Nuriye AKMAN
18 Mayıs 2017
Nuriye AKMAN

Murat Tokay - Nuriye Akman 'Kim'i yazdı

Nuriye Akman'ın üçüncü romanı Kim yayımlandı. Akman, Kim'de bir yazarın varlığına anlam bulma mücadelesini anlatıyor.

İnsana 'ben' dedirten bütün etiketleri sorguluyor. Akman'la, Kim'i ve romancılığını konuştuk.

Bir önceki romanınız Örtü'de "Mümkün olduğu kadar sıfatlardan arınmak lâzım" diyen bir ses vardı. Sanki bu ses Kim'de devam ediyor. Bir devam romanı mı Kim?

Bir kitabın ne kadar okuru varsa o kadar da yorumu vardır. Siz böyle düşünüyorsanız buna hayır demem. Ama illa da devam romanı olsun diye bir çaba içinde olmadım. Kalbine ne geliyorsa onun peşine düşüyorsun. Son yıllarda beni en fazla meşgul eden temalardı bunlar.

Neden?
Çünkü gazeteci olarak gereğinden fazla fiziksel dünyayla haşır neşiriz. Hep başkalarının hayatlarını izliyoruz. Görünen dünyanın görünmeyen yüzü var bir de. Hakikat var. Haliyle biz kimiz? Hakikatimizin ne kadar farkındayız diye sancılanıyorsunuz. Bu sancı, insana dünyanın saçmalıklarından bir tür korunma duygusu da veriyor. Kimse bu dünyada kalıcı değil. Gitmeden evvel hiç değilse kim olduğumuzu öğrenelim istiyorum.

Roman yazmak sizin için "kim olduğunuzu öğrenme" çabası mı?

Roman yazıyorum çünkü benden neler çıkacak diye merak ediyorum. Gazetecilerin beyni çöp kutusu gibidir. O çöpleri eşeleyip kıymetli bir
parça çıkacak mı diye arıyorum. Arayışıma insanları ortak ediyorum. Belki onlar da kendi çöplerini eşeler de bir şeyler bulurlar.

Siz uzun yıllardır gazetecilik yapıyorsunuz. Bir şekilde yazıyla kendinizi ifade edebilme alanınız var. Roman yazmaya sizi sevk
eden neydi?

Gazetede, televizyonda yaptıklarınız sizi bir yere götürmüyor. Hayatla ilgili derinleştirmiyor. Hep birbirinin tekrarı olaylar. Otuz yıldır gazetecilik yapınca insan bunu daha yoğun hissediyor. Uçup gidiyor bütün sözler, sorular. Hakikati ıskalıyorsunuz. Asıl sözü edemiyorsunuz, asıl soruyu soramıyorsunuz bir türlü, zaman kalmıyor olayların ve insanların peşinden koşmaktan. İçiniz kaynayan bir kazan... İçeride ne olup bitiyor anlamak için başka bir dile ihtiyacınız var. Orada da edebiyat imdadınıza yetişiyor. Ben ne düzeydeyim, manevi gelişimim ne aşamada? Dünya beni tarumar mı etmiş? Ben kendimi görmek istiyorum.

Peki ne görüyorsunuz?

Ne gördüğümü ben kendime bile söyleyemem ki sana söyleyeyim. Çünkü söylesem bilirim ki orada da ben vehmi devam eder ve kendime iltimas geçerim. Onun için susmak lazım. Nasılsa yaratıcın görüyor seni, arayışına şahit olsun yeter.

Geçmiş söyleşilerinizden biliyoruz ki 'Nefes' de, 'Örtü' de ismiyle gelen kitaplar oldu. Bu romanda peşine düştüğünüz kelime neydi?

Ben kelimesinin peşine düşmüştüm. Konuşmalarımızda en fazla kullandığımız ama en az açıklayıcı kelime ben. Hem birçok 'ben'ler var. Hem de insanın ismi, yapıp ettikleri, fiilleri, sıfatları 'ben'i anlatmaya yeter mi sorusu var?

Ben kelimesinin içinize düşmesi ve yeşermesinin bir hikâyesi var mı?

Kendinden çok emin bir adam canlandı gözümde. Kendine âşık, kibirli bir adam. Yazarlarla yaptığım röportajlarda buna çok tanık oldum. O biriktirdiğim sahnelerden Aydın Aytaç karakteri çıktı işte. İskambil kâğıtlarından bir benlik inşası. İnsanların kendilerine bu kadar çok inanmalarına hayret ediyorum. Ben yaptım, ben ettim, ben kazandım ya da tersi kaybettim demelerine şaşırıyorum. Yani bize ait olduğunu zannettiğimiz şeylerin aslında hiçbirinin bize ait olmadığını, birer kostüm ya da maske taşıdığımızı hissediyorum. Aslımızın çok daha güzel olduğunu, bu dünyadaki görünen halimizin onun yanında bir hiç olduğunu düşünüyorum. Kendi iskambil kâğıtlarım da yıkılsın istiyorum tabii.

Kitabın ismi nasıl Kim oldu?

Aslında ben diye başladım. Kitabın adı ben olacaktı. Ama öyle olmadı. Roman içinde "ben" kendini yazdı. Roman kahramanı yazarın kitabının ismi oldu. Mecburen 'Bu ben kimdir?' demek zorunda kaldım.

Yazıyorum diye böbürlenmem

Kitabın kahramanı için yazmak vazgeçilmez bir şey. "Bir gün yazamaz hale gelirsem, ölüm ilanımı veririm" diyor. Sizin için yazmak ölüm kalım meselesi mi?

Böyle cümleleri röportajlarda çok duydum. Yazmasam ölürüm. Yazarak var oluyorum gibi. Tabii ki yazmadan da var olursun. Ben yazmasam ölmem. Fakat Allah insanların mayasına birtakım beceriler yükleyerek gönderiyor dünyaya. Bana da bu düşmüş. Yazıyorum diye böbürlenemem.

İyi bir roman okuru musunuz?

Zannederim. Eskiden daha hoşgörülüydüm kitaplara. Artık üslup konusunda daha seçiciyim. İlk on sayfada beni sarmıyorsa devam edemiyorum. Eleştirel gözle okuyorum. Sahici metinler bulmak zorlaştı. Hayat çok kısa, öyle abur cuburla doldurmamak lazım zihnimizi. Eskiden okuduğum klasikleri bir kere daha okumak istiyorum.

Romanın başkişisi yazar "Ne yazdıysam onu yaşadım. Yazarak yaşadım" diyor. Siz romanda ne kadarıyla varsınız?

Onu bilmiyorum. Onu bir psikiyatrın beni terapiye alıp çıkarması lazım. Fakat bütün romancılar romanın her yerinde vardır. Bence herkes kendini yazar. Başkalarını gösterir, başka kostümler giydirir, kendini parçalara böler, kahramanlarına makyaj yapar, fakat aslında kendini yazar. Çok dikkatli okunursa bütün olayların perde arkasında yazar vardır. Bu biraz da gözü açık rüya görmek gibi bir şey.

Kim'de siz var mısınız, yok musunuz?

Açıkça bana dair somut hiçbir bilgi kırıntısı yok. Özgeçmişime, yaşantıma dair hiçbir şey yok. Ama bu, kitapta benim olmadığımı da göstermez. Sonuçta altına imza atmak zorundasın. Keşke hiçbir romancı kitabının altına imza koymasa.

Niçin?

Bunu ben inşa ettim demek bence imkânsız. Çünkü bütün bir tarih vardır arkasında. Okuduklarınız, temas ettikleriniz, gördükleriniz... Keşke altına imza atmayabilsek eserlerimizin. Sadece roman için söylemiyorum. Keşke kimse yaptığı iyi işlere imza atmasa. Sadece kötülüklerini sahiplense. O zaman ben vehminden bir ölçüde kurtulmuş olurduk.

Romancı diye anılmaya başlamak nefsi okşayan bir şey mi?

Romancı, gazeteci diye anılmak umurumda değil. Nasıl anılırsam anılayım. Dürüst denilsin, elinden geleni yapıyor, samimi denilsin o bana yeter. Muhabbetim bilinsin yeter. Romancı olacaksın da ne olacak? Daha fazla mı mutlu olacaksın? Hayır, ancak hakikat huzura kavuşturur insanı. Hakikatin bize teslim edileceği o ana hazırlık yapabilirsin ancak. Tabii ki maişetimizi kazanmak zorundayız. Karnımızı doyurmak, faturalarımızı ödemek için çalışıyoruz. Onları yaparken de zihnimiz çok yoruluyor. Bir zihin ancak başka bir iş yapılırken dinlenir. Gazeteciliğin yorduğu zihnimi roman yazarak dinlendiriyorum. Bu kadar basit. Abartacak bir durum yok.

Nasıl dinleniyor?

Başka bir dili konuşarak. Hayal dünyanda gezinerek. Ben eğlenme özürlüyüm. Eğlenerek dinlenemem ben, çalışarak dinlenirim.

Egonun en şişkin olduğu mesleklerden biri yazarlık. Siz nasıl baş ediyorsunuz egoyla, benlikle?

Mücadele vermeye çalışıyorum. Bazen "röportaj ustası" diyorlar. Çok ayıp laflar bunlar, hiç kimse bir şeyin ustası olamaz. Bilgi o kadar sonsuz bir şey ki. Sen o sonsuzluğun neresindesin? İnsansın. Sınırlısın. Sınırlılığını bilerek yaşamak var bir de bilmeden yaşamak var. Seç birini. Kendimi bu konuda kontrol etmeye gayret ediyorum. Beni yerden yere vuracak ya da uçuracak büyük bir şöhretim yok. İşimi yapıp geri çekilmeye çalışıyorum. İnsan başkalarını merak ederken harcadığı enerjiyi kendisine döndürürse çok daha faydalı olur diye düşünüyorum. İnsan tecessüsü kendine yöneltmeli, başkasına değil.

Roman bittiğinde bir rahatlama, bir huzura erme duygusu yaşar mısınız?

Hayır olmuyor. Bir şükran duygusu oluyor başlangıçta. Çok şükür bitirdim diyorsunuz. Fakat hikâyemi karşı tarafa ne kadar doğru aktarabildim diye düşünüyorsunuz. Bir endişe yaşıyorsunuz.

***

Twitter'da asla olmam!

Sosyal medyada yoksunuz. Mesela Twitter'da...

Bir arkadaşım Facebook'a zorla üye yapmıştı. Çok zaman alan bir şey. Hemen ayrıldım. Sosyal ağlarda yokum. Çünkü benim kimseye ifşa edecek, kimseye bildirecek kıymetli bir bilgim yok. Yaptığım işler gazetede, televizyonda, kitaplarda zaten görünüyor. "Ben buradayım, şunu yapıyorum" demek, takipçileriyle övünmek saçma geliyor bana.

***

Ben, sen, O...

 

Nuriye Akman, romanında yıllarca biriktirdiklerini 'Ben' adıyle kaleme alan bir yazarın başından geçenlerin sonradan nasıl önce Sen'e sonra O'na ulaşmasının mistik öyküsünü anlatıyor. Romanın kahramanı Aydın Aytaç ünlü bir yazar.

30 yılda 30 kitap yazan yazarın son kitabının adı Ben'dir. Ben, yazarın kendini okurlarına açtığı kitap olduğu kadar övündüğü egosunu da gözler önüne serer. Aytaç kitabının son düzeltilerini yapmak üzere sakin bir sahil kasabasına gider, pansiyona yerleşir ve birine aşık olur. Kendini çıkılmaz bir labirentin içinde bulan yazar benliğinin adım adım çöküşüne tanıklık eder. 'Kim' beni eriten, seni gören ve O'na ulaşan insan üzerine bir roman.

Mecra: 
Gazete
Tarih: 
16 Nis 2011
Kaynak: 
Zaman Gazetesi
Tasarım & Geliştirme Tasarım & Geliştirme | magicleaves