[Kemal Karpat 2] - Tarih Araştırma Merkezi kuruluyor
Nuriye Akman
09 Aralık 2002, Pazartesi
‘Osmanlı savaşçı değildi, bir medeniyet yaratıcısıydı’
Geldiğimiz son nokta, Türkiye’nin Batılılaşma hedefinin başarısı mı, başarısızlığı mı?
Valla ben bu tabiri hiç kullanmıyorum. Çünkü bizim derdimiz Batılılaşma değil. Bizim ana derdimiz, kendimizi bulmak ve bu dünyadaki yerimizi kendi benliğimize, ihtiyacımıza ve geleceğimize dönük olarak tespit etmek, kimliğimizi anlamak, kim olduğumuzu başta kendimizi anlayarak tarif etmek. Ondan sonra, modernleşme dediğimiz dünyanın gidişatına uydurmak kolaydır. İşte bu düşüncelerle Osmanlı–Türk Araştırmaları Merkezi’ni kuruyoruz. Modern metotlarla, yeni yaklaşımlarla çalışacak yeni bir tarih anlayışı getirecek bir merkez bu. Çünkü Türkiye’de henüz yerleşmiş bir tarih kültürü, bir tarih bilinci yoktur. Bizde tarih deyince, ölmüş, bitmiş, geçmiş, hayatla asla ilgisi olmayan bir ilim branşı anlaşılır.
Herhalde bu yüzden okullarda matematikten sonra en az ilgi duyulan hatta nefret edilen ders tarihtir.
Halbuki Türkiye gibi 7 bin senelik medeniyetler içinde yaşayan bu insanların tarihe karşı bu kadar alakasız olmaları, hayatlarının bir kısmının çok boş geçmesine neden oluyor. Türkiye’nin bugün buraya nasıl geldiği, nereden geldiği, niçin geldiği hiçbir türlü anlaşılmaz, anlatılmaz. Biz böylece entelektüel olarak bir kültür boşluğu içinde yaşıyoruz. Üstelik bize en yakın olan Osmanlı tarihi hakkında yeter derecede bilgimiz olmadığı gibi, elde ettiğimiz bilgiler de birbirinden kopuk. Tarih, bugünkü toplumu anlamaya yaradığı nispette ilgi uyandırır. Tarihi, bugünden ayıramazsınız. Tarihi yaşayan hayatla birleştirdiğiniz takdirde, yaşadığınız hayatla tarih arasında sağlam bir bağlantı kurulur.
Bu, size ait kişisel bir yöntem mi, yoksa Batı’da böyle mi ele alınır tarih?
Bu genel olarak Avrupa’da ve kısmen de Amerika’da hakim olan bir yöntemdir. Bunlar Avrupa’da tartışılmaz. Çünkü bu tarih kültürü yerleşmiştir. Tarihe karşı ilgi, kuşaktan kuşağa gider. Bu yöntemler, ilk kez bundan kırk elli sene evvel Avrupa’da gelişti. Amerika’da tarih eğitimi başka bir yol takip etmiştir. Ama Amerika’da tarihe karşı çok büyük ilgi vardır. Tüm Amerikan üniversitelerinde tarih önemli bir yer tutar. Çünkü tarih Amerika’da da, Amerika’nın bugünkü hale nasıl geldiğini açıklamaktadır ve Amerikalı neden ve nasıl buraya geldiğini bilmek ister. Biz ise Türkiye’de bunları ancak son yıllarda araştırmaya başladık.
Bunda bizim tarihimizde büyük bir kopukluk yaşanmasının rolü yok mu?
Evet tabii, Cumhuriyet’le Osmanlı arasında, adeta hiçbir ilgi yok, hatta uçurum varmış gibi bir anlayış hakim olmuştur ve bu hâlâ devam etmektedir. Siyasi bakımdan bir rejim değişikliği vardır, saltanattan cumhuriyete geçilmiştir. Fakat onun altında yatan kültür, davranış ve değerler olduğu gibi devam etmiştir. Osmanlı tarihinin kendine mahsus, Avrupa tarihinde mevcut olmayan idare tarzı, toplum yapısı, dinlerin ve etnik grupların teşkilatlanması gibi birçok özellikleri vardır. Kendine mahsus ayrı bir toprak rejimi, bir ilmiye sınıfı vardır. Binlerce ve binlerce kitap yazılmış, hâlâ da okunmamış elyazmaları Süleymaniye Kütüphanesi’nde birikmiş duruyor. Bursalı Tahir’in bu gibi yazmalara dayanarak hazırladığı Türklerin İlim ve Fünun Hizmetleri’nden sonra bu fikir hazinesine pek az insan el atmıştır.
Bunların hiçbirinden bu toplum haberdar değil.
Bu yüzden ya Osmanlı tarihini tamamiyle reddediyor veya Osmanlı tarihine, ne olduğunu bilmeden altın devirmiş gibi tapıyor. Bu iki tezat arasında ne olursa tarih ilmine oluyor. Halbuki tarih, sosyal ilimlerin bir sentezidir. Onun için tarih diğer sosyal ilimlerin metodolojilerinden istifade ederek, kendine mahsus bir yol çizip ona göre bir izah tarzı meydana getirir. İkinci olarak tarih karşılıklıdır. Osmanlı tarihini doğru dürüst anlamak için Rus tarihini de bilmek lazım. Çünkü Rus tarihinin birçok kurumları ve safhaları Osmanlı tarihine benzer. Aynı zamanda Habsburg, yani Avusturya–Macar tarihini bilmek lazım. Bunlar yalnız Osmanlı’yla daimi temasta ve harpte bulunmakla kalmamışlar, aynı zamanda Osmanlı’ya benzer tarafları olmuş.
YENİ BİR BAKIŞ AÇISI GEREK
Yani kendini anlamak için kendi dışına bakmak lazım.
Evet, başka yerler acaba nasıl bir evrim geçirmiştir? Velhasıl biz burada Osmanlı tarihinin hakkını vermek ve bu tarihin bugünkü Türkiye’nin meydana gelmesine nasıl etki yaptığını ve bugünkü Türkiye’de nasıl devam ettiğini anlatmak için, bu yeni metodolojiyle bir merkez açmak istiyoruz ve bunun ilk çalışmaları yapıldı. Bu merkez, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde açılıyor.
Ne alaka, teknik üniversite?
Yıldız Teknik Üniversitesi bir teknik okul olarak kurulmuş ve üniversite olmuştur. Orada ilme karşı gerçekçi bir bakış vardır. Bu bakışı sosyal ilimlerde görmek isteriz. Yakın zamanlara kadar, orada yalnız mühendislik bölümleri vardı. Son zamanlarda sosyal ilimler bölümleri de açılmaya başladı. Mesela Amerika’da, ünlü Massachusetts Institution of Technology dünyanın çok ileri sosyal bilimler okutan bir müessesesi haline gelmiştir.
Yine de neden Osmanlı tarihi gibi meseleler, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde incelensin?
Çünkü o, yaşayan bir tarihi üniversitedir. Rektörlüğün ve ana dalların okutulduğu yer Yıldız Sarayı’dır. O çok güzel mimarisi restore edilmiş ve Osmanlı tarihi bir çeşit canlandırma ile yeni çağa sokulmuştur. Yıldız Üniversitesi yalnız teknolojinin değil, Türk tarihinin de bir merkezi haline geliyor. Yıldız Üniversitesi, Davutpaşa Kışlası’nı da almıştır. O kışlanın 1.300 dönüm arazisi vardır, surların dışında. Kışla, Davut Paşa tarafından 15. yüzyılın sonlarına inşa edilmiştir ve hâlâ o devrin kalıntıları mevcuttur. İkinci Mahmut orada kendisinin kurduğu yeni ordu için, büyük kışlalar inşa etmiştir. Böylece Davutpaşa Kışlası yakın tarihe kadar bir askeri kışla olarak kullanılmış, sonra Yıldız Üniversitesi’ne verilmiştir. Yıldız Üniversitesi, birçok fakültesini oraya nakletmekte ve kışlada laboratuarlar kurarak çalışmaktadırlar. Böylece gördüğünüz gibi, Yıldız Teknik Üniversitesi, tarihin bir mirasçısı ve bir müzesi olduğu kadar, tarihi modern çağa bağlayan bir teknoloji aracıdır.
Siz mi onları seçtiniz, onlar mı sizi buldular?
Valla iki taraflı oldu. Ben o üniversiteye şimdiye kadar hiç gitmemiştim. Fakat bundan sekiz ay kadar evvel Ruhi Ayangil ile tanıştım. Arkadaş Amerika’ya bir konferans vermek için gelmiş. Fevkalade güzel kanun çalıyor ve bizim klasik müziğine birinci dereceden vakıf. Yıldız Üniversitesi’nde Türk klasik müzik profesörü olduğunu öğrenince şaşırdım. ‘Yıldız Üniversitesi’ni ben teknik üniversite olarak bilirim’ deyince, harita mühendisi olan Rektör Ayhan Alkış’ın, bu gibi konulara çok açık, ileri düşünceli bir kimse olduğunu anlattı. Yahu dedim, bu, benim aradığım tipte bir adam. Çünkü benim de böyle bir projem var. Ben bu rektörü tanıyayım dedim.
TARİH KİTAPLARI DEĞİŞECEK
Rektöre projenizi anlattınız. ‘Türk toplumunu, Türk tarihini daha iyi anlamak, daha iyi anlatmak için yepyeni yaklaşımlar lazım.’ dediniz. Nasıl karşıladı?
Fevkalade karşıladı. Rektör tam bir cumhuriyet çocuğu olduğu için tarihten korkmuyor. O da bugünkü Türkiye’nin çok değiştiğine, tarihine yeni bir gözle bakması gerektiğine, büyük kimlik değişiklikleri olduğuna ve bunların tespit edilmesi gerektiğine inanan bir adam. Böyle bir merkezin bu çalışmaları hakkıyla yerine getireceğine inandığını ve beni desteklediğini söyledi. İki ay evvel bir tüzük hazırladık. Bir ay önce bu sahanın en ünlü isimlerinin katıldığı bir konferans topladık İstanbul’da. Merkezimiz şimdilik yedi uzmandan oluşacak. Her uzmanın özel sahası var. Osmanlı Tarihi ve Metodolojisi, Türk Tarihinde Göçlerin Önemi, Osmanlı Devleti’nin Dış Münasebetleri Osmanlı Devleti’nin Gelişmesini Nasıl Etkiledi, Merkez ve Taşra Münasebetleri, Bürokrasi Toplum ve Devlet İlişkileri gibi başka yerlerde ya dolayısıyla okutulan, yahut hiç okutulmayan sahalar. Mesela Osmanlı Devleti’nin bürokrasisi 7 ila 15 bin kişiden ibaretti. Bu yaklaşık 10 bin kişilik bürokrasi üç kıta üzerine yerleşmiş bir ülkeyi nasıl idare ediyor? Herkes kendi dalında hem ders verecek, hem araştırma yapacak ve adam yetiştirecek. Lisans ve lisansüstü öğrenciler olacak. Merkezin bir de bir dergisi olacak. Dergiyi Prof. Yavuz Cezar idare edecek. Burada esas mesele, bilinen bilgileri tekrar yayınlamak değil, her şeyi bir tertibe, yeni bir yoruma tabi tutarak anlatmak. Tabii devamlı halka açık konferanslar olacak. Yani daimi olarak, halkla temas halinde bulunacağız biz.
Enerjinizin bir bölümünü de ders kitaplarının değişimine ayıracak mısınız?
Biz okullarda okutulan tarih kitaplarının gözden geçirilmesini, bu yeni tarih anlayışının, ilkokullara kadar girmesini istiyoruz. Çünkü siz, bu yaklaşımı ufak bir elite münhasır hale getirirseniz, bunun faydası olmaz. Biz topyekûn bir yaklaşımla, başta bu araştırma merkezinde bu dersleri okutacağız, adam yetiştireceğiz. Ondan sonra bunun topluma ve okullara yayılmasını sağlayacağız ve kuvvetimiz yeterse bunu ders kitaplarına da sokacağız.
OSMANLI GLOBALLEŞİYORDU
Yapmak istediğinizi şöyle özetleyebilir miyiz? Cumhuriyetle birlikte kopan zincirin halkasını yeniden tamir etmek...
Tamir etmek ve bugünkü devamlılığı sağlamak ve bu sonu gelmeyen kimlik bunalımları, biz neyiz, nereden geldik, ne yaptık gibi şeylere bir nevi cevap vermek.
Kolektif bilinçaltımıza şırınga edilen aşağılık duygusundan kurtarmak da var mı işin içinde?
O da kendiliğinden gelecek bir şeydir. Çünkü bir insan, bir toplum, nereden nasıl geldiğini, neler yaptığını, neler yapabileceğini anlayınca, kendine olan saygısı ve güveni artar, aşağılık duyguları yok olur gider. Bir sinerji yaratır. Çünkü biz, tarihlere, medeniyetlerin çatışması gibi baktık. Birisi yüksek Batı medeniyeti, diğeri geri kalmış Doğu medeniyeti diye baktık ki, medeniyetlerde böyle bir şey yoktur. “İleri” veya “geri” algıları kafalarda sun’i olarak yaratılmıştır. Ve Osmanlı hiç de geri kalmış değildir. Bizim şimdiye kadar verdiğimiz bilgiler genellikle Batı’dan aldığımız, biraz Türkleştirip yayınladığımız bilgilerdir. Her şeyden evvel bu toplumun iç dinamikleri anlaşılmalı ve değişmelerin, bu toplum içinde başladığını ve buradan gittiğini anlatmak lazım. O zaman dünya da, bu Osmanlı da neden olmuş, nasıl olmuş diye merak duyar. Osmanlı’yı bir medeniyet yaratıcısı olarak görmek gerek. Savaşçı imajını; Osmanlı’yı, Türk’ü savaşla yok etmek isteyenler ayakta tutmaktadır.
Aslında dünya barışına da büyük bir katkı bu.
Her şeye bir katkı olacak. Biz Türklerin ayrı bir medeniyet olmakla beraber, dünya kültürünün bir parçası olduğunu iddia ediyoruz. Osmanlı’nın, Türkiye’nin kendine mahsus bir kimliği vardır diyoruz. Ama bu ayrı kimlik Osmanlı’yı – bugünkü Türkiye’yi, dünya tarihinden koparmamalı. Çünkü, nihayet dünya tarihi hiç olmazsa 12., 13. yüzyıldan sonra durmadan bütünleşmiş. Bilhassa bugün globalleşme dediğimiz oluşum nihayet daha 16. yüzyılda başlamıştır ve Osmanlı bunun içindeydi. İşte bunları anlatmak lazım. Yoksa biz kendimizi dünya tarihinin dışına atmış oluyoruz. Bu merkezi kurma teşebbüsüyle bizim de dünya tarihinin bir parçası olduğumuzu ve bunun oluşumunda birinci derecede rolümüz olduğunu anlatmak istiyorum.