Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Mahsun Kırmızıgül 1] - 'Bu alemde izleyiciyim'

Nuriye Akman

16 Kasım 1997, Pazar

Oyun içinde bir oyuncu

Onunla konuşurken, bir film seyrediyormuşum duygusuna kapıldım. Filmin kahramanı, ruhu Güneydoğu ile Batı arasında gidip gidip gelen bir delikanlıydı.

İçinden çıktığı ve içine girdiği dünyalar arasında sıkışıp kalmıştı. Arada onun deyimiyle pembe bir pencere vardı. Bir kolunu o pembe boşluktan İstanbul'a salmış, diğer kolunu Diyarbakır'a uzatıyordu. Bazen yönlerini karıştırıyordu. Hem dramatikti, hem komikti, hem absürddü. Ama sevimliydi. Hem adamdı, hem çocuktu. Üstelik adamken çocuk, çocukken adamdı. Hem yeniydi, hem eskiydi. Hem herkese benziyordu, hem çok özeldi. Oyun içinde oyuncuydu. Ama izleyici olduğunu sanıyordu. Hem hangi oyun, hangi oyunun içindeydi? "Aldatan kadını döverim, aldatırsam da dövülürüm" diyecek kadar dobraydı. "Garibanlar alamaz" diye her yıl kaset çıkarmayacak kadar neydi, naif mi, kurnaz mı? Ama sıkışınca "beyaz atlı prensesi" icat edecek kadar akıllıydı. O bazen Abdullah Bazencir, bazen Mahsun Kırmızıgül'dü. Filmimiz boyunca yüzü hep güldü. Senarist ben değildim. Senaryo Türkiye imzalıydı. Ben yalnız seyirciydim.

İsminin ne anlama geldiğini biliyor musun?

Biliyorum; suçsuz, günahsız.

Bilemedin. İsmin Mahzun değil ki.

Mahsun ne demek?

Kuvvetlendirilmiş, sağlam ve metin kılınmış, korunmuş demek.

Çok güzel o zaman. İsmimi babam koymuş. Aslında 7 yaşıma kadar Abdullah diye çağrılırdım. Allah'ın adı olduğu için Abdullah demişler.

Hayır. Abdullah, Allah'ın kulu demek.

Allah'ın 99 adından biri değil mi yani? Biz ayrı yaşadığımız için, ilkokula kayıt yaptırdığımda babam mecburen kimliğimi Bingöl'den göndermiş. Kimliğe Mahsun diye yazdırmış.

Sana hâlâ Abdullah diyen var mı?

Şöhret olduktan sonra maalesef. Ama ondan önce bana yine Abdullah diyordu ailem. Zamanla herkes Mahsun demeye başlayınca onlar da Abdullah'ı bıraktılar.

Soyadın da Kırmızıgül değil.

Evet. Bazencir. 84'de amatörce bir kaset yaptık burada. Diyarbakır'a döndüm. Bir gün gazeteyi açtım. Baktım resim benim, isim benim, soyad farklı. Hemen aradım "Ya bu Kırmızıgül ne?" dedim. "Oğlum yeni soyadın Kırmızıgül" dediler. "10 harfli bir soyad, çok uzun. Neonlara sığmaz" dedim. Tabii ben hemen neonları düşünüyorum.

Çıktığın çevreyle, girdiğin çevre arasında hangi çelişkileri yaşadın?

Yürekli insanlar

Ben Diyarbakır'da büyüdüm. Oradaki insanlar daha bir açlık, daha bir ezilmişliğin içinde. Arkadaşlık kavramları da çok farklı. Birbirlerine oynamıyorlar, yürekten davranıyorlar.

Yani "Doğulu delikanlıdır, merttir, Batılı değildir" klişesi.. Hiç mi kazık atmaz Doğulu insanlar birbirine?

Benim büyüdüğüm ortam öyleydi. Ama beş parmağın beşi bir değildir. Tabii her yörenin kendine göre değer yargıları, gerçek yürekli insanı vardır. Bugün içinde bulunduğum müzik dünyası çok uç bir yer. Bu dünyanın içinde pembe bir pencere var. Ben çok uzaklardan geldim o pencereye bakabilmek için ama içine girmedim.

Nasıl girmedin? Bu kadar şan, şöhret, şaşalı bir hayata kavuştun ya...

Ben hâlâ içinde olmadığımı düşünüyorum. Sanat dünyası çok farklı. Bazı insanlar bunu doyasıya yaşayabilir ama benim annemden, abilerimden ve çevremden aldığım bir terbiyem var. Ben her şeyden önce Türküm ya!

Türklük'le ne alakası var şimdi bunun?

Yani Türk örf ve adetlerine göre yetiştirildiğim için bu dünya biraz bana ters. Ben içki içmem, sigara içmem. Dudaklarıma bile değmedi. Onun için çok yabancı kalıyor her şey. Çok suni. Herkes oynuyor kendi kendiyle. Ben böyle oynanan ortamlarda olmak istemiyorum.

Sonuç olarak bu oyuna sen de katıldın.

Katıldım ama kenarından izleyiciyim.

Ne kenarı? Aynı araçları kullanıyorsun, sahneyse sahne, kasetse kaset, filmse film, ilişkilerse ilişkiler...

Belki de kendimi kandırıyorum. Ama ben mesela tek gecelik ilişkilerden hoşlanmam, bar ortamlarından, gece alemlerinden hoşlanmam. Gittimse de çok ender. Belki bir sanatçımı onurlandırmaya gitmişimdir. Öyle gece kulüpleri var ki her türlü pisliğin, ahlaksızlığın döndüğü yer ve oradaki insanlara da üzülüyorum.

Öyleyse neden hayatını paylaştığın kadınları bu dünyanın içinden seçiyorsun?

'Gönlüm kapıda'

Hani bazen bir saflık vardır insanda, bazı şeyleri anlayamaz. Bazen kolumdan tutup beni içeri çekenler oldu tabii ki ama yine kapıda kalmayı yeğledim. En azından gönlüm hep kapıdaydı. O pencerenin dışından bakmayı daha çok seviyorum.

Seda Sayan kapıda mıydı, pencerede mi?

Bakın şimdi, birlikte olduğum insan bana uymak zorunda. Çünkü ben yönlendiririm yaşadığım ilişkiyi. Özel yaşantımı dışavurmayı sevmem. Benimle birlikte olan buna uymazsa insanın bunları kazanması lazım zaten ben bunları hepsini en başta konuşuyorum yoksa benle birlikte olamaz.

Seda Sayan'la ayrılma nedenini bir dergiye şöyle açıklamışsın: "Bu ilişkinin Mahsun Kırmızıgül adına zarar verdiğini anladım o yüzden bu işi bitirdim." Ticari isim, aşktan önemlidir değil mi?

Ben çok zor şartlar altında bir yerlere geldim. Benim ismime kim zarar verirse versin onu tanımam. Kadınımın buna saygı duyması lazım. 7'den 77'ye herkes tarafından sevilmek çok zor bir olaydır. Birlikte olacağım insan tabii ki Mahsun Kırmızıgül ismini korumak zorunda. Çünkü ben zaten Mahsun Kırmızıgül olmasaydım, belki bu kadınlar benimle birlikte olmayacaktı. Açık konuşuyorum. Mahsun Kırmızıgül çaycılık yaparken, bulaşık yıkarken, ona Allah bakmaz, hiç kimse bakmaz.

Allah bakmış ki bu noktaya gelmişsin.

Milyonlarca hayran...

O başka. Sanat dünyasının üst düzeyinde bulunan hiçbir kadın, manken veya oyuncu, ben hâlâ bir gariban olsaydım, bana bakmazdı. Ben kendi kendimi belki kandırmış oldum ama finalde Mahsun Kırmızıgül ismi benim için çok önemlidir. Çünkü onu seven milyonlar var. Bir defa birlikte olacağım insan bana mutluluk vermeli. Benim ruh halim iyi olmalı ki güzel besteler yapayım. Halkın huzuruna çıktığım zaman moralimin bozuk olmaması, kadının beni fazla kıskanmaması lazım. Milyonlarca hayranım var. Onların böyle gözüne sokaraktan bazı şeyleri belli etmemeli. Ön plana çıkmamalı.

Seninle birlikte olacak kişi, senden bir adım geride mi olacak?

Evet, bir adım geride olması lazım.

O zaman da senin bir sanatçıyla birlikte olmaman gerek.

Zaten karar verdim. Hayatım boyunca artık bir sanatçıyla birlikte olmam mümkün değil. Büyük konuşmayayım ama olamam.

Bir Diyarbakır konserinde kapalı bir kız almayı düşündüğünü söylemişsin.

Ben o gün orada espri yaptım. Dedim ki, annemi her Diyarbakır'a gönderdiğimde "Oğlum sana çok güzel bir kız buldum" diyor. Ben de mahsustan anneme diyorum ki, "Anne anlatsana nasıl bir kız?" Annem başlıyor anlatmaya; "Kapalı, başörtülü, 5 vakit namaz kılıyor, Kuran-ı Kerim okuyor, bütün ev işlerini yapıyor." Annem bana hep böyle anlatır. Ben de "Peki anne, düşünürüm" derim.

Böyle biriyle birlikte olabilir misiniz?

'Oğlu aslan gibi'

Hiç düşünmedim.

O zaman, insanları memnun etmek için bir konser numarası mı bu?

Konser numarası değil. Ben onlara annemin bana yaptıklarını anlattım ve belki de dedim günün birinde buradan evlenirim. Yoksa umut vermek için hiçbir zaman insanları kandırmam.

Annenin yaşamı nasıl değişti?

Sadece üstü başı değişti. Eskiden çok fakirlik içindeydi şimdi aslan gibi bir oğlu var yeter ki emretsin, desin ki "Oğlum bunu yap", yaparım. Çünkü o zamanında benim için kiretmithanelerde taş taşımış. Bizi büyütmek için el kapılarında çalışan bir insanı ben nasıl onore etmem? Benim her şeyim, canım. Ben bin tane yar bulurum bir tane ana bulamam.

Dünya değiştirdikten sonra kendini suçladığın bir konu var mı?

Hiç bir şeyden pişman olmadım. Ama Diyarbakır'daki arkadaşlarımı çok özlediğim için bazen kızıyorum sanat dünyasına. Ya diyorum nereden geldin kardeşim buraya? Keşke şöhret olmasaydım, lanet gitsin.

Ama bir yandan da bu alemin nimetlerini yemeye devam ediyorsun.

Ben kendi nimetlerimi yemeye devam ediyorum. Ben üretici ve yaratıcı olduğum için o nimetlerden tabii ki faydalanacağım. Şu da var ki, istediğiniz kadar kendinizi soyutlayın yine de bir kolunuz içeride. Önemli olan komple gitmemek. Önemli değil kolum kalsın orada o kadar.

Kolu tümüyle kaptırmamak için ne yapıyorsun?

En azından gezmiyorum geceleri. Çok sahte dostlarım yoktur. Herkesin oynadığını hissettiğim için hep böyle izleyiciyimdir.

Öte yandan siz bir şirketsiniz.

Ben çok yeniyim. 4 yıllık geçmişim var. Tabii ki gözüm çok yükseklerde değil.

Yok canım. Bir numara olmak istemiyor musun?

'Gönlüm yükseklerde değil'

Maddiyat olarak değil. Oturacağım bir evim, bineceğim bir arabam olsun yeter. Bir zamanlar çay bardaklarını yıkarken derdim ki, benim de bir gün olacak mı evim, arabam? Şimdi arabama aslanlar gibi biniyorum. 15 tane evim olacağına bir tane aslanlar gibi olsun. Çünkü o belki de yılların vermiş olduğu bir hırs içimde. Ama gönlüm öyle yükseklerde değil.

Yatırım da mı yapmıyorsun?

İşimden kazandığım parayı işime yatırıyorum. İş verdiğim 100 tane insan var. Tamamiyle aile ilişkisi içindeyiz. Müzik yapımcılarının bir çoğu bu işten kazandıkları milyonlarca dolara evler, arsalar, çiftlikler, fabrikalar aldılar ama hiçbirisi müzik dünyasına yatırım yapmadı. Ben 7 yıl gidip geldim Unkapanı'na. Hayal ediyordum yani eğer bir gün çok param olursa, bunlara göstereceğim, nasıl plakçılık, yapımcılık yapılır diyordum.

Ne yaptın peki?

Biz Prestij olarak Unkapanı'na bir dükkan yaptık, yaklaşık 70-80 milyar para harcadık. Hiçbir yapımcı daha Unkapanı'na çivi çakmadı.

Bu şimdi müzik endüstrisine yapılmış bir yatırım mı?

Ama müzik dünyasına yeni yıldızlar kazandıracaksın. Sanatçı demek vitrin demek. O insanların gidip geleceği yerler de çok önemli. Çok düzgün dükkanlar olmalı. Çünkü mega starlar sahneye çıktığı zaman, 40 bin kişi ayakta. Kasetlerinin satıldığı dükkan da ucuz olmamalı. Biz Prestij Müziği Levent'e taşıdığımızda bütün plakçı arkadaşlarımız bizimle alay ettiler. Ben 7 yıl boyunca Unkapanı'na gidip geldiğim için, hiçbir sanatçının oralara gidip gelmesini istemiyorum. Etiler'in göbeğinde bir arsa aldık. İnşaatın kabası bitti. 6 kıtanın en büyük stüdyolarını kuruyoruz. Dünyaca ünlü sanatçılar gelip burada kaset yapacaklar. Gençlerin şan eğitimi alabilecekleri stüdyolar ve kendilerini sindirebilmek, kameralara alışabilmek için aynalı odalar ve küçük demo stüdyoları, aranjör odaları, muhasebecisi, hukuku bürosu, bütün sistemlerin içinde bulunduğu bir yer olacak. Kendi öz sermayemizden yaptık, devlet teşviği ile değil. Yaklaşık 10 milyon dolara mal olacak. Bir insanın işinden kazandığını işine yatırması kadar güzel bir şey yok. 40 yaşıma gelince Mahsun Kırmızıgül Konservatuvarı'nı açacağım. En iyi hocalar orada ders verecek. Her şeyiyle mükemmel olacak.

Neden talkshow yapmıyorsun?

'Emekçimi düşünüyorum'

Bütün kanallardan teklif geldi. Çok korkunç paralar. O paralara hiç kimse hayır diyemez. Ama ben hayır diyorum. Benim fazla para kazanmada gözüm yok. Benim gözüm olsa, her yıl bir kaset yaparım. Her yıl bir kaset yapmak 1 milyon satmak demek. Çok korkunç bir para ama yapmıyorum. Çünkü benim izleyicim, o pamuk tarlasında çalışan garibanım, taşradaki emekçim var ya o insanlar Mahsun Kırmızıgül'ün her yıl kasetini almak zorunda kalacaklar. Yazık o insanlara. Valla onları düşünüyorum. Üzülüyorum ya. 2 yılda bir kaset yapıyorum aslanlar gibi. Anladın mı? Çünkü niye? Sanatçı o insanları da düşünmek zorunda. Her gün cebine para koyacaksın diye habire kaset yap diye bir şey yok.

Yapma Allah aşkına. Senede bir kere 700 bin lira versinler artık insanlar senin için!

Yok inan ki işte Nuriye Ablam. Sen bilmezsin Diyarbakır'daki garibanları. Sana anlatayım mı adam işsiz. Yaşamadığın için bilmezsin ablam. Sen hiç, kahve köşesinde babası 3 aydan 3 aya emekli maaşı alıp da çocuğuna bir çay parası veremezken, bak ne diyorum, çay parası veremezken, o çocuk kahveye gelip de akşama kadar oturup da bir tek çay içtiğini biliyor musun ablacığım? Diyarbakır'ın nüfusu 2.5 milyon. Eminim ki 500 bin genç o kahve köşelerinde, maaşı yok, işi yok, ikinci bir çaya parası yokken benim kaseti nasıl alsın ya.

Alan alır alamayan sağolsun abi ya!

Ama öyle deme ablacığım. O gariban niye almasın ya.

Eh, yılda bir kaset çıkarmak da kolay değil tabii.

Yok, aslanlar gibi yaparım ama yapmıyorum. Dediğim gibi talkshow ya. Şu anda yaparım ve raiting denen o aleti altüst ederim. Niye yapmıyorum? Benim önümde 20 yılım var. Yaşım 28. Ben daha hiç yaşamadım ki. Çıkıp orada ne konuşacağım ablacığım? Suni şeyler konuşmak, önceden kağıtları elime alıp da çalışmak istemiyorum. 9 yılı bir otel odasında geçmiş bir adam neyi yaşamış olabilir? Ben hayatı daha yeni öğrenmeye başladım ablam. Belki ilerde 40 yaşıma geldiğim zaman yaparım ama şu anda hazır değilim.

Yarın: Beyaz atlı prens

1997 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player