[Lütfi özşahin] - İsrail'in yaşaması için hem dine, hem düşmana ihtiyacı var
Nuriye Akman
Yahudi şeriatını esas aldığımız dünkü bölümde, Türkiye hahambaşısı İzak Haleva'nın genel sekreteri, Yahudilik eğitimi almış olan Yusuf Altıntaş'la yaptığımız konuşmayı okudunuz. Bugün, aynı konuyu Dinler Tarihi ve Siyaset Felsefesi uzmanı Dr. Lütfi Özşahin'le ele alıyoruz.
Özşahin, 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin ardından, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Yahudilik ve Hıristiyanlık üzerine çalıştı. Siyaset felsefesi alanında doktora çalışması yaptı (Kahire Ezher Üniversitesi) Hahambaşı Rav İzhak Haleva ve Leon Adoni'den İbranice dersler aldı. Ulusal basında yayınlanmış yüzlerce makalesi var. İngilizce, Arapça ve orta derecede İbranice ve Gürcüce biliyor.
Yahudi şeriatı, bölgelere ve mezheplere göre değişir mi, kaç akım var?
Yahudi şeriatına İbranice halaka denir. İsrail'e hakim olan Ferisi geleneğinin devamı sayılan Ortodoks mezhebe göre Musa şeraiti, Rabbani Yahudilik açısından mutlaka uyulması gereken değişmez bir yasadır. Katı bir şeriat anlayışları vardır. Denilebilir ki, İsrail'de genel olarak Tevrat'ın (Tanah) ilkelerine literal, şekli anlamda bağlı olmak iddiasında olan, Musa şeriatını her alanda tatbik etmek isteyen bir Yahudilik anlayışı vardır. Sözlü gelenek Talmud, bu şeriatın esaslarını ve uygulama şekillerini belirlemiştir. Bu Yahudilik anlayışı, hahamların, yani Kohenlerin öğretisine dayanır. Ortaçağ boyunca da Karailik hariç hakim olan Yahudilik anlayışı genellikle budur.
İslam dünyasındaki Yahudiler için de geçerli mi bu?
İslam dünyasındaki Yahudilerle Avrupa'daki Yahudiler arasında elbette bir takım farklılıklar olmuştur. Mesela Karaim Yahudileri üzerinde İslam'ın da etkisinin olduğu söylenir. Lideri, Anan Ben David, İmamı Azam'ın da hapishane arkadaşıdır. Bunlar mesela Talmud'u reddeder. Derler ki biz Tora'dan yani Musa'nın kitabından başka bir kutsal metin tanımıyoruz. Onlar Talmud, Mişna, Gemera, Kabbala gibi sonradan yazılan kitaplar hahamların Yahudi toplumu üzerindeki baskısını, hakimiyetini, otoritesini ortaya koymak için uydurdukları kitaplar olduğunu iddia ederler Karaimler. Bugün hala yaşayan bir inanç topluluğu. İstanbul Hasköy'de, Ukrayna-Kırım'da ve Polonya gibi eski doğu Avrupa ülkelerinde,Rusya ve Litvanya'da Karaim Musevileri vardır Biliyorsunuz ilk önce Hazar Türkleri Yahudiliğe girmişlerdi.Karaimler yani Karay Türkleri Hazarların torunları sayılır Hatta Arthur Kostler diye bir yazar var o Almanya'da esas katledilenlerin Hazar kökenli Museviler olduğunu iddia eder.
Evet, 13. Kabile'de Hitler'in katlettiği Yahudiler aslında Hazar Türkleriydi diyor. Peki şu anda dünyada yaşayan başka hangi Yahudilik akımları var?
Avrupa ve Amerika'da Reformist, Muhafazakar, Hümanistik, Yeniden yapılanmacı (reconstructionist) Yahudilik anlayışı ile Ortodoks Yahudilik akımları var bugün. Bu akımlar dışında bir de Hasidik, Gush Emoniim ve Lubavitcher hareketi gibi Yahudilik anlayışları vardır ki, bunlar son derce fanatik, ırkçı ve tabiri caizse radikal ve fundamentalist Yahudilerdir. Bu bağlamda Hasidiklerin Yahudilik anlayışı biraz bireyseldir.
Ne demek bireysel Yahudilik?
Hasidikler şu anlamda bireysel: Bunlar haham otoritelerinin üstünlüğünü kabul etmezler. Tora'yı hahamlardan başka normal Yahudilerin de anlayabileceğini idida ederler. Teşbihte hata olmasın biraz bizim Kur'an mealcilerine benzerler. Reformist gruplara şiddetli muhalefetleri vardır. Mesela Rabbani Ortodoks Yahudilerde kadınların mutlaka örtünmesi gerekirken, kadınlar ibadetlere örtüsüz katılamazken artık reformistler kadınların sinagogda dahi örtünmesinin gerekli olmadığını, bu gibi hususların Musa şeriatında kaldığını, artık Musa şeriatı döneminin bittiğini, artık peygamberler şeriatının başladığını söylerler. Bu tür yorumlar Hasidikleri çıldırtan açıklamalardır.
Biraz çelişkili olmadı mı? Musa şeriatı değil de peygamber şeriatı!
Biraz çelişik gözükse de Peygamber şeriatı ile Yahudi şeriatı arasındaki fark temel olarak şu: Musa şeriatı çok şekilcidir, katıdır, literaldir. Sözleri ve yasaları harfi harfine uygulamak gerekir. Peygamber şeriatında ise esas olan şekil, görünüş, lafıu z değildir, ahlaktır, etiktir, iyi niyet ve tabiri caizse salih ameldir. Fakirlere yardım etmek gibi. Bundan dolayı Reformistler bu anlamda Tevrat'ın, yani Musa şeriatının ve Talmud'un insanı çıldırtan,kılı kırk yaran yasalarına bağlı olmak gerekmez derler.
Bizim Türkiye Yahudileri ne der?
Fatih'in oğlu Sultan Bayezıt döneminde İspanya'dan gelen Yahudiler, yani Ladino konuşan Hispaniklere tam bir reformist diyemeyiz. Ilımlıdırlar ama bunlar da Ortodoks Yahudilik çerçevesi içerisinde değerlendirilebilir. Ancak Türkiye'deki Yahudiler bize entegre olmuşlardır. Türk devletine bağlı ve saygılıdırlar. Zaten Yahudiler genellikle gittikleri ülkelerin örf ve adetlerini benimsemeye çalışırlar. Bir Yahudi din adamının dediği gibi içeride Yahudi ol, dışarıda istediğin gibi davran kuralı geçerlidir. Bizdeki Safarad Yahudileri Rabbani Ortodoks geleneğinin içerisinde sayılsalar da İsrail'deki Şas partisi mensupları yada Hasidikler gibi asla katı değildirler. İsrail dışişleri bakanı olan Avigdor Lieberman'ın liderliğini yaptığı İsrail Beytenu (İsrail Evim) partisi mensupları mesela çok radikal ve şiddet yanlısıdır.. Daha doğrusu Ortodoks Yahudilik anlayışı çok katı bir Yahudilik yorumuna dayanır. Zira Talmud merkezli bir anlayış üzerine bina edilmiştir.
Ortodoksluk, bir Hıristiyan mezhep ancak bütün dinlerin katı yorumları için de kullanılıyor değil mi?
Tabii, doğru. Ortodoksluk doğru düşünce, doğru inanç, doğru yol anlamına geliyor. Ortodokslukta gelenek bir şekilde muhafaza edildiği için ayrıca kutsal kitaplara, şeriatın kurucusu olan peygamberlere bağlılık, merkezi bir noktayı oluşturduğu, keza aşırı değişim ve dönüşüme çok açık olmadığı için Ortodoks kelimesi böyle katı Yahudiler için kullanılır oldu. Bu düzlemde bir İslam ya da bir Hıristiyan ortodoksisinden de söz edilebilir. Hatta bazı yorumcular ehli sünneti İslam Ortodoksisi olarak yorumlarlar.
İsrail Adalet Bakanı Yaakov Neman, ülke yönetiminde Yahudi hukuku halakanın geçerli ve bağlayıcı olması gerektiğini ve bu yönde çalışmalar yapılacağını açıkladı geçenlerde. Bu ne demek? Yahudi şeraiti zaten anayasalarında bağlayıcı değil mi?
Bilindiği gibi İsrail'i Siyonistler kurdu. Ancak Siyonizmin farklı şekilleri vardır. Örneğin Kültürel Siyonizm, Sosyalist Siyonizm, Irkçı-şovenist, keza dindar bir Siyonizmden söz etmek mümkündür. Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl keza Polonya doğumlu bir Yahudi olan İsrail'in kurucusu David ben Gurion, aslında agnostik yahut ateisttirler. Özellikle Gurion Tevrat'ın ortaya koymuş olduğu dini inanışa burun kıvıran bir adamdır. Fakat o bu dinin yani Yahudiliğin çok önemli bir faktör olduğunu, Yahudiler için dinsiz bir devlet kurulamayacağını biliyordu. Bundan dolayı Kendisi ateist olduğu halde dini kullanmıştır. Ve 1956'da Arap-İsrail savaşında İsrail dış politikasının kesinlikle Tevrat merkezli, yani vadedilmiş toprak inancına, ideolojisine göre biçimlenmesi gerektiğini açıkça söylemiştir. Daha sonraları bu anlayış 1983 yılında Beyrut kasabı olarak meşhur olan Ariel şaron tarafından da tekrarlanmıştır.
Bugün de öyle değil mi, İsrail Parlementosu'nda dindar olmayan Yahudiler de var.
Tabii İsrail parlamentosu Betha Kneset'de, liberaller, sosyalistler keza, işçi partililer gibi Tevrat'a dahi burun kıvıran vekiller bulabilirsiniz. Ancak İsrail kurulurken, Ortodoks Yahudiler, yani haham otoritesini savunan Rabbani Yahudilik anlayışı Siyonistlerle uzlaştı. Siyonistlere dediler ki tamam seküler anlamda devleti siz yönetin ama çıkaracağınız kanunlar kesinlikle Tevrat'a (Tanah) aykırı olmasın. Evlenme, boşanma, hırsızlık, adam öldürme, mülkiyet, kimin Yahudi sayılacağı, kimin Yahudi olamayacağı, borçlar hukuku vs gibi konular elbette ki Tevrat'a göre düzenlenecektir. İşin doğrusu İsrail parlamentosu gerçekte Yahudi şeriatına açıkça aykırılık içeren bir kanun çıkaramaz. Tıpkı Amerikan kongresinin açıkça İncil'e aykırı bir yasa çıkaramayacağı gibi.
Nedir bu Arz-ı mevud konusu, hiç kimse bu anlayışı değiştiremez mi?
Tanrı Yehova tarafından İsrail oğullarına vadedilen kutsal topraklar.ortodoks Yahudilik açısından hiç kimse bu dogmayı değiştiremez. Öyle ki, parlamentoda sosyalistler de olmasına rağmen kimse bu dogmaya açıktan karşı çıkamaz. Bu aslında sosyalistlerin de işine geliyor. Çünkü din, İsrail devletinin ve halkının ilelebet yaşaması için çok önemli bir işlev görüyor.
Adalet Bakanının son açıklaması, dinin tehlike altında olduğunu mu gösteriyor?
Yahudilerde özellikle diasporada bir asimilasyon korkusu var. Dolayısıyla Yahudileri asimilasyondan kurtarabilmek için İsrail devletinin Yahudi gelenek, inanç ve sembolleri ile ilelebet yaşaması lazım. Bunu sağlamak için hem dine hem de bir düşmana ihtiyaç var ki ayakta kalabilsinler.
Bunu Torayla mı yapacaklar?
Büyük ölçüde -Torayla yapacaklar tabii. Zira Yahudiler Tora dolayısı ile millet olabilmiş bir halktır. Yahudi sosyal ve siyasal muhayyilesinin temelinde, güneyde Nil'den, yani Kahire'den, kuzeyde Türkiye'nin Van havzasına, batıda Kıbrıs'a, doğuda Irak, Kuveyt ve Ürdün'ün tamamına ve Suudi Arabistan'ın kuzey kesimine kadarki bölge en geniş sınırları ile vaat edilmiş topraklar vardır. Bu temel inanış elbette ki Yahudi devlet aygıtının orada varlığını sürdürmesi için temel bir motivasyon oluşturuyor. Bundan vazgeçemezler.
Vazgeçelim diyenler mi var ki?
Yani bir takım muhalif gruplar var. Natora Charta gibi keza hümanist ve reformist gruplar mevcut..Natorai Catrha şehrin muhafızları demek. Bunların Avusturya Viyana'da cemaatleri var. Bunlar diyorlar ki, İsrail'in kuruluşu Tevrat yasalarına aykırıdır. İsrail'in kuruluşu Tanah'a göre keza Mesih gelmeden kabul edilemez diyorlar. Amerika'da bazı hümanistik Yahudiler derler ki Tevrat'ın tanrısı ırkçı bir tanrı, Tevrat da ırkçı bir dokümandır. Mesela New York beşinci caddede bazı milliyetçi ve Siyonist Yahudiler İsrail devletinin kuruluşunu kutlarken, öbür tarafta bir kısım Yahudiler de İsrail'in kuruluşunu lanetleyebilirler. .
Yani bu muhalif akımlara karşı bir kendini koruma refleksi olarak mı algılamak lazım Adalet bakanının mesajını?
Bu mesajla İsrail'in dünyadaki Yahudileri biraz daha teyakkuz halinde tutmak istediği açık. Bu aynı zamanda savaşın tırmanacağı anlamına da gelebilir. Çünkü zaten yasalar Tevrat merkez alınarak çıkarılıyor. Yani, İsrail Adalet Bakanı gerekirse Vadedilmiş toprakların sınırlarına da dayanmak zorundayız diyor. Mesajı bu.
Dinlerarası diyalog toplantılarında farklı Yahudilik anlayışlarının birbirlerine karşı tavırları nasıl oluyor?
Ortodoks Yahudiler, reformist Yahudilere o kadar tahammül edemezler ki, onların bulunduğu toplantılara, konferanslara girmek istemezler. Mesela Hıristiyan ve Yahudi diyalogları olur, Ortodoks Yahudileri derler ki eğer reformistler oradaysa biz gelmeyiz. Yani Hıristiyanlara gösterdikleri hoşgörüyü reformistlere göstermezler. Çünkü onlara göre reformistler Yahudi geleneğini bozmakta, keza Yahudiliği protestanlaştırmaktadırlar. Onlar asla Yahudiliği temsil edemezler. Kendi aralarında böylesine çetin çekişmeleri ve tartışmaları vardır.
Arzı mevud konusunun dışında İsrail'de uyulması beklenen başka kurallar da olmalı. Herhalde resmi tatil olsa da Şabat yasağına herkes uymuyordur.
Evet Kudüs gibi yerlerde Şabat gününde asansöre binmek dahi yasaktır.Elektrik dahi kullanamazsınız. Çünkü cumartesi Tanrının dinlenme günü olduğu için Yahudilerin keza devletin bütün işleri, tabiri caizse bütün hayat durur. Tabii bütün insanlar uymuyor buna. Ortada iyice sekülerleşmiş muhalifler de var. Şimdi devlet başarabilirse muhalifleri susturma yoluna gidebilir. Geçmişte Kudüs İbrani Üniversitesi eski rektörü Judah Magnes, Benjamin Kohen gibi, günümüz de İsrael Shahak, Moredehay Vanunu, Amerikan Yahudisi Naom Chomsky gibi İsrail'in şiddet politikalarını onaylamayan akademisyen muhalifler var. Bunlar diyorlar ki İsrail devleti Yahudilere fayda vermeyi bırakın, aslında Yahudilere zarar veriyor. Hatta Yahudilerin güvenliğini tehdit ediyor.
İşin aslı İsrail parlamentosu şekli olarak Tora yasalarına bağlı olsa bile, Yahudiliği farklı yorumlayan muhalif gruplar var. Genel olarak aşırı milliyetçi Aşkinaz kökenlilerin kontrolünde olan devlet belki de şunu yapabilir, bu muhalif grupların üzerinde bir baskı kurarak devleti totliter bir anlayışla çok aşırı derecede Yahudi şeriatına ve milliyetçiliğine bağlı hale getirmeyi deneyebilir.
Tabii bu aynı zamanda bürokraside bir değişim demek olur herhalde.
Evet değişim olur ama bu gerçekte geriye dönüş olur. Bu sefer devletin seküler tarafını ve farklı düşünenleri doğrusu muhalefeti ortadan kaldırmış olurlar. Ancak İçerdeki muhalefeti tamamen susturmayı başarabileceklerini sanmıyorum. Dünya üzerinde 15 milyon Yahudi var. Yahudiler bu şeriatı monist bir karakterle daha ne kadar sertleştirilebilir ki? Ortaçağdaki gibi her şeyi Platoncu bir anlayışla denetleyen acımasız haham yasalarına geri mi döneceklerdir. Yani şeriat kurallarına uymayanları öldürecekler mi? Bunu yapabileceklerini sanmıyorum. Zira Herakleitos' un dediği gibi "her şey akar".geriye entegrist bir anlayışla dönmek çok zordur.
O zaman tehdit olarak mı kalır bu sözler?
Evet sadece bir tehdit olabilir. Bütün bunlar İsrail adalet bakanının kendi tabanını rahatlatmaya yönelik manipülasyonları olabilir. Bunu bazen bizim siyasetçiler de yapar biliyorsunuz. Öyle ki, İktidara geldikleri zamanlar bakarlar ki iş çok zor ve değişik, fakat tabanı da gücendirmemek lazım. O zaman makyevelist bir anlayışla bu tip demeçler verebilirler. Yoksa Amerika'da İsrail'in politikalarını eleştiren çok ciddi akademisyenler oldu. Bunlardan Alexandır Went ve John M. Schumer, oğul Bush döneminde Harvard Üniversitesinden atıldılar. Bu akademisyenler özet olarak dediler ki Amerika, İsrail'in dümen suyuna girmekle Amerika'nın çıkarlarını tehdit ediyor. İsrail'deki bu savaş yanlısı devleti desteklemek, sürekli onlara maddi ve askeri yardım yapmak, hem Amerika'nın hem de Yahudilerin gelecekteki ali menfaatlerine aykırıdır şeklinde çıkışta bulundular.
Sırf bunları söylediler diye mi atıldılar Harvard'tan?
Tabii. Amerika'da bir akademisyen öyle çok açıkça Amerika ile İsrail arasındaki ilişkileri eleştiremez. Bu iş Fransa gibi ülkelerde de böyledir. Roger Graudy, İsrail ile ilgili bir kitap yazdı. Mahkemelerde süründü. Fransa'da kitabını yayınlayamadı. Romanya'da bastırdı. Yani anti semitik yasalar Amerika ve Avrupa'da çok etkin. Evet tekrar konuya dönersek, mesela A.Lieberman dedi ki biz gerekirse Gazze'de nükleer silah da kullanırız. Yani İsrail'de İsrail Evim partisi mensupları gibi bölgedeki Müslümanları katletmek lazım diyenler de var. Fakat bütün bunlara rağmen, İsrail'in, bu şahin, savaş yanlısı, katı otoriter haham geleneğine teslim olacağını sanmıyorum ben. İnşallah İsrail'de sağ duyu galip gelir.
Yahudi şeriatının esaslarına dönersek....
Esasen Yahudi şeriatı, seçilmiş halk teolojisi(choosen People) üzerine bina edilmiştir. Tanrı, yani Yehova bu halkı kendisi için seçmiştir. Milletlerin (ibr.amiim) efendisi kılmıştır. Talmud yani Tevrat'ın şifahi yorum biçimine göre dini yasalar, boşanmadan evlenmeye, zinadan, giyinmeye, dualardan kurbana, yeme içmeden yürümeye, oturmaya,cinselliğe hatta banyo ritüellerine kadar her şeyi belirler.
Alkol haram mıdır helal mi?
Sarhoş olmak tavsiye edilmez kınanır ama içebilirler. Bu bağlamda İslam şeriatından da, Hıristiyan şeriatından da katı, kılı kırk yaran kuralları olan bir şeriattır Yahudilik. Yani Talmud'u okuduğunuz zaman hayrete düşersiniz. Bu Yuda ha Nasi başta olmak üzere haham otoriteleri tarafından oluşturulan bir şeriattır. Talmud öğrenim keza ıstılahi manası ile yasa demek. Ve bunun Mişna Gemera diye isimlendirilen iki bölümü vardır. Yani hayatın hiçbir alanında boşluk bırakmayan bir şeriattan bahsediyoruz. İşte bugün bu şeriat özellikle diasporada çatlamıştır. Çünkü reformistler, kısmen muhafazkarlar, hümanistler ve yeniden yapılanmacılar artık bu katı yasları kabul etmezler.
Gözlemlediğim kadarıyla, Türkiye Yahudileri dini kurallara tamamen uymasalar da, din kökenli geleneklerine bağlılar.
Tabii mesela Türkiye'deki Yahudiler de çocuk 13 yaşına geldiği zaman artık şeriatın kurallarına uymakla mükellef olduğu için Bar Mitzva töreni yaparlar. Genel olarak Şabat kurallarına uymaya çalışırlar. Yom Kipur, Purim, Pesah.Sukot gibi bayramları kutlamaya özen gösteririler. Yahudilikte evlenmek esastır. Hahamların mutlaka evli olmaları gerekir. Eskiden Yahudi kuralları çok daha katıydı. Ortaçağ'da bir bayan başını açsa ve bu şekilde dışarı çıksa bu bir boşanma nedeni olabilirdi. Türkiye'deki Yahudilerde böyle anlayış yok tabii ki. Bu görüşü belki İsrail'deki o fanatik mezhepler ve hahamlar halen savunuyor olabilirler. Yahudiler hahamlardan çok çekti Öyle ki, Ortaçağ'da bazı Hıristiyan imparatorları enteresan bir şekilde hahamlara kendi mahkemelerinde insanları yargılama, hatta idam etme yetkisi veriyorlardı. Bundan dolayı Yahudi halkı Hahamlardan son derce korkuyorlardı. Öyle ki, Siponoza gibi deve dişi bir filozof bile Yahudiliği çarpıtıyor gerekçesi ile Hahamlar tarafından aforoz edildi.
Reformistler sadece entelektüeller arasından mı çıkıyor? Bilhassa Yahudi din adamlarının arasında yeni bir Talmud oluşturma gibi bir eğilim var mı?
Tabii, reformistler sadece entelektüeller ve zenginler arasından çıkmıyor. Bunların arasında bir çok haham Mendelshon gibi düşünürler de var.
Ben daha çok, Protestanlığın kurucusu Martin Luther gibi din adamları var mı Yahudilerde onu merak ediyorum. Hani Talmut'u baştan yazmalı, Tevrat'ı başka türlü anlamalı diyen?
Yazmayı bırakın, reddediyorlar. Yazmaya gerek yok diyorlar. Yani topyekun olarak Toran'ın,Talmud'un devrinin bittiğini söylüyor adamlar. Fakat bu gruplar İsrail devlet aygıtı üzerinde etkin değillerdir.
O zaman nasıl kendisine Yahudi diyebiliyor? Madem öyle din değiştirsinler.
Zaten fanatik, Rabbinik Ortodoks Yahudiler artık bunların Yahudi olmadığını iddia ediyor. Bunlar diyorlar artık Yahudi sayılmazlar. Biz onlarla yan yana bile gelemeyiz diyorlar. Reformist Muhalifler ise kültür ve gelenek olarak bakıyor Yahudiliğe. Bu şekli ibadetlere ve katı yasalara gerek yok diyorlar. zamanın ruhunun önemine, ilericiliğe gelişmeye, değişime vurgu yapıyorlar Ne gerek var diyorlar katı Musa şeraitine. Etik, ahlak, insanlara yardım, doğru konuşma, doğru söz, yalan söylememe, yani bunları yerine getirdiğiniz zaman Yahudiliği yaşamış olursunuz diye yeni bir görüş getiriyorlar. Hatta şöyle diyorlar reformistler Ortodoks Yahudilerin aksine: Tanrı bizi seçmedi. Biz Tanrıyı seçtik.
E yalan da değil yani. Mesela biz, İslam'ın Tanrısını, yani Allah'a inanmayı seçmişiz.
Evet doğru ama bir dinin esası seçilmiş kavim dogmasına dayanıyorsa, Tanrıyı biz seçtik demek bir anlamda o dinin dışına çıkmak gibi oluyor, Ortodoks Yahudilerin buna tepki vermesi de çok doğal. O yüzden İsrail Adalet Bakanını da anlamak lazım.
Dünyadaki Yahuiler İsrail'i niçin destekliyor?
Şüphesiz bunun aidiyet duygusu gibi bir çok nedeni var. Ancak İsrail'in dünyadaki Yahudiler tarafından desteklenmesinin en önemli nedenlerinden biri de Yahudilerin asimile olma korkusudur. İsrail'in varlığı bir boyutuyla İsrail dışındaki Yahudilerin de asimile olmasını engelleyen bir işlevi yerine getiriyor.
Konuyu biraz değiştirirsek İsrail'de bir restoran, koşere uymazsa kapatılır mı?
Böyle bir durumda zaten şikayet söz konusu olur. İsrail'de restoran açıp domuz eti satamazsınız. Koşer kurallarına uygun değilse bu da tescillendirilirse uyarılırsınız en azından. Bu uyarılara dikkat etmezseniz kapatılırsınız herhalde .Tabii Telaviv ile Kudüs bir değil. Örneğin özellikle Talmud'a göre örtünmek esas olsa da Telaviv'e gittiğiniz zaman sahillerinde mini etekli, mayolu kadınlar görebilirsiniz Kudüs veya daha değişik kasabalarda, fundamentalist Yahudilerin bulunduğu yerlerde bu manzaraları görmek biraz zordur. Yani İstanbul'un Çarşambası ile Akat'ların bir olmadığı gibi.
Yahudi şeriatının İslam şeriatına çok yakın hususları var, tek Tanrı gibi, örtünme gibi, sünnet olma gibi, domuz eti yememe ve kurban kesilirken kan akıtma gibi. Buna rağmen Yahudilere karşı müthiş bir önyargı vardır. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Evet yanılmıyorsam Muhammed Hamidullah İslam Hukuku ve Talmud arasındaki benzerliği vurgulamak için bir makalesinde bizim fıkıh kitaplarımız bile Talmud'a göre dizayn edilmiştir diye yazmıştır. Örneğin bizim klasik Fıkıh kitaplarımız taharetle başlar siyasetle sona erer keza Talmud da taharot yani taharetle, temizlikle başlar, siyasetle sona erer. Hatta dizaynları bile biri birlerine çok benzer. Ancak şu andaki Müslümanların Yahudilere negatif bir tutum takınmasının en büyük nedeni aslında teolojik değil aksine Filistin, Kudüs sorunudur. Yani gerginlik dini olmaktan çok siyasidir.
Aslında kardeş çocuklarıyız biz, değil mi?
Evet en azından teoride öyle.-ancak Yahudiler Müslümanları teolojik olarak ikinci sınıfa koyarlar. Tevrat'a göre Sare, Hacer ve Ketura olmak Hz İbrahim'in üç hanımı var. Yahudiler biz İbrahim'in esas İbrani eşi Sare'nin oğlu İshak ve Yakub soyundan olduğumuz için tabiri caizse esas oğlanız derler.
Müslümanlar da İsmail'in soyundan geliyor.
Arap Müslümanlar.-İsmail'den gelir. İsmail, Hacer'in oğlu. Hacer köleydi biliyorsunuz. Dolayısıyla ikinci sınıf olarak kabul edilir. Yahudilerin kahir ekseriyeti bizlere çoğu kez Müslüman demezler, İsmaililer derler teolojik kökenli olarak küçümsemek için.Çünkü onlara göre şeriat ve seçilmişlik Sare'nin oğlu İshak'tan dolayısı ile Yakup soyundan devam eder.
Yahudiliğin anneden geldiğini biliyorum. Peki ya sonradan Yahudiliğe girilebilir mi?
Evet Kutsal kitapta keza Talmud da çocuğun çıktığı yer, yani anne önemlidir. Bir kişi annesinden başlayarak dört göbek Yahudiyse o gerçek bir Yahudi dir. Teori yasa böyledir. Ancak bir insan Talmud âlimlerine göre isterse Yahudiliğe girebilir. Fakat bunun koşulları vardır. Bir vaftiz yani arınma töreni vardır. İbranice metinlere göre Üç tane hahamın karşısında çırılçıplak soyunarak arınacaktır. Ancak İngilizce metinlerde bu ayrıntılar yoktur.
Kadınlar da mı hahamın karşısında mı soyunacak?
Erkeğin kesin soyunduğunu biliyorum ancak kadınınkini kesin hatırlamıyorum. Ancak bu onlara göre normal, zira ortada bir arınma ve yeni bir dine giriş söz konusu. Öyle ki, siz Yahudiliğe girdiğiniz zaman artık yeniden doğmuş oluyorsunuz. Yani artık sizin annenizle, babanızla, kızınızla çoluk çocuğunuzla kan bağınız sona erer. Onlarla hiçbir akrabalık bağınız kalmaz.
Yani babasından miras kalırsa artık onu alamaz mı?
Bu biraz tartışmalı bir konu. Bu yüzden bak bu işin şartları böyledir diye sana Yahudiliğe girmeyi tavsiye etmezler. Çünkü Yahudilik seçilmiş halka verilmiş bir din olduğu için aynı zamanda ulvi ve mukaddes bir görevdir. Çetin şartları vardır. Onun için herkes her kavim bunu kaldıramaz. Bundan dolayı Yahudilikte misyonerlik yok gibidir. Gerçi İbrahim Sare ve Yetro'ya atıfta bulunarak Yahudilikte de misyonerlik olduğunu iddia edenler vardır.
Yahudilikte bir ahiret inancı var mı?
Çok belirgin değil ama, Tevrat'ın doğrusu Tanah'ın Danyal ve İşaya bölümünde ahirete işaret edilir fakat fazla detaya girilmez.Yahudilik otoriteleri daha doğrusu Tanah uzmanları Babil'e sürgün döneminden sonra ahiret anlayışının Yahudilikte ortaya çıktığını iddia ederler. Ahiret olaylarının detayları daha çok sözlü yasa Talmud literatüründe bulunur.
Cennet ve cehennem diye bir kelime var mı?
Tabii bunları karşılayan İbranice kelimeler var. Zaten bizdeki cennet, cehennem kelimelerinin kökeninde Yahudi literatürü vardır. Örneğin cehennem kelimesi Yahudilikteki Cihinnom oğulları vadisi olgusundan gelir. Zaten biliyorsunuz cennet bahçe demek. Tora'ya göre Adem'i Allah cennetten, bahçeden çıkardı ya, cennet kavramı var onlarda.
Yahudilikte ahirete inanmayan mezhepler var mı?
Örneğin İsa öncesi mezhepler vardır, Ferisiler, Essensiler ve Sadukiler gibi. Sadukiler ahirete inanmazlardı. Hatta bazı düşünürlere göre denilebilir ki, sekülerizmin temelinde Batı aydınlanması değil de, bu Yahudi mezhebi Sadukiler vardır. Sadukiler mezhebi daha çok zengin ve yönetici sınıfından oluşurdu. Bunlar öldükten sonra dirilmeye inanmazlardı. Ama bugünkü Ortodoks Yahudiler kıyamete, öldükten sonra dirilmeye, cennete cehenneme inanıyorlar. Kötülerin cezalandırılacağını söylüyorlar. Ama dediğim gibi Tevrat'ta ahiret anlayışı çok fazla vurgulu değildir. Yahudiler genelde dünyayı daha çok önemserler. Gerçi biz modernler keza Müslümanlar önemsemiyor muyuz sanki!
Tevrat bize göre ne ölçüde tahrif edilmiştir, ne ölçüde sahihtir?
Kuranı Kerim açısından bakarsak, İncil ve Tevrat tahrif edilmiştir. Ama bu tahrif daha çok metinsel boyutta mı yoksa sözel, şifai gelenekte mi olmuştur tartışma konusudur. Fakat şunu bilelim ki, Kur'ân-ı Kerim İncil ve Tevrat'ın tahrif edildiğini söyledikten sonra bu metinlerin hepsini de toptan reddetmez. Aksine tasdik eder. Bunlar içerisinde bir nur olduğunu, hidayet olduğunu ve dolayısıyla mesajların temelinde Allah'ın vahiyleri olduğunu kabul eder Onları ehli Kitap olarak tanımlar. Bunu da bilmemiz lazım. Bizimkiler ne yapıyorlar total olarak reddediyorlar. Diyebiliriz ki, Müslümanların Yahudilere ve Hıristiyanlara bakışı Kuran-ı kerim'den daha katıdır maalesef. Kuran-ı kerim'in Hıristiyanlara ve Yahudilere bakışı, fert fert Müslümanların bakışından daha yumuşak, daha insancıl, daha da kuşatıcıdır. En azından Kuran-ı Kerim onları gavur diye reddetmez ve aşağılamaz. Bilakis peygamberimiz hayber Yahudilerinin ileri gelenlerinden birisinin kızı olan Safiye ile evlenmiştir. Tabii safiye validemiz İslam'ı kabul etmiştir.
Bir de Mısırlı Hıristiyan cariye Maria var değil mi?
Evet, efendimizin Maria'dan İbrahim diye bir çocuğu dahi oluyor. Konuya dönersek Yahudi ve Hıristiyanların Müslümanların hakkında çok kaba önyargıları olduğu gibi, Müslümanların da Yahudiler ve Hıristiyanlar hakkında bir takım önyargıları olduğunu kabul etmek lazım. Gavur ve tekfir edebiyatı üzerinden ne Yahudilik, ne de Hıristiyanlık anlaşılamaz. Bizim ilahiyatçıların bir kısmı da Yahudi ve Hıristiyan ilahiyatını iyi bilmezler. Kulaktan dolma bilgilerle değerlendirirler onları . Bence Türkiye'de hem Yahudi, hem Hıristiyanlık, hem de batı medeniyetini iyi anlayan ilahiyatçıların, batı bilimcilerin (occidentalist) yetişmesi lazım. Eğer diyaloga devam edeceksek ve bu toplantıların daha verimli olmasını istiyorsak bunun yapılması lazım. Aslında bilinenin aksine . Yahudilik dinlerarası diyalog tolerans, çoğulculuk bakımından Hıristiyanlıktan daha hoşgörülüdür.
Neden?
Çünkü dışlayıcı (exlusivist) katı Hıristiyanlara göre kurtuluş ancak İsa'nın Tanrı olduğuna inanmakla mümkündür. Fakat Tora'ya doğrusu Talmud'a göre Nuh'un kanunlarına uyan insanlar da Yahudi olmadan kurtuluşa erebilirler. Yani onlar da cennete gidebilirler en azından. Bundan dolayı Yahudi olmayanların Yahudi olmalarına gerek yoktur.
Peki Nuh'un Kanunları neler?
Talmud`un `Avodah zara` bölümündeki Nuh`un (as) kanunları şunlardır: Putlara tapmamak yani Allah`ı bir bilmek, Tanrı`ya küfretmemek, kan dökmemek, hırsızlık yapmamak, gayri meşru cinsel ilişki/zina yapmamak, canlı hayvanlardan koparılan et/leş yememek, adaletli davranmak.. Evet Hıristiyan kapsayıcıları (inclusivism) ve Çoğulcuları dışarıda tutarsak Yahudilik bu noktada Hıristiyanlıktan daha çoğulcudur. Sonuç olarak Ortodoks Hıristiyanlık ilahiyatının çoğulculuk noktasında Yahudilikten daha katı olduğunu söylemek mümkündür.