[Abdullah Körnes] - Devlet şeffaf toplum istemiyor
Nuriye Akman
13 Eylül 1998, Pazar
Her şeyden önce her şeyden sonra
Devleti siyaset de fotoğraflayabilir, adalet de. Sonucun netliği ve güzelliği biraz da denklanşöre basan elde. Geçtiğimiz hafta İstanbul'da toplanan Bilişim Kurultayı'nın ardından istedim ki bilgisayar çeksin devletin fotoğrafını bir de. O yüzden konuştum Türkiye Bilişim Derneği çatısı altındaki Kamu Bilgi İşlem Birlikleri Başkanı Abdullah Körnes ile. Birlik, devletin bilgisayar yapılanmalarını dünya standartları doğrultusunda organize etmeye, mevcut sorunları Türkiye yöneticilerinin dikkatine sunmaya çalışıyor. Körnes'i dinledikten sonra düşündüm de her şeyden önce ve her şeyden sonra bilginin paylaşımı meselesini halletmemiz gerekiyor. Yoksa bilgi toplumu olma hayalimiz suya düştü düşecek. Düşerse suyu inek içecek. İnek dağa kaçacak. Dağ yanıp bitip kül olacak. O zaman, "vay benim ülkem" demek, biraz ayıp olacak.
Türkiye'de kaç kişi bilgisayarla uğraşıyor?
Yaklaşık 30 bin bilişim personeli, aktif olarak kullanılan 500 bin bilgisayar mevcuttur. Ne yazık ki statik kuruluşlarda yoğun bilgisayar kullanımı olduğunu söylemek mümkün değildir. Kamu kuruluşlarında yüzde 90 ağırlıkta bilgi işlem merkezleri vardır. Ancak gerçekten yapması gereken türde işlev yapıyorlar mı? Bu tartışılır. Bordro yapmak, personel bilgilerini tutmak yeterli değil, bilgisayarı işlevsel kullanmak anlamlıdır.
Kamu bilişim yapılanmalarında en önemli sorun ne?
Kamuda ciddi biçimde uzman eleman sıkıntısı vardır. Bilgi işlem elemanlarının, idari kadrolar içinde nitelendirilmesi itici bir faktördür. Ücretler yetersizdir. İyi bir bilişimciye Amerika dahil olmak üzere bütün ülkelerin kapıları açıktır. Dolayısıyla insanlarımız kamuda durmuyorlar, daha iyi bir yapıya kayıyorlar. Ayrıca bilgi işlem yapılanmaları, birinci derecede üst yöneticiye bağlanmak zorundadır. Eğer sürekli yenilenen bilişim teknolojisine aşina olmayan bir yöneticiyle çalışıyorsunuz, bu değişime adapte olamazsınız.
Kamu yöneticileri bu teknolojiye ne kadar aşina?
'Verimlilik kaybı'
Teknolojiye çok yatkın yöneticilerle çalıştığımız söylenemez. Bu bağlamda bilgisayarcının en büyük sıkıntısı projeksiyonlarını her an tekrarlamak durumunda olmasıdır. Bu ciddi bir verimlilik kaybına yol açmaktadır. Uygulama kararları, yöneticiye bağlı olarak çok sık değişmektedir. Bilişimciler, eski kararlara göre geliştirdikleri yazılımları uygularken, yeni yönetici gelir ve uygulama kararlarını değiştirmesi nedeniyle tüm yapılar sil baştan yapılır. Bu da Türkiye devlet yapısının oturmamışlığı gerçeğiyle örtüşüyor.
İletişim teknolojisi doğru ve yoğun kullanılsa her şey yerli yerine oturabilir mi? Eğer yöneticilerimiz, bilgi toplumu olma konusunda samimi olurlarsa biz bilişimcilerin bunu oluşturmaya gücümüz var. Eğitimden sağlığa, yasa yapımından ticari hayata kadar yaşamın her alanında toplumu açık, şeffaf, çabuk, hızlı, belgeyi kaynaktan kullanabilen noktaya getirebiliriz. Ama devletimiz buna çok canı gönülden inanmamaktadır.
Devlet bilgiden korkuyor mu?
Korku demeyelim de devlet bilgi yığıtını ne biçimde kullanacağını kafasında henüz oluşturamamış durumda. Yenilikçiliğe açık olmayan yapılanmaların bilgiyi hazır hale getirmekte çektikleri sıkıntı ortada. Devlet bilginin kendisi için ne kadar önem taşıdığını, ulusal ve uluslararası bütün ilişkilerde ne kadar hız kazanacağını henüz tam idrak edebilmiş değil.
Türkiye'yi yöneten insanların ne kadarı bilgisayar kullanıyor?
'Yüzde ellisi kullanıyor'
Yüzde ellisi. Şu anda yönetimde olan en üst düzey on yöneticinin ancak yarısı bilgisayar kullanabilmektedir. Askerlerde üst yönetim için bu sayı daha azalmaktadır. Ama asker ve sivil kesimde üstün hemen altında gelen grup bilgisayar kullanmaktadır.
Hemen bir altlarındaki ekibin bilgisayarı kullanıyor olması üst yöneticilerin verimliliğini niye sağlayamıyor?
Çünkü bilgi akışı doğru süreçte değil. Keşke biz yönetim bilişim veya karar destek sistemlerini ülke bazında kurabilmiş olsaydık yani bir tuşa bastığınızda size gerekli bilgiyi verecek bir bilişim alt yapısı olsaydı, üst yöneticilerimiz de bilgisayarı kullanabilir hale gelirlerdi. Bu sistem henüz olgunlaşamadığı için üst yöneticilerimiz bilgisayara yakın durmuyorlar.
Katılmıyorum. Rahmetli Özal, kaç yıl evvel, bütün bilgisayar teknolojisinden haberdardı. Devlete bugünkü kadar bile bilgisayar ağı yayılmamıştı. Biraz da ilgi meselesi bu.
Doğru, kendisinin teknolojiye yaklaşımı muhteşemdi. Ancak bilgi yığıtlarının düzgün oluşturulamaması da, kullanma isteminde bir olumsuzluk getiriyor. Bakınız Clinton da bilgisayar kullanmamaktadır. Ama altındaki insan Algor, neredeyse ulusal ve uluslararası bilişim kurultaylarına dahi katılmaktadır. Dolayısıyla Clinton'ın bilgisayar kullanmamasının kaybı yok olmaktadır. Tabii bizde durum aynı değil. Bizim yöneticilerimizin sorununu, hem zamansızlık hem de bilgiyi nasıl kullanacağını bilememek.
Yani bizim top yöneticilerimizin bir altındakiler de Algor kadar hazır ve hızlı değiller diyorsunuz. Peki yargı kesiminde durum nedir?
'Daktilo olarak kullanılıyor'
Yargı kesiminde bu kadarı da yok. Bilgisayar, daha çok daktilo olarak kullanılıyor. Bizim yargı kesimimiz hâlâ statizmin içindedir. Üst düzey bir yargı kurumuna bilgi işlem merkezi kurduğum süreçte, orada karşılaştığım direnç bilgisayarın getireceği yararların sanki o insanların işlevlerini ellerinden alacakları noktasındaydı. Oysa bilgisayar teknolojisi, mesailerinin yüzde 100'ünü dosya okumaya ayıran yargıçlara yüzde 40 oranında zaman kazandıracaktı. Yargıdaki insanların korkuları, sanki bilgisayarla uğraştıklarında daha fazla zaman kaybedeceklerini düşünmelerindendi. Ama son yıllarda içtihatların bilgisayara girmesi gibi önemli bir gayret var. Umarım bu, yargıda bilgisayarın etkinliğini artırma noktasına ulaşabilir.
Siyasal partilerde durum ne?
Bildiğim kadarıyla üyelerinin arşivini tutmaktan öteye gidememiştir. Yazışmalar için kullanmaktadırlar ama bunlar basit hareketlerdir. Oysa ki siyasi partilerin Türkiye'nin sosyo ekonomik yapısına uygun olarak çeşitli kademelerde araştırmalar yapıp, bunları bilgisayar yardımıyla son derece hızlı biçimde sonuçlandırıp kamu yararına harekete geçirmeleri lazımdır. Bunun yürüdüğünü söylemek doğru değil.
Liderlerimizden Internet gezgini olan var mı?
'Paylaşım kaçınılmazdır'
Bilmiyorum ama olsalar bile bilgisayar ortamında yönetim bilişim sistemleri, karar destek sistemleri oluşturulmadıktan sonra etkin bir karar verme noktasına gelemezler. Ancak bu sistemler kurulursa Ankara'da otururken Hakkari'nin Şemdinli ilçesindeki bir kişiye anında erişme şansınız olur. Böyle olduğu zaman üst yönetim daha hızlı ve daha etkin karar alma noktasında olacaktır. Eğer devletlerin saklayabileceği bilgiler yok ise artık tüm olaylar anında İnternet'e aktarılmaktadır. Dolayısıyla bunu bir konsolosluk, bir görevli aracılığıyla edinmek yerine, İnternet üzerinden anında erişme şansımız vardır. Bu tür birimler yapılandırıldığı takdirde etkin yönetim, olanaklarına kavuşmuş olursunuz. Şu anda bu mekanizmalar kurulmuş değildir. Uluslararası bilgi edinme sürecinde sadece Dışişleri Bakanlığı'nın enformasyon üniteleri bu işleri yapmaktadır. O da kendileri için. Ama bu anında Başbakanlığa ulaşıyor mu? Bildiğim kadarıyla ulaşmıyor. Standart prosedürde, yazılarla çizilerle ulaşıyor.
Bizde bilgi üretimi yavaş ama olan bilgi de halkla paylaşılmıyor değil mi?
Bilgi şu anki sistemde gizlidir, tekelcidir. Dilediğiniz bilgiye dilediğiniz zamanda ulaşamazsınız. Kişisel bilgilerinize dahi ulaştırmazlar. Burada başka zihniyetler aranabilir. En çok da paylaşım eksikliği yatar. Halbuki globalleşen dünyada bilginin paylaşımı kaçınılmazdır. Aksi takdirde bunun maliyeti yüksektir. Zaman ve verimlilik kaybıdır. Bir de psikolojik kayıplar vardır. Bilgi paylaşımının engellenmesi toplumsal depresyon doğurur.
Devletin bu konuda hiç mi atılımı yok?
'Sıcak bakıyorlar'
Var. Kamu-Net projesi, İnternet üst kurulları, elektronik ticaret koordinasyon kurulları, bu bağlamda devletin konuya sıcak bakışını göstermektedir. Ancak gerçekleştirilme süreçlerine bakıldığına bunların bir kısmında geç kalındığı görülür. Halen belgenin kaynağından kullanılmasına geçilememiştir. Diyelim ki ihracaat yapacağım malzemeye ilişkin yüzlerce yerden belge almam ve bu belgeleri de en son götürüp bir yerlere sunmam gerekiyor. Hayır! Bu işler, günümüz teknolojisinde son derece yanlıştır. Bu belgeler, onları aldığım kurumların bilgisayarlarında saklı olmalıdır. Gittiğim her uç noktada o belgeye anında bir kimlik numarası etrafında erişebilme şansının oluşturulması gerekir. Dünya hızla bu noktaya gitmektedir. ülkemizde bu alt yapı insan gücü anlamında ve mantıksal anlamda mevcuttur. Ancak fiziksel dönüşüme henüz geçememiştir. Çünkü biz planlı, programlı yatırımlar peşinde olamıyoruz. Yoksa bahsettiğimiz teknolojilerin kuruluşu çok büyük paralar istemez. Yeter ki bu oluşuma uygun kafa yapısı söz konusu olabilsin.
Biz hâlâ bunları tartışırken, dünya nereye doğru gidiyor?
Çok önemli bir kavram var dünyada: Elektronik ticaret. Bu, 2000 yılı için 600 yüz milyar dolar, 2010 yılı için 1. 2 trilyon dolar ciro beklenen bir kavram. Birinci rakam ikinci dünya savaşının bütçesinden yüksek. Bu tür çarpıcı rakamların döndüğü ortamlarda hazır olanlar, buradan önemli pay sahibi olacaktır. Elektronik ticaret, tüm dünyanın hızla konuştuğu, uygulamaya alma gayreti sarfettiği, bir kısım ülkelerin uygulamayı başlattığı, yakın bir gelecekte klasik para yerine elektronik paranın var olmasını öngören, ticari anlamda fiziksel dolaşım yerine elektronik dolaşımı hedefleyen, böylece hız kazanarak yoğun rekabeten yaşandığı her sektör için önce davranabilmek ve var olan paydan nasibini hatta çoğunu alma sürecidir. Bunu başarabilenler katılgan, başaramayanlar ise edilgen olacaklardır. İnanınız, yirmi yıla kalmaz klasik para devre dışı kalır. Eğer altyapınız müsait değil de elektronik parayı kullanma fırsatı yaratmamış iseniz yani açık ağlar üzerinden iletişim sağlayamamış ve gerekli rezervasyonları yapamamış iseniz turist ülkenize son kez gelir.
Türkiye bu gelişmeleri ne kadar takip edebiliyor?
'Hükümet meselesi'
Elektronik Ticaret Koordinasyon kurulları, Dış Ticaret Müsteşarlığımız nezdinde yürümektedir. Burada bütün sektörler yan yana gelmekte ve elektronik ticaretin hangi anlamda bu ülkeye yarar getireceğini, nerede darboğazlarımızın olduğunu tartışmaktadırlar. En önemli konulardan birisi ulusal enformasyon alt yapısının sağlıklı kurulmasıdır. Bunun iki boyutu vardır. Birincisi Türk Telekom ile iletişim alt yapısının sağlıklı kurulması öbürü de bilgisayar donanım birimlerinin birbirleriyle konuşabilmesini sağlamasıdır.
Bu nasıl olacak?
Açıkçası Türk Telekom alt yapısının iyileştirilmesi ve kamu bilgisayar ağlarının koordinasyonunu sağlamayı hedefleyen Kamu-Net projesinin işler hale gelmesi doğrudan doğruya bir hükümet meselesidir. Özellikle Türk Telekom'un 80'li yıllarda geçirdiği evrimin bir benzerini günümüzde geçirmesi gerekmektedir, yani yatırım yapılması zorunludur. Bu yatırımın da mutlaka açık ağ teknolojisinin çalışacağı hız ve verimlilikte olacak, dünya teknolojisinden geri kalmayacak bir yatırım halinde olması zorunludur. Kamu-Net için 99 bütçelerinde payların ayrılması lazım. Henüz bunu göremedik.
Anladığım kadarıyla Kamu-Net uygulansaydı, devletteki gereksiz yazışmalar önlenecekti. Bu konudaki israfın ve kazancın bir hesabı yapıldı mı?
Böyle bir çalışma maalesef yok. Ama ben kamuda bir deneyimim oldu. Bir evrak akışının bir kurumda aldığı zamanı yüz birim olarak nitelendirirsek, bu evrak akışını bilgisayar ortamında yapabildiğimiz takdirde bu zamanı elli beş birime indirdiğimizi hesaplamıştım. Yani yüzde kırkbeş gibi çok ciddi, zaman, mekan ve meta kazancımız olduğu çok açık. Toplum olarak dokümantasyona meraklı değiliz. Bugün dolaşınız bütün kamu kurum ve kuruluşlarını, işlevlerinin hepsi insanların aklındadır. Hiçbirisi yazılı, çizili değildir. Dokümante etmek demek bilgi paylaşımı demektir, biz bunu sevmiyoruz. Dolayısıyla dokümante edilmeyen yapılarda sizin sorduğunuz rakamları elde etmek zaman alır.
Bilgisayar kullanımının yaygınlaştırılması çete oluşumlarını nasıl etkiler sizce?
'Kuryeyi izleyebiliriz'
Suçluların izlenmesi bilgisayar ortamında olabilmiş olsaydı birçok oluşum daha netleşirdi. Çünkü insanların bütün hareketleri ulaştıkları her noktadan izlenebilir hale gelebilir bizim desteğimizle. Eğer yönetimlerimiz belli oluşumları engellemek anlamında kararlıysalar, mevcut yapılar içinde bu oluşumları izleyebilen kuruluşlarımız var bilgisayar ortamında. Dolayısıyla oradan bu verileri izleyebilme şansları var. Yeter ki istesinler bunu. Yani ulusal bazda kimin nerede olduğunu, mesela bankadan para çeken insanı biz izleyebiliriz. Parasız kimse yaşayamaz, adam kuryeyle para alabilir. Evet biz bilişimciler kuryeyi de izleyebiliriz.
Filmlerdeki gibi.
Evet. Dünyada böyle bir teknoloji var. Tabii bu, Türkiye'de uygulanmamaktadır. Çünkü bilişim sisteminin alt yapısı sağlıklı değil. Zaten Kamu-Net'in bir amacı da budur.