Yoğurt
İclal Aydın
PazarVatan
04.02.2007
Yıllar önce bir kez daha yazmıştım. En fazla on yaşındaydık. Kendimce kederli bir aşk içinde olduğum afacan bana benim istediğim gibi ilgi göstermezdi.
Yıllar önce bir kez daha yazmıştım. En fazla on yaşındaydık. Kendimce kederli bir aşk içinde olduğum afacan bana benim istediğim gibi ilgi göstermezdi. Sürekli canımı yakardı ve bu da kabul edelim ki bir çeşit ilgi gösterme biçimidir. Bir öğleden sonra, hiç umulmadık bir şey oldu ve bizim mahallenin en şişko, en terli çocuğu beni sevdiğini söyleme cüretinde bulundu. Allah'ım, nasıl sinirlenmiştim. Hiddetten çırpı boynum kıpkırmızı olmuştu. Koşa koşa eve gittim ve ne yapacağımı bilemediğimden dolapta bulduğum bir kase yoğurdu yedim.
İyi geldi.
Sonraki zamanlarda da "içim yandığında" yoğurt yemeye devam ettim.
Tabii, yaş ilerledikçe yoğurt acıyı ya da yürek hararetini gidermez oldu.
Dertleşmeye, kavga etmeye, intikam almaya, içe atmaya ya da sabretmeye yarayacak destekler ararken; iyi bir arkadaş, güzel bir kitap, fıstıklı ya da meyveli bir pasta, akıcı bir biyografi kitabı, güzel bir film, bilgisayar oyunları, tarot kartları, kahve fincanları, uzaklarda bir yerde saklı bir bahçe, ana-baba evi, kişisel gelişim kitapları, meditasyon, yoga gibi sığınaklar bulduk...
Sonra geniş zamana yayılır geçici çözümlere demir attık; Birinin giderken ardında bıraktığı közleri bir başkası küle çevirebilir sandık. Bu yüzden mangalda kül üstüne kül yığılır oldu ve günümüz insanında yeni bir ateşe mecal kalmadı...
Bu sene hiç kestane almamışım. Nergis ya da sümbül de girmemiş daha ne arabama ne de evime...
Elime bir fincan kahve alıp gözümü de daldırmamışım pencerden dışarı...
İnsan kendini kötü hissedince mi güzel şeyler yapıyor, güzel şeyler yaptıkça mı iyi hissediyor yoksa keyfi yerindeyse mi bu tür detaylarla oyalanıyor bilemiyorum...
Eskiden yoğurt yiyen ben şimdilerde kendimi kötü hissedince öylece oturup kalıyorum. Bir koltuk üzerinde dövülmüş bir et parçası gibi göründüğüme eminim o anda.
Bu tür durumlarda yapılacak en güzel şey okumak.
Sadece okumak.
K dergisi,
Brecht Günlükleri,
Anna Gavalda'nın yeni kitabı (kitabın adını özellikle yazmıyorum),
Nuriye Akman'ın son romanı Örtü...
Bir de çocuk filmleri, hatta çizgi filmler...
Çarli'nin Çikolata Fabrikası, Arabalar, Sinbad, Lion King, Barbie Rapunzel...
Lego oynamak bir de...
Bir de hiiiiiiç düşünmemek büyüdüğünü....