Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Reyhan Gürtuna 1] - Bayan Gürtuna’nın yardım vakfına ABD’den talep geldi

Nuriye Akman

03 Aralık 2006, Pazar

NA’nın Zaman’da ilk bayramı. Mutlu bayramlar dileğiyle herkesi sevgiyle kucaklıyor. Bayram, varlık sevincinin, yardımlaşma ile büyütüldüğü, insanın, unuttuğu kendinin ve görmediği ötekilerin, farkında olmaya çağıran güçlü bir ses.

NA, bu düşüncelerle bugün ve yarın Reyhan Gürtuna’yı konuk ediyor. Çünkü, siyasetiyle, ekonomisiyle, adaletiyle, eğitimiyle, bütün kurumların felç olduğu, zihinlerin kavram kargaşası içinde boğulduğu, kalplerin çivisinin çıktığı bir Türkiye’de onu ve yaptıklarını önemsiyor.

Kız meslek lisesi resim bölümü mezunu olan Reyhan Gürtuna, tezhip ve hat dahil, bu sanatın her dalında ürün verdi. Hatta HABİTAT’ta sergi açtı. 19, 14 ve 8 yaşlarında üç çocuk annesi. Açık Öğretim Fakültesi’ni ikinci çocuğu doğduktan sonra bıraktı. Büyük oğlu, ABD’de uluslararası ekonomi okuyor. Böylece bir genç olarak yapıp ettikleriyle aileyi sıkıntıya sokma ihtimalini ortadan kaldırmış oluyor. NA, Reyhan Gürtuna ile, sorumluluğunu üstlendiği Kadın Koordinasyon Merkezi’nde geçirdiği saatlerden sonra şöyle düşündü: Öncelikle “Ali Müfit Gürtuna’nın eşi” olarak anılsa da, bu noktayı aşmış, bütün kimliklerini içinde barıştırmış, zihinsel olarak özgür, aktif, üretken, modern bir kadın. Türkiye’nin bugünkü koşullarında başörtüsü sebebiyle kolayca kategorize edilebilir. Üstelik bunu başörtüsüne hem karşıt olanlar, hem de yandaş olanlar yapabilir. Çünkü o bütün klasik modellerin dışında, kendi kendinin modeli bir kadın. Özgüveni yüksek; ama konuşurken iki kat dikkat etmek durumunda; ne kendisi olmanın dışına çıkacak, ne çevresine yabancılaşacak, ne de siyasi malzeme olacak. İşi zor yani. Söyleşinin bitiminde “Türkiye’de en büyük lüks anlaşılmak. Ben şimdi bu lüksü kullanıyorum sizinle” dediğinde NA’nın içi acıdı.

Yarın yayınlanacak bölümde onu bir gazete sayfasının izin verdiği ölçüde tanıyacaksınız. NA, bugün onun büyük depremin hemen ardından kurduğu yoksullara yardım etkinliğinden söz edecek:

Bu, tahminlerin ötesinde, akılcı ve etkin bir organizasyon. İğneden ipliğe, giysiden koltuğa, oyuncaktan tencereye, yastıktan kürke, biblodan kilime kadar zengin bir ürün yelpazesi var. Tümü ikinci el, tümü kullanılmış. Çağlayan’daki binaya kirli, buruşuk, yırtık, eski, eksik gelen eşyalar; temizlenmiş, onarılmış, dikilmiş, tamamlanmış, ütülenmiş, cilalanmış, mağazadan yeni alınmış gibi jelatinlenmiş olarak ihtiyaç sahipleriyle buluşturuluyor.

Bu, insan onurunu en üst düzeyde koruyan bir uygulama. Yardımlaşma değil de hediyeleşme gibi bir üslup seçilmiş. Eskilerin alımını da, yenilenmiş halde dağıtımını da, görevliler yapıyor. Komşudan, muhtardan, esnaftan sıkı bir araştırma yapıldıktan sonra, ihtiyaç sahibi bizzat evinde ziyaret ediliyor, durum tespiti yapılıyor. Bazen baştan başa bir ev döşeniyor. Atık mallardan kermes için hediyelik eşyalar üretiliyor. Yardım olarak para vermek isteyen ile paraya muhtaç olan buluşturuluyor. Çoğu belediye personeli olan görevliler paraya dokunmuyor. İstanbul’un on bölgesinde günde 100 aileye ulaşılıyor.

Merkezin, New York’ta şube açmasını isteyen Türk ve Amerikalılar var. Çünkü dünyanın benzeri olmayan bir çalışma sistemi. Yurtdışındaki kiliseler ve benzeri yardımlaşma kuruluşları gibi, az bir ücret karşılığında da olsa, kirli eşya yığınları arasından çöp ayıklama pozisyonuna düşürmüyor sizi. Ama Reyhan Hanım, hizmeti yurtdışına taşımak isteyenlere “Önce burada McDonald’s gibi şube açacaksınız. Sokakta, mutfakta, her bölümde çalışacaksınız. Ondan sonra ABD’ye götürebilirsiniz” diyor. Peki neden bu hizmeti Türkiye’nin diğer yerlerine yayma faaliyeti yok? Reyhan Hanım bu konuda da çok titiz: “Başında bulunmadığınız zaman iş farklı alanlara kayabiliyor. Denetleyemeyeceğimden korkarım. O mesuliyeti alamam.” NA, söz verdiği için detaylarını veremiyor okurlarına; ama Reyhan Gürtuna’yı önümüzdeki günlerde Hülya Avşar ile birlikte daha büyük projelere imza atarken görürseniz sakın şaşırmayın... İşte, düşünce dünyasını yarın daha detaylı tanıyacağınız Reyhan Gürtuna–NA söyleşisinden bir bölüm:

Soyadınız kapıları kolay açıyor mu? 

Makamların getirdiği bir saygınlık var. Siz de o saygınlığın hakkını verecek bir saygınlığa sahipseniz bu örtüşüyor. Toplum içinde “Aa başkanın eşi!” diye, her şeyiniz inceleniyor. Ben incelenmekten hoşlanmıyorum, o yüzden en aza indirgemeye çalışıyorum bu tanınma olayını. Onun ötesinde bir şey istememeye dikkat ediyorum. Mesela defile yaptım, biletleri satılacak. E şimdi burada, bu kriz döneminde bunları satmak kolay değil. Üç yüz tane bileti biz beş günde sattık. Burada ben bir iki yeri arayıp ellişer bilet göndermeyi düşünüyorum, ‘Mümkün mü?’ diyebiliyorum. Başkan eşi olmasam tabii ki kabul görmezdi.

Başkan eşi olmasaydınız şimdi ne yapıyor olurdunuz?

İleriye dönük emelleri olan bir insan değilim. O yüzden bu sorunun cevabı bende yok. Allah’ın bana verdiği her nimeti en iyi şekilde değerlendirmekle mükellef bir kulum. Dün o imkanlar vardı onları yaptım, bugün bunları. Şu an çalışma tempomda hiçbir siyasi kaygım yok. Müfit Bey’e geçen gün “Bir partiye girdiğin takdirde, asla bu kurum orası için çalışmayacak. Bırakın bir partiye girmeyi, sen bir parti kursan bile kurumu bulaştırmam” dedim.

Müfit Bey, başkan seçilirken partiliydi. Şu anda partili olmadığına ve Saadet’lilerden de, Ak Partili’lerden de farkı olduğuna kim inanır?

Kendine göre düşünceleri var. Onun görüşlerini taşıyan bir parti var mı diye ben düşünüyorum. Müfit Bey daha farklı bir insandır. Belediye başkanı olduktan sonra tüm İstanbul’un belediye başkanı oldu ve herkesin onun gönlünde yeri var. Herkese saygısı var. Bunu da ispat ediyor. Kabulleri daha geniş. O açıdan farkı var.

Eşinize âşık olarak mı evlendiniz?

Hayır. Âşık olarak yapılan evliliklerden hiç hayır gelmediğini siz biliyorsunuzdur.

Hayır, öyle bir bilgim yok. Türkiye’de evliliklerin çoğunda, insan haklarına aykırı durumlar görüyorum.

Uygulama açısından size katılıyorum; ama aile denilen mefhum o kadar önemli ki. Bizimki çok kuvvetli, saygıya ve güvene dayanan bir sevgi. Aşk bir anda yıldırım gibi gelen bir şeydir. Aşk, düşüncelerin ve duyguların kontrol edilemediği bir durumdur. Aşkla yapılan evlilikler çok nâdir, denk gelmiştir de karakterler, iyi gidiyordur. Genelde hüsranla biter.

Muhtaç insanlara yardım etmek isteyenler Kadın Koordinasyon Merkezi ile şu telefon ve fakstan irtibat kurabilirler:

Tel: (212) 320 08 60–61–62 Faks: (212) 320 08 63

Kadınlar neredesiniz!

Bugün Zaman’da birinci ayım doluyor. Mail bombardımanı sürüyor. Kendimi çok şanslı, dinamik ve tazelenmiş hissediyorum. Duygularını yitirmemiş, “insaniyeti” dipdiri bir okur kitlesi var bu gazetenin. Zaman’da zaman tüneline girdim sanki. Harika öneriler geliyor. İlk günlerin suçlayıcı, komplo teorisyeni eleştirileri, yerini beni zenginleştiren, aydınlatan değerlendirmelere bırakıyor. Bu dördüncü söyleşinin etki ve tepkilerini aldıktan sonra, gelecek hafta daha detaylı bir değerlendirme yapacağım. Şimdilik tek üzüntüm kadın okurların görüşlerini yeterince öğrenemeyişim. Onların sesini duymaya, satırlarıyla buluşmaya can atıyorum. Tek tek herkese cevap veriyorum. Bütün bir hafta boyu her gün iki saatimi alıyor cevap yazmak. Ama cevaplara yeniden cevap gelince işim zorlaşıyor. Herkesle sürekli yazışmak, bu yolla polemiğe girmek, yazılarımı ayrıca savunmak, açıklamak zorunda kalmak istemiyorum. Sevgili okurlarım, sizleri çok seviyorum.

2006 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player