Nuriye AKMAN
26 Ağustos 2016
Nuriye AKMAN

Medet ya Tao! - Zaman Gazetesi

Medet ya Tao!

Yaz sıcağında, öfke sarmalında, savaş çığırtkanlığında...

Zalimlerin gücü mazlumları ezer, çaresizliğin büyüdükçe büyür.

Sivili, askeri, polisi... Şehit üstüne şehit verirken...

Acıdan kavrulur, dağlanıp haşlanır ve nar gibi kızarırsın.

Beş duyun yorulur, kalbine dünyayı artık alamazsın.

Sığındığın limanlarda tüm gemileri uykuya yatırmak istersin.

Susabilsen iyileşeceksin ama sahne kostümlerini çıkartamıyorsun.

Kaldıracağın beyaz bayrakların yere düşürüleceği besbelli, sözünün çarpıtılacağı, ama'larla tarümar edileceği...

Ariflerin yerlileri paylaşılmış, hangisine benim desen öteden itiraz gelecek.

O zaman ne Türk, ne müslüman, ne Kürt, ne Arap; taşıdığı etiketlere bahane bulunamayacak Çinli bir rehberin sesini ödünç alırsın.

Milattan beş yüz yıl evvel yaşamış bir bilge; Lao Tzu'nun koluna girer, ülkene getirirsin.

Ey Tao'culuğun kurucu babası, bir teselli ver, bir öğüt eyle, sakinleştir biraz bizi.

Yaşlı üstad tertemiz, ışıl ışıl, yumuşacık gülümser. Ağzını açmaz, gözleriyle konuşur:

“Ama evladım, vakti zamanında söyleyeceğim her şeyi söyledim zaten. Bu benim değil senin hikayen; ne istiyorsan al benden. Kes yapıştır, mal da senin, mülk de. ”

Sevinçle dalarsın deryasına. Gebe istridyelere ebelik yaparsın.

Başında bir kazan, içinde kaynar çorbalar... İki büyük kepçe ile karıştırılmaktasın...

Kepçelerden biri “Biz barış adına savaşıyoruz” diyenlerin elinde. Diğeri “En hakiki öz barışçılar bizleriz” diyenlerin...

İkisinin de problem çözme yetenekleri sıfırlanmış... İkisi de vesayet altında...

Barış yollarında birlikte yürünemiyorsa, birlikte oturulabilseydi keşke.

Lakin şimdi o yollarla o masaların, o koltuklarla o kilimlerin, o dağlarla o ovaların, o çadırlarla o odaların boşluğuna ne koyacaksın?

Karınları deşilmiş istridyelere bakarsın. Mesela şu incileri mi almalısın?

“Başkalarını bilen, bilgi edinir. Kendini bilen ise aydınlanır. Bilgi edinmek, her gün bir şey eklemektir. Yolu yürümekse, her gün bir şey eksiltmektir; eksiltmek, eksiltmek... Ta ki edimsizliğe ulaşılsın; o, tam-edimlilik olan edimsizliğe...”

“Bilen konuşmaz. Konuşan bilmez. Doğru kulağa hoş gelmez. Kulağa hoş gelen doğru değildir. İyi insanlar tartışmaz. Tartışan insanlar iyi değildir. Bilen kişi öğrenmemiştir. Öğrenmiş kişi bilmez.”

Yoksa şu incileri mi takmalısın boynuna:

“Kasenizi ağzına kadar doldurursanız, dökülecektir. Bıçağınızı keskinleştirmeye devam ederseniz, körleşecektir. Para ve güvenlik peşinde koşarsanız, kalbiniz asla açılmayacaktır. İnsanların onay vermesini önemserseniz, onların mahkumu olursunuz. İşinizi yapın ve geri çekilin. Dinginliğe giden yegane yol budur.”

Belki de şudur kalplerde bir mum yakacak:

“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısıyla gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

Ve galiba en iyisi aktif bir sabırla beklemek:

“Çamur çöküp su berraklaşıncaya kadar beklemeye sabrın var mı? Doğru eylem kendiliğinden ortaya çıkana dek, hareketsiz kalabilir misin?”

İyi de üstadım, haşa sizinle değil ama benimle alay edecekler şimdi, eylemin yerine tefekkürü koydum diye...

Yaşlı bilgenin buna da var bir cevabı:

“Bir kimse buna gülmemiş olsaydı, yol (Tao) zaten saygı gösterilmeye değmezdi.”

Tao'nun diğer ustası Çuang Tzu geliyor yanımıza. Dostunu yeniden mekansızlığa götürürken dönüp bana, “hatırla evladım” diyor:

“Ne elde edersek edelim ve ne kaybedersek kaybedelim bu, zamanın ve sıranın gelmesine bağlıdır. Zamandan memnun olmak ve sıramızı kabul etmek zorundayız. Böylece işimize ne hüzün ve ne de neşe karışır. Bu, kayıtlardan azade olmaktır. Eğer insan kendini kayıtlardan azade kılamıyorsa, bu nesnelerin onu sıkı sıkıya bağlamasından ötürüdür. Kimse semaya karşı bir zafer kazanmış değildir. Başıma gelenlere ben nasıl gücenebilirim ki!”

Onları yolcu ettiğimde bu zamanın dervişlerinden birinin nefesini hissediyorum ensemde:

“Bu günden yarınına hüküm veren avamdır. Avam döllenmemiş yumurtadan hayat bekliyendir.”

Tarih: 28 Temmuz 2015, Salı

Tasarım & Geliştirme Tasarım & Geliştirme | magicleaves