[Stephen Whittle] - BBC'yi azınlıklar finanse ediyor
Nuriye Akman
06 Aralık 2004, Pazartesi
BBC Editoryal Politika Müdürü Stephen Whittle, hem devlet hem de özel medya kuruluşlarının gün be gün azınlıkların seslerini yansıtma konusunda daha hassas hale geldiğini belirtti.
Ona göre bunun sebebi sorumluluk duygusu ya da etik kaygılar değil, pazar büyümesi ve ekonomik değerler. Çünkü BBC'yi izlemenin bedeli yılda 126 pound. Bu da yıllık toplamda grubun kasasına 2,7 mil-yar poundun girmesi demek. Irksal Eşitlik Komisyonu Başkanı Trevor Phillips, son yirmi yıl içinde azınlıklara yönelik şiddet olaylarından örnekler verdi ve başta kraliçe olmak üzere devlet yetkililerinin bunlara duyarsız kalmasından yakındı. Londra'daki 'azınlıklar' seminerine katılan The Observer Başyazarı Nick Kohen ayrımcılığa yol açan toplumsal dinamikleri, The Guardian'ın uzman muhabirlerinden James Meck İngiliz gazetecilerin yurtdışından gelen azınlık haberlerini nasıl yansıttıklarını, İç Haberler Editörü Alan Travis ise İngiliz Müslümanlarının farkını anlattı.
BBC'yi azınlıklar finanse ediyor
Bünyesinde iki ulusal TV kanalı, 5'i ulusal, 4'ü dijital, 60'ı yerel radyo istasyonu olan BBC devletin değil ama kamunun yayın organı. Medya rekabet gücü yüksek ve karmaşık bir sistem. Yayıncılar yazılı basından daha çok katı yasalara tabiler ve kurallara daha uyumlular.
Hem devlet hem de özel medya kuruluşları gün be gün azınlıkların seslerini yansıtma konusunda daha hassas hale geldiler. Bu, sorumluluk duygusu ya da etik kaygılardan değil, pazarların büyümesi ve ekonomik sebeplerden kaynaklanıyor. BBC'yi izleyebilmenin bedeli yılda 126 pound. Bu da BBC'nin kasasına 2,7 milyar pound giriyor demek.
BBC'nin azınlıklar konusunda hassas olmasının asıl sebebi azınlıkların bir finans kaynağı olması. Bu yüzden de onların bakış açılarını yansıtmak zorundalar. Yayıncılar toplum mühendisleri değil. Yapmaları gereken sadece durumu rapor etmek.
İslam hakkında daha çok haber yapmayı ilke edindik. Çünkü hâlâ İslam'ın çok bilinmeyen, farkında olunmayan bir karmaşıklığı var. Din olarak İslam, politika olarak ve sosyal İslam ayrımı çok bilinmiyor. Medya, bunları anlamak için yeterli bilgiye sahip değil.
Medyayı kontrol eden üç yasa var. Irk İlişkileri Yasası, Tanrıya Karşı Saygısızlık Yasası (Bu yasa kaldırılacak ya da bütün dinî gruplar için yaygınlaştırılacak. Bu konudaki tartışma devam ediyor.) üçüncüsü bütün politik partilere seçim kampanyalarında demokratik platform verilmesine ilişkin yasa. Bunlara uygun yayın yaptığımızda yani en uç gruplardan az da olsa onları yansıtan bir şeyler sunduğumuzda bazı izleyicilerden tepkiler alıyoruz. Halbuki onları saklarsak, görünmelerine izin vermezsek toplum için daha tehlikeli bir durum oluşturabilir.
Kadromuzdaki azınlıkların sayısını artırma hedefimiz var. 2007'ye kadar BBC çalışanlarının yüzde 12,5'i azınlıklardan olacak. Bu oran şu an yüzde 10. BBC'nin içinde azınlıkların yüksek pozisyonlara gelmesi zaman alacak. Çünkü yeni işe alındı çoğu.
İngiliz nüfusunun yüzde 8'i azınlık mensubu. BBC Londra'da konumlandığı için Londra'nın yüzde 30'luk azınlık nüfusunu dikkate almalıyız. Azınlıkları herhangi bir senaryonun içine doğal olarak yerleştiriyoruz ve onlara bakışımızı tektipleştirmemeye gayret ediyoruz. Özellikle bir homoseksüeli hastalıklı, bir zenciyi suçlu, bir ihtiyarı yardıma muhtaç göstermemeye çalışıyoruz.
BBC Editoryal Politika Müdürü Stephen Whittle
İngiltere yaşlı, göçmenlere ihtiyacı var
Siyasi iltica akını eski Yugoslavya, Polonya, Çekoslovakya gibi ülkelerin problemlerini çözdüğü için artık eskisi kadar yoğun değil. Taliban zamanında Afganistan'dan, Saddam zamanında Irak'tan gelen mülteci akını bitti. İngiliz devleti bu konuda çok sıkı. Mültecilere para vermiyor doğru dürüst ve onları açlık sınırında tutuyor. Göçmenlerin vize almalarını zorlaştırdıkları için bir şekilde illegal olarak ülkeye giriyorlar.
İngiltere'de yaş ortalaması 55. Bu nedenle hükümetin göçmen gücüne ihtiyacı var. Emeklilik nedeniyle, işgücü açığı özellikle hizmet sektöründe ortaya çıkacak. Şimdi Doğu Avrupa'dan gelen profesyonel meslekleri olan, vasıflı mülteciler, serbest piyasa ekonomisi nedeniyle ortaya çıkan boşluğu dolduruyor. İngilizler, her türlü hizmeti göçmenlere kaptırıyor.
Siyaset-medya ilişkisi çok kötü. Blair'den sonra siyaset medyayı çok etkilemeye başladı. Siyasetçiler, birçok önemli problemi göz ardı edecek yayın yaptırabiliyorlar medyaya. Mesela, bir cinayet ya da bir skandal olsa, o arada bir manipülasyonla hükümet bir kanun tartışması başlatsa medyanın önemli bir kısmı onun peşine takılabilir. Basın ciddi bir şekilde güç ve tiraj kaybediyor.
The Observer Başyazarı Nick Kohen
Amerikan işgalinden sonra 'beyaz' olmak, Irak'ta avantaj haline geldi
Ben çok yurtdışında bulundum; ama İngiltere'ye döndüğümde meslektaşlarımın, haberleri yapılan ülkelerdeki azınlık olaylarından nasıl habersiz olduklarını görüyorum. Bir gazetenin yurtdışında çalışan muhabirleri olayları yansıtırken şu problemle karşılaşıyorlar: Okuyucunun verilen haberin arka planına ait bir fikri yok. Kırım'a gittim. Sırf okuyucuyu bilgilendirmek için olayın arka planını verdim. Ama yer kalmadı haberin kendisine.
Ülkelerin parçalanmasıyla birlikte kim azınlık, kim değil? Bu o kadar karışık bir mesele ki. Mesela Ukraynalılar Sovyetler zamanında azınlıktılar. Şimdi Ruslar, Ukrayna'nın içinde azınlık haline geldiler. Birçok ülkenin azınlık grupları değişti.
İşgalden sonra Irak'ta "beyaz" olmak avantaj oldu. Beyaz Avrupalı olursan Amerikan askerleri sana kolaylık gösteriyor; ama Arap ya da Japon olursan Amerikan askeriyle başın belaya giriyor. Ne zaman hangi muameleye maruz kalacağın belli olmuyor.
Murat adlı Katarlı bir çocukla Çeçenistan'a gittik. Çok naif bir oğlandı. Müslüman olduğu için çok rahat hareket ediyordu. Ama Ruslar onu tutukladılar ve canını zor kurtardı. Çeçenlerle işbirliği yaptığı suçlamasına maruz kaldı. Halbuki hiç ilişkisi yoktu.
İngiltere'de bir grup Hint azınlığı var ki, çok zengin oldukları için bunlar hakkında çok fazla haber yapılıyor. Soru şu ki, bunlardan daha fakir olan daha küçük azınlık gruplarına nasıl ulaşılacak? Üstelik bunlar çok fazla gazete de okumuyor.
Mülteci sözcüğünü çok bağlamda kullanıyoruz. İllegal gelen göçmenler bile bu sınıflamanın içine konabiliyor. Aşırı uçları savunanlara, radikallere, seslerini duyurma hakkını vermeli mi? Bunu onlara vermektense düşünceleri ve gerçekleri birbirine karıştıkları için bizler onlar hakkında haber yapmalıyız diyenler var.
The Guardian uzman muhabiri James Meck
Görevimiz ırk ayrımcılığını önlemek
Her insan ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu komisyon parlamento tarafından her türlü ayrımcılığı önlemek için kuruldu. İşimiz sadece ırk ayrımına karşı yasanın uygulanmasını gözlemlemek, şikayetleri dinlemek değil, aynı zamanda fırsat eşitliğini teşvik etmek, azınlıklar arasındaki ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunmak, göçmenleri İngiltere toplumunun bir parçası olmak için cesaretlendirmek. Bize göre İngiltere bunu Amerika'ya ve birçok Avrupa ülkesine kıyasla daha iyi uyguluyor.
Son 60 yılda 4,5 milyon göçmen aldı İngiltere. Bunların çoğu İngiliz kolonilerinden geldi. Bu yüzden de İngiliz kültürüne aşinalar; ama son nesil göçmenler, daha çok hizmet sektöründe çalışan Doğu Avrupa, Asya ve Güney Afrika'dan gelenler İngilizce konuşamıyorlar. İngiliz çocuklarına eğitim veren bakıcıların anadillerinin İngilizce olmaması İngiltere'ye bir değişim yaşatıyor. Bu komisyonun görevi bu göçmen kaynağını pozitif bir enerjiye dönüştürmek.
Polis gücünün ayrımcılık amacıyla kullanılmaması, anadili İngilizce olmayan insanların en büyük sorunu. Londra nüfusunun yüzde 30'u azınlık olmasına rağmen, polislerin sadece yüzde 6'sı azınlık mensubu. Polis teşkilatı bu oranı artırmaya çalışıyor; fakat sistem o kadar yavaş çalışıyor ki yüzde 30'a ancak 2095'e kadar ulaşabilirler.
Aynı niteliklerde olan bir Pakistanlı, beyaz bir İngiliz'e oranla bir yılda 6 bin pound daha az kazanıyor. Azınlıklar toplumdan ayrık kalıyorlar, bu da topluma zarar veriyor.
Her beş beyaz İngiliz'den dördünün azınlık gruplara mensup arkadaşı yok.
Çingeneler en fazla ayrımcılığa maruz olan gruplar. Hâlâ kötü tanımlarla nitelendiriliyorlar ve şiddete maruz kalıyorlar. Hiç kimse onları adam yerine koymuyor, eğitimleri yok, paraları yok. Bazı çingene tiplemelerinin karavanlarıyla seyahat edip hırsızlık yaptıkları doğru olabilir; ama bizim için en zor olan kısım, bu durumu en adil biçimde nasıl haber yapacağımızdır. Çingene toplumuna giderseniz aslında ne kadar tutucu ve evlerinin ne kadar temiz olduğunu görebilirsiniz.
Gazetecilerin yaptığı en büyük hata, kendi kişisel deneyimlerini azınlık grupları için genellemeleri ve bu genellemeler üzerinden haberlerini yazmaları. Muhabir, azınlık grubunun içinden gelmediği sürece bütün hikayeyi vermek imkansızdır. Çünkü bu insanlar iyi İngilizce konuşamadıkları ve beyaz İngilizlerle kötü tecrübeler edindikleri için beyaz muhabirle konuşurken kendilerini güvende hissetmiyorlar. Adil olmak yeterli değil, aynı zamanda olaya bakış açınız da çok önemli. O azınlık grubunu iyi tanımak ve değerlerini, toplumun dinamiklerini iyi tanımak gerekiyor. Ayrıntılı, derin habercilik yapabilmenin en iyi yolu azınlık muhabiri kullanmak.
Gazetecilik dili diğer bir problem. Her durumu betimlemek için uygun kelime, herkesin onayladığı bir terminoloji yok. Mesela "melez" İngilizcede negatif algılanan bir kelime. Her toplum içinde farklı sesler var ve dolayısıyla derin haber yapabilmek için bu sesleri iyi tanımak gerekiyor.
Söylemek istediğim son şey: Sadece politik bakış açısıyla azınlıkları haber yapamazsınız. Bir haber yaparken onların geleneksel değerlerine ait kodları bilmelisiniz.
Irksal Eşitlik Komisyonu Başkanı Trevor Phillips
İngiliz Müslümanlar radikal değil
Geçen hafta 200 Müslüman gençle yaptığımız toplantıda gördük ki onlar Müslüman ülkelerde yaşayan diğer Müslümanlara göre daha farklılar. İngiliz karakterini yansıtıyorlar. Daha sessiz, daha muhafazakar (radikal değil anlamında), daha ayrık, daha bağımsızlar.
Azınlık meseleleri üzerine haber yapan gazeteciler iki şey arasında karar vermeli. Ya azınlıklarla ilgili kullandıkları terminoloji ve tektip kelimelerde çok dikkatli olmalı ve iki grubun da birbirini tarif eden ortak ılımlı kelimeleri kullanmalılar. Ya da durumu tarif edecek hoşgörülü yeni kelimeler bulmalılar. Ama bu ikinci şıkkı seçerseniz, hem bunu yapmayan diğer gazetecileri hem de azınlıkların karşısındaki çoğunluk gruplarını kızdırırsınız. Bulduğunuz yeni kelimeler hoşlarına gitmeyebilir. İnsanın dil tercihi durumu iyiye de götürebilir, kötüye de.
The Guardian İç Haberler Editörü Alan Travis