Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Aydın Menderes] - Menderes'in sevgi mektupları 2

Nuriye Akman

Seni binlerce binler öperim
Berin Hanım ev kirasına 1.150 lira ödüyordu. Bloke edilen paralarından ancak 2 bin lira çekme hakları vardı. Yalnızlığın, hasretin yanı sıra maddi sıkıntılarla da boğuşuyor, bunları bazen eşine yazdığı mektuplarda anlatıyordu. Kim bilir bir mektubunda ne yazmıştı ki Adnan Menderes ilk defa ona kızdı. Belki de bu gerçek bir kızgınlık değil, eşini teselli etmek içindi:

15 Aralık 1960
Berrin’im, tarih koymayı unuttuğun bir mektubu dün aldım. İşe dairdi, bir takım üzüntülerini yazıyorsun. Bana metanet vereceğine metanetimi kıracak şikâyetler. Güzel Berin’im, metin ol. Sana ilk fırsatta tekaütlük maaşını da havale edeceğim. Noter bekliyorum. Vakıa fazla bir şey değil ama yine de medar (vasıta) olur. Ben hangisine üzüleyim, bilemiyorum? Melek Berin’im metin ol. Cenabı Hak yardımcımız olur inşallah. Seni şefkatle, seviyle kucaklar, çok öperim yavrum.

Berin Menderes bir gün yanına oğlu Aydın’ı da alarak İçişleri Bakanı Kızıloğlu Paşa’ya gitti. Acaba 2 bin liralık sınır biraz yükseltilebilir miydi? Paşa, ana-oğula bir nezaketsizlik yapmadı ama bu görüşmeden beklenen sonuç da elde edilemedi. Buna rağmen Adnan Menderes, Kızıloğlu’nun onları kabul edişini minnetle andı.

Görüşme müjdesi
Menderes’in yeniden bir araya gelecekleri ihtimalini düşünmediğini bir an yoktu:

19 Aralık 1960

Berin’im, dün pazardı, mektup alamadım. Bugün inşallah alırım, her gün yazıyorum ben. Ailelerin ellişer kişilik gruplar halinde bizleri ziyaretleri müsaade olunacak. Bunun için eşim ve oğlum olarak bir dilekçe ile MBK İrtibat Bürosu Başkanlığı’na müracaat olunacak, fotoğraf da beraber yollanacak. Bunun masraflı olacağını biliyorum. Bu masrafı temin edebileceğini biliyorum, ancak sizi görmeye iştiyakım öylesine ki, içimi yakıyor adeta ve bu müsaade sizi görmek ümidiyle heyecanlar yarattı bende, düşün cevap ver. Seni Aydın’ı derin bir iştiyakla öper, öperim.

Adnan Menderes 24 Kasım’da eşinden yeniden görüşebilecekleri müjdesini veren bir telgraf alır, ertesi günü şöyle yazar:

Berin’im, dün ondokuz, yirmi bir, yirmi ikilileri ve telini aldım, haftaya geleceğiz tebşirin (müjden) nasıl heyecanlandırdı beni. Müsaade olundu mu? Herhalde olundu demek, olunmasaydı yazmazdın. Geleceğiniz günü içimi dolduran bir heyecanla bekliyorum. Tanrı hayırlısıyla nasip etsin inşallah. Çok üzgün anımda yazdığım mektubun senin asıl, ne kadar üzmüş olduğunu ondokuzlu mektubunda kalbini okur gibi hissediyorum. Ne güzel hislerle cevap veriyorsun. Yaptığın her şey için ve o mektubu yazan elini, yolunu bekleyerek öper öperim.

Menderes eşinin yolunu daha çok bekleyecekti. Berin Menderes’in görüşme talebi ‘daha önce görüştünüz” gerekçesiyle geri çevrilmişti. Menderes bir darbe daha yedi, avukatları Apaydın ve Asal tutuklandılar. Şaşkına dönmüştü:

Berin’im, dün gazetelerde okumuşsundur. Avukatlar nezarete alındılar. Bu kadar talihsizlik olamaz; maalesef oldu. Ben ne dosyaları tetkik, ne her gün akşamlara kadar devam eden duruşmalarda dinlenen yüzlerce şahidin ifadelerini tespit, ne de hukuk bakımından kifayetli bilgiye sahibim. Başından beri biliyorsun avukatlar takip ediyorlardı. Yeni avukat tedariki biliyorsun ki bir emr-i azim. Yalnız kalmış, şaşırmış haldeyim. Sen ne yapabilirsin? Yinede üzülme. Cenabı Hak yardımcımız olur inşallah…

Menderes, 31 Aralık’ta yazdığı mektupta eşinin yeni yılını kutladı. Yılbaşı gecesi yeniden görüşecekleri günün heyecanı içinde; “Sen ve Karşıyaka; en iyi, en güzel günler ve zamanlar. İçim rikkatle titreyerek şu üç cümleyi sana yazıyorum: Geleceğin, sizi göreceğim günü heyecanla bekliyorum. Seni, Aydın’ımı öper, öperim, biricik Berin’im” diye yazdı.

Avukatı tutuklanıyor
Burhan Apaydın’ın tutuklanması üzerine kardeşi Orhan Apaydın’ın devreye girmesi kararlaştırıldı. Ancak Adnan Menderes, Orhan Apaydın için hazırladığı vekâletnameyi bir türlü kendisine iletemiyordu. Menderes’in telaşı Ocak ayının ilk mektuplarına çok açık biçimde yansıdı. Menderes, “Vakit çok dar, hazırlanmak için de vakte ihtiyaç var” diyor, hemen arkasından kendini ve eşini şu cümlelerle teskin ediyordu:

Sabırlı, metin olmak gerek. Allah sebebini halk eder inşallah.”
Sonunda Menderes-Apaydın buluşması gerçekleşti. Menderes, bir mektubunda eşine “Ona tarafımdan sana en iyi şeyleri söylemesini rica ettim” diye yazdı.

Menderes, yalnızlık denizinde boğulmamak için çırpınıp duruyordu:

24 Ocak 1961
Berin’im, dün iki, yirmi tarihli mektubunu minnetle aldım. Üzülme oda sıcak ve sıhhatteyim: hep sizi, yalnızlığınızı düşünüyorum, metin ol yavrum. Kendini ye’se kaptırma sakın. Cenabı Hak büyüktür, yardımcımız olacaktır inşallah. Ben de senden Aydın’ı sormuştum, dünkü mektuplarında ondan bahsediyor, derslerine iyi çalıştığını, vefasını, içliliğini yazıyorsun. Rabbim yakında sizi görmek nasip etsin. Hasret içimi yakmakta. Her şeyin hayırlısı inşallah. Kucaklar, bağrıma basar, binlerce öperim.

Hasret yüreğini kavurmuş, onu mektuplarıyla destekleyen eşine minnet duyguları her şeyin üstüne çıkmıştı:

Yardımcı Meleğim
28 Ocak 1961
Berin’im, yardımcı meleğim gibi, ızdırap ve iştiyakın kavurucu çölünde etrafımda çırpınan kanatlarının serinletici temaslarını her an duymaktayım. Yirmibeş tarihli yıldırım telle mektubun elimde; şevkat ve sevginin, ne müstesna ve ince bir sezişle her an üzerine titrediği kimseyi, bir okşayış halesine aldığını ne derinden hissetmekteyim. Bu mektubum, sadece sana en içli teşekkürlerimi söylemek içindir. Birkaç cümle ile hislerimin binde birini bile anlatmak mümkün mü? Seni binlerce, binler öperim, Berin’im.

Avukatlardan Talat Asal serbest bırakılmıştı. Ancak Menderes avukatlarıyla düzenli olarak görüştürülmüyor, çoğu duruşmalara avukatsız olarak giriyordu. Menderes, yine de mektuplarını eşinden önce okuyanları kızdırmak istemiyor, avukatların gelmeyişini “Belki çalışıyorlar da ondan” diye yorumluyordu.

Bu arada mektuplar da aksıyor, Menderes, “Kendimi bomboş hissediyorum, yalnız hüzünle dolu” diye yazıyordu.

Menderes’in “tarifi gayri mümkün özlemi”, kendi sınırlarını sonsuzluğa taşımaya başlamıştı. Bu tahassür anlatılacak gibi değildi. Bazen rüyalar yardıma koşuyordu ama iştiyak, içinde hep bir sızı, merhemi ise yeniden görüşmekti:

5 Şubat 1961
Berin’im; dün iki tarihliyi aldım, on beşinci kafile olarak geleceğinizi yazıyorsun; nasıl heyecanlandım, gece uyuyamadım, hala aynı heyecan içindeyim. Rabbim hayırlısıyla nasip etsin inşallah. Bu tahakkuk edinceye kadar hep heyecan içinde olacağım. Bugün inşallah mektupların gelir ve katiyetle öğrenmiş olurum. O kadar göreceğim geldi ki, tarif edemem, heyecanımı nasıl zapt edeceğim bilemiyorum. Aydın’ımı ve seni en derin sevgi ve şefkatle binlerce öperim canım Berin’im.

Adnan Menderes, delikanlılığın ilk basamaklarını, omuzlarında annesinin sorumluluğuyla çıkmaya çalışan oğlu Aydın’a minnet doluydu. Bunu sık sık mektuplarında dile getiriyor, “Aydın’ımız, Allah’ın bir ihsanı, sana nasıl arkadaşlık, dert ortaklığı ediyor bu yaşında yavrucuğum” diyordu.

Yassıada mahkûmlarının aileleriyle ikinci tur görüşmeleri başlamıştı. Berin Hanım, eşine 8 Şubat’ta görüşebilecekleri müjdesini verdi. Menderes’in ailesi 15’inci gruptaydı. Berin Hanım “Allah razı olsun izin verenlere de, bu görüşmelerimizi sıklaştıranlara da” diyordu. Ana oğul kaplarına sığamaz olmuşlar, uykuyu tamamen terk etmişlerdi. Menderes de heyecandan nefes alamaz hale gelmişti:

6 Şubat 1961
Berin’im, dün Pazar’dı, mektupların gelmedi, halbuki geleceğiniz haberini alabilmek için mektuplarını nasıl bekliyorum, yarın alırım inşallah. Bazen ‘mektuplarım seni biraz oyalıyorsa’ gibi şeyler yazıyorsun; oyalamak ne demek, işte sana iki kelime: Onlarsız olamam. Başka neyim var ki, siz ve mektupların. Onlar ateş gibi hasretin, zaman zaman üzerinde serinleten bir meltem; onlar olmasa… Ne kadar göreceğim geldi sizi. İkinizi pek çok öperim. Rabbim hayırlısıyla kavuştursun inşallah.

Menderes, eşi Berin Hanım ve oğlu Aydın’la görüşmesinin engellenmesi üzerine girdiği şoku uzun süre atlatamadı. Günlerce yazdığı mektuplarda yaşadığı hayal kırıklığını yazdı… “Teessürümü zapt etmek, nefsime hâkim olabilmek ne güç…” diyordu Aydan Bey.

7 Şubat’ta Berin ve Aydın Menderes trenle İstanbul’a geldiler. Ertesi gün Yassıada’ya geçecekler, ayların hasretini sayılı dakikalara sığdırmaya çalışacaklardı. Gün, geçmek bilmiyordu. Yine de o günü, İstanbul’da olmanın, birbirleriyle aynı havayı teneffüs etmenin şükrüyle geçirdiler.

Gün döndü. Beklenen an geldi. Ana oğul İrtibat Bürosu’na gittiler. Muameleleri yapıldı. Göğüslerine kartlar takıldı. Dolmabahçe İskelesi’nden vapura bindiler. Yerlerine oturdular. En sevgili varlıklarına kavuşacakları ana birkaç saat kalmıştı. Tam o anda hiç beklemedikleri bir olay oldu. Bir görevli yanlarına geldi ve “Sizi şöyle alalım” dedi. Ana-oğul vapurdan indirildiler. Karar yüzlerinde bir şamar gibi patladı:

Siz daha önce görüştünüz. Tekrar gidemezsiniz!
Berin Hanım, dilekçelerin kabul edildiğini, on beşinci grupta olduklarını söyledikleri için buraya geldiklerini belirterek müsaade etmeleri için yalvarmaya başladı. Sonuç değişmedi. Görevliler 56 yaşındaki kadını dinlemediler.

Aydın Menderes, yıllar sonra o anı şöyle anlattı:
“Annem çırpınmaya başladı. Onu zapt etmeye çalışırken aklımdan şöyle geçtiğini hatırlıyorum: ‘Şimdi babam içeride, bir de annemi kaybedersek, hem babamın, hem benim halim nice olur?’ Bu duygular benim ortada kalacağım korkusundan kaynaklanıyordu. Annemin koruyucusu bendim, onun sorumluluğuydu bana bunları düşündürten.”

Adnan Bey perişan
Adnan Menderes, haberi öğleye doğru almış, perişan olmuştu. Üzüntü ve şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez hale gelmişti. Ertesi gün şöyle yazdı:

9 Şubat 1961
Berin’im; geleceğinizi öğrendiğim anda başlayan heyecan durmadan arttı; dün öğleyin gelmeyeceğinizi Orhan söyleyince ne olduğumu bilemedim; teessür ve yeisden şaşkın hale geldim. Bu kadar ümitlendikten, heyecanlandıktan sonra ve şimdi nasıl kendimi bulacağım? Neden oldu bu yanlışlık; herhalde sana yanlış haber verdiler. Şimdi ne yapacaksın, kalsan bir türlü, dönsen bir türlü, ne düşüneceğimi şaşırdım. O kadar ümitlenmiştim, şimdi de o kadar teessür içindeyim. Ankara’ya yazıyorum sana bunu. Öperim pek çok.

Olayın şoku günlerce sürdü
Berin’im; gelemeyişinizin teessürü içindeyim. Sizin ne kadar müteessir olacağınızı düşündükçe teessürüm büsbütün artıyor; bu kadar ümit ve heyecan ve sonra bu netice… Bir şey düşünemiyorum, adeta zihnim durdu. Ankara’ya döndünüz mü bilemiyorum. Mektuplarından da mahrumum, ne zaman gelebileceksiniz, sıra bildirildi mi? Aydın’cığım da kim bilir ne mahzun oldu. Sahiden çok hazin.

Bütün duam bir an evvel mektuplarına ve en kısa zamanda size kavuşmak. Öperim pek çok.”

Berin Hanım’ın şok olayın yaşandığı gün kaleme aldığı mektup, Menderes’in eline 3 gün sonra geçti:
“Vapurdan nasıl döndüğünüzü anlatan sekiz tarihliyi okurken ne hale geldiğimi anlatamam. Gelemiyor olduğunuzu söyledikleri zamanki ızdırabın aynını bir defa daha duydum. Cenabı Allah hayırlısını nasip etsin…?

Yarın: Her kelimesi gözyaşı

1993 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player