[Kıraç] - Dünyadan hemen kurtulup sonsuz yasama geçsem...
Nuriye Akman
28 Ağustos 2002, Çarşamba
Kıraç, bana gelen okur mektuplarında en çok adı geçen, sayfama taşımam, iç dünyasını yansıtmam istenen sanatçıların başında geliyor.
Okur yelpazemde geniş bir yer tutan gençleri unutmadığımı gösteriyor ve onları, sevdikleri sanatçıyla baş başa bırakıyorum. İşte korkularını, vehimlerini, gel–gitlerini, inançlarını içtenlikle paylaşan şarkıcı Kıraç’ın insan olarak portresi.
Verdigin röportajları okudum. Ortaya çıkan damarlardan hangisinde ilerleyeyim diye düşündüm. Tasavvuf onlardan biri olabilir mi sence?
Bu konuya merakım var; ama fazla bilgili değilim. İnsan çok karmaşık bir varlık. Hem bedeni, hem ruhu var, bunlar arasında gelgitler var. Ölüm var. Çok feci acılar var. Bunlar karşısında dinginliğe ihtiyacı var insanın. Oysa dinin algılanışı çok keskin. Bıçak gibi yani. İyiler kötüler var. Kötüler cehennemde yanarlar, cennete gitmek istiyorsan, bayağı bir çırpınacaksın. Bu, insanda büyük bir ürperti yaratıyor. Allah korkusu, Allah sevgisinden daha baksın olmaya başlıyor. Yanlış bir yere götürüyor bu korku. Çünkü korkunca saçmalamaya başlıyorsunuz.
Tasavvufun yaklaşımında huzur mu buluyorsun?
Evet, onun dini algılayışı çok “soft”. İnsanlardan ille de “şöyle ol” beklentisi yok. Bir tekamül süreci yaratıyor size. O tekamül içerisinde bir evrim geçiriyorsunuz. Sizi temiz, dogru, iyi ahlâka yumuşaklıkla götürdüğü kesin. Küçükken günah işlemekten çok korkardım. Babam öğretmen okulu mezunudur, daha aydındır. Ben Maraş’ta, anne tarafımda büyüdüm. Osmanlı kültürünün hakim olduğu bir ortamdı. Şimdi hiçbir şey hatırlamıyorum; ama ilk dini egitimi Kur’an kursunda aldım. Sonradan farkına vardım, sadece o ortamı, dini kültürü, hikâyeleri tanımaya yararı oldu.
Bunlar seni bir müzisyen olarak nası etkiledi?
Bir kere Kur’an’ın sürekli müzikle okunması, bizim orada kaidesiyle diyorlar, tını olarak etkilemiştir. Ezan sesi, müezzinlerin yorumu, her şey kulağıma yerleşmiştir. O bir duygu, düşünce sistemi olarak su anıma yansımıştır.
Albümüne “Zaman” dedin. Zamanı nasıl algılıyorsun?
Sadece hatırladığım kadar yaşamış olacağımı düşünüyorum. Kur’an’da da “Siz dünyada bir öğle uykusu kadar kaldığınızı fark edeceksiniz, uyandığınız zaman” diye geçiyor. Bu dünyayı ihtiraslarımızla büyütüyoruz. Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, devleti sorguluyoruz. Birçok olay yineleniyor. Ve bu kadar şey aslında çok az bir zamana denk geliyormuş. Bu çok üzücü. Dünya çok yorucu bir yer. Çok kahırlar var. Ekonomik şartlar, ilişkiler, evlilik her şey çok ağır. Şurada bir kavga oluyor, burada bir acı var, burada gözyaşı dökülüyor. Ben, zamanın baskısından kurtulmak ve bir an önce şu dünya denen şeyi bırakmak istiyorum.
Bu bırakma eylemi nasıl olacak, yaşam stiline uyuyor mu? Konserler, klip çekimleri vs...
Doğru, yaşam tempoma uymuyor. Tabii bir çelişki var. Ama dünyadan bir an önce kurtulmak istiyorum ben. Çabuk ölmek istiyorum anlamına gelmiyor bu. Dolu dolu yaşayıp, hemen bu dünya denen şeyden kurtulup, bir daha da gelmek istemiyorum. Dünya bir ceza insanlara bir kere. Acılari, mutluluklardan daha fazla. Acı çeken insan görmekten korkuyorum, kanserli bir insan görmekten nefret ediyorum. Bağıra bağıra ölen insanlar gördüm. Yani; ama dünya bu, biliyorum.
Dünya sadece bu değil. Sen bu yönünü görmeyi tercih ediyorsun.
Ama mutluluk oranlarina bakalim, mutsuzluk oranlarina bakalim. Hangisi daha fazla? Çocukken de düsünürdüm bunlari. Niçin yasiyoruz, niçin variz, elimizde ne var? Yani insa ettiginiz bütün kaleler kumdan. Herhangi bir nedenle sak diye yikiliyor. Dünyadan nefret etmiyorum; fakat biliyorum ki, dünya bir ceza ve bu cezadan mümkün mertebe siyrilmak gerekiyor. Ölüp, sonsuz yasama bir an evvel kavusmak istiyorum. Sonsuz bir huzur istiyorum.
Bu duygunu besleyecek hangi somut sikintilar var yasaminda?
Çok uykusuzluk çekiyorum. Çocuklugumdan beri geceleri uyuyamam. Hep tedirginimdir, hep vesveseliyimdir. Hep karanliktan korkarim. Uyuyamadigin zaman korkuyorsun. Bes yasindasiniz, herkes sürekli uyuyor ve siz sürekli uyuyamiyorsunuz. Sürekli karanlik var, garip sesler duyuyorsunuz. Fobi haline geliyor. Hâlâ da karanliktan çok korkarim.
Doktora başvurdun mu?
Birkaç defa basvurdum. Bir hap veriyorlar, ben de hiç sevmiyorum almayi. Çünkü kronik bronsit var bende, çocuklugumdan beri ben çok hap kullandim. Hayatim da buna müsait degil. Düzenli bir hayatim olsa iste, birtakim meditasyonvari ya da tasavvufi durumlarla bunu belki çözerdim. Ama yasadigimiz hayat buna izin vermiyor. Çünkü, gece saat üçte isim bitiyor, bes gibi yatiyorum. Genelde iki gecede bir yolculuk yapiyorum. Turnemiz var, bilmem neyimiz var.
Bütün bunlarin yasam biçimiyle oldugu kadar, düsünme biçimiyle de alakasi var. Olabilecek felaketleri düsünerek mi uykun kaçiyor?
Simdi çok küçükken hatirliyorum, bizi sürekli korkuttular. Yani sunu yapma söyle yanacaksin. Bunu yapma böyle yanarsin. Sürekli yanmak var. Peki ne yapayim, ben bir insanim yani.
Aksi gibi son klibinde de evler yaniyor... Korkunun üstüne mi gidiyorsun?
(Kahkaha) Yok, biraz da ben yakayim o zaman falan! Bir ninem vardi. Allah rahmet eylesin, çok tatli bir kadindi. Ama biz çok korkardik ondan. Sürekli bize korku hikâyeleri anlatirdi, çabuk uyuyalim diye. Simdi uyumazsak onu dinlemek zorunda kalacagiz.
Çok yazik. Bilinçaltini korkuyla doldurmuslar.
Diger çocuklar unuttu. Ben her seyi hatirliyorum. Her seyi hatirladigim için de çok etkilendim bunlardan. Abarttigimi sanmayin, bir buçuk–iki yasimdaki halimi bile hatirliyorum ben.
Korkular sanatina nasil yansiyor sence?
Valla bunlar olmazsa, sanat da pek olmuyor. Benim korkularim çok fazla, mutluluklarim da çok fazla. Bir gün boyunca gülebilirim yani. Deliler gibi gülebilirim. Rol yaptigimi falan sanirsiniz.
İniş ve çikislarin keskin. Ruhsal olarak dengesizsin yani.
Evet. Kesinlikle öyle diyebiliriz. Bütün sanatçilar öyle; ama söylemezler. Bir de sanatçinin örnek insan olmasini beklerler. Ki beni de öyle gösteriyorlar. Su da bilinsin ki, sanatçidan örnek olmaz. Sanatçinin sadece yaptigi sey size örnek olmalidir. Kendisi örnek olursa, fecidir durumlar. Çünkü sanatçi uçmustur, yari delidir. Ben sinirli, geçinilmesi zor biriyim. Iyi bir arkadas sayilirim. Yine de ortam bana uymali, ben ortama uyamam. Bu bir rahatsizlik yaratir bazen. Sabirsiz, iradesiz, tahammülsüz bir insanim.
Senin komplo teorilerine de merakin var degil mi? Bugünlerde hangileri sana cazip geliyor?
Simdi o komplo teorilerini açikça söylersem, beni herhalde ölmüs olarak bulursunuz.
Yok canim uydurma artik.
Kesinlikle. Dünyayi belli bir grubun yönettigini çok net biliyorum yani. Bu grup herhalde 100–150 aile. Bunu çok arastirdim gerçekten. Özellikle bir kitap var; ama adini söyleyemem. Yani sizin için degil, benim için tehlikeli olur. Herkes biliyor; ama kimse söyleyemez. Dünyanin para babalari bunlar. Bunlarin çocuklari dogduklari andan itibaren dünyayi yönetmek için vardirlar ve bunlara dünyanin en iyi üniversitelerinde mutlaka, geri zekali bile olsa, müthis egitim verilir. Birkaç dil bilirler. Ve bunlar zevk sefaya düskündür. Dünyanin patronlari bunlar.
Dünyayi yöneten 25 büyük sirket var, bunun neresi tehlikeli?
Hayir büyük sirketler degil. Sermayeden bahsetmiyorum ben. Ben bir güçten bahsediyorum, yönetme hirsindan.
Uykusuz gecelerde mi ürettin bunlari?
Uykusuz gecelerde evet. Sadece düsünerek degil, tartisarak, kitaplar okuyarak... Siyonizmden tutun, masonizme, Sabetayizmden tutun, mitoloji kitaplarina kadar okudum. Bir baktim ki bilinenlerden daha facia bir durum var ortada. Bunlar dünyadaki ihtilalleri çikartiyorlar, devletler kuruyorlar, devletler parçaliyorlar. Iki devleti savastiriyorlar, sonra tekrar baristiriyorlar. 100–150 aileden olusan bir grup bu. Mesela bunlar Rusya’da da vardir, Amerika’da da vardir, Israil’de de. Türkiye’de de belki vardir birkaç aile. Dünya bunlara hizmet eder. Bazi örgütler de onlara hizmet ediyor. Dünyanin yazilmamis tarihi çok önemli. Hitler, bütün Yahudileri öldürmemistir, bazi aileleri öldürmüstür. Tamam adam bir manyakti, psikopatti. Fakat bize gösterilen gibi degil olay. Birtakim seyler var orada. Tarih degistirilmis. Hitler’in yapmak istedigi ile bize ögretilen arasinda fark var.
En son ne okudun?
Gizli Sirlar Ögretisi. Ergün Candan’in. Güzel analizleri var; fakat kendi istedigi sonuçlara götürmeye çalisiyor bizi. O hipotezlerden ben farkli bir sonuca gidebilirim, beni özgür birakmiyor. Sunu düsünüyorum artik: Tibet’te mesela adamlar daglara çikiyorlar. Sen 15 yil onlara takilmazsan asla onu anlamiyorsun. Yunus Emre en az 15 yil iste, Taptuk Emre’nin dergahina takiliyor. Acaba ne ögretiliyor orada? Niçin dergahlarda ermisler karanliga kapatirlar kendilerini, kirk gün, kirk gece kalirlar orada? Bunlari ögrenmeye çalisiyorum. Belki çok da müsait degilim, çok hizli bir hayatim var. Fakat yolum o yol.
Müzik dünyasinda bu konulara merakli baska kimse var mi?
Tarkan, ‘Karma Felsefesi’ ile ilgili mesela. Ben çok begenmem Tarkan’i; ama albümünün ismi “Karma”.
Kiskaniyor olabilir misin?
Baskalari olsa kiskanabilirim; ama Tarkan’i degil. Tarkan her seyi kötüye götürdü. Türk halkinin ikiyüzlülügü o. Tarkan’i ülkede herkes seviyor, alkisliyor. Tarkan, bir homoseksüel. Kliplerinde bir kadin gibi oynuyor, göbek atiyor. Kadinlarimizin çogu öyle bir çocuklari olsun istemez; fakat Tarkan’i alkislar. Iste ikiyüzlülük burasi. Bakiyorum homoseksüel kültür tutuyor, bayiliyor kadinlar. Maço erkekler bile bayiliyor. Aliyorlar kadinlarini, gidiyorlar onlari seyretmeye. Bu ne gariptir, ne igrençtir. Hani Kur’an’da geçen bir kavim vardi, sapiklik türemisti de yok olmuslardir ya, neydi?
Lut kavmi...
Lut kavmi. Ha bunu simgeliyor simdi bunlar. Adam homoseksüel olabilir. Hastaliktir, degildir, beni hiç ilgilendirmiyor. Ama kardesim, bu ülke ne biçim? Hani bu ülkenin gelenegi vardi, ahlâki vardi, bilmem ne vardi? Basörtülü annelerimiz, mesela benim annem bayiliyor ona. Bu, beni sinirlendiriyor, yoksa kiskançlik degil bu.
Türkülere meraklisin, Ali Kirca’nin türkü kasetini dinledin mi?
Dinledim. Fecaat! Hincal Uluç okuyorum, “Ali’yi kiskaniyorum” diyor. Çok yakisikli bir herif, saçlari söyle iste. Her isi biliyor, söyle bir tartisma programi yapan bir adam. Hele de türkü söylemesi ... Çökertme’yi o davudi sesiyle söylemesi falan. Bu yazidan sonra “Artik Hincal Uluç bitti benim için.” dedim. Çünkü benim alanimda olan bir konuda konusuyor. Bilmedigi konularda inanilmaz derecede biliyormus gibi konustugunu anladim. Ali Kirca çok kötü, detone okuyor. Türkünün tavrini veremiyor. Girtlak yapisi müsait degil. Estetik degil. Sesinde o kivrakligi yakalayacak hiz yok. Ayip olacak; ama bunlari söylemek, benden çok büyük bir insan.
Olmaz, fikrini söylüyorsun.
Yani bizim orada babam anlatirdi hep, baglama çalinir, türkü söylenir bazi geceler. Ustalardir bunlar. Bir de acemi çikar, baglamayi kapar, söylemeye çalisir. Millet mecburen dinler bunu; ama çok kötü. Söyle yaparlar ayaga kalkip: “Sagool, sagooool!” Yani yuhlamaktansa ona öyle bir tonda söylerler ki o, anlar hemen ve susar. Ama kimse öyle yapmiyor Ali Kirca’ya.
Peki sen simdi sanatinda hangi dönemdesin? Emekliyor musun? Sesinin rengini tam olarak buldun mu? Bir bakiyorum Elvis Presley, bir bakiyorum Cem Karaca, bir bakiyorum Zeki Müren’sin. Dogal olarak etkilendigin seslerden sana katismalar var. Henüz kendini tam olarak buldugunu söyleyebilir misin?
Kalfalik dönemi diyebiliriz. Isin etkilenme tarafina memnunum. Çünkü sarki söylerken egleniyorum ben. Bu sarkiyi söyle söyleyeyim diyorum. Hafif bir Cem tarafi olsun diyorum. Rock’n roll söylüyorsam, tabii ki Elvis tarafi olsun istiyorum. Kompleksim yok. Kendime çok güveniyorum. Sarkiyi teatral düsünüyorum her zaman. Evet bir Cem Karaca’dan, Zeki Müren’den çok etkilendim. Hakikaten sarkilarim en çok ona benziyor, söylerken sesim. Iyi dinlemissiniz beni.
Peki kendi sesini ariyor musun? Gerçek sesini?
Yok. Dünyada kolaj diye bir sey vardir, kolaji yakalayabiliyorsaniz zaten kendinizi olusturursunuz. Kendinize özgü diye bir sey yoktur. Hiçbir seye benzemiyorsa, o zaman çok kötü bir seydir o zaten. Ne kadar çok fazla malzemeniz varsa elinizde, o kadar güzel bir sey yaratirsiniz. Seste de bu böyle. Robert Plant vardir mesela bende, Ümit Tokcan vardir, Erkin Koray vardir, Ilhan Irem vardir. Küçükken çok taklit yapardim ben...