir saatlik bir mesele haline gelmişken bunun mümkün olamamasının hala teessürü içindeyim. Kendimi toparlayamadım hala” diye yazdı. Üç Mart’ta, eşinin elinin alnına bir kez temasını istedi bütün kalbiyle:

“…Yazdıklarını içim sızlayarak okuyorum. Güzel, vefalı duygularına nasıl minnettarım ve na kadar göreceğim geldi. Şefkatli elin bir alnıma temas etse içimin bütün acısı, ızdırabı bir anda dinecek… Aydın’ımı seni en derin şefkatle kucaklar, öperim yavrum Berin’im.”

İğne ile kuyu
Menderes, her mektubunun başına minik bir besmele işareti ile başlıyordu. Ama Yassıada komutanlığınca bastırılan yarım sayfalık kâğıtlara hangi duyguyu sığdıracaktı? Üstelik kâğıtların sonuna; “Satırlar dışındaki boşluklara yazı yazılamaz” diye not düşülmüştü. 8 Mart’ta şöyle yazdı:

“…Her gün yazıyorum. Yirmi dört saatte içimi dolduran his ve düşünceleri birkaç cümleye sığdırabilmek, iğne ile kuyu kazmak gibi. Birkaç cümleden bir his âlemi sezebilmek sırrına bağlı bir şey; gönlüm dolu, sevgi şükranı sezmek sihri bende vardır; anlarsın; işte bu duygularla seni kucaklar, ikinizi binlerle öperim, güzel Berin’im.”

Berin Hanım’ın mektupları Adnan Menderes için; “Hasretin yakıcı çölünde nefes alabildiği yegâne vaha” idi. 15 Mart’ta artık hasret ateşi her şeyi yakıp yıkmış, geriye yalnız “müşterek hatıraların” kırıntıları kalmıştı:

“…Bu yalnızlığımda hadiseler de, hatıralar da, eşhas ve manzaralar da hep azar azar siliniyor ve bunlar silindikçe sen ve hatıralarımız en belirli, en renkli hatlarla küçücük ve tamamiyle unutulmuş çizgi ve teferruatına kadar hafızamda canlanıyor ve ruhumu müşterek hatıralarımızın renkleri ve hadiseleri ve bizzat sen, Berin’im, bir hale gibi sarıyorsun. Hasret ve sevgiyle binlerce öperim.”

18 Mart Ramazan bayramıydı. Menderes ertesi gün yazdığı mektupta eşinin bayramını kutluyor; “Sizden uzak, yalnızlığınızı ve yalnızlığımı düşünerek ne hazin bir günüm oldu. Allahım acıyıp yardım etsin” diyordu.

Aklım duracak
Mahcup kişilikleri, yetişme tarzları, güzel günlerinde sevgilerini coşkuyla seslendirmelerine izin vermemişti. Ama şimdi bütün dünya silinmiş, sadece ikisi kalmıştı. Adnan Menderes, 17 Mart’ta “Ne güzel, ne sarsılmaz duygularla bağlı olduğunu, beni düşündüğünü, benim kadar sen bile bilemezsin. Bu duygu ve inanışımın minneti içinde, en derin bir sevgi ve emsalsiz bir şefkat ve hasretle seni kucaklarım” diyordu. 21 Mart’ta Menderes’in aklı, duracak kadar meşguldü:

Berin’im; dün mektup almadım, bugün alırım inşallah. Mektupsuz kaldığım günlerin hüznü kat kat fazla oluyor… Aklım duracak kadar hep sizinle meşgul. Sevgi ve şefkatinden uzak kalmak, hasretin çölünde kavrulmak. Sevgi ve iştiyak tecessüm etse (görünse, canlansa), ancak bana benzerdi, hasret dile gelse beni anlatırdı. Ressamın fırçası, rübabın enini (inlemeleri), şairin dili, hepsi bir olsa, gönlüm dolu hasret ve sevgiyi belki dile getirip duyurabilirdi. Aydın’ımı öperim, seni hasret, sevgi ve minnetle Berin’im.

Çatlayan toprak gibi
Müşterek hatıraları coşkun bir sel gibi üzerine geliyor, Menderes bu selde boğulmamak için yine mektuplara sarılıyordu:

25.3.1961
Berin’im; dün çok şükür yine beş mektubunu aldım. 17’den 21 tarihliye kadar, eksiksiz geliyor. Yalnız işte bazen üç dört gün falan gelmeyince bende şaşkına dönüyorum. Her gün, her an bekliyorum. Çünkü kuraktan çatlak çatlak olmuş toprağın suya olan ihtiyacı gibi, içim yanarken, sevgini ve şefkatini getiren mektuplarına ne derin bir ihtiyacım var. Müşterek hayatımızın her anını anarak geçirdim bu on aylık yalnızlığımızı; bütün hadiseleri ve tahassüs (özel) anlarıyla hayatımızı kaç defalar tekrar yaşadım. Pek çok öperim.

27 Mart gelmiş, dayanılmaz hasret onuncu ayını doldurmuştu. Bu sürede bir kez, kısacık bir an görüşmüşlerdi ancak Menderes o anı unutamıyor, unutmak istemiyordu:

“…Mektupların teessür, hasretini ifadelendiriyor. Ben nasıl anlatayım; bir an için sizi görebildim, o kadar kısa bir an ki. Fakat sade mantonla, güzel yüzün ve başın, her an gözlerimde. Bir heyecan ve teessür heykeli gibi asil ve zarif. Aydın’cığım, o teessürünü belli etmemek isteyen gayretiyle ne içli idi… Hasretle o kadar içim yanıyor ki. Milyonlarca öperim. Berin’im benim.”

Menderes’in 30 Mart tarihli mektubu, artık iyice güçten düştüğünü, çocuklaştığını apaçık gösteriyor:

“Berin’im, dün mektupsuzdum. Bugün gelir inşallah. Kimsenin mektubu, seninkiler katar ateşin (ateş gibi yakıcı) bin intizar (bekleme) ve iştiyakla (özlemle) beklenmiş olabileceğini tahmin etmiyorum. Sanki hafızam silindi, tıpkı bir küçücük çocuğun kırışıksız, çizgisiz, bembeyaz dimağı gibi ve orada kalan sensin, seninle müşterek neyimiz varsa yalnız onlar yaşıyor; çocuklarımız, sevdiklerimiz ve beraber hatıralarımız. Nasıl bir inad ve ısrarla zihnim ilk günlerimizden başlayarak, müşterek hayatımızın bütün anlarını, renk ve çizgilerini her an ihya etmekte ve yaşamakta. Pek çok öperim.”

İki kalp aynı hicranla çarpmaktadır. Mektuplaşmaları ateşin ateşle söndürülmesi, acının acıyla teselli bulmasıdır. Olsun! Yeter ki eksik olmasın mektuplar:

2.4.1961
Berin’im dün otuzlu iki mektubunu aldım, 29’luları henüz almadım, herhalde gelir, bazen daha evvelkileri daha sonra alıyorum, alıyorum ya, çok şükür. Sen bizi düşünme diyorsun, kendimi mi düşüneyim? Ben ancak sizin için varım. Mektuplarımız ızdıraplarımızı taşıyor, ızdırap, kalplerimizden birbirine mektuplarla akarken, teselli ve bir derece şifa buluyoruz. Mektupların olmasa ne yapacaktım? Biliyorum, sen de öylesin. Yüksel’den haber aldığıma, üç mektubumu aldığına memnun oldum. Aydın’ımı, seni pek çok öperim melek Berin’im.

Menderes 4 Mart’ta hicranını boşluklara haykırmaktadır:

Berin’im, dün de mektup almadım. Hicran ve hasretimi boşluklara haykırıp sesinin küçücük bir aksini bile duymaktan mahrum birisi gibi, mektupsuz kalınca hicran ve hasretim büsbütün artıyor. Senin, kısacık ve “hep birbirinin aynı” dediğin mektuplarında ise ben sesimin aksini, gönlümün istediği cevabı ve kalbinin titreyişini kalbimde duymaktayım. İnşallah yarın birikmiş olarak birçok mektuplarını alırım ve biraz sükûn bulurum. Seni, Aydın’ımı hasretle, sevgiyle öperim yavrum Berin’im.

Bu arada İsviçre’de okuyan diğer oğlu Mutlu, öğrenim masraflarını karşılayamaz hale gelince yurda dönmeye karar verir. Adnan Menderes, Yüksel’den sonra Mutlu’nun da Türkiye’ye döneceği haberini 10 Nisan’da alır. Oğullarının yeni hayatlarına nasıl intibak edeceklerini düşünmekten kalbi “her an çırpınmakta”, “zihni duracak kadar ailesiyle meşgul olmaktadır.”

Sezgi kılıcı
Sezginin keskin kılıcı, Menderes’in zihninde derin yaralar açmaktadır:

19.4.1961”
Berin’im; dün onüçlü ve tarihsiz iki mektubunu aldım. Öyle bir sezişim var ki, çok müteessirsin; neden bilmem, bir değişiklik var halinde ve benden gizlemeye… Çocuklarımızın başı için ne ise muhakkak yaz bana. Sende bilmediğim bir hal olduğu, bilmediğim bir teessür, bir değişiklik olduğu hissi beni ne derece müteessir ediyor bilemezsin. Onun için bu mektubumu alınca iki cümle bir telle bildir ve mektubunla anlat ne ise ve beni azaptan kurtar. Çok çok rica, seni çocukları derin bir hasretle öper, cevap beklerim yavrum.

Annenin acısı
Berin Hanım’ın gizlemeye çalıştığı üzüntüsü yaşlı annesinin hastalığıdır. Ölüm döşeğindeki annesine son görevi yapamamasının ıstırabı içende kıvranmaktadır Berin Hanım. Ancak Ankara’yı bırakarak onun yanına gitmesi mümkün değildir. Adnan Menderes, kendi ıstırabını unutmuş, eşini teselli etmeye başlamıştır. Bir yandan da eşine yalvarmaktadır:

Senden çok rica ediyorum… Kendine iyi bak, safra kesen ve varisine çok dikkat et, sıhhatli ol e mi? Yoksa halim ne olur?

Bir başka mektubunda da “Annemizin hastalığı bilhassa senin için ne derin bir keder oluyor. Teessüründen şaşırmış haldesin ama bana da lazımsın, seni bu halde bilirsem, ben ne olurum” diyordu.

Ve sonunda isyan
Menderes, 20 Nisan’da ilk kez isyan etti: “Bu hasrete tahammülüm artık kalmadı, bunda hiç mübalağa yok.” Nitekim Menderes 28 Nisan’da serap görmeye başlamıştı: “Berin’im, dünde mektup alamadım. Yazmıyor musun, buna imkân yok, herhalde yazmışsındır. İnşallah bugün birçok mektuplarını birden alırım o kadar ihtiyacım var ki onlara. Yalnız manevi değil, hata maddi gıdam onlar benim. Onlarsız büsbütün yalnız, büsbütün karanlıkta gibiyim. Her an, ne yapıyorlar, ne düşünüyorlar acaba sualiyle uğraşıyor, zihnim bitap düşüyor. Bu bekleyiş, bu özleyişle o kadar bitabım ki hayal âleminde öyle anlarım oluyor ki, kapalı kapıdan giriyormuşsun, konuşuyormuşsun, temasını hissediyormuşum gibi oluyor. Çok öperim.

Görüşme ümidi
Türkiye’ye dönen Yüksel Menderes’in babasıyla görüştürülme ihtimali belirmişti. Menderes, onunla birlikte eşini de görmeyi umuyordu:

"3.5.1961"
Berin’im, bunları gece yazıyorum, yarın Çarşamba, ailelerin geldiği gün. Birinden öbürüne her çarşambayı yaklaştıkça artan bir heyecanla bekliyorum. Belki gelirsiniz diye. İşte şimdiden içimde heyecan ve ümidin çarpıntısı ve bu çarpıntı giderek artacak, yarın gelemiyor olduğunuzu anladım anda ise, ümitsizlik ve hicranın ıstırabına düşmek mukadder. Her an ansızın geldiğiniz haberini alacakmışım gibi tarif edilmez bir ümid ve intizar içindeyim. İnşallah gelirsin; ümid, ümidin boşa çıkması, hasret ve intizar, işte bu duygularla seni, sizi pek çok öperim.

Yarın: Kavuşan baba-oğul

1993 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player