Nuriye AKMAN
18 Mayıs 2017
Nuriye AKMAN

Mehmet Öztunç - O kadim soru: Ben kimim?

Nuriye Akman, yeni romanı Kim’de ilk insandan bu yana varoluşumuzun temeli olan o kadim sorunun izini sürüyor: Ben kimim? Kitap, modern insanın kaotik savruluşunu, insanın karşısındaki yolların çokluğunu anlatıyor.

KİM, NURİYE AKMAN, DOĞAN KİTAP, 264 SAYFA, 16 TL

Roman, doğası gereği mahrem olana odaklanır, mahrem olanı faş eder. Daha fazlası, daha neti için insanların sürekli kışkırtıldığı bu görme çağında roman, okurunun okuma ihtiyacı kadar görme ihtiyacını da karşılıyor. Belki de diğer yazınsal türlerin görsel iletişim araçları karşısında yaşadıkları gerilemeyi ya da mağlubiyeti romanın hâlâ yaşamıyor oluşunun sebebi, günümüzde handiyse bir görsel iletişim nesnesi biçiminde tasarlanması, pazarlanması, sunulmasıdır. Romanın yükselişine koşut olarak edebiyatın ölümü üzerine üretilen kehanetlerin artması da romandaki yükselişin edebiyata birebir karşılık gelmemesiyle ilgilidir. Adorno, denemenin Almanya’da karşılaştığı dirençle ilgili olarak şu çarpıcı saptamayı yapar: “Almanya’da bir dirençle karşılaşmaktadır deneme, çünkü tinin özgürlüğünü çağrıştırmaktadır.” Adorno’nun cümlesinden yola çıkarsak yazınsal türlerle zamanın ruhu arasında çok sıkı bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Romanın dünyanın her yerinde Batılılaşmaya yaptığı aracılık onu aynı zamanda “misyoner bir tür” kılmıştır. Milan Kundera’nın Roman Sanatı’nda ifade ettiği gibi: “Roman Avrupa’nın eseridir; keşiflerini farklı dillerde yapmış olsa da, bütün bir Avrupa’ya aittir.” Romanın kökenine duyduğu bu sadakat, onun Batılılaşmanın hızına ve genişliğine koşut bir biçimde etkinliğini sürdürmesine olanak sağlamıştır.

Bir maske olarak sanat
Nuriye Akman’ın Kim adlı romanını okurken Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi, Lermontov’un Çağımızın Bir Kahramanı ve Saramago’nun Körlük romanlarıyla Truman Şov adlı film arasında gidip geldim. Kim’in başkahramanı Aydın Aytaç, insana ve aşka bakışıyla Lermontov’un Peçorin’i gibidir. O da tıpkı Peçorin gibi aşkta ve diğer bütün ilişkilerde dizginler kendi elinde olduğu sürece bu ilişkilere izin veren, fakat kontrolü kaybettiğini anladığı andan itibaren aşka sırtını dönen bir kahramandır. Aytaç, aşktan, bağlanmaktan aşk acısı çekemeyecek kadar ürken bir adamdır. Yıllar önceki sevgilisi Canan, kendi rızası olmadan hamile kalınca sevgilisini terk eder; ama yıllar sonra karşısına çıkan Güler adlı kızın kendi kızı olduğunu görünce aşkla olduğu kadar kendisiyle de yüzleşir. Aydın Aytaç’ın sanata bakışı ise tıpkı Dorian Gray’inki gibidir. Sanat, ona göre bir maske ve gizlenme aracıdır. Sanatçı ancak kendisini sanatının gerisinde tutar ve gizlerse başarılı olabilir. Güzelliğini, çirkinliğini, heyecanlarını, tutkularını ancak sanatına vererek kendini koruyabilir. Aytaç’a sanatın arkasına saklanma fikrini en yakın dostu Hakan önerir. Yıllar önce yazdığı ilk romanı okuyan Hakan, arkadaşındaki yazarlık yetisi karşısında adeta büyülenir ve ona köpekbalığı gibi yaşamasını söyler, “Köpekbalığı kral hayvandır. (…) Bir kere, kaybettiği dişinin yerine hemen yenisini çıkaran başka bir hayvan bilmiyorum.” der. Aydın Aytaç kendini “müstear yaşamaya” ve kitaplara o kadar kaptırmıştır ki, hayat ile sanat arasındaki çizgiyi adeta kaybetmiştir. Hayatı bir kitap malzemesi olarak gören Aydın Aytaç zaman zaman da hayattaki sahnelere romanlarından parçalar ekleyerek hayatı bir kitap-hayat kolajı gibi yaşar.

Kitap ilk insandan bu yana varoluşumuzun temeli olan o kadim sorunun izinden gidiyor: Ben kimim? Benlik algımızı belirleyen, bütün bir hayata bakışımızı değiştiren o temel soru bizi biçimlendirmeye devam ediyor. Aytaç kendi varlık evinin puslu camından insanı ve dünyayı en doğru biçimde tarttığına inanarak yaşarken, “Ben” romanından sonra karşısına çıkan Hikmet’le konforu sarsılır. Aytaç’ın Delice kasabasında yaşadığı bulaşıcı hastalık Saramago’nun Körlük romanındaki ideolojik körlüğe benziyor. Çünkü oyunun parçası olan bu hastalık Aydın’a yeni bir kişiliğin kapısını aralıyor. Hikmet’in, Aytaç’ın etrafına ördüğü ağ da Truman Şov’daki o sanal ortamı çağrıştırıyor.

Modern insanın savruluşu
“Ben” romanıyla kendisini “Sen” romanı ile de sevgilisi Suat’ı –dolayısıyla diğerlerini- tanımaya, tanıtmaya çalışan Aytaç’ın varlık düğümleri O’nu fark etmesiyle çözülür. Kalbinin düğümleri çözülen Aytaç, O’nun gölgesi olduğunu fark etmesiyle bırakıp, ezip geçtiği insanlara, kendisine döner. Üzerinde durduğu toprağı hak etmeye çalışır.

Nuriye Akman sıkıcı, karamsar bir ressam romanı olmaya çok müsait bir anlatım aksı üzerine kurduğu romandan Aydın Aytaç’ın kitaplarından yaptığı alıntılar ve oldukça dinamik, çarpıcı diyaloglarla heyecanlı bir metin kotarmış. Akman, hayat-sanat arasındaki çizgiyi kaybetmiş bir kahramanı anlattığı romanında okuruna roman okuduğu hissini fazlasıyla veriyor. Roman ilerledikçe kahramanın kişiliğine koşut biçimde Akman’ın, kitapları arasında kaybolmuş adamın hikâyesinin atmosferini hayattan çok kitap içinde kalarak oldukça başarılı bir biçimde anlattığını görüyoruz. Kitap, modern insanın kaotik savruluşunu insanın karşısında duran yolların çokluğunu görerek anlatıyor. Bu çokrenkliliğiyle de oldukça özgün bir kompozisyon sunuyor okura. Metnin rahminde sakladığı anlamlar uzun süre okurun kafasını kurcalayacak gibi.

Mecra: 
Gazete
Tarih: 
8 May 2011
Kaynak: 
Zaman - Kitap Zamanı
Tasarım & Geliştirme Tasarım & Geliştirme | magicleaves