Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Yehezkel Landau 2] - İsrail terörizmi kullanıyor

Nuriye Akman

01 Kasım 2004, Pazartesi

İsrail'de Said Nursi'yi anlama noktasında, laik solcular mı yoksa dindar sağcılar mı daha avantajlı?

Bu çok iyi bir soru; ama bunlar.. sadece iki ihtimal mi, diğerlerini sormuyorsun yani? Laik solcular da dindar sağcılar da onu okumaz. Laik solcuların cevabı 'Bizim Yahudi olsun Müslüman olsun dindar düşünürleri okumaya ihtiyacımız yok' olur. Haham Cooke da onlara pek hitap etmiyor. Onlar Tevrat okumuyorlar, Said Nursi'yi mi okuyacaklar? Ama bir sağcı şöyle derdi herhalde: 'Bizim başka ülkede yaşamış birisine ihtiyacımız olmaz. Biz İsrail'de yaşıyoruz ve zamanımızda yaşayan İsrailli Yahudilerin kitaplarını okurum. Bir Müslüman. Biz şu an İslam dünyasının bir kısmıyla savaş halindeyiz.' Belki de şöyle denilebilir: 'Biz Türkiye'yle güzel ilişkiler içindeyiz, o yüzden bir şans verelim. Arap değil, Türk. Türkler bizimle savaşmıyor. Birçok Yahudi turisti ağırlıyorlar. Türkiye'ye geldiğinde eve dönerken bir kitap al yanına. İşte Nursi'nin kitapları.'

Türkiye İslami devlet yapısına sahip olmadığı için, sizce Nursi ve öğretileri bu iki kamp arasında ara bulucu olabilir mi?

Çok ilginç bir fikir. İsrail'de, Bar İlan Üniversitesi'nde Nursi ve düşünceleriyle ilgili, Nursi'yle benzerlik gösteren Yahudi düşünürlerin öğretilerini ele almak üzere karşılaştırılmalı bir dinler arası diyalog konferansı organize edilebilir. İyi fikir. Tartışmak bizim milli sporumuz demiştim. Müslümanlar da tartışmaya katılırsa belki bu farklı yönde düşünmek ve farklı bir anlayış kazanmak için harekete geçirici, uyarıcı, canlandırıcı bir etki yapabilir. Muhakkak böyle bir konferans yapmalıyız. İsrailliler ve Müslüman Türkler bir araya gelip bu konularda fikir alışverişinde bulunmalılar. 'Nursi'nin öğretileri Yahudilerin birbirleriyle konuşmalarına, birbirlerini daha iyi anlamalarına yardım edebilir mi?' Böyle bir konferanstan sonra göreceğiz. Akla, mantığa çok uygun...

Sharon'un politikalarına nasıl bakıyorsunuz?

Ona asla oy vermem. Onun yapmaya çalıştığı her şeye ve misyonuna karşıyım. Sharon seküler sağcıların cisimleşmiş şeklidir. Seküler sağcılar din oriyantasyonlu değiller; ama çok milliyetçiler. Onlara göre Yahudi ülkesi olabildiğince büyük ve geniş olmalıdır; Batı'da Ürdün Nehri'ne kadar uzanmalıdır ve eşitlik istemiyorlar, Filistinlilerle paralel haklara ve eşitliklere sahip bir ülke değil, millet olarak sadece kendilerine ait olacak bir ülke ve devlet istiyorlar. Şimdilerde Filistin devleti hakkında konuşmaya başladılar; ama bunu adalet temelli olarak yaptıklarına inanmıyorum. Belki sadece Amerika'yı ve Amerikalıları mutlu etmek için bundan bahsediyorlar. Ele geçirebildikleri kadar çok alanı almak istiyorlar. Bu yüzden adaletten değil sadece kendilerinin kişisel isteklerinden bahsediyorlar. Ve etkiliyorlar. Likud Partisi'nin dünya görüşü ve onların Siyonizm anlayışı tüm Yahudiler için tehlike oluşturuyor. Öncül bir fikirle başlıyorlar işe: "Tüm dünya Yahudilere düşman."

Siz de Siyonist'siniz. Siz ve içinde bulunduğunuz grup nasıl bakıyor olaya?

Bizim dindar ve Siyonist bir grubumuz var. Biz barış savunucularıyız. Küçük bir azınlığız. İsrail'in dindar olan nüfusu sadece % 20'dir. Bu yüzden bir Müslüman, 'Durum böyle iken neden kutsal topraklarda ısrar ediyorsunuz?' diye sorabilir. Sizin % 80 nüfusunuz Tanrı'ya ibadet ve dua bile etmezken Siyonizm gibi dini bir terimi kullanarak ve bunun için çalışarak ne demek istiyorsunuz? O insanlara göre bunun dinsel bir anlamı, dinsel bir yankısı yok. Fransa gibi, Türkiye gibi, Pakistan gibi bir ülke istiyorlar. Kendilerine ait olacak bir Yahudi vatanı istiyorlar ve anayasasında Tanrı'nın yeri olmasına da gerek yok. Onlar sadece güvende olabilecekleri bir vatan, bir ülke istiyorlar.

Öyleyse neden Sharon'a karşı çıkıyorsunuz?

Çünkü bu tarz bir milliyetçilik bir bakıma putperestliktir. Kabileciliktir. "Benim kabilem, benim milletim, benim haklarım seninkilerden daha üstün ve değerlidir. Komşum olsan da bu böyledir!" Bu yanlış bir anlayış. Bu anti-Yahudi bir şey. Bu kosher (Yahudilere göre helal) olmayan bir şey. Filistinlilerin vatanlarını ellerinden almak, onlara eziyet etmek ve bunların hepsini 'benim hakkım ve güvenliğim' gibi sebepleri öne sürerek yapmak. Ben komşuma hiç hak vermezsem neden komşum bana hak vermek zorunda olsun ki!

İsrail'in eski gizli servis elemanları, bazı generaller, askerî pilotlar, demokrasiden yana olan entelektüeller "Sharon bizi felakete götürüyor, artık masumların kanına giremeyiz, sivillerin üstüne bomba atmayacağız." derken neden bu isyana din adamları katılmıyor?

Bazıları katılıyor; ama onların sesini duymuyorsunuz. Önceki iki başbakan Baygen ve Shemir, İngiliz sömürgesi olduğumuz dönemde teröristlerin perde altında yerleşmelerine ve kök salmalarına yardım ettiler, siviller üzerine politik şiddeti desteklediler. Terörizm Yahudileri korkutmak, kaybedilen toprakları geri almak için kullanılan bir taktiktir. Meşru olmayan şiddeti kullanan sadece Sharon veya İsrail ordusu değildir. İki taraf da gayri meşru şiddeti kullanıyor. İsrail "Biz kendimizi savunmak için şiddet kullanıyoruz; ama onlar saldırgan bir şiddet kullanıyorlar" diyor.

Buna katılıyor musunuz?

Hayır. Çünkü insanlar 37 yıldır Filistin topraklarındaki işgale ve Filistin topraklarına kurulmuş Yahudi yerleşim bölgelerine kayıtsız kalıyorlar. Bu kurumsallaştırılmış bir şiddet uygulamasıdır. Kontrol noktalarındaki aşağılamalardan bahsetmeme hiç gerek yok. Sistemli bir şiddet kullanarak gidip diğerlerinin vatanlarını işgal edemezsin. Hapishanelerde işkence yapılıyor. İnsanlar keyfi olarak tutuklanıyor. Bunlar gibi birçok şiddet uygulamaları var. Şiddet sadece mülteci kamplarına helikopter saldırıları düzenlenmesi ve Hamas liderlerinin öldürülmesi değil. Sistem bütünüyle masum olmanın uzağında. İşte Yahudiler bu noktayı anlamıyorlar. Onlara göre Filistinliler hain ve caniler, teröristler, zarar verici kötü kişiler. Bazılarının kötü demekten kastı işgale karşı koymalarından veya topraklarını geri almak için çabalamalarından kaynaklanıyor.

Siz de İsrail ordusunda görev yaptınız.

Ben İsrail ordusu için aralıklı olarak 13 yıl sivil savunma neferi olarak çalıştım. Ordunun sivil savunma hariç hiçbir bölümü için çalışmamak uğruna elimden geleni yaptım. Bütün sistem bozuk, pis, kötü ve iflas etmiş durumda. Bu canavarlaşmaktır, insanlıktan çıkmaktır. Çok aşağılık, rezil bir durumdur. Filistinlilere karşı büyük bir suç işleniyor. Yapılan en adaletsiz şey 1948'de mülteci kampındaki Filistinlilerin yarısının kovulup zorla sürgüne yollanmasıydı. Mülkiyetlerine el konuldu. Bu adaletsizliktir.

Neden ana konumuz olan Nursi'ye dönmüyoruz? Onun Yahudi din alimlerine Tevrat'ı değiştirme ve yanlış yorumlama konusunda yaptığı eleştirilere katılıyor musunuz?

Said Nursi, Tevrat ve İncil'in değil, son kitabın doğru olduğunu söylüyor. Tanrı yanlış bir vahiy göndermeyeceğine göre, onu yazan insanlar değiştirmiş olmalılar. Bu kitapların öğretilerinde bir yanlışlık, bir bozukluk olmuş olmalı. Mantıksal açıdan bu bakış açısı makul görünüyor. Şayet benim elimde en son ve en doğru olan kitap varsa daha önce gelmiş ikisinin hatalarını düzeltmem gerekir. Musa ve İsa da hak peygamberler olduğu için... Buradaki mantığını anlıyorum. İki farklı şey aynı anda doğru olamaz. Bana göre Yahudilikte gerçeklere dogmatik bir anlayışla yaklaşmak yoktur. Bir tane Tevrat var; ama birçok farklı yorumu var. Neden ikisi de doğru olmasın ki? Talmut'un aynı sayfasında karşıt görüşler var ve insanlar bunları anlamaya çalışıyor. Hatta "Bu kelimeler yaşayan bir Tanrı'nın kelimeleridir." diyen bazı öğretiler var. Belki bunu duymak sana biraz garip gelmiş olabilir.

Yorum farklılıklarını anlayabilirim; ama bir kutsal kitabın zıtlıkları barındırmasını anlayamam.

Yahudilere göre ellerindeki kitap ve metin doğru, ama Müslümanlar "Üzgünüz bunun bizim kitabımıza karşıt yönleri var, doğru olamaz." diyorlar. Belki de bu Müslümanlar için çoğulculukla ilgili bir problem. Bu kim doğru, kim yanlış problemi değil. Yahudilerin kendi dinlerine uygun bir şekilde kendilerini ifade etme hakları var mı? Yoksa ben onları, kendimin doğru ve onların yanlış olduklarına mı ikna etmeliyim? Diğer şeyleri konuşmadan önce hangi noktalarda anlaşmaya varmamız gerekiyor? Neredeyse kurban edilmek üzere olan İshak mı İsmail miydi? Sadece bir doğru olabilir. Dolayısıyla tartışmaya bile gerek yok, öğrenilmesi gereken önemli bir konu değil. "Sen ona inan ben buna inanayım." diyebilirsin. Ancak Tanrı biliyor, kim diğerinden daha doğru?

Farklı ve zıt iki yorum, aynı anda doğru olabilir diyorsunuz yani?

Evet. İshak mıydı yoksa İsmail miydi? Yahudilerden hiçbirisi kurban edilmek üzere olanın İshak olmadığına inanmaz. Nursi önceki İslam düşünürlerinin izini takip ederek Hıristiyan ve Yahudilerin kutsal kitaplarını değiştirdiklerini, hata ettiklerini söylüyor. Yahudiler ve Hıristiyanlar da "Hayır, biz öyle bir şey yapmadık." diyorlar, "Ben doğruyum." İki taraf olarak bir araya gelirsek nasıl karşılıklı saygı ölçülerini içeren bir diyalog ortamı oluşturulabilir ki? Böyle bir durumda bir araya gelirsek sadece fikir birliğinde olduğumuz şeyler üzerine değil; ama fikir ayrılıklarımızın da olduğu konular üzerine konuştuğumuzda sonuç verimli olabilir mi? Arkadaş ve partnerlerimizle aynı fikirde olmadığımız meseleleri de saygı çerçevesinde konuşabilir miyiz? Benim sorum bu. Bunu görmek için çalışıyorum. Aksi takdirde, konuşmamıza gerek yok, gel kavga edelim, savaşalım demek istemiyorum. Fakirlerimizi beslemekle ilgili konuşalım. Çünkü Müslümanlar da Yahudiler de bu konuda hemfikirler; fakirler, açlar doyurulmalı. Ama Tevrat ve Kur'an hakkında konuşmayalım. Sosyal adaletle ilgili konularda diğer dinlerin mensuplarıyla bir araya gelebilirim; ama teoloji ve kutsal kitaplar hakkında konuşmam. Böyle düşünen insanlar da var.

2004 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player