[Ayşe Böhürler] - Din görevlileri ile feministler kadın hakları için el ele vermeli
Nuriye Akman
14 Kasım 2004, Pazar
Fikir AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi Ayşe Böhürler'den çıktı ve AB Dönem Başkanı Hollanda, geçen hafta bir grup her görüşten Türk kadınının "kadın ve şiddet" konusundaki görüşlerini dinleme imkânı buldu.
İslam eksenli göçmen grupları arasında yükselen kadına yönelik şiddet hareketlerinin nedenleri ve çözüm arayışlarının konuşulacak olması toplantıya ilgiyi artıran en önemli sebepti. Töre cinayetlerinden fazlasıyla mustarip olan Türkiye, ilk kez bu derin yarayı gizlemeden, dini, sosyal, ekonomik boyutlarını cesurca ortaya koydu ve Avrupalı hemcinslerine bu konuda ortak çaba içine girilmesini teklif etti. Toplantı, önyargıların karşılıklı olarak kırılması ve sorunlarla yüzleşme açısından o kadar başarılı geçti ki, 8 Mart 2005'te İsveç'in başkenti Stockholm'de tekrarlanacak. Politikadan daha çok, Kanal 7'de gerçekleştirdiği kalitesi yüksek tartışma programlarından tanıdığınız Ayşe Böhürler'le Lahey'den yola çıkarak bakın nerelere uzandık...
"AB sürecinde kültürel müzakereler" başlığıyla Lahey'de bir toplantı düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı?
AB müzakere sürecini izleyen gazetecilerle temaslarımızda, Avrupa'nın zihninde kadın meselesinin ciddi bir sorun teşkil ettiği noktasında bilgiler edindik. Konu ile ilgili Sivil Toplum Kuruluşu (STK) temsilcileri, araştırmacı ve parlamenter bir grup arkadaşla istişare ettik. 'Biz niye kendi kadın sorunlarımızı onlarla konuşmuyoruz' fikri ortaya çıktı. Çünkü orası hem uygulama hem yasama anlamında bir aşama kat etmişti. Onların çözüm ajandalarından faydalanabilirdik. Onların da bizi tanımaları, bu konuyu çözmedeki kararlılığımızı anlamaları noktasında bir gösterge olur diye düşündük. Avrupa başkentlerinde aramızda kültürel ihtilaf olan, ön yargılarla anlaşılan kadın konularını iki tarafın siyasetçileri, entelektüelleri, gazetecileri, sivil toplum kuruluşlarıyla atölye çalışması gibi tartışmak istedik. Bu projeyi önce Devlet Bakanı Mehmet Aydın'la görüştük.
Onun AB görüşmelerinin çoğunda bulunması nedeniyle mi?
Evet. Bir diğer sebebi de kadın meselesinde, İslam ve şiddetin çok yan yana algılanması Avrupa'nın zihninde sorun teşkil ediyordu. Mehmet Aydın Bey mesajımızı iletebilmek için bunu faydalı gördü. Proje Dışişleri Bakanlığı'na bağlı AB İletişim Grubu tarafından yürütüldü.
Projeyi partiye sunmadık. Yoksa bütün sivil toplum ve farklı kesimlerden insanları içine alamazdık. Mesela KADER, Türkiye'nin kadın sivil toplum kuruluşlarının AB lobisini yapıyor. İşte Abdullah Gül, Arzuhan Yalçındağ'a bir mektup yazdı. Avrupa'daki kadın STK'larına ilişkin o bir çalışma yürütüyor. Bu noktada kimliğin değil, niyetin önemli olduğuna inanıyorum.
Ama öyle algılanmadı. CHP gensoru vermeye kalktı.
Ama biz CHP'li milletvekillerini hem konuşmacı hem de izleyici olarak davet etmiştik. Gerekçe göstererek gelmediler. Gensoru ile ilgili Plan Bütçe Komisyonu'nda Abdullah Gül, 4 CHP'li bayan milletvekilinin konuşmacı olarak davetine ilişkin bilgiler sununca sorun kalmadı.
Bu toplantıyı düzenlemiş olman partinde sıkıntı yarattı mı?
Her ne kadar basında bazı gazeteci arkadaşlar toplantıyı bir AK Parti toplantısı olarak yansıtsalar da işin gerçeği öyle olmadı. Konuşmacılar ve katılımcılar önerilirken hep parti dışından isimler üzerinde duruldu. Partiden toplantıya katılan hanımlar da kendi bütçeleri ile gelip izlediler. Ama ben sadece proje müellifiydim, projenin bir yürütücüsü vardı ve orada da proje amaçlarına uygun objektif bir tavır sergilendi.
Parti dışındaki kadınlar..
Onlardan hem destek hem de eleştiri aldım. Önce 'gidip Türkiye'yi Avrupa'da şikayet mi edeceksin' sorusu vardı. Sonra bunun bir çözüm ortaklığı teklifi ve bir atölye çalışması olduğu anlatılınca bu sefer de iş, 'siz gidip orada hangi kadını temsil edeceksiniz'e dönüştü. Onlara göre çağdaş ve modern kadını temsil, bir grup kadının tekeli altındaydı. Oysa ben kendimi modern ve çağdaş değerlere en az onlar kadar önem veren birisi olarak tanımlıyorum. Kadın konusunda çalışma yapmak da bazı kadınların tekelinde olmamalı. Hepimiz çözüme katkı sunmayı hedeflemeliyiz. Önemli olan da bu.
Lahey'de Türk katılımcıları hangi konularda sıkıştırdılar?
Sadece uygulamada eksiklikler olduğu söylendi ki biz bunu zaten kabul ediyoruz. Biz yasal olarak Türkiye'de kadın erkek eşitliği ve şiddet konusunda yapılabilecek şeylerin pek çoğunu yaptık. "Uygulamada da çok iyiyiz, bütün sorunların üstesinden geldik" demek istemiyorduk zaten. Mesajımız; 'kat edeceğimiz daha çok yol var ve çözümlerinizi paylaşmak istiyoruz idi. Bence bu mesaj da algılandı ve Türkiye açısından çok umut verici bir girişim olarak kabul gördü. Çünkü Türkiye cesurca, en zayıf alanlardan birisi sayılan kadın meselesini konuşuyordu. Bunu konuşurken de tek bir Türkiye fotoğrafı da ortaya koymuyor, Avrupa'nın göbeğinde kadın şiddeti konusunda çözümleri paylaşmak istediğini söylüyordu. Hollanda'da son bir yıl içinde yetmiş kadın şiddet sonucu öldü. İsveç'te 37 töre cinayeti yaşandığı için bu konuyu çok ciddiye alıyorlar. Hatta İsveç büyükelçisi, bu toplantının bir benzerinin hem bizim hem de onların ortak çözüm arayışlarına katkı olarak Stockholm'de de yapılması gerektiğini, özelikle ilahiyatçıların verdiği mesajın çok önemli olduğunu söylüyordu.
Bu toplantıda Türkiye'nin eksikleri konusunda neler öğrendiniz?
Belediyelerin yeni çıkan yasa gereği açmaları gereken sığınma evlerini hızla çoğaltmak ve onları konu ile ilgili iyi eğitilmiş uzmanlar yönetiminde yapılandırmak zorundayız. Bu konuda çalışma yapan pek çok STK, buralarda çalışmaya gönüllü olur diye düşünüyorum. Şiddete uğrayan kadını koruyan çözümler üzerine kafa yormalıyız. Türkiye'de şiddet gören kadın, polise başvurduğunda evine geri gönderiliyor. Ekonomik güvencesi yoksa nereye gidecek? Şiddet gören kadınlara bir sosyal güvence oluşturulması noktasında hızla çalışmalar yapılması gerekiyor. Türkiye'nin koşullarında biraz ütopik kalabilir; ama bunda belki öncelik şiddetin yoğunlukla yaşandığı bölgelere verilerek başlanabilir.
Kadının fitne unsuru olduğu, erkeğin eğe kemiğinden yaratıldığı, bu yüzden de eksik ve yamuk olduğu, kocasının izni olmaksızın hiçbir şey yapamayacağı gibi uydurma hadislerle bilinçaltları kadın düşmanlığıyla dolu bir toplum var. İlahiyatçıların ortaya koydukları bu gerçekler henüz kitlelere mal edilemedi. Din adına yaşatılan geleneklerin şiddeti körüklediği meselesini asıl konuşmak lâzım?
Bilinçaltında kadın düşmanı olan toplumun en fanatik unsurları ne yazık ki Avrupa'nın göbeğinde Türk diasporasında daha çok kendini gösteriyor. Kadını fitne olarak gören, dinin erkek yorumcuları. AK Parti bu konuyu Diyanet İşleri Başkanlığı'nın çalışmaları ile anlatmaya çalışıyor. Dinin kadını ezen söylemini öteleyen bir Diyanet İşleri yapılanması söz konusu. Ali Bardakoğlu, bu konudaki hurafelere karşı duruşu çok net olan birisi.
Ama bu konular açık açık konuşulamıyor hâlâ.
Entelektüel çevrelerde konuşuluyor tabii ki; ancak tabanda yeterli yankıyı bulmuyor. Kadın meselesi İslam'ın en kritik konularından birisi. Yüzyıllardır gelen din olarak algılanan gelenekleri kırmak çok zor. Ben örtündüğüm zaman kadın izinsiz evden dışarı çıkamaz diye biliyordum. Neredeyse bakkala gitmek için bile eşime soruyordum. Ki üniversite bitirmişim, son derece modern yetiştirilmişim. Sonra okumaya başlıyorsun, bunların doğru olamayacağını anlıyorsun.
Oysa şöyle şeyler var İslam tarihinde. Bir kızcağız Peygamberimiz'e geliyor, "Babam istemediğim biriyle evlendiriyor." diyor. Peygamberimiz babayı çağırıyor, o akit feshediliyor. Daha sonra Hz. Ömer zamanında kızların kendilerine denk olmayan yaşlı erkeklerle evlendirilmesini yasaklayan bir yasa çıkıyor.
Lahey'de buna da değinildi. İlahiyatçı Fatma Bayram, en çok beğeni toplayan konuşmacılardan birisiydi. Şiddetin kaynakları arasında dedikodunun yanı sıra boşanmanın günah ve ayıp sayılmasına değindi. Kur'an'dan ve hadislerden verdiği örneklerle boşanmanın yasaklanmadığını ve 'güzellikle boşayın' emrini anlattı. Şiddetin, Müslüman olma vasıfları ile çeliştiğini ortaya koydu.
Töre cinayetlerinin en temel sebebi, kızların sevdiklerine verilmemesi, zorla evlendirilmesi. Hz. Ömer, Hz. Ebubekir'in kızını istiyor. Kız varmıyor, koskoca halifeye. Ebubekir de zorla vermiyor kızı.
Kadın ve erkeği kul paydasında eşitleyen bir din, kadın ve erkeği tek başına Allah'a karşı sorumlu tutan bir din temelinde anne-baba, koca, akraba her türlü tasarrufu ve baskıyı da öteliyor.
Dolayısıyla bütün bunları tek tek ilçeleri, köyleri dolaşarak, toplantılar düzenleyerek insanlara anlatmak lâzım.
Özellikle din görevlilerinin yetiştirilmesi noktasında yaygın bir eğitim programının mutlaka olması lazım. Bu toplantının sonuçlarından biri olarak bizim önereceğimiz çözümlerden biri de bu. Din görevlileri ile şiddet konusuna odaklanan feminist kadın kuruluşları birlikte çalışmalı. Ancak böyle bir çalışmayla etkili sonuçlar elde edilebilir. Bunun aynı zamanda bir zihniyet devrimi olduğuna da inanıyorum. Kadın şiddeti ile mücadele eden derneklerle işin dini boyutunu çalışan uzmanları bir araya getirmek hiç de zor değil. Kamer, Uçan Süpürge pek çok sivil toplum kuruluşu var. Töre cinayetlerinin en çok görüldüğü Urfa, Diyarbakır pilot bölge olarak seçilip ortak çalışmalar başlatılabilir. Bu çalışmalara uluslararası örgütler de dahil edilebilir. Nitekim BM nüfus fonunun Türkiye için bu konuda çok güzel projeleri var.
AB ülkeleri kadınlarının karşılaştığı şiddetin kökeni konuşuldu mu?
Alkolden ekonomik sebeplere pek çok neden tespit edildi. Konuşmacılar arasında yer alan Alman psikolog Mihriban Özelsel, ayrıca Amerika'da yapılan bir araştırmadan da söz etti. Buna göre erkeklerin yüzde 95'inde şiddet yok edilemezmiş. Ancak yüzde 5'inde yok edilebilirmiş. Bu biraz da erkeğin doğasında, o anlamda mücadele etmek çok zor. Avrupa da aslında bunu açıkça itiraf ediyor: 'Biz engelleyemiyoruz. Ancak kadını koruyarak ve erkeğe çok ağır cezalar vererek caydırıcılığını artırıyoruz' diyor. Kadına yönelik şiddette Avrupa ortalaması yüzde 25 ile 50 arasında değişiyor. Uluslararası Af Örgütü raporlarına göre dünyada her beş kadından birisi şiddete uğruyor. İngiltere'de haftada iki kadın öldürülüyor. Kadın cinayetlerinin yüzde 70'inde failler kocalar.
Dolayısıyla bir dayanışmaya ihtiyacımız var.
Evet. Bir İtalyan kadının dayak yediğinde hissettiğiyle bir Türk kadının dayak yediğinde hissettiği arasında bir fark yok ki, kültürel kodlar sadece çözüm için yaklaşımımızı farklılaştırabilir. Hollanda'da bu son cinayeti işleyen Faslı genç daha önce eşine şiddet uygulamaktan tutuklanmış. Ondan sonra serbest bırakılmış. Şimdi Hollanda basını 'demek ki biz onu rehabilite edememişiz' diye konuşuyor. İsveç devletinin koruması altında öldürülen Türk kızı Fatma'nın İsveç hükümetine "Siz göçmenlere eğilseydiniz babam böyle olmazdı." sözü Avrupa'nın töre cinayetleri nedeniyle göçmen politikaları konusunda kendisi ile yüzleştirdi. Şimdi ben dindar bir kişi olarak da bu meseleye iki kat fazla üzülüyorum. Benim inandığım din burada bir suçlama altında bırakılıyor, şiddetle yan yana getiriliyor. Bu noktada benim ıstırabım da, çözüm arayışım da iki katı. Birçok törenin dinle alakası olmadığını ben daha çok anlatmak istiyorum.
Mesela ben Allah'ın kadını erkeğine dövdürtmeyeceğine inanıyorum. İlahiyatçılar ayetteki "dövme" diye çevrilen kelimenin aslında "nasihat" olduğunu söyleseler de sesleri cılız kalıyor.
Dindarlarda da taassup var, öbür tarafta da. Modern dünya bir sürü soru oluşturuyor hepimizin zihninde. Ve dindarlıkla çelişen sorular da oluşturuyor. Bütün bu soruları görmezden gelemeyiz. Dindarların da kendi sorunlarını masaya koyup tartışması lazım.
Mesela tokalaşma meselesi...
Ben tokalaşmayı bir sosyal davranış kalıbı, bir nezaket olarak değerlendiriyorum. Bunu yasaklayan bir hükmün olmadığını düşünüyorum. Ama tokalaşmayanları da niye tokalaşmıyorsun diye sorgulama hakkımız yok.
Yeter ki bunu İslam'ın en doğru tek yorumu olarak iddia etmesin kimse.
Ama solcusundan sağcısına kadar şöyle bir eğilim hepimizde var. Hepimiz kendi inandığımız düşüncelerin hakim olmasını istiyoruz. Yani Türkiye'de belki demokratik tartışma ortamı bu gerekçelerle çok canlı ve çok verimli sonuçlar elde edemiyor. Hepimiz dikte ediciyiz. Bundan kurtulduğumuz anda belki çok daha ciddi bir demokratik tartışma alanı alevlenecek.