Atatürk'ün katibinin Demirel'li anıları
Meral Tamer
Milliyet Gazetesi
06 Ekim 1999
İlk 3 Cumhurbaşkanı ile çalışan Haldun Derin'in Çankaya anıları, bugüne ışık tutuyor. Gazeteci Akman ise Mebus Burcu'nda kendi yalanına kendi inanan bugünün politikacılarını anlatıyor.
Tarih Vakfı'nca yayınlanan Çankaya Özel Kalemini Anımsarken başlıklı bir kitap var önümde. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in tekzibinin bu köşede yer almasının hemen ardından, kitabın yazarı Haldun Derin tarafından gönderilmiş.
Derin, Cumhuriyetin ilk kuşak bürokratlarından. Meslek yaşamının ilk yıllarında Atatürk'ün 2. katipliğini yapmış. Daha sonraki yıllarda hem İnönü'nün, hem de Bayar'ın özel kalem müdürlüğü gibi benzersiz bir deneyimin sahibi. Kitaba iliştirdiği notta, Demirel ailesiyle ilgili sayfaların (64'ten 67'ye) mahkemede bana yardımcı olabileceğini belirtmiş. Sözünü ettiği bölümde 1968'te Demirel'in, Devlet Demiryolları'na ait bir araziyi kardeşi Hacı Ali Demirel'e "düşük fiyata, faizsiz ve taksitle" satılması için zamanın bürokratlarına nasıl baskı yaptığı ayrıntılarıyla anlatılıyor. Kitapta belirtildiğine göre söz konusu arsa, zamanın parasıyla Ziraat Bankası'na 8.5 milyon liraya, Halk Bankası'na 3 milyon liraya ipotekli olduğu halde, Hacı Ali Demirel'e sadece 702 bin liraya satılmış.
Haldun Derin, o zamanlar Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'na (YDK) girmek üzere olan bir bürokrat. TCDD'yi denetleme görevi de o dönemde kendisine ait. Dolayısıyla aktardığı olayları yakından biliyor.
Kitapta Demirel'in başbakanlığı döneminde Hacı Ali Demirel'in devlet bankalarından nasıl yüklü miktarlarda kredi aldığı da anlatılıyor. Bu arada 1970'deki gazete başlıkları hayli ilginç: "Türkiye'ye açılan 22 milyonluk dış kredinin yarısını Demireller aldı." Ya da "Demireller 4 yıl içinde Koç'tan sonra Türkiye'nin en zengin adamı nasıl oldu?" gibi...
Derin ve YDK'daki 8 arkadaşı, arsa - kredi yolsuzluğunu ortaya koyan bir rapor hazırlayınca, gerekçe gösterilmeden görevden alınmışlar. Daha sonra Danıştay kararıyla -8 aylık savsaklamayla da olsa- görevlerine geri dönmüşler.
Haldun Derin, görev yaptığı yıllar boyunca kaleme aldığı anılarını dört kalın klasörde biriktirmiş. Bu açıdan kitap, meraklısı için başka yerde yayınlanmamış metinlerle dolu zengin bir kaynak. Özellikle İnönü ve Bayar'la ilgili bölümler çok daha geniş kapsamlı.
Eğlenceli bir İnönü - Bayar karşılaştırması aktaralım. Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün üst katındaki kütüphaneye İnönü kendi evinden getirdiği kitapları yerleştirmiş. Zamanla duvarlara boydan boya yeni raflar eklenmesi gerekmiş. Ancak görev süresi dolduğunda İnönü kitapları yeniden evine taşıyınca raflar boşalıvermiş. Durum gözüne çarpan Bayar emir vermiş: "Kütüphane pek boş, dolduralım! Bunun üzerine ne kadar resmi yayın vs. varsa en hacimlilerinden raflara dizilmiş. Bu arada Ziraat Fakültesi yayınları da dolgu maddesi olarak bol miktarda kullanılmış.
Derin, İnönü'nün irticalen yaptığı konuşmaların çoğunu özel olarak not etmiş. Dahası kitapta İnönü'nün ilk kez bu metinde yayınlanan kendi notları da bulunuyor. Bu notlarda Celal Bayar ve CHP'li yöneticilerle yapılan tarihi görüşmelere ilişkin bilgiler veriliyor. Bu bölümlerde çok partili hayata geçerken devletin zirvesinde yaşanan sancıları neredeyse gün be gün takip etmek mümkün. Yelpaze ise çok geniş. Türkçe ezandan Arapça'ya geçiş, Türkiye'nin NATO'ya alınmadığı günler, balolar, tayinler, gece yatısına kalan yabancı diplomatlar, değişen hükümetler, arada askeri müdahaleler derken 1970'lere kadar gelen hareketli bir dönemin renkli bir panoramasını sunuyor yazar.
Politikacı nasıl davranır?
Meslektaşım Nuriye Akman ise ikinci kitabı Mebus Burcu'nda son 10 yıldır yaptığı röportajlardan derlediği milletvekili portrelerini sunuyor. Demirel, Ecevit, Baykal, Türkeş, Erbakan, İnönü, Çiller gibi parti liderlerinin yanı sıra Esat Kıratlıoğlu ve Güneş Taner gibi bir dönem gündemde olan isimlerle röportajlar da var.
Neden mebus burcu?
Akman milletvekili seçilip, TBMM'nin kapısından girenlerin asıl burçları ne olursa olsun bir değişim geçirdiklerini ve mebus burcunun çekim alanına kapılıp birbirlerine benzemeye başladıklarını gözlemlemiş. Akman'a göre bizim siyasilerin "bireysel politik davranış modelleri" ise kısaca şöyle:
* Sürekli yalan söylediklerinden kendi yalanlarına inanır hale gelirler.
* "Miş" gibi yaparlar. (İlkeliymiş gibi, ilk defa sizden duyuyormuş gibi)
* Yetkilerini genişletirken sorumluluklarını daraltırlar. Ne kokar, ne bulaşırlar. Sorumluluklarına giren konular konuşulunca, "henüz tetkik etmedik" derler.
* Özellikle bakan olanları, röportajları beyanat vermek sanırlar. Sanki siz onun bir memurusunuzdur. Aslında eşit olduğunuzu konuşma gazetede yayınlanınca fark ederler.
* Bir söyleşide birden fazla mantık hatası yaparlar.
* Çoğunluğu kendilerini heykeli dikilecek insan olarak görür.
* Hemen hepsi milletvekilliğinin mal varlıklarında azalmaya neden olduğunu söyler.
* Sorular daha önceki beyanlarına dayandırılarak sorulursa, "ben aslında öyle bir laf söylemedim. Yalan yazılmış," yanıtını verirler.
* "Devlet gereğini yapar" en sık kullandıkları cümlelerden biridir.
Kitapta Akman, Süleyman Demirel'le 1991'de, -yani Özal cumhurbaşkanı, Demirel de muhalefet lideriyken- yaptığı söyleşi içinse, "söyleşiyi bugün okurken muhalefet partisi liderinin Cumhurbaşkanı'na karşı ne kadar fütursuz olduğunu hatırlayıp, bugün ona aynı şekilde davranacak çapta bir politikacı bulunmayışının kendisi açısından ne büyük bir şans olduğunu düşünüyorum," diyor.