[Serap Sağlar] - “Fikri’ye de rol yaparım”
Nuriye Akman
Eşine de, işine de âşık. Ne sanatından taviz vermek istiyor, ne da aşkını yitirmek. Ama bunların kavşak noktasında bilincinin direksiyonunu eşinin tarafına kırıyor. Çünkü “Fikri’yi kaybetmek” istemiyor. Öyle ki, onunla daha çok birlikte olabilmek adına aşkına oyunlar kuruyor, gözyaşı döküyor. Tiyatro sanatçısı Serap Sağlar, kamuoyundaki imajını yalanlarcasına her tür soruyu komplekssizce yanıtlıyor; “Devlet tiyatrolarını yönetmek bana hiç cazip gelmiyor” diyor. Tabii o bir oyuncu. Teorik olarak söyleşiyi bir oyuna döndürebilir. Ama hangimiz kendi rollerimizi çarpıtmadan oynayabiliyoruz ki?
Patronu kocası olan bir sanatçı olmak nasıl bir duygu?
Hem zor, hem de güzel. Çünkü bakanımı hem eşi olarak, hem de kendi kurumunda temsil etmek durumundayım.
Patronunuzun iyi bir elemanı mısınız?
Bilemiyorum. Bebeğimiz doğduğunda mümkün olduğu kadar sahneye çabuk dönmek istedim. Hoş iki yıl ayrı kaldım ya… Fikri’nin gözünün içine bakıyorum; çıt yok. Bir gün dedim ki, “ben bir sanatçıyım. Artık dönmem gerekiyor. Değil mi Fikriciğim?” Bana, “tabii hayatım. Bu senin işin. Mesleğini seviyorsun” dedi. Bana söylediği bu. Tabii içini bilemem.
Siz bir defasında bakanların sanatçıları politikaya alet ettiğinden yakınmıştınız. Eşinizin onlardan biri olmadığını söyleyebilir misiniz?
Hem de gönül rahatlığıyla.
Eşinizi “sanatçıları araç olarak kullanmayan ilk bakan” olarak mı ilan ediyorsunuz?
Evet. Beni taraflı olmakla suçlayabilirler. Ama öyle görüyorum.
Eşinizin döneminde Devlet Tiyatroları’nın durumu daha mı iyi yani?
Evet. Seçilen oyunların niteliğine bakacak olursak, gerçekten çok daha iyi. Boşta oturan arkadaşlarımın sayısı çok az. Herkes bir şeyler yapıyor. Devlet Tiyatroları bugün, daha önce olmadığı kadar çok oyun asmış durumda.
Patronunuzun eleştirilecek hiç mi uygulaması yok?
Yanlı düşünüyor olabilirim ama bence yok.
Geçen yıl kocanız kadar akıllı olmadığınızı açıklamıştınız. Bununla kocanızı mı, kendinizi mi övdünüz?
Zekâ düzeyi düşük bir insan değilim. Ama onun toparlayıp da sentezine vardığı kadar sağlıklı düşüneceğime inanmıyorum. Çünkü çok geniş objektiften bakıyor Fikri. Ben bir noktada kalabilirim.
“Akıllı kadın kocasına akıllı olduğunu göstermeyen kadındır” inanışıyla mı konuşuyorsunuz?
Hayır, onun yaptığı işleri yapamam anlamında söylüyorum.
Fikri Bey’in her fikrini beğenir misiniz?
Hayır, tabii ki… Ben daha rahatım. Fikri belli prensiplerin dışına çıkmaz.
Mesela size uyguladığı prensipler neler?
Giyim tarzımdan genellikle hoşlanır. Ama bazen, “Serapçığım bu etek de biraz fazla kısa. Bunu giyme lütfen” der. Ben hâlbuki o kadar kısa olduğunu kabul etmek istemiyorum. Ama o beğenmeyebiliyor. Zaman zaman gönlünü kırmamak için uyuyorum. Zaman zamanda uymuyorum. Burada kadınlık devreye giriyor. Bir punduna mı getirmek, yoksa işte gönlünü alıp da oluruna sokmak gibi mi, bir şeyler oluyor.
Rol seçiminde ne kadar serbestsiniz?
Tiyatrodaki çalışmalarım konusunda bir kısıtlama yok. Ama bazı televizyon teklifleri gelmişti. “Bunlarda oynamanı istemiyorum” dedi.
Sizi hangi rolde görmeye dayanamaz?
Rol gereği de olsa, onun dışında bir başka erkekle birlikte olmama dayanamaz.
Ama sahnede şimdi öyle bir rolünüz var.
Tabii önce rastlantısal bir biçimde karşılaşılıyor. Giderek insani boyutlarda diyalog kuruluyor. Ama bir başka boyutta sevgi alışverişi oluyor. Burada Fikri’nin de söyleyecek fazla bir şeyi yok. Çünkü işimi yapıyorum.
Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın tiyatro oyuncusu eşi Serap Sağlar, gerektiğinde eşine de rol yaptığını söylüyor; “Örneğin Fikri’yi göremediğim zamanlarda ağlayıp ‘mutsuz kadını’ oynuyorum. Sonunda iş öyle çığırından çıkıyor ki, bir bakıyorum Fikri, ertesi günkü randevularını iptal etmiş.”
Şimdi sinemaya da el attınız. Ve Tarzan’ın başrolü size verildi. Jane’ni nasıl oynayacaksınız?
Bana böyle bir teklif geldiğinde benim de ilk aklıma gelen Jane olmuştu. Fikri’ye söz ettim bundan, “Aman ne münasebet hayatım” dedi.
Yani “oynayamazsın” anlamında mı?
Tabii. Sonra senaryoyu okuduk. Hiç ilgisi yok. Manisa Tarzan’ında Hatice Öğretmeni oynayacağım. Saçı başı örtülü, işte uzun giysiler içinde biri. Başrol değil de, filmdeki en uzun süreli kadın rolü. Ama asıl Talat Bey’in üzerine kurulu her şey. Yoksa Jane’lik filan yok. Allah’tan yok.
Söz konusu olan Jane rolü olsaydı, demek bir ikilime düşecektiniz.
Böyle bir ikilem hiç yaşamadım. Fikri Sağlar benim için çok önemli bir insan. Yani duyduğum sevgi, saygı, onunla olan birlikteliğim, yaşadıklarım, her şeyimiz çok ortak ve ondan vazgeçmem söz konusu değil. Ben kocama dikkat etmek zorundayım. O yüzden ona aykırı gelecek şeylere engel oluyorsunuz.
“Kız halaya, oğlan dayıya benzer” derler. Halanız Ayten Gökçer’e ne kadar benziyorsunuz?
Özellikle sahne makyajı yapıldığında benziyorum gerçekten. Ruhsal anlamda değil tabii. Biz bambaşka insanlarız.
Hiç onun gibi olmak istemediniz mi?
Bunu tek ben düşünmemişimdir. Devlet Tiyatrosu’ndaki büyük bir kadın sanatçılar grubu da aynı şeyi istemiştir. Çünkü gerçekten halam iyi bir oyuncu. Herkes onun bulunduğu noktada bulunmak ister.
Siz halanız kadar ihtiraslı mısınız?
“Fikri’den vazgeçemem”
Halam işini çok seviyor ve işi adına gerçekten çok gayretli. Ben onun kadar tutkulu değilim.
Siz geçenlerde şöyle dediniz: “Her sabah kalktığımda eşim beni farklı renkte bir saçla görür. Bir bakar kızıl, bir bakar sarı.” Neden eşinizi şaşırtma ihtiyacı duyuyorsunuz?
Ben değişiklikten hoşlanan bir insanım. Çok monoton olmak hoşuma gitmiyor. Bir de Fikri Sağlar benden bıkmasın diye düşünüyorum.
Onu elinizden kaçırmaktan mı korkuyorsunuz?
Olabilir. Özellikle bulunduğu nokta açısından ona dikkat etmekte yarar var. Üstelik yakışıklı ve şu anda hala meclisin en gençleri arasında. Mevkiini, elinde tuttuğu olanakları düşünürseniz her an tehlike çanları çalabilir. Onun için hazırlıklı olmak gerekir.
Eskiden çok daha klasik bir görünüşünüz vardı. Giderek “frapanlaştınız.” Bu acaba yaşla gelen bir özelik mi, yoksa tipinizi yeni mi buldunuz?
Tipimi yeni bulmadım herhalde. Bu saçı çok kullandım. Bundan beş yıl önce de saçım bundan çok daha kısaydı. O zaman kızıldı. Bu sarı çok göze batar oldu.
Merak etmeyin, kızıl da çok göze batıyordu.
Şimdi biraz bunu kullanmak istiyorum. Bu da hoşuma gitti. Ama yaşla ilgili olabilir. Allah bilir ya gittikçe gençliğe özenip, “ay nereden tutunsam” demiş olabilirim.
Gençliğinizde tipiniz gereği oynadığınız rollerin çoğu “baştan çıkarıcı” kadınlardı. Bugün size bu roller veriliyor mu?
Verilmiyor artık. Herhalde yaşlandığım için. Ama ben çok değişik rollerde oynadım.
Serap Hanım, siz mi, Fikri Bey mi daha iyi oyuncusunuz?
Fikri çok fazla oynamıyor. O ancak mutsuzlukları, aksaklıkları insanlara fark ettirmemeyi, güler yüzle olmayı oynar. Ben Fikri’nin çok az insana sinirlendiğini gördüm. Aslında politika zemini çok kaygan. Ayaklarının yere sağlam basması için büyük beceri istiyor.
Eşiniz yıllardır ikinci adamı oynuyor. Siz politikanın yönetmeni olsaydınız, ona başrol verir miydiniz?
Veririm, her zaman veririm.
Neden genel başkan olması için onu sahneye itelemediniz o zaman?
İşte o çok politika… Bilemiyorum…
Yoksa siz de inanmıyor muydunuz buna?
Parti genel başkanlığına her zaman layık görüyorum. Onu farklı noktalarda da görmek istiyorum. Ama o herhalde şimdi zamanı olmadığını düşündü. Demek ki, yeterince ikna edici olamamışım. O da “yaşım daha küçük” diye espri yapıyor.
Onun yerinde olsaydınız kendinize nasıl bir hedef koyardınız?
Fikri aslında hedefine çok yakın.
Öyle mi? Üstelik Karayalçın yeni genel başkan seçilmişken mi?
Ama Fikri her dönemde güçlü bir insandı ve yine güçlü. Hem de çok güçlü. Ama önemli olan neyin, nerede, ne zaman ve nasıl kullanacağınızın kararı. Ve şimdi Karayalçın’a destek veriyor.
Oğlunuza Erdal ismini koyarken ne gibi bir beklentiniz vardı?
Ama hiçbir beklentimiz olmadığı ortada. Çünkü herhangi bir şey olmadı.
Öyleyse neden şimdi Yankı ismini kullanıyorsunuz?
Çünkü Yankı’yı rahmetli annem çok istemişti. Şimdi onun anısına ben Yankı diyorum. Ama Fikri, Erdal diyor.
Küçük Erdal Yankı, Erdal Bey’den bir yankı veriyor mu bari?
Boyu uzun olacak onun da galiba ve Erdal Bey gibi çok sevimli.
Oyunculuk becerinizden gerçek hayatta yararlandığınız oldu mu?
Oyunculuk becerimden değil ama tiyatrocu olmanın getirdiği nimetlerden yararlandım. O sahneye adım atabilmek için utanma, sıkılma gibi duygulardan arınmanız gerekiyor. Bu da rahat bir insan haline getiriyor sizi.
Mesela çok elde etmek istediğiniz bir şeyi, oynayarak, gözyaşı dökerek almayı hiç denemediniz mi?
Onu Fikri’ye yapıyorum.
Anlamıyor mu?
Anlamıyor. Üstelik çok da güzel sindiriyor içine. Diyelim ki bir yerlere gidiyor. Habire gidiyor, gidiyor. O zaman oynamaya başlıyorum: “Zaten evliliğimizin ne anlamı kaldı ki? Kocam yok. Çocuğumla baş başa. Kapalı dört duvar arasındasın. Sosyal bir hayatın kalmadı.” Giderek tansiyonum da yükseliyor. Ben de inanmaya başlıyorum kendime. Ve hakikaten cıvıtıyorum o zaman. “Yetti artık diye bir sonla noktalanıyor show. Bir bakıyorum Fikri ertesi günkü randevularını iptal etmiş. Bizimle birlikte oluyor. Çünkü bakıyor, çok mutsuz bir kadın var karşısında. Yani hayatına bile son verebilir o anda. Gözyaşı dahi dökebiliyorum.
Sizin çok asabi bir kadın olduğunuzdan da söz ediliyor…
Doğrudur. Bunu söyleyenlere öyle davranmış olabilirim. Benim sevdiğim insan sayısı çok azdır. Çok kolay diyalog kurarım, arkadaşlarım çoktur ama dostum çok azdır. Fikri’yle bile paylaşmadığım duygularım vardır benim.
Devlet Tiyatroları’nın sizin yönettiğiniz yönünde de söylentiler var.
Bunları ben de duyuyorum ama Devlet Tiyatroları’nı yönetmek bana hiç cazip gelmiyor. Çünkü çok büyük bir sorumluluk ve onun altına girene Allah kolaylık versin. Biz sanatçılar yerine göre çok kaprisli insanlarız. Rolünü beğenmediği için çat diye ayağını kapıya vurup genel müdürün odasına girenler çok olur.
Siz de yaptınız mı bunu?
Asla. Bu benim yapıma aykırı. Agresif, sinir, ters bir kadın görünsem de, aslında içim hiç o değil. Bir edebi kurulumuz var. Orada eserler seçilir, yönetmenlere verilir. Onlar da rol dağıtır insanlara.
Eski Genel Müdürünüz Bozkurt Kuruç davayı kazanmış, geri dönüyormuş. Nasıl bakıyorsunuz olaya?
Çok zor. Biliyorsunuz üçlü kararnameyle gelmişti, aynı yolla alındı. Gidişinde de herhangi bir usulsüzlük yoktu.
Fikri Bey ile tartışmamışlar mıydı?
Hayır. Yani insanlar çalışacakları kişiyi seçerler. Fikri Sağlar bakan olduğunda, “Efendim, saygılarımı sunuyorum, kutluyorum. Benimle çalışmak isterseniz, devam ederim. Ama efendim istemezseniz de memnuniyetle bu an görevi bırakıp gidiyorum” dedi ve arkasından olmadık işler yaptı.
Görevine dönse sizin için fark eder mi?
Gelemez. Gelemez. Benim için değişen bir şey olmaz. Ama kendisi için çok fazla şey değişir. Zaten bugüne kadar yaptığı uygulamalar da insanlar arasında fazla sempati toplamadı. Bu kadar ayak diremenin anlamı yok. Çünkü her şey o koltuk değil. Bizler sanatçıyız, sahnede var olan insanlarız.