Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Abdurrahman Kurt] - 'Zana üslubu' demokrasiye hizmet etmiyor

Nuriye Akman

30 Temmuz 2007, Pazartesi

Abdurrahman Kurt aslen Diyarbakırlı. Üniversite eğitimi için gittiği İstanbul'dan yıllar sonra AKP Diyarbakır il başkanlığı görevi için döndü. İnşaat mühendisliğinin yanı sıra toplumsal ve siyasal sorunlara ilgisi, uluslararası ekonomi politik alanındaki mastırı, Eyüp ve Beyoğlu belediyeleri ile İSKİ'de aldığı görevler, hızlı okuma kursu ve yazarlık okulu sertifikaları, çeşitli sivil toplum örgütlerindeki yöneticilikleri, bölgesel göç üzerine hazırladığı tebliğler, paraşüt ve planörün yanı sıra dalış sporlarıyla uğraşması, il başkanlığı sırasında bölge insanını kucaklayıcı yaklaşımı ile bugün Diyarbakır milletvekili olarak girdiği Parlamento'nun dikkat çeken simalarından biri olmaya aday. AKP'nin 2002 seçimlerinde 67 bin olan Diyarbakır oylarını bu seçimde 189 bine çıkaran ekibin başarısında söz sahibi olan 39 yaşındaki Kurt ile bölgenin geleceğini konuştuk.

DTP'lilerin hataları mı başarı getirdi yoksa doğrudan çalışma tarzınız mı?

İkisinin de etkisi var. Bizim gibi partilerin uygulamadığı bir uzlaşma dili uyguladık. Şiddet dışındaki bütün eğilimlere olumlu katkı sunduk. İki yıl önce Barış Anneleri, Abdullah Öcalan'ın yakalanma yıldönümünde bütün Türkiye'deki AK Parti teşkilatlarında oturma eylemi başlattılar. Yirmi yaşlı bayan yanlarında iki tane genç kadınla geldiler. Biz buradan Başbakan gelinceye kadar ayrılmayacağız, dediler. Talepleri Abdullah Öcalan'ın daha farklı şartlarda muhafaza edilmesi... Çok absürt şeylerdi. İlk anda da anlaşılıyordu ki eylemleri gerginlik çıkarmaya yönelikti. Bir iki gün onları tutmamız, sonra polisi çağırıp yaka paça çıkartmamız beklendi. Yaşlı kadınları polisin tartakladığına ilişkin görüntülerin ardından sokak eylemleri yapılacaktı.

Ve siz buna fırsat vermediniz...

Evet. Dedik ki siyaseten sonumuz da olsa bu görüntüleri oluşturmayacağız. Onları bizim büyük salonumuzda misafir ettik. Battaniyeler getirdik. Akşam doktor getirip nabızlarını ölçtük. Önce birkaç tanesi yemek yemeyi reddetti. Oturup ben de onlarla beraber yiyince çok hoşlarına gitti. Sonra anlattım onlara. Abdullah Öcalan askerî bir cezaevinde kalıyor. Bu eylemin etki etmesi için Genelkurmay'da yapmanız gerekiyor. İsterseniz orayı deneyin, dedim. Tabii herkes tartışıyor birbiriyle. Dört gün konuştuk onlarla. Bizim amacımız da ülkede herkesin demokratik yollardan haklarını kullanması, dedik.

Ankara rahatsız olmadı mı bu tavrınızdan?

Oldu tabii. Ben genel merkeze diyorum ki bana bir iki gün daha verin, sabredin. İşte bu bir acziyet görüntüsü yaratıyor şeklinde bir kaygı oldu çeşitli çevrelerde. İkinci gün kendi aralarında tartışmaya başladılar. 'Bu çocuklar bize kötü davranmıyor' diyor yaşlı kadınlar. Yerler hazırladık. Namaz kılıyorlar falan. Gece misafirleri geldiği zaman biz polis koymadık içeri. Kendi adamlarımızı koyduk. Sabaha kadar onlarla sohbet ettiler. Bazı kadınlar diyor ki ya biz bunlardan ne istiyoruz... 'Bu çocuğun da yapacağı bir şey yok.' Biri diyor tamam vazgeçelim, biri diyor biraz daha duralım. Aralarında konuşurken duyuyoruz, diyorlar ki: 'Saçımızı başımızı da mı yoldurtup attıramayacak mıyız kendimizi?.. Ben üçüncü gün bir bildiri yayınladım. Dedim ki: 'Diyarbakır halkına duyurulur. Üçüncü güne girdik. Büyük bir sabır ve hoşgörü ile buradaki barış annelerini misafir etmekteyiz. Ancak gidişat onu gösteriyor ki birileri onların üzerinden Diyarbakır'a gerilim siyaseti taşımaya çalışıyor. Biz bu gerilim siyasetinin aleti olmayacağımızı buradan ilan ediyoruz.' Dördüncü gün Mazlum-Der, İHD, MÜSİAD, baro gibi Diyarbakır'da etkin kuruluşları çağırdık. Eylemciler artık ne duruma düştüklerinin farkındalar. Sivil toplum örgütü temsilcileri annelerle konuştu, yaptığınız ayıp, bu arkadaşlar ilk defa kolluk kuvveti ile değil; ama sivil toplum marifetiyle soruna çözüm istiyor, dediler. Bütün direnmelerine rağmen kaçacak yer kalmadı. Sonunda ortak bir basın toplantısı yaptık. Dedik ki demokrasi budur. Katılmasak da dinlemek zorundayız. Dört gün boyunca onları dinlememiz Diyarbakır'da çok ciddi bir etki yarattı.

Bugün seçim başarınızın arkasında böyle olaylar var demek.

Tabii oradan başladı. Bir imaj oluştu. Diyarbakır'da koşu yolu parkında bir termos bomba patlamıştı hatırlarsanız; hani yedi sekiz çocuk ölmüştü. O olaydan sonra Büyükşehir belediye başkanı, DTP, DYP, ANAP, CHP il başkanları, sanayi ve ticaret odası başkanı ve bütün sivil toplum örgütleriyle beraber kol kola girip böyle bir olay organize ettik. Kimden gelirse gelsin şiddete karşıyız mesajı verdik. Üç yıl boyunca bütün fakir mahallelerin kapısını çaldık. Ramazan'da gıda yardımından tutun da, her konuda onlara destek olup onlarla beraber olmaya çalıştık. Hepsinin kapısı bize açıktır. 'Suyu olmayan köy kalmayacak' dedi Sayın Başbakan. Türkiye'de 2300 küsur köye su götürüldü. Bunun 1170 tanesi zaten Diyarbakır'daydı.

Mesela 617 bin yeşil kartlı insan var şu anda, 630 bine gidip gelen bir rakamdır bu. İstanbul'dan bile fazla. 211 bin ilköğretim öğrencisine ve lise öğrencisine şartlı nakit transferi yapıldı. Çocuklar okula gitmemezlik etmesin diye işte kız çocuklarına 22 milyon, erkek çocuklarına 18 milyon; bu işte ortaokul seviyesine geçince 25, 30 civarında rakamlara ulaştı, çocuk başına annesine maaş verildi.

Diyarbakır milletvekillerini paylaştığınız DTP ile ilişkileriniz nasıl seyredecek?

Bizim kimseye karşı bir önyargımız yok. Biz Diyarbakır'ı sadece siyasal anlamda bir yere getirmenin mümkün olmadığını buradan giden bağımsız arkadaşlarımıza anlatacağız. Bir Türkiye partisi olma iddialarının içini doldurmaları için onlara destek sunacağız. Bu sorunu sadece Diyarbakır'dan bakan bir gözle çözmeniz mümkün değil. Kürt sorunu demokratikleşme süreci içinde çözülmelidir. Ama Türkiye Diyarbakır'dan ibaret değildir. Diyarbakır'dan baktığınız problemi Yozgat'tan aynı şekilde göremiyorsanız bir iletişim probleminin yaşandığının farkında olmak zorundasınız. Önce onarılması gereken, bir Yozgatlının Kürt sorunu dendiği zaman aklına terörizmin gelmesidir.

Parlamento doğal diyalog zemini olacak. Sadece DTP değil MHP ile ilişkiler de önemli bu dönemde.

Tabii, aynı ortamları, aynı kulisleri paylaşacaksınız. Üç yıllık il başkanlığım döneminde Kürt camiasıyla sürekli diyaloglarım oldu. MHP ile de böyle bir diyaloğu kurmamız gerekiyor. Türkiye'nin şiddetten uzak günler yaşaması için büyük bir sorumluluk hissediyorum kendimde. Bu sadece DTP ile yapılacak bir şey değildir. MHP ile de yapılmalıdır. Bu sorunun çözümüne ilişkin 'Türkiye barışını arıyor' diye bir konferans düzenlendi. Onu destekleyenlerden biriyim. Son gününde onlara dedim ki, siz buradan çıkan sonuçlarla lütfen MHP'ye gidin. Sorunu ortaklaştırmadan ortak çözüm bulma iddianız havada kalır. Sorunu ortaklaştırmanın bir yolu da MHP'ye gitmektir. Sizi dinlemeseler de ısrarla konuşun onlarla. Ben aynısının Meclis'te yapılabileceğini düşünüyorum.

"Türkçü" MHP ve "Kürtçü" DTP ile arabuluculuk rolü mü oynayacaksınız?

Tabii, arabuluculuk Türkiye'nin büyümesi adına, karşılıklı anlaşılırlığı sağlamak ve sizin karşınızda insan var demek adına. Ben DTP'yi aşırı Kürtçü olarak değerlendirmiyorum. Ama etnik siyaset yapan bir grup olarak değerlendiriyorum. MHP'nin Türkçü olduğu noktasında hemfikirim. DTP'nin taleplerini Kürtçülük olarak ifade etmek doğru değil. Sadece etnik siyaset yaparak, etnik siyaseti de şiddetten ayrıştırmadan yaparak bir yerlere varma çabası onlarınki. Ve bu doğru değil.

Ama ayırt etmelerine biz yardımcı olacağız diyorsunuz.

Tabii. Akın Birdal, Selahattin Demirtaş insan hakları derneklerinden gelme insanlar. Bunların, etnisite üzerine siyaset yapmalarının çok doğru olmadığı bilincini taşımaları beklenir. Burada problem şu: Bu insanlar vitrinde; ama egemen olan zihniyet bu değil DTP içerisinde. Dolayısıyla sizin bir kere egemen olan zihniyetle vitrinde olan zihniyetin örtüşmesini sağlamanız gerekiyor. Bunu ben yapmayacağım, bunu onlar yapacaklar. Onlarla birebir her konuşmamızda çok aykırı şeyler söylemediklerine şahit oluyorum. Buradan Osman Baydemir'i dinlemek ile İstanbul'dan ve Ankara'dan Osman Baydemir'i anlamak çok farklı. Ben defalarca bazı konularda farklı düşünsek bile Osman Baydemir'i yer yer savunmak durumunda kalmışım. Çünkü yapılan eleştirinin haklı olmadığı, adaleti aştığını gördüğüm zaman doğal olarak; 'Ya tam beğenmeyebilirsiniz; ama onun tarzı da ve ifade ettiği şey de bu değil demek zorunda kalmışımdır.

Çok güzel.

Bu, bu arkadaşlarımızın masada kendilerini ifade edemedikleri anlamına da geliyor. Bu ne demektir? Arkada aslında onlara etki eden gücün onların gerçek düşüncelerinden ayrı olmasına karşın onlar adına yansıyan bir güç oluşunu gösteriyor. Şimdi bize lazım olan dil sivil bir dildir. Şiddetten uzak bir dildir. Bir kere onu sağlayamamış, bunu kendi adına öne çıkaramamış bir siyasi yapının bir şey yapma şansı yoktur.

Leyla Zana faktörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu üslup Türkiye'de demokrasiye hizmet etmeyen bir üslup. İnanın benim İstanbul'dan pek çok Kürt arkadaşım vardı. Bana dediler ki Leyla Zana ne yapmaya çalışıyor? MHP'nin barajı geçmesi için destek mi oluyor? Seçim sürecinde örgütün şiddeti tırmandırmasını kimileri yorumlarken diyorlar ki, bugün eğer MHP Meclis'te ise PKK'ya teşekkür göndermelidir. Bazı insanlar da diyor ki, vallahi DTP'liler devlete teşekkür göndermelidirler. Çünkü tam seçim arifesinde bütün il başkanları patır patır toplanmaya başladı ne hikmet... Şimdi böyle birbirini çok fazla karşılıklı besleyen, arka planında insanlar tarafından şüpheyle karşılanan çok olay var. DTP bağımsızlarla Meclis'e girmeye çalışıyor. Ama bir yandan bizim oy aldığımız tabanımız dediği insanlar, yani evet PKK'dan ayrıyız diyorlar; ama onların tabanıyla, kimisinin işte ailesinden dağda olanlar, bize oy veriyor dedikleri insanlar, yani o grupların yaptığı politikalar, bir yandan DTP'li bağımsızlarla Meclis'e girmeye çalışıyorsunuz. Bir yandan şiddeti tırmandırıyorsunuz. Şiddetin tırmanmasının çok net bir şekilde MHP'yi Meclis'e taşıdığını görüyorsunuz. Herkese bu konuda bangır bangır uyarılarda bulunuyor. Ama buna devam ediyorsunuz. Çok ciddi paradokslar var bu anlamda. Bunları bir şekilde anlaşılır kılmak gerekiyor.

Anlamak için neresine bakmak lazım olayın?

Şunu söyleyeyim. DTP içerisinde çok aklıselim olduğuna inandığım arkadaşlar var. Ama Aysel Tuğluk'un yaklaşımda ciddi paradokslar var. Mesela Kemalizm'e ilişkin yaptığı yorumlar burada kendi insanları tarafından hoş karşılanmadı. Mesela Selahattin Demirtaş Bey'in bendeki imajı olumludur. Akın Bey'in bendeki imajı bu anlamda çok şey değildir. Akın Birdal eğer şahsına ait bir güç ile siyasette bu koltuğu alabilecek olsaydı Niğde'den veya İstanbul'dan aday olurdu. Orada birilerinin ona bir koltuk verdiğini görmek gerekiyor. O verilen koltuğun kendisine ne kadar özgü hareket etmeye müsaade edeceğini değerlendirmek, incelemek lazım. Dolayısıyla problemin ana ekseninin bu olduğunu düşünüyorum. DTP'de görünen yüz ile belirleyen yüz eğer görünen yüze yakın hareket etmeyi başarırsa olumlu sonuçların çıkabileceğini düşünüyorum.

Ben balkon Kürt'üyüm

Sizin anadiliniz Kürtçe mi?

Anadilim Kürtçe. Ama ben yarı asimile olmuş bir Kürt'üm.

Beyaz Kürt müsünüz?

Valla beyaz veya kırmızı demeyi kendime yakıştırmıyorum. Tabiri caizse balkon Kürt'üyüz. Yani bahçe Kürt'ü değiliz. Bu anlamda sıkıntı çekiyorum. Çünkü göçten dolayı ciddi anlamda bahçe Kürtlerinden oluşan bir vatandaş topluluğumuz var bu şehirde. Ulaştırma imkânlarının hayata geçirilmesi, çevre yolu ağının sağlanması çok önemli. Urfa'ya otoban bağlantısının, duble yolun acilen tamamlanması gerekiyor. Bölgesel ve sektörel olarak teşvikin buraya özgü hale getirilmesi gerekiyor. Çünkü biz aynı teşvik yaklaşımı ile Düzce ile rekabet edemiyoruz. İnanç ve kültür turizmine yönelik potansiyelin açığa çıkarılması gerekiyor. Mastırı bunlar. Arkasında havaalanı, bir sürü şeyler var. Benim 21'e yakın Diyarbakır ile ilgili projem var. Ana eksen budur.

2007 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player