[Muhittin Fisunoğlu 1] - "Cenazeme de gelmesinler"
Nuriye Akman
30 Kasım 1997, Pazar
Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Muhittin Fisunoğlu, "Sivil ve düşüncemi yansıtmakta hür bir insanım" diyor ve şöyle devam ediyor: "Doğan Güreş, Karadayı, Halis Burhan ve Vural Beyazıt'a dargınım. Ama Genelkurmay Başkanı olamadım diye değil. Bana şantaj mektubu yazmalarından dolayı. Onları affedemiyorum ve son derece kırgınım. Vasiyet ediyorum, sakın cenazeme de gelmesinler."
Eski dostların kırgınlıkları...
Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Muhittin Fisunoğlu'na emeklilik günlerini, yazdığı şiirleri konuşmak üzere gittim. Laf lafı açtı, 1993'lere kadar uzandık. Anladım ki Doğan Güreş'in görev süresinin uzatılarak kendisinin emekli edilmesiyle başlayan ve kuvvet komutanlarından aldığı bir mektupla doruğa çıkan duyarlılık dönemi devam ediyor. O kadar ki, Doğan Güreş, İbrahim Hakkı Karadayı, Vural Beyazıt ve Halis Burhan'a kırgınlığının ebedi olduğunu söylüyor ve "Vasiyetimdir, ölürsem cenazeme gelmesinler" diyor. Fisunoğlu, bir yakını aracılığıyla kendisinden özür dileyen Genelkurmay Başkanı Karadayı'nın bu özrü basın aracılığıyla tekrarlamasını istiyor. Askeri Şura kararlarının yargıya açılmasından ve MGK faaliyetlerinin daralmasından yana olan Fisunoğlu, ordudaki beşinci kol faaliyetleri gibi pek çok konuyu gündeme hediye ediyor.
50 yıl giydiğiniz üniformayı çıkarttığınızda ne hissetmiştiniz?
Bizim ailece çok geniş muhitimiz vardır sivil kesimden. Emekli olunca bu yönden bir sıkıntıya uğramadım. Ama iş yönünden bir meşgalem olmadığı için sıkıldım. Vazife dışında resmi elbiseyle pek dolaşmazdım zaten.
Üniforma bedenden çıkabilir. Ruhtan da çıkabilir mi?
Çıkmıyor. 50 yılın alışkanlığı var. 14 yaşımda asker oldum. Çocukluk dönemimiz disiplin altına girmekle başladı ve çok disiplinli bir hayatın içinden geçtik. Bu bana titiz çalışmayı, kurallara uymayı öğretti. Ben son derece titiz, disiplinliyimdir. Kural hatası yapmam.
Ve yaptırtmazsınız.
Yaptırtmamaya çalışırım. Görürsem mutlaka söylerim bu hatalı diye.
O zaman ufak çapta bir terör mü estirirsiniz çevrenizde?
Terör estirmem. Zaten insan, asker olsun sivil olsun eğer vazifesini müdrik değilse, disiplinden uzaklaşmış sayılır. Disiplinden uzaklaşan insanda verim olmaz. Disiplin demek kurallara, hakka, hukuka riayettir.
Dolayısıyla bir askerin gerçek anlamda emekli olması mümkün değildir.
Belki herkes öyle de ben öyle değilim. Belki beni size yanlış empoze ettiler çok sert dediler. Ben vazifesini yapmayana karşı serttim. Vazifesini yapana karşı gayet saygılı idim.
Mesela bir Doğan Güreş. Emekli oldu politikaya girdi ama tıpkı bir asker gibi devam etti davranışları.
'Yapım farklı'
Benim yapım Doğan Güreş yapısı değil. Ben tamamen başka bir insanım. Biz ailecek mütevazı insanlarız. İnsan sevgisiyle dolu bir yaşamımız vardır. Bizi tanıyanlar der ki bana, "Yahu sen söylenildiği gibi değilsin." Nasıl? "İşte çok sert, disiplinli, bağırıp çağıran, asıp kesen..." Yok ben öyle değilim. Tabii işine gelmeyen veya sizin ileriye doğru gitmenizi engellemek isteyen sınıf arkadaşları olur. Bu şekilde bazı ters konuşmalarda bulunurlar ki olmuştur, devam da ediyor.
Nasıl devam ediyor?
Onu fazla açıklamayayım. İnsan yukarıya çıktıkça menfaat odakları ortaya çıkıyor. Bu menfaat odakları sizi herhangi bir yerden kötülemek ihtiyacını duyuyor. Çünkü siz ekarte olacaksınız ki onlar ileri plana geçsin.
Benim bildiğim askerlikte her şey kurallar çerçevesinde cereyan eder. Askerlik bünyesi içinde de mi menfaat odakları var?
Tabii efendim. Yasalarla her rütbenin miktarı tespit edilmiş. Misal, tuğgenerallikten tümgeneralliğe terfi eden 11-12'dir. Tümgenerallikten korgeneralliğe 5'dir. Korgenerallikten orgeneralliğe terfi ya 2'dir ya 3'dür. Yani 4 yılda bir üç, diğer yıllar 2'dir. Şimdi 5 korgeneralsiniz. İkiniz terfi edecek. Bu 5 kişi birbiri arasında rekabete girer. Çünkü bunlardan 3'ü terfi edemeyecek. Bunu Şura tespit eder. Şura'da sicile bakıyorlar. 5'nin sicili de aynıysa, hepsi 100'se, bazılarını ekarte etmek için bir zayıf tarafını bulması lazım. İşte sizin aranızdan, ben, Ahmet, Mehmet birbirimizin aleyhinde gizlice mektup yazarız. Ben hayatımda da yazmadığımı namusum üzerine yemin ederek söyleyeyim ama yazıldığını biliyorum.
Bu mektuplar Şura'ya mı yazılır?
'Kampanya aleyhinize'
Hayır efendim. Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, Genelkurmay Başkanı'na yazılır.
Sizin için ne yazılmıştı?
Bilmiyorum. Şimdi ben devrenin hep başında giden bir insandım. Tuğ'u da, kor'u da, or'u da birincilikle oldum. Korgeneraldim Çorlu'da. Bir gün bana 106'ıncı Piyade Alay Komutanı Ersoy, vedaya geldi. Şimdi ayrılmadıysa İş Bankası'nda güvenlik genel sorumlusu. Biz de o yıl terfi sırasındayız, orgeneral olacağız. "Komutanım, size bir şey söyleyeceğim" dedi, "Siz çok çalışkan, çok disiplinli, astını koruyan, üstüne saygılı ve birliğin yetişmesi için bütün gayretinizi gösteren bir insansınız. Ama 5'inci kol sizin aleyhinizde hareket ediyor." Şaşırdım. Dedim ki Ersoy, niye, neyim var? "Efendim" dedi "Siz 5 kişisiniz. 2'si edecek 3'ü etmeyecek. O etmesi gereken kim arzuluyorsa diğerlerinin aleyhinde kampanyaya girişiyor. En fazla da sizin için girişiyorlar, haberiniz olsun. Benden söylemesi" dedi.
Bu güvenilir bir kişi mi yani?
Benim alay komutanımdı. Aynen böyle söyledi: "Ne öğrendiysek sizin zamanınızda öğrendik. Bugün harp ihtimali olsa kolordu sizin için canını verir. Çünkü eğitimliyiz biz iyi yetiştik. Ama maalesef bu yetmiyor. Kıskançlıklar, çekememezlikler var."
Bu 5'inci kol lafı nereden geliyor?
'İçten fethediliyor'
İspanya iç harbi sırasında Franko kuvvetleri Madrid'e doğru ilerliyor. Diyorlar ki "4 koldan işte Franko ilerliyor." Franko diyor ki, "Hayır 4 koldan değil, 5 koldan ilerliyor. 5'inci kol Madrid'in içinde" diyor. Yani içten fethediyor Madrid'i. Ve 5'inci kol muaffak oldu. O sene ben terfi edemedim.
O düzeye kadar yükselmiş bir komutanın, varsa eğer bu 5'inci kolu ilk kez alay komutanından duyması normal mi?
O dostça söylüyor. Ben fark edemem ki bunu. Bunu bana söyleyince bunların kimler olduğunu sordum. "Efendim onu artık siz idrak edin. 5 kişisiniz" dedi.
O 5 kişi yanlış hatırlamıyorsam ben, İrfan Yay, Sabri Yirmibeşoğlu, Fuat Avcı. Beşinci Nazif Okay mıydı yanlış olabilir, tam hatırlamıyorum.
1993'te Doğan Güreş'in görev süresi uzatılarak emekli edilmiştiniz. Sizi kim istememişti aslında?
Onu bilemem. Nisan başlarındaydı. Doğan Güreş bana "Sen bu sene Genelkurmay Başkanı oluyorsun. Özal'la konuştum. Özal da böyle istiyor. Hükümet de böyle istiyor. Hayırlı uğurlu olsun" dedi. Bunu hanıma da eşi söyledi. İşte mutlu bir an oldu. Derken 17 Nisan'da Özal öldü. Ve durum tamamen değişti.
Yine 5'inci kol mu faaliyete geçti?
Valla bilemem orasını.
O günlerde sizin hiçbir şekilde Genelkurmay Başkanı olamayacağınız, bunun nedeninin bir devlet sırrı olduğu yazılmıştı. O devlet sırrı neydi?
'Hukuka saygılıyım'
Devlet sırrı denmiyordu da başka bir tabir kullanılmıştı. Eğer devlet sırrı çok gizli, kişiye özel değilse açıklasınlar. Biz de cevap verme hakkına sahibiz.
Bir de size "darbeci" denmişti o günlerde.
Evet. Onu izah edeyim. Ben Sayın Cumhurbaşkanı'na da vedada anlattım. Dedim ki bana böyle söylüyorlar. Türkiye'de 100 bin subay astsubay varsa ihtilal yapacak, ben 100 bininciden sonra gelirim derim. Yani Türkiye'de herkesin aklında olabilir veya olmayabilir tenzih ederim. Ben demokrasi aşığı, hukuka saygılı bir insanım. Gayri hukuki hiçbir faaliyette de bulunmamışımdır.
Neydi Doğan Güreş'le aranızdaki temel mesele?
Ben akademide üstteğmenken Doğan Güreş benim talebemdi. O benden büyüktür ama. Doğan Güreş'le 63 yılından 93 yılına kadar çok iyi münasebetlerimiz oldu. O benim komutanım oldu o zaman. Tabii benden ileri olduğu için. Harp Akademisi'nde ben komutan yardımcısıydım. Komutanımdı o benim. Ben kuvvet komutanıydım, o Genelkurmay Başkanı'ydı. Dolayısıyla bir astlık üstlük münasebetleri çerçevesinde çok iyi diyaloğumuz vardı. Vaktaki Turgut Özal öldü. Menfaatler karşı karşıya geldi. Onun Genelkurmay Başkanlığı'nın uzaması söz konusu oldu. Buna rağmen biz onunla çatışmadık.
Bu konuyu hiç karşılıklı konuştunuz mu?
'Dargınım'
Hayır. Her şey olup bitti veda ettik ayrıldık.
Küs müsünüz şu anda?
Evet. Ama ben Genelkurmay Başkanı olamadım diye değil. Bana şantaj mektubu yazmalarından dolayı. Gerçeği size söylüyorum. Doğan Güreş, Karadayı, Halis Burhan ve de Vural Beyazıt'a dargınım. Bu şantaj mektubunu hepsi ortak imzayla yazmışlar. O zaman bir dergi bana sualler sordu ve kötü bir cevap da yoktu. Ben silahlı kuvvetlerin içinden gelmiş bir insanım. 50 yıl değil 100 yıl da yaşasam içinden çıktığım müesseseye ihanet etmem. Dolayısıyla içindekine de saygılıyımdır. Terörle ilgili sordular. Bu 3-5 aylık iş değil. Bu uzun vadelidir dedim.
Şimdi bunu onlar da söylüyor.
Ama o zamanki düşünce 3 ayda bitirilir düşüncesiydi. Belki oradan bana kızdılar. Sonra ben sivil bir insanım. Düşüncemi yansıtmakta hürüm. Bu Silahlı Kuvvetler'in aleyhine olsa da hürüm ama aleyhine ben konuşmam. Ama bu 4 imzalı mektup geldi. İşte bir daha konuşursan şöyle olur böyle olur falan gibi. Ben de cevap verdim. Bu cevap ve onların yazdığı yazı 5-6 ay sonra bir gazetede çıktı. Eğer bir yanlış düşünceye sahip olduğum kanaati varsa, Genelkurmay Başkanı bana yazsa, telefon etse, "Ya Fisunoğlu böyle şeyler yapma biz de üzülüyoruz" filan dese saygıyla karşılarım. Onun için ben bunları bir ömür affetmem. Vural Beyazıt, Halis Burhan, Karadayı ki emrimde çalışmış insanlardır veya talebemdir akademiden, Doğan Güreş'le beraber çalışmış, beraber eğlenmiş, beraber üzülmüş insanlarız. Bunların bana böyle bir tehditvari mektup yazmalarını affedemiyorum ve son derece kırgınım. Ebedi kırgınlık bu. Vasiyet ediyorum, sakın cenazeme de gelmesinler. Bu derecede kırgınım. Anti parantez bir şey söyleyeceğim. 2-3 ay evvel, bir yakınına gidip diyor ki, "Bu mektuba imza attığımdan dolayı son derece üzgünüm. Komutandan özür dilerim" diyor.
Neden Yekta Bey'e?
'Hemşerim ve akrabam'
Ben de dedim ki, hayır basın kanalıyla bu iş ortaya çıktı. Basın kanalıyla özür dilerse, onu affedebilirim. Aksi takdirde bu ebedi devam eder.
Kara Kuvvetleri komutanıyken bazı resmi törenlere katılmayarak sessiz protesto etmiştiniz.
Bir MGK toplantısına katılmadım.
Harp Akademileri diploma törenine de katılmadınız.
Sebebini söyleyeyim. 23 ya da 24 Temmuz 1993 günü kanun gücünde kararname çıktı. Doğan Güreş'in görev süresi uzadı. Aynı günün akşamı Swiss Otel'e bir yemeğe gittik. Orada yediğim yemekten demiyorum çünkü Swiss Otel'i kötülemiş olurum, hastalandım. Afedersiniz, ishal oldum. Fenerbahçe Orduevi'nde yatıyoruz. Doktor, "Bu durumda çıkamazsınız. Bugün istirahat edin, ilaç vereyim" dedi. O gün hem Milli Güvenlik Kurulu toplantısı var, hem de Harp Akademileri diploma töreni var. Gidemeyeceğim oraya. Afedersiniz oraya gir çık, gir çık olacak şey değil. MGK gündemine bir dosya hazırladım kendime göre. Bu emekli olacağıma göre son toplantım. Terörle ilgili bazı görüşlerimi dosyaya aldım. 11-12 kişiye, Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, Milli Savunma Bakanı'na, Genelkurmay Başkanı'na olmak üzere dağıtayım dedim. Emir subayım gidiyor onu dağıtmaya. Güreş dosyayı dağıttırmıyor. Dosyalar iade edildi. Sonra ben o dosyaları emekli olduktan sonra o kişilere verdim. Dolayısıyla o gün hastalıktan dolayı katılmadım.
İshal, askerlikte geçerli sebep değil demek ki.
Hastalığımı da bildirmiştim. Fakat onlar katılmadı falan demişler. Derhal demişler hakkında işlem yapalım, bunu resen emekli edelim. Fakat imzaya gidince bir aklıevvel diyor ki bu zaten 30 Ağustos'ta emekli olacak. Madem ki öyle, işte 30 Ağustos'ta muteber olmak üzere Karadayı Kuvvet Komutanı olacak diye bir şey çıkarıyorlar.
Yarın: Şura kararları yargıya açılmalı