Nuriye AKMAN
18 Mayıs 2017
Nuriye AKMAN

Ramazan'ın köpük hali

Ramazan’da hava ne denli sıcak olursa olsun kimi hanelere tatlı bir serinlik iniyor, kimileriyse âlemi yakıp kavurmakta daha da azgınlaşıyor. Birinci grubun iyicil varlığı haberlere konu olmazken, ikinci grubun şiddete tapan halleri çeşitli mecralarda yorumlana yorumlana çoğalıp kötücül etkisini her köşe bucağa bulaştırıyor.

Kamuoyundan uzak sahnelerde, sükuneti hal edinenler dünyayı köpükmüş gibi görüyorlar. Yaşanan anlar, dalgaların tepesinde beyaz titrek bir taç olarak beliriyor ve iki nefes alıp denize karışıyor yeniden. Gelip geçmekte olduklarını biliyor bu insanlar, köpükleri sönünce geride yalnız denizin kaldığını…

Bu varlıktan yokluğa doğru hızlı geçiş algısı orucun en büyük ikramiyesi. Sadece maddiyatlarıyla değil maneviyatlarıyla da oruçta kalabilenler için hayatın akışı yavaşlarken önem verilen şeyler listesine gölge düşüyor. Görünen benlik, saklı hazinelerine doğru çekildiğinde oyunculuk rolü talileşiyor, seyircilik öne çıkıyor.

Seyircilik bir iç dünya cenneti, dışarıya karşı oyuncuymuş gibi yapmaya, olaylara müdahil olmaya, insanlara laf yetiştirmeye devam ediyorlar. Fakat bu kez çabalarının beyhudeliğinin bilincindeler. “İyi ki böyle, yoksa aklımızla zehirlenmekten kurtulamazdık” duygusu var içlerinde.

Misal, Arda Turan İspanya maçından sonra yuhalanmayı kaldıramayıp her zamanki gibi haksızlığa uğradığı mesajları verdi ya. Spor, magazin ve reklam dünyasının biricik yıldızı, aynı zamanda jestleri ve beyanatlarıyla siyaset arenasında da parlamak isteyen Ardacık, keşke şanıyla büyülenmeseydi, biraz daha az konuşsaydı ve protestoları, dünya çapında bir şovun doğal sonucu olarak karşılasaydı demeye hazırlanırken bahse konu olan insanlar birden frene basıp susuyorlar. Ne Arda ne de fanatikler köpük olduklarını bilmiyorlar ki…

Türk Ramazanlarının eskimeyen klasiği oruçsuzlara sözlü ve fiziksel saldırı sahnelerine gelelim. Kendilerine varlık atfedip âleme nizam vermeye çalışanları islah etmek mümkün mü? Köpükgiller kötülüğü yeryüzünden kovamayacaklarını buna mukabil kendi eksiklerini tamamlayarak iyiliği çoğaltabileceklerini düşünüyorlar. Hayatı bu sorumlulukla yaşıyorlar.

Gönlü serin olanlar, dalaşan politikacıların birine “haklısın”, diğerine “haksızsın” diyebiliyorlar tabii ama bu fikirlerinde iddiacı olmuyorlar. Çünkü hiçbir kamera denizin tüm dalgalarını çekemez. Köpüğün biri yanar diğeri söner, hızlarına yetişilemez. Madem yargılarında yüzde yüz isabet tutturmaları mümkün değil, canları yanarken bile “bu da geçer yahu” fazına geçiyorlar. Artık Taksim’e dikilecek camiye, Gezi’ye yapılacak kışlaya, AKM’nin yerine opera binası inşasına karşı çıksalar ne olur, alkışlasalar ne olur noktasındalar.

Hayretten hayrete koşulacak öyle incileri var ki bu dünyanın. Misal, Yunus Emre’nin şu dizeleri:

“Hak bir gevher yarattı kendi kudretinden / Nazar kıldı gevhere eridi heybetinden. / Yedi deniz yarattı ol gevher damlasından / Dağları muhkem kıldı ol deniz köpüğünden.”
 

Tarih: 
21 Haziran 2016
Tasarım & Geliştirme Tasarım & Geliştirme | magicleaves