Nuriye AKMAN
18 Mayıs 2017
Nuriye AKMAN

Reyhan Gül - Ali değil Nuriye nazik!

Yemek yapmayı sevmese de yazarımız Nuriye Akman’ı biraz cebren biraz hileyle soktuk mutfağa. “Varlığından bihaberdim. Sizin için taktım.” dese de önlük içinde Akman, ev hanımlarına taş çıkartıyordu doğrusu. Kendine has malzemelerle pişirdiği alinazik tadılmaya değerdi. Yazarımızın kendi yemeğine verdiği puan ise 10 üzerinden 7 oldu.

Cumartesi Eki’nde bundan böyle her hafta ‘Yemek Bahane’ adlı bir köşemiz olacak. Yemeğe ilgisi olsun olmasın sanat, siyaset, spor ve edebiyat dünyasının tanıdık simalarının mutfağına konuk olup bizler için bildiği, sevdiği ve pişirmekten keyif aldığı bir yemeği yapmasını rica edeceğiz. Köşemizin ilk konuğunun kendisi olduğunu öğrenince verdiği ilk tepki “Ben yemekten ne anlarım evladım!” diyen gazetemizin köşe yazarı Nuriye Akman. İftar sofrasına konuk olduğumuz usta kalemi mutfakta önlüğünü takmış tavada patlıcanları karıştırırken buluyoruz. Yıllardır yazı yazan usta eller şimdi maharetini yemek yaparak gösteriyor.

Her ne kadar “Çocuklar yemek yapmak bana göre değil, hiç sevmiyorum!” dese de önlük içersinde yılların ev hanımı moduna çoktan girmiş bile! Önlük demişken Akman araya giriyor: “Yıllar sonra ilk defa siz geleceksiniz diye ortaya çıkarıldı bu önlük. Varlığından haberim dahi yoktu.” diyor.

Neden yemek yapmayı sevmediğini soruyoruz, “Zaman kaybı!” diyor hiç tereddüt etmeden. “Maksat karın doyurmaksa ne gerek var mutfakta saatler harcamaya! Bak şu patlıcanları közlemek bile ne kadar vaktimi aldı, ellerimin boyanması da cabası!” diye nazlı nazlı dert yanıyor. Sonrasında konuyla ilgili aldığı ilginç kararından bahsediyor:

“10 yıllık evliliğim süresince tüm özel günler aile fertlerini ağırlamakla geçti. Güzel sofralar kurayım, misafirlerimi şaşırtayım isterdim. Eşimden ayrıldıktan sonra, ‘Yeter artık, yıllarca ben yaptım başkaları yedi, şimdi başkaları yapacak ben yiyeceğim!’ dedim. Bu yüzden İstanbul’a taşındığımdan beri gerek olmadığı sürece (Allah nasip etti, bir yardımcım var, artık o yapıyor yemeklerimizi) yemek yapmıyorum.”

Muhabbet demleniyor demlenmesine lakin bir yandan da iftar vakti yaklaşıyor. Uzun süre sonra bizim için mutfağa giren Akman’a közlenmiş patlıcanla ne pişireceğini soruyoruz. Alinazik cevabıyla afallıyoruz haliyle. Oysa biz menemene de razıydık!

Alinazik yapımı son derece pratik bir yemek ama “Ben yemekten ne anlarım.” diyen yazarımız için sizce de fazla iddialı ve afilli bir tercih değil mi? Aklımızdan geçenleri okumuşçasına muzip bir edayla patlatıyor espriyi: “Yemek yapmayı bilmiyor değilim, yapmama kararı aldım, bu da böyle biline!”

Karşılıksız kalır mıyız, hemen bu yemeği en son ne zaman pişirdiğini soruyoruz. ‘5 yıl önce sanırım.’ deyince sofradaki kahvaltılıklar ilişiyor gözümüze. Foto muhabirimizle göz göze geliyor ve sanki ikimiz de aynı şeyi geçiriyoruz içimizden. “Kahvaltı ve çay, daha n’olsun?” Akman’ın dediği gibi amaç karnımız doysundu değil mi? Önceden hazırladığı patlıcanları soğuduğu gerekçesiyle bir tavaya alıyorken kendi kendine konuşuyor: “İnşallah bu patlıcanlar gibi közlenmeyiz ahirette. Yakmazsın değil mi Allah’ım yakmazsın!”

‘Zor iş, zaman kaybı!’ demesine bakmayın yemeği yaparkenki pratik hareketleri benim diyen aşçılara taş çıkartıyor. Bir yandan alinaziği hazırlıyor diğer yandan çorbayı ısıtıyor. Çay suyunu ateşe koymayı da ihmal etmiyor. Yemek pişiyor, sunum için tabağı itinayla hazırlıyor. “Her cemal ve kemal sahibi kendi güzelliğini görmek ve göstermek ister.” diye boşuna dememiş Üstad! Servis ederken “Bakalım beğenecek misiniz, niyetli olduğum için tuzu, yağı nasıldır bilmiyorum?” demeyi ihmal etmiyor. Ama zaman intikam zamanı. Yıllarca röportaj yaptığı kişileri sorularıyla köşeye sıkıştıran Akman’ı eleştirme zamanı!

Sofraya oturmamızla ezan okunuyor. Kaşar rendeli mercimek çorbası, alinazik, çeşit çeşit iftariyelikler ve taze fasulye salatası. ‘Allah’ım olmayanlara da ver.’ duasıyla açıyoruz orucumuzu. Salatayı servis ederken, “Biliyor musunuz çocuklar bu salatayı ilk defa yaptım, daha doğrusu uydurdum.” diyor. Tarif almamak ayıp olur. “Fasulyeleri iyice haşladım sonra püremsi hale getirdim. İçine yoğurt, mayonez ve ceviz ekledim.” Öylesine iştahlı ve heyecanla anlatınca daha fazla dayanamıyor bakıyoruz tadına. Bir yandan yemeğimizi yiyor, bir yandan muhabbet ediyoruz. Konu bu sene Ramazan’ı nasıl geçirdiğine geliyor: “Muhteşem! Normalde ağır hastalar gibi olurdum. Elhamdülillah, bu sene başım bile ağrımadı. Ramazan öncesi ilk defa ‘Allah’ım n’olur kolaylaştır.’ diye dua ettim. Onun hikmeti galiba.”

Herkesin çok sevdiği bir yemek vardır düşüncesiyle favorisini soruyoruz: “Özel bir şey aramam.” cevabını alınca ‘yaşamak için yiyen’ birine sorulmaması gereken bir soru sorduğumuzu fark ediyoruz. Yine dayanamıyor “Arada sarma, börek, mantı da mı çekmez canınız?” diyoruz. “Bunlar hakikaten çok zaman alan yemekler. Harcadığın zamana yazık! Bana temiz olsun, helal olsun, karnım doysun yeter!” diyor ve ekliyor: “Canım çektiğinde anneme gidiyorum. Bana göre yapımı zor bu tarz yemekler annelerde yenir” diyerek kahkahayla cevaplıyor.

İftar sofrasının olmazsa olmazı çay faslına geçiyoruz. Bir arkadaşı vesilesiyle denediği ve deyim yerindeyse tutkunu olduğu karamelli çayından ikram ediyor bize. Akman’ın muhabbetinin hoşluğundan mıdır bilinmez bize şeker şerbet gibi geliyor bu çay. Çay sonrası tarafsız olacağından şüphe duymadığımız için kendi yaptığı yemeğe puan vermesini istiyoruz: “Eh, fena değil! 10 üzerinden 7 diyor.” Değerlendirme yapmak haddimiz olmasa da bize göre yemekleri de misafirperverliği de 10 üzerinden 10’u hak ediyor. Hoş sohbetinin ise tadı tarifsiz!

Nuriye Akman’dan alinazik tarifi

Alinazik, elinazik, alanazik gibi farklı isimler alan bu yemeğin yapılışı da yöreden yöreye kişiden kişiye değişiyor. Nuriye Akman orijinal tarifinden farklı olarak tereyağ yerine zeytinyağı kullandığı, içine dolma ve antepfıstığı eklediği için, “Bu yemek alinazik olmaktan çıktı Nuriye nazik oldu.” diye adlandırıyor yemeğini. İşte Nuriye Akman usulü alinaziğin tarifi: Malzemeler: 6 adet patlıcan, 250 gr kıyma, 2 adet soğan, bir paket dolmalık fıstık, bir miktar antepfıstığı, 2-3 diş sarımsak, bir tabak süzme ve normal yoğurt, zeytinyağı (Malzemeler kişi sayısına göre artırılıp azaltılabilir.) Yapılışı: Közlenmiş patlıcan doğrandıktan sonra bir miktar zeytinyağı ile kavrulur. Daha sonra yoğurtla buluşturulur. Servis tabağına alınan patlıcanın üzerine soğan, sarımsak, dolmalık fıstık ve tuz eklenerek kavrulmuş kıyma konulur. En son dövülmüş antepfıstığı, maydanoz ve dere otuyla süslenerek servis edilir.

Mecra: 
Gazete
Tarih: 
13 Tem 2013
Tasarım & Geliştirme Tasarım & Geliştirme | magicleaves