Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[DSP’li 9’lardan Prof. Dr. Cengiz Güleç] - Özkan hiçbir zaman Ecevit’in oğlu olmadı

Nuriye Akman

14 Temmuz 2002, Pazar

DSP’nin psikiyatrist milletvekili, 9’lu muhalif gruptan Prof. Dr. Cengiz Güleç, son günlerin çok konuşulan isimlerinin karakter analizini yaptı.

Nuriye Akman’a konuşan Güleç’e göre Kemal Derviş’in çok naif bir kişiliği var. Çabuk kırılabiliyor ve duygusal tepkiler gösteriyor. Siyasi manevrayı önceden okuyabilme sezisi yok. İsmail Cem ise inat derecesinde kararlı. Aynı zamanda yeni angajmanlara çevresini çabuk ikna edebilen bir yapısı var. Ancak DSP’den ayrılırken yaptığı konuşma inandırıcı değildi. Hüsamettin Özkan ise aşırı nazik görünüyor. Ancak Güleç’e göre, aşırı nazik kişiliğin arkasında genelde saldırganlık eğilimi yatıyor.

Güleç’in Ecevitler’le ilgili değerlendirmesi ise şöyle: “Bülent Bey, hayatı çekip çevirmede çok becerikli değil. Böyle olunca, o yapıya Rahşan Hanım’ın koruyucu, kuşatıcı, anaç rolü denk düşer. Sayın Ecevitler’in sosyal ilişkilere açık oldukları iddia edilemez.”

Cengiz Güleç, DSP’de 9’lar olarak bilinen benim “aklı başında muhalifler” olarak nitelendirdiğim milletvekillerinden biri. Yapmak istedikleri şey, DSP’nin yeniden yapılanması. Bunun için de olağanüstü kongre istiyorlar. “Ecevitler’in öncülüğünde Ecevit’siz yaşama hazırlık” şeklinde formüle ettiler istediklerini. 1,5 yıldır bu doğrultuda çırpınıp DSP’nin parçalanmasını önlemeye çalışıyorlar. Ancak Bülent Ecevit, ilk kez geçtiğimiz çarşamba günü onları kabul etti. Olağanüstü kongre çağrısını “düşüneceğim” diye karşıladı; ama olaylar öylesine hızla gelişiyor ki, belki istese bile bunu yapmaya fırsat bulamayacak. Cengiz Güleç’le 1,5 saatlik söyleşimi, gelişmelerin eskittiği soruları atarak özetlerken gördüm ki, Sivas milletvekilinin 30 yıllık psikiyatristlik deneyimi, 3,5 yıllık politik yaşamla birleşince aydınlatıcı, ufuk açıcı bir metin ortaya çıkardı. Okuyun, hak vereceksiniz...

Her şey o kadar hızla değişiyor ki. İstifacılar olmasaydı, Ecevit sizleri hâlâ muhatap almayacaktı. Çarşamba günü size olağanüstü kurultay toplama teklifinizi düşünebileceğini söyledi; ama cuma günü NTV’de yaptığı açıklamada “Ben zaten yapısal değişiklik yapacaktım; ama zaman kalmadı, artık seçim var ufukta” dedi.

Evet, öyle bir niyeti var ama gönlümüz isterdi ki, kurultay ve yeniden yapılanmayı daha açık ve kararlı telaffuz etsin. Bu, biraz hayal kırıklığına uğrattı bizi. Muhtemelen önümüzdeki salı yeniden görüşeceğiz. Kendisinden dileğimiz, kurultayda demokratik bir yarışa izin verecek bir yapısal düzenlemeye gitmesi.

Şimdiye kadar yapmadığını şimdi mi yapacak?

Koşullar öyle bir duruma gelebilir ki, biz onun partiyle ilgili tasarılarında değişiklik yaratabiliriz. Bunun için mücadele ediyoruz. Sayın Ecevit’in kuşatma altında olduğuna inandığımız, toplumsal hayatın sorunlarının, ehil kişilerle çok sağlıklı bir şekilde aktarıldığına inanamadığımız için biz devreye girmeye çalışıyoruz. Üstelik bunu bir buçuk yıldır yapmaya çalışıyoruz.

İsmail Cem’in kişiliğini ve istifasını nasıl değerlendirdiniz?

İnat derecesinde aşırı kararlı. Yeni angajmanlara çevresini çabuk ikna edebilen bir yapısı var. Bugüne kadar DSP rozetini taşıyarak, bu partiye aidiyet duygusunu bütün dünyaya kanıtlamasını tebrik ediyorum; ama batan gemiyi terk eder gibi istifa edenlerle birlikte davranmasını etik bulmuyorum. Çünkü bu yeni oluşum merkez sağ olacak. İstifa gerekçelerini açıkladığı konuşmasında, ısrarla sosyal demokrasiyi telaffuz etmesine rağmen, ne bir söylem, ne bir inandırıcılık vardı. Siyasi iflasının bir ilanıydı. Ayrılan arkadaşlarımızın birçoğu ANAP çizgisine yakınken kendi soysal demokrat kimliğini nasıl kanıtlayacak?

Ecevit, Şükrü Sina’yı seçerek ona bu şansı bıraktı mı?

Bu sadece bir yorum. Sayın Cem “armut piş, ağzıma düş” istedi. Sayın Ecevit’in kendisine açıkça, “Sen geleceğin genel başkanısın. Gel bunun için kurultaya gidelim” demesini bekleyerek hayal kırıklığına uğradıysa, bu olgunluk değil.

9’lar olarak Derviş’le de görüştünüz. Ne izlenim aldınız?

Bir buçuk saate yakın görüştük. “Ekonominin patronu olma gücünüzü Sayın Ecevit’ten alıyorsunuz. Ve hâlâ onun bakanısınız. Geleceğe ilişkin düşünceleriniz olabilir; ama onu hissettirecek davranışlarda olamazsınız.” dedik. Bu üçlü oluşumun bir şeyler yapacağına dair bir umudu var; ama siyasi kadroları çok iyi tanımıyor. Kimlerle çalışacağına dikkat etmesi lazım.

Önce istifa edip sonra “gitme kal” diyen Cumhurbaşkanı’nın ricasına uyması hangi kişilik özelliğinin göstergesi?

Naifliğinin. 1,5 saatlik görüşmede gördüğümüz bu. Teknokratlığı, kişilik özelliğinin bir parçası. Siyasi aktörlere teknik hizmet vermeye hazır. Siyaset, bir başka kişilik gerektirir, hırs, güçlü bir motivasyon, özel yaşamın ortadan kaldırılması, siyasi manevrayı önceden okuyabilme sezisi vs. Bunlara yatkınlık görmedim. Ve çabuk kırılabiliyor, duygusal tepkiler gösteriyor. İstifa edip sonra rica üzerine kalması, Bakanlar Kurulu’nda, Şükrü Bey’le yaşadığı polemik...

Şimdi, iki “patronlu” oldu.

Bu saatten sonra onlarla el altından görüşmeler yaparsa, ardından azil geliyor. Yeni oluşumla aleni flört etmeyecek herhalde.

Özkan’ın kişilik problemi ne?
İtaat, bağlılık, sadakat gibi kavramları çok ön plana çıkarıyor; ama gerçeği o mu acaba?

Bir şey aşırı olduğu zaman, zıttına dönüşür. Bu “kayıtsız bağlılık” aslında başka bir şeyi gösteriyor olsa gerekti.

Çok haklısınız. Bu, psikolojide bir savunma mekanizması. Aşırı nazik insandan rahatsızlık duyarım. Çünkü onun arkasında, yıkıcılık, tahripkarlık, saldırganlık eğilimini görürüm. Aşırı biat kavramlarını sorgularım, böyle birine yakınlık duyamam.

Bu baba–oğul ilişkisinin psiko–dinamiğini anlatır mısınız?

Baba–oğul olduklarına hiç inanmıyorum. Sayın Ecevit’in kendisine çok önemli bir güç verdiği doğrudur; ama pekala büyük bir çiftliğin ağası, bir kahyaya da bunu verebilir. Ama oğula değil. Ecevitler’in “bu bizim oğlumuz” dediğini hiç duymadım zaten. Sayın Özkan, kendini böyle sundu.

Ecevit, Özkan’ı ağabeyinden istiyor, “Evlatlık verir misiniz?” diyor, o da “Alın, sizin manevi oğlunuz” diyor güya...

O akit nasıl geçti bilmiyorum. Ecevitler’in böyle bir oğul ihtiyaçları yok. Ama onlara çok bağlı, iş yapabilen, ağzı sıkı bir yardımcıya ihtiyaçları var. Ecevitler’in psikolojisini düşünürseniz, hayatlarının ihanete uğramakla geçtiğine dair bir inançları var.

Özkan’ın yaptığını neden bir başkası yapamadı?

Sayın Ecevitler hâlâ küçük bir partide, mütevazı bir mücadelenin içinde olsalardı, Sayın Özkan’a olan ihtiyaçları o kadar derin olmazdı. Bu ihtiyacı herkes kolay karşılayamaz. Sayın Özkan inanılmaz sabırlı, uzun erimli birtakım hedefleri dikkatle götürdü, kutlamak lazım. Ben tercih etmem tabii. En çok bağımlı hissettiğiniz insana, en çok hınç ve öfkeyi de içinizde beslersiniz. “Çok sadığım” yaklaşımı bana inandırıcı gelmedi hiç.

Karı–koca arasındaki ilişkide de aşırı bir bağımlılık var. Onlar da birbirlerinden aynı zamanda nefret ediyor diyebilir miyiz?

Onu bilemem. O biraz farklı bir ilişki. Çok güçlü, köklü bir bağ da diyebilirsiniz. Bağlılık başka, bağımlılık başka.

Rahşan Hanım, “Bülent benim hem oğlum, hem kocam, hem babam; ben de onun hem kızıyım, hem annesiyim, hem karısıyım.” diyor. Bu sağlıksız bir şey değil mi?

Hayır. İyi işleyen evlilikler rollerin değişkenliğiyle ve birkaç rolü birden üstlenmekle yürür. Otuz yıllık evli bir insanım.

“Eşim annemdir” demezsiniz herhalde.

Annemden beklediklerimi karımdan beklediğim olur. Arkadaşım gibi davrandığım, çocuğum gibi koruduğum zamanlar olur. Eğer bu rollerdeki esneklikler karşılıklı değilse uzun süreli bir ilişki olmaz. Karımı anne rolüne sokuyorsam, kendimi de çocuk rolüne sokmuş oluyorum. Ben sürekli çocuk kalıyorum, karımı da hep anne rolüne sokuyorsam bu sağlıksız; ama değişken roller varsa yani zaman zaman anne, zaman zaman kardeş, zaman zaman da çocuğu oynuyorsa ve bu karşılıklı oluyorsa sorun yok. Bülent Bey, hayatı çekip çevirmede çok becerikli değil. Böyle olunca, o yapıya Rahşan Hanım’ın koruyucu, kuşatıcı, anaç rolü denk düşer. Burada bir garabet yok. Ama sadece iki kişiden ibaret bir dünya yaratırsanız, sağlıksızlık orada olur.

Bu açıdan mı sağlıksız buluyorsunuz çifti?

Evet, sağlıksızlık burada. Sayın Ecevitler’in sosyal ilişkilere açık oldukları iddia edilemez.

Siz politikaya ilk girdiğiniz günlerde onların yaşamını psiko–analitik açıdan inceleyecektiniz. Olmadı, istemediler. Acaba yetişme tarzları bu sağlıksızlığa dair hangi ipuçlarını veriyor?

Psiko–analitik çalışma yapmak için sadece çocukluğun nasıl geçtiğini bilmek yetmez. Aynı çocukluk yaşantılarına siz de maruz kalabilirsiniz; ama başka bir kişilik yapısı doğabilir. Önemli olan çocuklukta ne yaşadığınızı nasıl içselleştirdiğinizdir. Onu da birebir görüşme yapmadan bilemem. Birbirlerine çok fazla kenetlendikleri, hayali veya gerçek ihanetler karşısında birbirlerine daha da kenetlendikleri bir gerçek. Bu kenetlenme sağlıksız bir şey doğurabilir.

Hangi soruların cevabını bilmek isterdiniz?

Sayın Ecevitler’in çok açık yüreklilikle, sade bireyler gibi; anılarını, izlenimlerini, travmatik ve sevinçli yaşantılarını, bugünkü tortularını anlatabileceklerini sanmıyorum. Bir kere orada kapalılar.

Açık olsalardı sondajı nerede yapardınız?

Bülent Bey’in anne–baba–çocuk ilişkisini çok merak ederdim. Nasıl bir sosyal ortamda büyüdüğünü ve o dönemde bunları nasıl algılayıp yaşadığını bilmek isterdim. İdeale yakın bir anne baba ortamında büyümesine rağmen bir insan çok sağlıksız bir kişilik geliştirebiliyor. O ortamı nasıl yorumladığı, bireye ait bir şey. Onu Bülent Bey’in kendisinden başkasının bilmesi mümkün değil. Hatta çocukluğundaki yaşantısının kişiliğinde nasıl izler bıraktığını bilemeyebilir de. Biz sorularla, çözümlemelerle bunu kavrayabilirdik.

Baskın bir anne figürü mü arıyor eşinde?

Olabilir. Evliliklerde bilerek ya da bilmeyerek, çocukluktaki temel figürleri tekrarladığımız bir gerçektir. Tabii baba, cinsel kimliğin, sosyal kimliğin şekillenmesi, bu politik misyonun nasıl kazanıldığı da önemli. Kendini edebiyatta geliştirmek isterken, başka bir yöne sapma oluyor gibi. Ama çok da kararlı ve tutarlı. Elli yıldır politikadan kopmuyor.

“Babamız büyük abimizi dövdü, öyleyse biz de evi terk ediyoruz” diyerek istifa edenler, kişilikleriyle ilgili ne ipucu veriyorlar?

Bu arkadaşlarımızın önemli bir kısmı, Ecevit’i grup toplantılarında ellerimiz kızarana kadar alkışlamadığımız için bizi itham etmişlerdi. Bu aşırı saygı gösterisi bana, ayrılan arkadaşlarımızın olgunluk, düz ve diri durma anlamında çok sağlam olduklarını düşündürmüyor.

Bu aynı zamanda “Ecevit doğru dürüst seçim yapabilen bir insan değil” demek.

Bu arkadaşlarımızın büyük bölümü, Sayın Özkan’ın kefilliği ve aracılığıyla siyasete girdiler.

Hani Rahşan Hanım’dı örgütten sorumlu; herkes onun elinden geçiyordu?

Allah aşkına, o yarı kapalı parti sisteminin içinde Rahşan Hanım’ın bütün adayları tek tek kişilik testinden geçirmesi mümkün mü? Otokratik yapı derin yanılgılara yol açıyor. Sayın Özkan’ın sanıldığından daha güçlü ve etkili olduğunun da bir kanıtı bu. Ve bu arkadaşlarımızın büyük bölümü maalesef başka iş ilişkileri içinde.

Özkan’ın hakkındaki yolsuzluk iddialarını ciddiye alıyor musunuz?

Bilemiyorum, varsa böyle bir şeyler, önümüzdeki günler dökülür. Ekonomik krizin en önemli sorumlusu devlet kaynaklarının kötü kullanılması. İstifa eden bakanlarımız, kamu kaynaklarının önemli bir bölümünü kontrol ediyordu. Koordinasyonu sağlayan Sayın Özkan’dı. Dolayısıyla bu kamu kaynaklarının siyaseten nasıl kullanıldığının hesabının sorulması lazım. Sorulacaktır da.

Ama onun hakkındaki soruşturma önergesinin reddine oy verdiniz.

Yani o dönemki koşullar, konjonktür farklıydı, yani doğrudan doğruya Sayın Ecevit’e yönelikti... Ama, diğer yolsuzluklardaki tutumumuz farklıydı.

Merkez medyanın Özkan’a desteği ortadayken, hakkındaki bilgileri kim verecek?

Medya öyle bir silah ki, yüzde yüz kontrol edemezsiniz. Bütün silahları, tabancaları toplasanız bile, kıyıda köşede bir tane kalır. Ve oradan çıkan bir kurşun altüst eder birçok şeyi. Bütün vicdanları birden susturamazsınız.

Yani bir karşı atak çıkabilir mi önümüzdeki günlerde?

Çıkabilir tabii. Çıkarları zedelenen çevreler, bu ittifaklara karşı eski dosyaları çıkaracaklardır mutlaka. Bu da, yargının bağımsız çalışmadığı, kamu ve siyasal bilincin doğrudan doğruya medya tarafından belirlendiği bir ülkede maalesef ayrı bir çirkinlik.

Rahşan Hanım istihbarat örgütü mü kurdu?

Bakın hiçbir güçlü örgütün istihbaratının olmamasına imkan yok. Şimdi ben size güveniyorum. Sizin bana ulaştıracağınız bilgilere ne kadar güvenirsem güveneyim, sizi test edeceğim bir başka kaynağı daha harekete geçiririm. Bir süre sonra, bu istihbaratların hangisinin daha güvenilir, hangisinin daha sahici olduğunu anlamama riski doğar. Yani, kendi sezilerinize, kararlılığınıza güvenemeyip de çevreden gelen istihbarata bağımlı hale gelirseniz, yanlışı da daha çok yaparsınız. Maalesef DSP’de böyle bir havaya girildi.

Milletvekilleri aleyhinde Rahşan Hanım kaynaklı ihbar mektupları yazıldığı iddialarına ne diyorsunuz?

Zannetmiyorum. Gücü tek elde toplarsanız, o büyük otoritenin arkasında çok oyun dolanır. Bu otoritenin adına çok suiistimal yapılabilir. Böyle bir risk vardır. Otokratik yapıların en zayıf noktasıdır bu.

Ölüm, ciddi bir siyasi değişken. Aniden vuku bulursa DSP ne olur?

Böyle karizmatik lider ağırlıklı bir partide, bir emri hak vaki olduğunda DSP çözülür. Onun için biz mücadele ediyoruz. Kurumsallaşalım ve Sayın Ecevitler’in yokluğunda bile bu ülkü hayatta kalabilsin istiyoruz.

Rahşan Hanım önce ölürse Bülent Bey ne olur?

Allah gecinden versin; ama Bülent Bey perişan olur. Her zaman kadınlar kocalarını kaybetse bile daha dik, hayata bağlı durabilirler. Kadın daha gerçekçi ve daha hayatla uyum kapasitesi yüksektir. Rahşan Hanım’ın, tamamen yasa gömüleceğini sanmam. Bence devam eder mücadeleye.

Önümüzdeki günlerde ne olacak?

Bence bu kanama durur. Derviş operasyonu çok önemliydi. Ecevit’in o inanılmaz dehası bence tekrar sahneye çıktı. Bu oyun bozulabilir. Yeni oluşumun çok fazla taraftar bulacağını sanmıyorum.

2002 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player