[Niyazi Kahveci] - Papazlar ve eşcinsellik
Nuriye Akman
23 Ağustos 1998, Pazar
İngiltere'ye atanan Din Hizmetleri Müşvarimiz Niyazi Kahveci ile papazların eşcinselliği tartıştığı Lambeth Konferansı'ndan sonra konuştuk. Kahveci eşcinsel papazların da olduğunu belirterek, bu konudaki gözlemlerini aktardı.
Londra'nın ilk Din Hizmetleri Müşaviri olarak neler yapıyorsunuz?
Bildiğiniz gibi, ABD, Avrupa ülkeleriyle, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve KKTC gibi, vatandaş ve soydaşlarımızın bulunduğu yerlerde bu birim mevcuttur. Sadece İngiltere bundan mahrum idi. Burada yaşayan 250 bin civarındaki vatandaş ve soydaşımızın yoğun talepleri üzerine devletimiz, buraya da bu kadroyu ihdas etti. İlk iş olarak bir büro ve teşkilat kuruluşu ile meşgulüm. Evrak kaydından, muhasebeye kadar her şeyi henüz başka elemanlarımız bulunmadığından tek başımıza yapıyoruz. Bu arada bize yöneltilen dini sorulara cevap veriyoruz. Birimimiz esasen milletimize hizmet vermek üzere kurulmuş ise de dinin sınırları olmadığından diğer Müslüman milletlerden ve İngilizler'den de hizmet talepleri geliyor.
İngilizler sizden ne istiyor?
Rüya tabiri istiyorlar
Müslüman olanları dini şeyler, olmayanları akademik-dini sorular soruyorlar. Türkiye'de laiklik ve İslam konuları gibi. Ayrıca avukatlık bürolarından mahkemelere sunulmak üzere bazı soruların cevaplandırılması isteniyor. Mahkemeler, din hürriyetinin gereği olarak dinin görüşlerini tanıyor. Mahkemelerde bilirkişilik yapmamız isteniyor. Türkler'den evlenme, boşanma, çocuk sünnet ettirme, itikat, ibadet ve İslam Hukuku sahasına giren bütün konularda soru geliyor. Rüyaların tabir edilmesi isteniyor. Karı-koca anlaşmazlıklarında aracılık yapmamız dahi isteniyor. Halkımızla tek tek irtibat kurmaya çalışıyorum. Davet ettiklerinde camilerde vaaz ve irşat hizmeti veriyorum. Felsefem, bilimselliği esas almak ve bilimi her şeyde egemen kılmaktır. Bu nedenle, önce çalışacağım tarlayı tanımam gerekiyor. Dinimiz, insanın günlük yaşantısının her alanının ilgilendirdiğinden, hem kendi ülkemin hem de görev yaptığım ülkenin sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve dini yapısını sürekli izlemeye gayret ediyorum.
Yanlış tercüme
İngiltere'nin göreviniz açısından en önemli özelliği ne?
Burada, dünyadaki bütün dinlerin, özellikle İslam'ın yüzlerce mezhep, fraksiyon ve akımlarının merkezi bulunmakta ve mensupları yaşamaktadır. Hepsi dini yayınlar yapmaktadır ki tümünün okunması gerekir. Ait oldukları inanç esaslarını bilmeniz gerekir. Çünkü bu yayınlar bir şekilde halkımızın eline geçmekte ve bunların sahihliğini bize sormaktadır. Mesela bir kardeşimizin eline bir Türkçe Kuran tercümesi geçmiş. Sahih olup olmadığını sordu. Cevap verebilmek için onu baştan sona okudum. İslam'a göre sapık olan bir fırkanın tercümesi olduğu ortaya çıktı.
Londra'da Türkler tarafından işletilen yedi cami var. Hepsi ayrı bir tarikat veya da akıma ait. Türkiye camilerin Diyanet'e devredilmesi sürecini yaşarken, buradaki durumla ilgili neler söylersiniz?
Bu camilerin bir boşluğu doldurduğu gerçektir. Anayasımıza göre din hizmetini devletimiz vermekle yükümlü olmasına rağmen, devlet olarak din hizmeti vermeye biz henüz başladık. Onlar ise yaklaşık 25 yıldır burada. Bundan sonra ne olur bilemem ama şu anda devletimizin hiçbir camii yoktur. Yurtdışındaki Türkler, kültür denince dini anlıyorlar. Dolayısıyla kültürlerini korumanın yolunun dini öğrenmekten geçtiğine inanıyorlar. Hakikaten din, kültürü korumanın en sağlam kalkanıdır. Diğer Müslümanlar'da olduğu gibi Türkler de kültürel eğitim ihtiyaçlarını camilerde karşılıyor. Müslümanlar'ın hiçbirinin teşkilatlı ve sistemli bir okulu yok. Halbuki, Anglikan Kilisesi'nin 9936, Roman Katolik Kilisesi'nin 2245, Metodistlerin 31 ve 200 bin civarında nüfusu olan Yahudiler'in 22 okulu var.
Dine ilgi azalmış
İngiliz Hıristiyanlığı'nın durumu nedir?
Halkın çoğunluğu Hıristiyan fakat dini uygulayanlar giderek azalıyor. Mesela, Anglikan Kilisesi'nin vaftizlemesi, 1946'da yılda 365 bin iken, 1995'te 150 bine, Roman Katolik'inki ise 1981'de 74 bin iken 1996'da 67 bine düşmüş. Nikahların yüzde 58'i kilise dışında gerçekleşmektedir. 1996'da 115 bin dini evlilik yapılmasına karşın ki bu, o zamana kadarki en düşük miktardır, boşanma binde 13.5 yani 154 bin olmuştur. Çocukların üçte birinden çoğu evlilik dışı doğmaktadır. Bu durum aile kurumunun bozulmaya devam ettiği şeklinde yorumlanmaktadır. Bu nedenle, aile, evlenme ve çocuk yetiştirmeyi hükümet en önemli mesele kabul etmiştir. Aslında bu tür sosyal araştırmaların buradaki Türkler'in üzerinde de yapılması gerekir ki henüz öyle bir çalışma yok. İngiltere'de ateistler de artmaktadır. Hyde Park'taki Speakers Corner'ı Pazar günleri izlerseniz görürsünüz ki en çok konuşulan konu dindir ve ateistlerin dindarlığa verdikleri cevaplardır.
Kiliseye eleştiriler
İngilizler Kilise'yi, hangi açılardan eleştiriyor?
Biliyorsunuz ülkenin resmi kilisesi Anglikan Kilisesi'dir. Başpiskoposu, kilisenin ulusal meclisi olan General Synod'un seçtiği üç adayı Başbakan teklifi ve birinin kraliçeye tarafından atanması ile belirlenir. Yani kraliçe kilisenin de aynı zamanda başıdır. Bu nedenle taç giyme ve evlenme gibi kraliyet merasimleri Westminister Abbey Kilisesi'nde yapılır. Lordlar Kamarası'nda sadece bu kilisenin 26 piskoposunun koltuğu vardır. Anglikan Kilisesi bu siyasi gücü ile serbest piyasa ekonomisinden tutun da halkın Diana'ya gösterdiği rağbete kadar hemen her konuda görüş belirtir. Kilisenin aynı zamanda büyük ekonomik gücü vardır. Milyarlarca sterline hükmektedir. Son günlerde silah sanayiinde ortaklığı bulunduğundan dolayı, ahlaki olmamakla tenkit edildi. Kilise ile ilgili bu tür haberlere gazetelerde her gün rastlamak mümkündür. 60 milyonluk İngiltere'de 26 milyon Anglikan mevcuttur. Fakat bir milyonunun dahi kuralların katı olduğu gerekçesiyle kilise müdavimi olmadığından şikayet edilir. Diğerleri nominal yani sadece ismen Anglikan olarak tanımlanır. Hatta dünyadaki 70 milyon Anglikan'ın da 103'üncü başı olan Başpiskopos Dr. George Carey, piskoposların ve eşlerinin katıldığı bir toplantıda yaptığı konuşmada; "Yıllardır annemi teşvik etmeme rağmen onu bir türlü kiliseye getirtemedim. Gerekçesi, kilisede belli bir kıyafetin istenmesi, kendisinin mesela şapkasının bulunmaması oldu. Kiliseye gelmeyi kolaylaştırın, ibadetin daha çekici ve kültürel olarak halka uygun hale getirin" dedi.
İlginç bir tartışma
Papazların eşcinselliği tartıştığı Lambeth Konferansı'nı izliyor musunuz?
Evet. Bu arada onunla meşgulüm. Günah olan şeylerin din adamlarınca nasıl tartışıldığı ve ne gibi gerekçelerin ileri sürüldüğü benim çok ilgimi çekti. Bu konferans on yılda bir uluslararası düzeyde yapılıyor. Tüm dünyadaki Anglikan Kilisesi'nin 160 ülkeden 750 civarındaki temsilci piskoposlarının katılımıyla gerçekleşti. Bu seferki 13'üncüsü idi. Üç hafta sürdü. 2.2 milyon sterline mal olmuş. 108 konu tartışıldı. En önemli konular, Müslüman- Hıristiyan diyaloğu ki ilk kez tartışılmış, uluslararası borçlar, fakirlik ve homoseksüellik oldu. 10 sene önceki toplantıya, kadın papazların atanması konusu hakimken, bu konferansın hakim konusu, acendanın 7'nci sırasında bulunmasına ve ilk kez tartışılmasına rağmen homoseksüellik oldu.
Kilise yumuşamaz
Bunun halk açısından anlamı ne?
Eşcinsel ilişkilerin tartışılması, kilisenin insanların dinin yasakladığı doğrultuda değişimine ayak uydurup, değişimleri meşrulaştırması veya reddetmesi açısından önemliydi. Halk, hızlı değişime paralel olarak kilisenin de rüzgarla yön değiştirmesini istemiyor. Diyorlar ki, "Halk, kiliseye 'aşkın gerçekleri'ni bulup, değişimleri yönlendirmek için gider. Teşhis ve reçetesini sürekli değiştiren doktora insanların güveni kalmaz." Nitekim gazeteler tarafından "böyle şeylere toleranslı kiliseler taraftar kaybederken, sert tutum takınanlar taraftar kazanıyor" şeklinde yorumlandı.
Bunun kilise açısından anlamı ne?
Bu tartışma, Anglikan Kilisesi bünyesindeki piskoposlar arasındaki muhafazakar ve liberal kanatları tekrar ortaya çıkardı. Muhafazakar olan Afrikalı Piskoposlar, liberaller tarafından inançlarının tahrif edilip değişime uğramaktan korktukları için konferansa gelmek istemediler. Çünkü liberaller, öldükten sonra dirilmeye, Meryem'in bakire doğum yaptığına ve İsa'nın uluhiyetine ve İncil'in doğru olduğuna inanmazlar. Bu fikirleri savunan bir piskoposa, Afrikalı bir piskopos, "150 sene önce siz bize geldiniz ve İncil'in doğru olduğunu söylediniz ve biz de inanmıştık. Şimdi o, doğru değil diyorsunuz. Peki biz şimdi halka ne diyeceğiz?" diye haykırdı. Her gündem maddesi oylanarak karara bağlanıyor. Bu nedenle İncil'in doğruluğu da oylandı. Tartışmalar sonunda muhafazakarlar oylamada galip geldiği için İncil'in doğru olduğu fikri devam ettirildi.
Homoseksüel papazlar
Homoseksüel papazlar gündeme geldi mi?
Kilisenin bünyesinde homoseksüel papazların varlığı kilise tarafından kabul edilmektedir. Sayılarını tam olarak tespit edemedim ancak konferanstan sonra 30'u Britanyalı, toplam 146 piskopos, bir toplu açıklama yaparak, homoseksüellere destek veren bir belgeye imza attılar. Bu grubun hepsini homoseksüel olarak kabul edemeyiz, içlerinde liberaller de vardı. Ayrıca dindar homoseksüel vatandaşların varlığı, konuyu daha da hassaslaştırdı. Konferanstan çıkacak sert bir karar, hem kilisenin daha da bölünmesine yol açacak, hem de taraftar kaybını arttıracaktı. Liberal piskoposlar, bu durumu fırsat bilerek homoseksüel papazların atanmasını ve homoseksüelliğin İncil'le bağdaştığını kabul ettirmeyi umuyorlardı. Bu görüşün kabul edilmemesi için ileri sürülen en kuvvetli gerekçe, İslam'ın Hıristiyanlığa teşkil ettiği tehdid oldu. Kabul edilmesi halinde bunun "Evangelik intihar" olacağı söylendi.
Destek verilmeli mi?
Daha çok hangi ulusun piskoposları bunlar?
Özellikle Afrika ve Güney Doğu Asyalı piskoposlar, homoseksüelliğe verilecek desteğin, ülkelerinde hızla büyüyen kiliselerine büyük darbe vuracağını dile getirdiler. Mesela Nijerya ve Singapur'da Anglikanizm'in İslam ve diğer dinlerle rekabette olduğu vurgulandı. Bu gibi ahlaksızlıklara verilen tavizler yüzünden Batı'da kilisenin öldüğü söylendi. Nijerya Piskoposu: "Kiliseyi öldürüyorsunuz. Bu, Sodom ve Gomoro'yu diriltmektir. İşte Allah'ın konuşan sesi budur" dedi. Owo Piskoposu, "Lord İsa, günahkarları severdi ama günahtan nefret ederdi. Biz de homoseksüelleri severiz ama onların bu günahından nefret ederiz" diyerek onları da dışlamamaya bir mesnet getirdi. Fakat baskın ses, "Tevbe edin, tevbe edin" oldu. Oylamaya 739 papazdan 641'i katıldı. Oylamanın en kritik yerinde Başpiskopos Carey, "Kutsal Metin'de kadın ve koca arasındaki evlilik dışında hiçbir cinsel aktiviteye yer olduğunu göremiyorum" diyerek muhafazakar görüşe destek verdi. Sonuçta 526 aleyhte 70 lehte ve 45 çekimser oyla homoseksüelliğin meşrulaştırılması reddedildi. Böylece İncil'in, aynı zamanda liberal düşünce ile yorumlanması da önlendi. Bunun üzerine liberallerin önde gelenlenlerinden Edinburgh Piskoposu, "Bu karar, Anglikan Kilisesi'nin nasıl İslamize olduğunu gösterdi. İslami ülkelerinde yaşayan piskoposların şartlarını ve Hıristiyanlığı İslamize etmelerini anlamaya çalıştık. Fakat, artık yasaklamalarda insanlara sadece ilahi otoriteyi kullanamazsınız, gerekçeler ileri sürmek zorundasınız. Bu durumunuz fundamentalizmdir. Yani tartışmayı reddetmek fundamentalizmdir. İşte bu, kazandı. Geleneksel Anglikanizm, kimliği olan rasyonalist tartışmayı kaybediyor" dedi. Başpiskopos Carey, aleyhte oy vermesine rağmen karardan sonra lezbiyen ve homoseksüellerden özür diledi ve kiliseye gelmelerine müsaade etti. Bu karar, "Müslüman ülkelerdeki Hıristiyanlar'a yardımcı olacaktır" dedi.
Karar memnun etti
Buna karşılık Katolik Kilisesi'nin tavrı ne oldu?
Konferensa katılan Vatikan'ın elçisi, "Anglikan Kilisesi'nin homoseksüellik üzerindeki yumuşaması, Anglikan-Katolik ilişkilerini kötü yönde etkileyecektir şeklinde" tehdit etmişti. Dolayısıyla çıkan karardan memnun oldu.
Konferansın kamuoyu üzerindeki etkisi ne oldu?
Konferansın dini kanun yapma gücü yok ama dindarlar üzerinde güçlü moral otoritesi var. Özellikle muhafazakar Anglikanlar karardan çok memnun oldular. Onlar kilisenin, değişimin arkasından giden değil, değişimleri İncil'e uydurmaya çalışan bir kurum olarak kalmasını istiyor. Başpiskopos Carey, din adamlarına yaptığı konuşmada, onlardan halka dünyanın sonunun olduğunu, cennet ve cehennemin gerçekliğini anlatmalarını istedi. Bilimin, evrenin sonunun olduğunu ispatladığını söyledi. Fakat bunu halka korkmaları gereken değil, umut olan bir şey olarak anlatmalarını tavsiye etti.
Teşekkür ederim.