Nuriye AKMAN
19 Mayıs 2017
Nuriye AKMAN

İslam dünyası eski tas eski hamam gitmez

Konuk: 
Ekmeleddin İhsanoğlu

CV’sine baktığımda az daha kafayı yiyordum. Katıldığı çalışmaların, yönetiminde bulunduğu, üyesi olduğu ulusal, uluslararası kuruluşların, aldığı ödüllerin, yazdığı kitapların, makalelerin listesini yapsam, bütün sayfayı kaplar. İşkolik bir süpermenle mi karşı karşıyaydım acaba? Hayır dedi; hiç öyle bir iddiası yoktu. Hayatının farklı ortamlarda, farklı kulvarlarda geçmiş olması, başkalarının dışarıdan gördüğü çok renkli manzarayı doğurmuş olabilirdi. Yanıtları, bana göre akademisyen kökenli bir diplomatın korumacı tavrını yansıtıyordu. İslam dünyasının en büyük ve dünyanın ikinci büyük hükümetler arası kuruluşu olan İKÖ’nün seçimle gelen ilk genel sekreteri olarak çok renkli, çok iddialı bir söylem beklemem hataydı. Ama daha önce söylediği her lafı ezberlediğim için, bana verdiği yarım saati rica minnet kırk beş dakikaya çıkarmam, doygun bir teyple yanından ayrılmamı sağlamadı.

Kahire’de doğup büyümek kişiliğinizi nasıl etkiledi?

43 doğumluyum. Kahire’de Türk muhiti ve son Osmanlı nesli arasında büyüdüm. Aldığım kültür, hem Türklüğü, hem İslamlığı, hem muasırlığı dengeleyen bir terkipti. Fen tahsili gördüm. Aynı zamanda Osmanlı kültürünün kaynaklarını araştırma imkânı buldum. Bütün bunlar benim oluşmamda önemli izler bıraktı.

Babanız da hilafetin kaldırylmasına tepki gösteren pek çok insan gibi Mısır’a göçtü. Bu gönüllü sürgünlük ruhunuzda ne iz bıraktı?

Babamın hiçbir zaman siyasi bir yönü olmadı. Mısır’a gittiğinde 23 yaşındaydı. Dinî tahsil yapmak istiyordu. O zaman işte medreseler kapatıldı. İlahiyat fakültesi daha kurulmamıştı. Bu tahsile devam etmek için Kahire’ye gitmiştir. Mehmet Akif Bey ile karakterleri benzerdi. Sert mizaçlı, fikirlerinde ısrarcı, prensip sahibi iki insanın arasında nesil farkı olmasına rağmen büyük bir dostluk kuruldu.

Birlikte mi göçtüler Mısır’a?

Evet. Babam çok az konuşan bir insandı. O nesil öyleydi, diğerkam, yani başkalarını düşünen, kendilerini düşünmeyen insanlardı. Onun için babam bu şeyleri anlatmazdı. Tabii ben biraz araştırma yaptım babamla ilgili. Aktif hayattan biraz geri çekilince bunları yazacağım. Babam ulemadan olduğu için, Akif Bey’in ona çok güveni vardı. Ve Kur’an tercümesini yaparken de onunla devamlı danışırdı. Akif Bey Kahire’nin dışında bir banliyöde yaşardı ve Kahire’ye devamlı inerdi. Babamla devamlı istişarelerde bulunurmuş.

Oraya “Mısır artık benim vatanım” diye mi yerleşildi, yoksa derinlerde bir sürgün ve sıla duygusu oldu mu mayanızda?

Bir sürgün mevzubahis değil. Hür iradesiyle gitmiştir. Tabii ben gurbet diyarında doğmuş, her zaman sıla hasretini çekmiş bir insanım. Onun için tahsilimi bitirince, babam vefat etmişti, annemle vatana döndük.

Mehmet Akif’in Kur’an tercümelerinin balkonda bir leğen içinde yakılması anında bulunan dört kişiden birisiniz. 17 yaşındaydınız o zaman. Ne hissettiniz?

Bu olay da, benim içimde yarattığı hicran da, hüzün de artık tarihe mal olan bir hadisedir. Bunu ilave edecek bir şey yok. Bu anı bir daha yaşamak istemiyorum.

O Kur’an’ı tetkik etmiş miydiniz?

Hatırlamıyorum. Bazı şeyler silindi. Aradan 45 sene geçti. (NA İç ses: Çok acı çektiği belli. Okuyup okumadığını hatırlamaması mümkün değil.)

Akif’in damadı Ömer Rıza Doğul’un, o tercümeye kendi imzasını koyarak neşrettiğini söylüyor Akif’in kızı Cemile Hanım.

Zannetmiyorum. Ömer Rıza Bey’in kendi tercümesidir.

Ama yazıldı bunlar; eşi “Kocamı affetmeyeceğim” diyor.

Zannetmiyorum. O büyük bir muharrir, çok kültürlü bir insandı. Ama ben bu konunun uzmanı değilim. (NA İç ses: Polemik istemiyor. Pekiyi kitabında nasıl anlatacak?)

İslam ülkelerinin hepsi modernleşmesini tamamlayabilmiş değil. Bazıları hâlâ göçebe toplumu hayatı yaşıyor. Bazıları tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin ilk safhasında. Çoğunda mutlak monarşi düzeni var; askerî ihtilallerin ürettiği rejimler var. Şimdi bunların aynı şablona göre hareket etmelerini beklemek yanlıştır. Değişikliklerin dışarıdan zorlanma ile yapylması ters reaksiyon verir. Fakat herkes şunu anlamıştır ki, eski hamam, eski tas gidemez.

İKÖ Genel Sekreteri olarak reform vaad ettiniz; ama pakette neler olduğunu henüz öğrenemedik. İKÖ üyesi devletlerin farklı rejimleri var. Onların reformdan anladıkları sizinkiyle ne ölçüde örtüşüyor?

Reformun iki ayağı var. Bir, teşkilatın çalışma kültürünü değiştirmek. Bir de üye devletlerle müştereken üretilmesi gereken politikalar var. Teşkilatın içerisindeki değişikliği başlattım. İkinci safhası da bayramdan sonra Malezya’da başlayacak bir toplantıda ele alınacak. Daha dinamik, daha verimli, hadiselerin karşısında reaksiyoner bir pozisyonda değil, proaktif bir şekilde hadiselerin önüne geçip, bir zihniyet değişikliği yapabilmek için, her şeyden önce mevcut insan gücünü daha kalifiye bir hale getirmek lâzım. Mevcut bazı münhal olan görevler için, diğer ülkelerden yüksek seviyeli diplomatlar, uzmanlar istendi. Gelecek adayları değerlendireceğiz. Reformun ikinci ayağı, çalışmada otomasyon. Yani personelin kağıt üretmeye dönük çalışması yerine ekip çalışması anlayışını yerleştirmek ve bilgi akışını sağlamak. Teşkilatın New York, Kabil, Casablanca, İstanbul, Karaçi merkezleri arasında daha aktif koordinasyon sağlamak, sinerji yaratmak. (NA İç ses: Hımm. Demek ki İKÖ’nün yapısı çok hantalmış.)

Eski köye yeni âdet getirmek hiç kolay değildir. Sizi hangi zorlukların bekleyeceğini düşünüyorsunuz?

Doğru bir tespit. Fakat bunu yapmak lazım. Zorlukları göğüslemek lâzım.

Genel sekreter olarak sizin sonsuz bir yetkiniz yoktur herhalde.

Genel sekreterin yapabileceği çok şey vardır. Yani yetkinin limiti devletlerin siyasi iradesidir.

İstanbul bildirisinde hakimiyet alanlarına karışmamak kaydıyla, İKÖ ülkeleri reformlarda birbirlerine destek verecekler ifadesi var. Bu hakimiyet alanı anlayışı ülkelerin siyasi rejimleriyle, kültür düzeyleriyle çok derinden etkili. Nerelerde dirençle karşılaşabilirsiniz?

İslam ülkelerinin hemen hemen hepsi modernleşmesini tamamlayabilmiş devletler değildir. Bazıları hâlâ göçebe toplumu hayatı yaşıyor. Bazıları tarım toplumundan, sanayi toplumuna geçişin ilk safhasında. Çoğunda mutlak monarşi düzeni var. Çok azında meşruti monarşi var. Askerî ihtilallerin ürettiği rejimler var, tek parti rejimleri var. Şimdi bunların aynı şablona göre hareket etmelerini beklemek yanlıştır. Değişikliklerin dışarıdan zorlanma ile yapılması ters reaksiyon verir. Fakat herkes şunu anlamıştır ki, eski hamam, eski tas gidemez. Yani daha çok hürriyet, daha çok insan hakları ve halk kitlelerinin siyasi karar mekanizmalarında daha çok söz sahibi olma ve refahın paylaştırılması hedeflerine ulaşmak için değişik mekanizmalar yaratmak lazım. (NA İç ses: Bunun böyle olduğunu ben de biliyorum. Somut olarak direnç noktalarını söylemediniz! Eee diplomasi yuvarlak ister.)

Batının İslam algısının düzeltilmesinin hedeflerinizden biri olduğunu daha önce açıklamıştınız. Ondan evvel, İslam ülkelerindeki çarpık “İslam” anlayışlarının düzeltilmesini hedef almanızı beklerdim.

İslam adına yapılan aşırılıkların İslamiyetle ilgisi olmadığını ve İslam’ın orta yol olduğunu madde ile ruh arasında mânâ ile madde arasında bir denge kurduğunu belirtmek ve agresif bir din olmadığını, barış dini olduğunu, tarih boyunca başka inançları tanıyan, onlara yaşama hakkı sağlayan bir inanca sahip olduğunu ve bunun Peygamber’in zamanından başlamak suretiyle son Osmanlı dönemine kadar devam ettiğini anlatan yeni bir kitabım çıktı. Barış İçinde Yaşamanın Kültürü diye. Bu kitap geçen Aralık ayında UNESCO’da bir merasimle bütün dünyaya tanıtıldı. Bu anlayışın yaygın olmasını sağlamak için, marjinal anlayışların bütün İslam dünyasına mâl edilmemesi için elimizden gelen gayreti yapacağız. (NA İç ses: Ama ben size İslam ülkelerinin bugünkü geri, yanlış uygulamalarını sordum.)

İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, hadiselerin arkasında değil, önünde giden bir teşkilat düşlüyor.

İKÖ olarak mesela kadınların din adına ezilmesi gibi bir ajandanız var mı?

Bu ajanda yakında oluşacak. Yakında Kuala Lumpur’da Akil Kişiler Toplantısı yapılacak. Ve İslamiyette Orta Yol, Pakistan cumhurbaşkanının “aydınlanmış orta yol” adını verdiği bir program, bir hedef var. 21. yüzyılda, İslam dünyasının karşılaştığı problemlerin ele alınacağı bir toplantı olacak. Yemen’in başkenti San’ada yapılacak olan 32. Dışişleri Bakanları toplantısında da İslam dünyasındaki reform hareketleri ele alınacak. (NA İç ses: Kadın lafı yok ortada)

İslam dünyası problemlerinin ilkinin “kadın” olduğuna inanır mısınız?

Elbette. İslam dünyasının geri kalmışlığından vazgeçmesi için kadının toplumda lâyık olduğu yere gelmesi lâzım. Kadınların İslamiyet’in ilk gününden itibaren, Peygamber’in zamanında sosyal hayatta, hatta devlet hayatında da aktif rol oynadığını örnekleriyle biliyoruz. Onun için kadının sırf bir anne ve eş şeklinde, sosyal hayattan mahrum, toplumun aktif hayatındaki beklentilerinden mahrum düşünmek yanlıştır. İslamiyet’e aykırıdır.

Var mı İslam dünyasının gündeminde böyle bir şey?

Tabii genel sekreterin devletler üstü bir yetkisi yok. Bahsettiğim toplantılarda birtakım kararlar alınacaktır. İklim değişiyor. Tabii bir günde olmaz. Elbette kadının meselesinin çözümlenmesi İslam dünyasının kalkınmasının, modernleşmesinin önemli şartlarından biridir.

Neden bir kadın kongresi yapmıyorsunuz o zaman?

Önümüzdeki Şubat ayında Tahran’da bir kadın kuruluşu kadın kongresi yapacak. İKÖ de buna katılıyor. (NA İç ses: Ama İKÖ düzenlemiyor.)

Peki kaç tane kadın çalışanı var İKÖ’nün?

Artık o da benim sırrım olsun.

Yok değil mi hiç kadın?

Genel sekretaryada çalışan hanım yok. Ama Cidde dışındaki değişik ofislerde var. Bu dönemde de genel sekretaryada istenen vasıflarda aday olursa istihdam etmek şahsen isterim. (NA İç ses: Ooo. İyi eğitim görmüş ne cevher kadınlar var dünyada. İKÖ geleneklerini kırmak kolay mı bakalım?)

İKÖ’ne bağlı İslam Kalkınma Bankası’nın hacda kesilen kurbanların yoksullara dağıtılmasına yönelik iyi işleyen bir sistemi var. Bu seneki kurbanlardan tsunamizedelere ne kadarı gidecek?

Benim bunu ezbere bilmem mümkün değil. Ama hem onlara gidecektir, hem Afrika’daki başka açlara gidecektir.

İslam dünyası niye bu kadar duyarsız kaldı bu felakete?

Buna katılmıyorum. Bu yanlış ifadenin arkasında İslam ülkelerinden yapılan yardımların iyi bir şekilde dağıtılmış olmaması veya medyanın kâfi derecede bunu tanıtmamış olması var. Devletler, hükümetler, bağışlar yapmışlardır. NGO’lar yani sivil kuruluşlar, hayır kurumları doğrudan doğruya oralara yardım heyetleri göndermişlerdir. Üçüncüsü birçok ülkede kampanyalar başlatılmyışır. Ben Cidde’deyken, Suudi televizyonu kampanya başlattı. Devletin verdiği, hayır kurumlarının yaptığının dışında, Suudi televizyonu 80 milyon dolar topladı. İKÖ’ye bağlı, İslam Kalkınma Bankası 500 milyon dolar tahsis etmiştir. Bu çok büyük rakamdır. Türkiye’de yardımlar devam ediyor. Ve yakın bir zamanda çok yüksek seviyede bir heyet gidecek ve orada Endonezya makamlarıyla işbirliği yapılacak. Bunlar nedense medyada fazla yer almıyor.

35 bin felaketzede çocuğa İKÖ’nün barınak ve eğitim yardımıyapacağı açıklanmıştı. Bunlar için nerelerden yardım alıyorsunuz?

Bunu tabii hayır kurumları yapıyor. İKÖ’nün bunu yapması mümkün değil. Onun için ben buradan herkese sesleniyorum. Bu hususta yardımcı olsunlar. İslam Kalkınma BankasI’nda bir özel hesap var. Herkes en azından aylığından bir gün bu çocuklar için bağışlasın. Ve bu paralar emin ellerde. Bu çocukların geleceği için, bu çocukların yanlış tesirlerden uzak, kötü emellerden uzak kalması ve kendi vatanlarında, kendi ülkelerinde, kendi kültür muhitlerinde, kendi iklimlerinde yaşaması için.

İKÖ’nün, İslam ülkelerinde yapılan Hristiyanlık misyonerliğini ekarte etmek adına bir çalışması var mı?

Bilmiyorum. Cevap verecek bir bilgiye sahip değilim şimdi.

Tarih: 
Perşembe, 6 Şubat, 2014
Tasarım & Geliştirme Tasarım & Geliştirme | magicleaves