Nefes’i alıp okumadan önce sadece adına bakıp Bektaşilerin nefes kaygısı sanırım Nuriye Hanıma da bulaşmış diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım... Kitabınızı okudukça aynı kaygının sizde, sizin de açılışta not olarak belirttiğiniz gibi savrulmalar, gidip-gelmeler, iniş-çıkışlar yarattığı açıkça görülüyor... Fazla söze ne hacet... SÖZ'ün kendisi duruyorken ortada... Kitabınızı roman kategorisine almışlar...Çok emin değilim ...ama bir kategoriye almak yazının esasını değiştirmeyeceğine göre çok önemli de değil zannımca... Hayatı, varoluşu ve ölümü değerlendirmekte ne MEVLANA'dan, ne BEKTAŞİLER'den daha önde ve ilerde değiliz... Ve Aşık VEYSEL'den de... Gerçekler değişmiyor ama üstlerindeki esvabı değiştirdiklerinde biz değişti sanıyoruz/sanmak istiyoruz... Varlığımızda işte DOĞUM ve ÖLÜM kadar yalın... İşte bu sizin kitabınız... Bir yanda bizim doğumumuza şahitlik eden EBE/TABENDE, diğer yanda son yolculuğumuzun ritüelinin şahidi ve uygulayıcısı GASSAL/GAFFAR... Ve bu ikisi arasında kalan çizgimiz yaşam çizgisi ise onun üzerini de bilmem kaç bin dilde seslerle/sözlerle dolduruyoruz... İnsanın çıkardığı hiçbir ses/söz fosil olarak adlanmamalı... amma... Hani bu yaşadığımız çağ çok ilerde ve biz arkada kalanlardan çok gelişmişiz ya... Pozitivistler öyle diyor... Geride kalanlar da fosillermiş! Konuşmacı olarak katıldığım bazı seminer ve konferanslarda katılımcılara bazen hadi bana ne kadar çok memnun/mutlu/üzgün/sevinçli/acı içinde olduğunuzu gösterin diyorum... Gülümseyen daha çok gülümsüyor... Kederli olan daha çok somurtuyor... Peki bu mudur diyorum...daha çok gülümseyen daha mutlu daha çok somurtan daha mı mutsuzdur? Sonuçta herkes şu yıpranmış anlam kaymasına uğramış sözcükleri kullanıyor... Ancak hiçbirimiz diğerlerinin tüm duygu/hislerini bahsettiğimiz bu yollarla tam olarak algılayamıyoruz.... Algı kapıları açık olanlar hariç... Ancak onlar dahil kimse tam söze de dökemiyor... Hepimiz anlamın kıyılarında dolanıyoruz sıra ifade etmeye geldiğinde... Kim ki tam anlama yakınlaşır... Belki de susuyor SIRRI gibi... Belki de şakıyor RUMİ gibi YUNUS gibi... Kitabınızda yer alan diğer detaylar kanaatimce sıkı bir çalışmanın ürünü... Ancak hiçbir filolog bugüne kadar tüm dillerin esrarını çözüp onları bir potada kaynatamadı... Şaka bir yana BABİL EFSANESİ hala yaşıyor... Ancak bazı anlam bilimciler/semiyologlar da hala çalışmaya devam ediyorlar....DİL sadece ANLAM'dır ve ideal/her şeyimizi ifade edebildiğimiz bir noktada değil ne yazık ki... GÖNÜL KAPILARI AÇIK OLANLAR HARİÇ... Peki ANLAM nedir diye bir soru sorulduğunda kendini bilen herkes BATINİ bir cevap verebilir... Anlam varlığın varlık olduğunu, yaratılmış olduğunu, yaratılmasının bir nedeni olduğunu ve bir sorumluluğunun olduğunu bilmek olsa gerektir... Söze dökülse de dökülmese de... Neyse... Ben bu yazıyı yazarken TV'de ilaçlanmış/makyajlanmış/mumyalanmış James BROWN'ın lahiti etrafında tüm pop şarkıcılar dans ediyor... Bazıları ona el sallıyor... Michael JACKSON dahil... James BROWN'un Funeral Ceremony'si yaklaşık bir haftadır sürüyormuş...
Selam ve sevgilerle,