Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

Abant Türkiye'nin vicdânı

Muhsin Öztürk
m.ozturk@aksiyon.com.tr
Aksiyon Dergisi Sayı: 346

21.07.2001

Abant ilan ettiği deklareler kadar önemli, ilan edilmeyen bir sonuç bildirgesini özünde taşıyor. Bu da Abant'a katılanların yıllar içinde oluşturduğu "barış" kültürü. Bu kültür içinde çok farklı tandanslardan gelen bilim adamları, düşünce adamları ve sivil toplum temsilcileri kendilerini ifade etme imkânı bulabiliyor.

"Abant'ta çok ciddi fikri tartışmaların olduğunu biliyordum. Ama bu kadar faklı insanların, birbirlerine sevgi ve saygı göstererek, hatta latife ederek, güler yüzle, bazen kahkaha atarak fikirlerini ifade ettiği bir ortamı Türkiye için hayal etmiyordum" diyor Prof. Kemal Karpat. Abant'la ilgili bütün haberleri, bildirileri ve Abant'ta konuşulanların tümünü içeren kitapları merakla okuyan bir kişi olarak, 4. Abant Platformu'nda aynı duyguları edindim. Benim gibi ilk defa Abant'a katılanların büyük çoğunluğunun hayretle ifade ettiği, farklılıklar olarak görülen din, düşünce, etnik köken vs. gibi şeylerin Abant'ta ilişkileri öncellenen bir şeyler olmadığıydı.

Abant Platformu 4. yılında önemli bir tecrübeyle karşımızdaydı. Abant'ın hikâyesi ve Abant'ın ifade ettiği anlam içerisinde bu deneyimin büyük bir yeri var. Harvard Üniversitesi'nde Abant Modeli'nin okutulmaya başlanması ya da Sorbon'da Abant üzerine doktora çalışmasının yapılıyor olması Abant'ın önemini gösteren bir "fotoğraf", ancak Abant ruhu denilen kavramın oluşum süreci ve 4 yılda oluşan ‘gelenek' yani yaşanan deneyim başlı başına önem arz ediyor. Hem Abant'ı düzenleyen kişilerle, hem de 4 yıl boyunca Abant'ta katkıda bulunmuş ve aynı zamanda tanıklık etmiş kişilerle ve dışarıdan olup bitenleri takip etmekle birlikte ilk kez Abant'a katılan bazı isimlerle görüştük, Abant'ta oluşan deneyimi anlamaya çalıştık. Abant "uzlaşmasının" hikâyesi ve nereden nereye..

Nereden nereye...

28 Şubat'ın sıcak günleri... İstanbul Cemal Reşit Rey'de bir toplantı düzenlenir. Konu Türkiye'nin en sıcak haliyle yaşamakta olduğu laiklik, İslam ve demokrasi çerçevesinde gerçekleşiyor. Hınca hınç dolu olarak izlenen bu toplantı, sözünü etmekte olduğumuz platforma öncülük eder. Bu doplantıyı kaç kişi hatırlar bilinmez ama Abant Platformu bu toplantının bir meyvesi. Sempozyuma panelist olarak katılan bilim adamı ve düşünürler Vakıf yöneticileriyle yaptıkları değerlendirme toplantısında halen yaşanmakta olan Abant modelini önerirler. Prof.Dr. Mustafa Erdoğan, bu öneriyi yapan kişilerden. "Halka açık toplantılardan ziyade kamuya açık olmayan daha ehliyetli bir heyet önünde bu konuların tartışabileceğini ve insanların daha rahat olabileceğini söyledik" diyor.

Bu teklif kabul görür ve ilk Abant toplantısı, CRR'de gerçekleşen toplantıdan 1,5 ay sonra Temmuz 1998'de Abant'ta gerçekleşir.

Aslında her şey profesyonelce kurgulanmış. Toplantı olarak seçilen yer, platform disiplini, komisyonlar, katılımın yöntemi vs. Hatta profesyonel platform yöneticisi de bulunmuş; müzakerelerin sağlıklı ve düzenli gitmesi ondan sorulacaktır artık. Davet edilen bilim adamları ülkenin seçkin ve bir o kadar aykırı tipleridir ki medyanın da gözü tam bu nedenlerle toplantıya çevrili vaziyettedir. Tabii ki bütün sosyal aktivitelerde ve projelerde olduğu gibi burada da işler yolunda gitmez her zaman. Öncelikle hepimizin yakından tanıdığı profesyonel yönetici, gittikçe yükselen elektrik ve gerginlik üzerine bu toplantıyı yönetemeyeceğini ilan eder. Bu arada kendi maddelerinin geçmemesi halinde toplantıyı her an terk edeceği yolunda ‘tehdit' savuran katılımcılar da bulunmakta ve bu niyetlerini yinelemekten de geri durmamaktadır. Bu bir hayli can sıkıcı ortamda yine sosyal düzenlemelerin öngörülemeyen bir sonucu olarak Abant'ın doğal başkanı ya da doğal lideri burada ortaya çıkar; Prof. Dr. Mehmet Aydın. Aslında ilahiyatçı olan Prof. Dr. Mehmet Aydın, sıradan bir Abant delegasyonudur o saate kadar. 1. Abant Toplantısında Mehmet Aydın vaziyete el koymuş, herkesi kucaklayan üslubuyla ve devamlı ‘her an çekip gideceğini' söyleyenlere vereceği 5 dakika çay molasında gidebileceklerini söyleyerek toplantının kaldığı yerden devam etmesini sağlar. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak "Eğer bu gün Abant toplantıları inkıtasız bir şekilde devam ediyorsa onun özel emeğini anmamız gerekiyor" diyor. 1. Abant'ta sadece içeride meydana gelen atışmalardan kaynaklanan bir gerilim yoktur sadece; Abant ortamını geren dışsal faktör, sonradan "postmodern darbe" olarak tanımını bulan 28 Şubat'ın olanca sıcaklığıyla devam ediyor olması. " Yarı ciddi yarı şaka ‘Çevik Paşa geliyor'lu günler geçirdik burada" diyor Anayasa profesörü Burhan Kuzu. "Bazıları burada vatan aleyhine işler yapılıyor derdi, biz de çok tepki gösterirdik tabii."

4 yıldır gazeteci olarak Abant toplantısını izleyen Nuriye Akman, o toplantıyı 28 Şubat'ın getirdiği gergin hava, katılanların kavgacı tipler olması ve daha fazla ‘kan' olması yönüyle hatırlıyor. "Hem seyirlik malzeme daha fazlaydı, hem de sözel malzeme... "

Bizi kullanıyorlar mı kuşkusu

İslami kesimde farklı söylemleriyle ve çıkışlarıyla tanınan Prof. Dr. Hayrettin Karaman, ilk yıllarda var olan farklı bir endişeyi dile getiriyor: "Başlangıçta Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın bağlı bulunduğu manevi değerler ve bu manevi değerlere bağlı bulunan insanlardan yola çıkarak, insanlarda şüpheci bir yaklaşım vardı. Hem buraya katılanlar açısından hem de dışarıdan seyredenler arasında bir kuşku vardı. Yani ‘Türkiye'de samimi olarak farklı düşünen, farklı inanan insanlar bir araya gelerek bu farklılık içinde birliği nasıl sağlayabiliriz konusunu, samimiyetle sadece bunu görüştürmek, farklılığın ortaya çıkardığı problemlere bir çare oluşturmak üzere kimse kimseyi çağırmaz. Kimsenin böyle bir derdi yoktur. Acaba bunun ardında ne var?' deniliyordu. Acaba şu mu var; bunlar sıkıştı veyahut bunlar bir açılım yapmak istiyorlar, bunu destekçileri çoğaltarak yapmak mı istiyorlar? Ve bu bazen konuşmalara bile yansıyordu. ‘Biz buraya niye çağrıldığımızı bilmiyor değiliz' gibi çıkışlar yapanlar bile olmuştu. Bu kuşkuların, bu şüphelerin giderek ortadan kalktığını görüyorum. Çünkü bunu tertip edenler defaatle şunu söylediler: ‘Biz bunu başlattık. Herhangi kurum ve kuruluş bunu devam ettirmek istiyorsa buyursun alsın, biz onlara yardımcıolalım. Hatta ondan sonra bizim ismimizi de hiç anmayın' dediler. Bu çıkış bir kere çok önemli. İkincisi hiçbir şekilde peşin şart, peşin hüküm ve peşin beklenti empoze etmediler. Sadece şöyle bir beklentileri oldu; konuşun tartışın, sonuçta kamuoyu ‘Bizim münevverlerimiz Abant'ta toplandılar, üç gün konuştular acaba ne konuştular' diye sorduklarında da buna cevap teşkil edecek bir özet çıkarın. Talep bundan ibaret. Bunların bu yaklaşımları biraz önce söylediğim kuşkuları dağıttı. İşin başta söylediğim amaca yönelik olduğunu, bu amacın bir örtü olmadığını ortaya koydu."

28 Şubat Abant'ı etkilemedi...

Gerilimli günlerde, sıcak mevzular üzerine gerilimli geçen Abant toplantıları sürecin etkilerini öyle ya da böyle görse de süreçten büyük ölçüde etkilenmedi. Üstelik katılımcılar bazı kişilerce katılmamaları yolunda uyarılırken. Şüphesiz bu uyarılara, ya da genel konjonktüre bakarak katılmayan isimler oldu. Fakat katılmayanlar genellikle geçerli mazeretlerle bu toplantılara katılamadıklarını ifade ediyorlar. Sözgelimi Cengiz Çandar ilk kez bu yıl katılmış, önceki üç toplantıda katılmak istediği halde Amerika'da olduğu için izleyememiş. Fethullah Gülen'in DGM'de yargılandığı bir dönemde, gazetelerde büyük puntolarla Fethullah Gülen'in Vakfı olarak anılan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği Abant toplantılarına katılmak pek çok bakımdan cesaret işiydi doğrusu. Abant katılımcılar açısından da, düzenleyen açısından da görünen görünmeyen bazı riskler içermesine rağmen artan bir ilgiyle takip ediliyor olması dikkate değer. Üstelik artık kimse ‘tribünler'e oynamak için Abant'a katılmıyor. Bizatihi Türkiye'nin kamusal alanına dair meseleleri konuşmak için geliyor ve artık 4 yıldır yaşanan deneyim içerisinde hangi kesimden olursa olsun kendine bir yer bulabiliyor Abant platformunda.

Abant daha ilk başta tasarlanırken bugünkü modele yakın bir durum öngörülmüş. Türkiye'nin köklü ve sıcak meseleleri konuşulacak, çok farklı görüşlere, hatta ideolojik kökenlere sahip, genelde farklı şeyler söyleyebilecek kişiler Abant'a çağrılacak... Sadece onlar değil, aileleri ve varsa çocukları da gelecek... Belki Abant'ı bir aile ortamına dönüştüren alt unsurlardan birisi bütün delegelerin aileleriyle Abant'a katılıyor olmaları. Abant katılımcıları sadece birbirleriyle tanışmış, konuşmuş olmuyorlar, giyimleriyle, kuşamlarıyla daha başta farklılaşan ailelerin platformun arka cephesinde kurdukları dostukları şüphesiz çok farklı bir deneyim oluyor.

Görünmeyen deklarasyon

Her Abant toplantısından sonra üzerinde öyle ya da böyle uzlaşılan bir sonuç bildirgesi çıkıyor. Ve gerek komisyonlarda, gerek genel müzareke toplantısında ve gerekse sonuç bildirgesi açıklanırken yapılan bütün konuşmalar kitap olarak yayınlanıyor. Kamuoyuna deklare edilenler bazı tartışmaları da beraberinde getiriyor. Çünkü seçilen konular ve katılan konuklar Türkiye'nin sıcak gündemiyle çok yakından ilintili oluyor. Fakat bütün bu deklare edilen sözler dışında, yazılı hale gelmeyen bir Abant deklarasyonu, bir Abant deneyimi ve bir Abant modeli var. Abant'ı bir kez dahi izlemiş olan bir kişinin bile, bu Abant deneyiminin açıklanan bütün metinlerden daha önemli olduğunun farkına varmaması mümkün değil.

"Bir araya geldik, giyimlerimiz, kuşamlarımız farklı, mesleklerimiz, alanlarımız farklı, fakat iki günde bu kadar dostluğu nasıl becerebildik ona hayret ediyorum." Bu sözler Abant'a delege olarak katılan bir kişinin eşi tarafından ifade ediliyor. Peki insanları hemen kaynaştıran Abant'ın sırrı ne? Mehmet Aydın insanlara tahammül etmeden fikirleri tartışmanın mümkün olmadığı görüşünde: "Bunun sırrı, bu rahat ortamda insanların birbirleriyle konuşmaları. Biz konuşursak anlaşırız, anlaşırsak bilişiriz, bilişirsek Yunus Emre'nin söylediği o yadlık, o yabancılık ortadan kalkar. Birbirinden farklı iki kesimin mensupları bir araya geldiği zaman adeta orada bir tuhaflık vardır. Nasıl bir araya gelirsiniz? Ne işiniz var onlarla? Adeta bu insanların bir araya gelip konuşmalarını engelleyen tuhaf bir tavır var. Bu son derece tehlikeli bir şey. Abant Platformu bu tavrı yendi ve gerçekten başarılı oldu. Ve onu bir bakıma Türkiye için bir model olarak sunuyor."

Abant toplumsal laboratuar

Abant'ta oluşan deneyim ve yaşanan değişim bazıları için çok yönlü oluyor. Hayrettin Karaman'a göre Abant sonrasında önceki resimde bazı değişiklikler yapılıyor. "Fikir düzeyinde böyle olduğu gibi, kişiler arası ilişki düzeyinde de böyle. Diyelim ki filan kesimden bir insan beni duyuyor, okuyor, tv'de görüyor. Bir parçasını görüyor filmin ve doğru yanlış bir kanaat ediniyor. Ama sizin bütünlüğünüzü tanımıyor. Burada hem kulislerde, hem tartışmalarda yan yana geliyorsunuz, fikirlerinizi ortaya sürüyorsunuz, tartışıyorsunuz, konuşuyorsunuz. Hem düşünceniz hem de kişiliğiniz ortaya çıkıyor. Ve o önceden yapılan resimde bir değişiklik meydana geliyor. Buna bağlı olarak ilişkiler değişiyor. Bu ilişkilerin bence en gevşeği bile değer verme ve karşılıklı saygı ilişkisidir."

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak, kendi hayatını Abant öncesi ve Abant sonrası olarak ikiye ayırıyor: "Abant'ta çok şeyler öğrendim. En azından benim dışımdaki insanları, onların ruhlarındaki zenginliği, cevheri tanımış oldum ki; bu çok önemliydi benim için. Her insanın içinde mutlaka bu ülke için yapabileceği bir şeyler olduğunu, bunu birlikte ortaya koyduğunuz zaman çok bereketli bir bilgi sofrasının ortaya çıktığını görebiliyorsunuz."

Abant toplantılarının en sivri çıkışlarını yapan ve Abant'ın en ‘değişmeyen'i olarak nitelendirilen Mehmet Ali Kılıçbay'a göre Abant tam bir laboratuvar: "Her seferinde buradan bir şeyler öğrenerek gidiyorum. En azından insan denilen muammanın bazı derinliklerine şahit oluyorum. İnsan kendisini sadece kendisiyle tanıyamaz, mutlaka başkalarından tanıması gerekiyor. Bu insanların manevi dünyaları nedir, ne yiyorlar, ne içiyorlar, kadın erkek ilişkileri nasıldır, kim nasıl davranıyor, niçin öyle davranıyora kadar koskoca bir toplumsal laboratuvar burası. İnsanların düşüncelerini nasıl ifade ettiklerini, neler düşündüklerini çözmek benim için gerçekten yaratıcı oluyor. Bunun dışında salt bilgi alanında öğrendiklerim oluyor. Çünkü her ne kadar düşüncelerimiz uzlaşmıyor olsa da buraya gelenler boş insanlar değil. Sonuç itibariyle ben buradan kazançlı çıkıyorum. Uzlaşamama doğal bir şey; tabii ki uzlaşamayacağız, böyle bir şey de beklemiyorum. Tek tip olmanın gereği de yok zaten..."

Ne söylüyor, ne demek istiyor

Abant'ta ortaya dökülen sadece fikirler olmuyor. Kişilikler de ortaya dökülüyor. Abant'ta kendinizi olduğunuzdan farklı gösteremiyorsunuz. Hemen olmasa da süreç içinde hem gerçek fikirleriniz hem de gerçek kişiliğiniz ortaya çıkıyor. Toplantıda, kulislerde, yemekte, çayda, kahvede karşılaşıyorsunuz insanlarla. Kılıçbay'ın deneyimi ve deyimiyle kendinizi de tanıyorsunuz. Nuriye Akman muzipçe gülümseyerek kendi gözlemlerini aktarıyor; "Ben çok değişik açılardan izliyorum insanları. Tartışmalardan bazıları gerçeği bulma değil egoyu gösterme ve yenme kaygısıyla yapılıyor. Ben hepimizin yaşadığı bu hastalığı çok çarpıcı bir şekilde burada da görüyorum. Aslında çok da eğleniyorum yani. Hem öğreniyorum hem de bir tiyatro izleyicisi gibi çok da eğleniyorum. Onun için tavsiye ederim gelsin herkes. "Yine de ben kendimi Abant Üniversitesi'nin 4. sınıfına gelmiş biri olarak hissediyorum. Burada hakikaten çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. Aslında gazeteci olarak değil de vatandaş Nuriye olarak buradaki tartışmaları izlemekten çok zevk alıyorum. Bir kere bilmediğiniz şeyleri öğreniyorsunuz, asla bir araya gelmeyi düşünemeyeceğiniz insanlarla bir araya geliyorsunuz. Galiba bunun dünyada da bir örneği yok..."

Abant toplantılarının katılımcıları her yıl yüzde 50'si daha önceki Abant toplantılarına katılmış kişiler. Dolayısıyla Abant'ta oluşan toplumsal barış aynı zamanda bir sistematiğinin olmasından kaynaklanıyor. Burhan Kuzu, "Abant'ın çalışma yöntemi oturdu. Bunun düşük dozda çalışmayla alâkası yok, bu tamamiyle yönteminin artık yerleşmiş olmasıyla ilgili. Eğer kurucu heyet olmazsa buradan metin çıkmaz" diyor. Ayrıca Hayrettin Karaman'ın bin yıl içinde oluştuğunu ifade ettiği, Mete Tuncay'ın kendisi için uygun gördüğü "kültür Müslümanlığı" Abant'ta bir araya gelen insanların büyük ölçüde paylaştıkları bir payda şüphesiz. Eskiler birbirini tanıyorlar, dostlukları var; bu oluşan atmosfere giren yeni bir kişi klişe kaçabilir ama gerçek "diyalog ve uzlaşma"düzlemine kısa bir zamanda ayak uyduruyor. Rıza Akçalı, "Herkes farklılığını koruyor, herkes düşüncesini koruyor ama nereye kadar uzlaşabileceğini, nereye kadar düşüncesinde rezervini kaldırabileceğini bildiği için Türkiye'nin genel meseleleriyle ilgili ortak görüşme imkânı buluyor" diyor. Bilgi alış verişi oluyor, bazıları bazı konulara farklı yönlerden de bakma yetisi kazanıyorlar ama aslında fikirler korunuyor, aslında istenen de bundan başkası değil. Abant'a herkes kendi kimliği, kendi fikri ile katılıyor, "uzlaşılan" ise birlikte yaşama ortamının yani bütün herkesin temsil edildiği kamusal alanın nasıl oluşturulacağı konusunda. Bu kamusal alan yaşanarak ortaya konuyor. Cengiz Çandar'ın ifadesiyle "çoğulculuğu fiziki olarak var eden insanlar, onun ilkelerini ve kurallarını tespit etmede de uzlaşmayı becebiliyorlar".

İlk defa bu yıl katılan Cengiz Çandar'a göre "Maya tutmuş": "Benim gözlemlediğim, çok değişik ideolojik kökenlerden, değişik çevrelerden gelen bundan bir kaç yıl önce normal olarak hasım konumlarda bulundukları varsayılan insanlar, bu üç senelik egzersiz içinde bir hayli ahbaplık geliştirmişler. Bu insanlar bir arada görününce gayet birbirine yakın. Ama görüşlerdeki farklılıklar aynen muhafaza ediliyor. Sonuç belgesinin neticelendiği toplantıda da gördüm, çok ciddi bir disiplin ve sorumluluk içindeler. Bundan bir kaç yıl önce birbirlerine karşı ağır söylemlerde bulunabilecek ve asla bir araya gelmeleri umulmayacak insanların büyük bir olgunluk sergilemiş olmalarını çok ilginç bir nokta olarak gözlemledim."

Abant Platformu elbette ‘tartışılmayacak' bir mükemmelliği taşımıyor. Söz gelimi Nuriye Akman kadın-erkek ilişkileri, bilim-tasavvuf ilişkisi gibi daha spesifik konulara girilmesi gerektiğini ifade ediyor. Akman kendilerini ifade etmeleri açısından katılan delegelerin sayısının arttırılmasından da yana. Ali Bulaç sonuç bildirgesi geleneğinin farklılaştırılmasını, deklare edilen maddelerin toplantıya katılan herkes için paylaşılamadığını, aslında bunun normal olarak da mümkün olamayacağını ifade ediyor.

Bunun yanında toplantının uluslararası arenaya taşınması konusunda da bir eğilim var. Toplantı Abant'ta devam edecek ama Harun Tokak'ın ifadesiyle yurt dışındaki üniversitelerin ve düşünce adamlarının katılımı artacak.

Prof. Dr. Mustafa Erdoğan'ın ifadesiyle Abant Türkiye'nin bütün kimliklerinin, fikirlerinin ve inaç kümelerinin temsil edildiği bir alan. "Abant, Türkiye'nin kamu alanı ve Türkiye'nin vicdanı haline geldi. Yüzde yüz Türkiye'yi temsil ettiğini söylemek belki abantılı olur ama çok büyük ölçüde temsili kabiliyetleri olan toplantılar serisi oldu. Türkiye'nin yapması ihtiyaç olan bir şeyi Gazeteci ve Yazarlar Vakfı gönüllü olarak yapıyor. Zannediyorum tarihi bir iş yapıyor. Bu gün, bu o kadar fark edilemiyor. İleride bunun böyle olduğu takdir edilecektir sanıyorum.

Get Adobe Flash player