[Sedat Kapanoğlu] - 'Herif' demek suç, 'Allah belanı versin' demek serbest
Nuriye Akman
Geçenlerde Fatih Altaylı'nın size açtığı dava sonuçlandı. Mahkemeden evvel demişti ki "O yazdığınız bütün hakaretleri size yedireceğim." Mahkemeyi kazandığına göre o hakaretleri yemiş mi oldunuz şimdi?
Bize Fatih Altaylı'dan gelen talep, onun hakkındaki 400 küsur girişin (entry) tümden çıkarılmasıydı. Biz o şikâyet sonucu bir iki tane girişi sakıncalı bulduk ve çıkardık. Geri kalanını reddettik. Mesela bir insana herif diye hitap etmek, Yargıtay kararı sebebiyle mahkemede başınıza dert açabilecekken, bir insana beddua etmek, Allah belanı versin demek, yasal anlamda hiçbir sakıncası olmayan bir şey. Bu iki ana noktada biz Yargıtay'ın ne kararları var, neler sakıncalı olabilir şeklinde kararlar veriyoruz. Karalama amaçlı yazılmış bir girişin içinde tek kelime hakaret dahi olmayabilir.
Fatih Altaylı başvurmasaydı mahkemeye o girdiler daha orada kalacaktı. Demek ki, siz yine de yasaların izin vermediği şekilde pek çok girdinin orada bulunmasına müsaade ediyorsunuz...
Hayır etmiyoruz.
Ama kendiliğinden kaldırmadın, mahkeme zoruyla kaldırdın...
Ben o zaman mahkeme zoruyla kaldırdıklarımızı söyleyeyim. Bizim kendi çıkardıklarımız, kendi sakıncalı bulduklarımız iki giriş. Mahkemenin sakıncalı gördükleri doksan yedi giriş. Dört yüz küsur girişten doksan yedisi. Ama o sakıncalı bulunan girişlerin çoğu Fatih Altaylı'nın kendi sözlerinden alıntılar. Yani bir seyirciye canlı yayında geri zekâlı diye hitap etmesinin yazıldığı ya da bize hitaben, sözlüğe hitaben pislik yuvası, benzer hakaretamiz ifadelerin bulunduğu, Fatih Altaylı tırnak içinde böyle demiş, yazan girişleri mahkeme sakıncalı buldu.
Hiç mi altında yorum yok? Sadece onları mı çıkarttınız?
Altında yorumlar var ama yorumlarda ağır hiçbir cümle yok. Sadece böyle diyor. Onların anneleri, babaları belli değil, Fatih Altaylı bize hitaben böyle diyor. Biz hâkimin keçeli kalemle belgeler üzerindeki işaretlemelerden anlıyoruz nelerin sakıncalı olduğunu. Yüzde yüzü böyle değil. Ama çoğunluğu böyle. Fatih Altaylı'dan yapılan alıntılar sakıncalı bulunuyor. Burada bizi aslında mahkemelerin bu konuda yeterince internet konusunda hassas davranmadığı ya da içeriği yeterince dikkatli incelemediği sonucuna ulaştırıyor. O yüzden hani mahkemenin sakıncalı bulduğu şey hukuken sakıncalıdır da diyemiyoruz. Bir hakim orada kendi kişisel kanaatini kullanarak sakıncalı bulmuş ama ben Fatih Altaylı'nın kendi sözlerinin alıntılanmasının hiçbir sakıncasını göremiyorum. Alenileşmiş sözler bunlar. Fatih Altaylı'nın meclis içinde, arkadaş çevresinde söylediği sözler değil.
Bu olayın başka davaları da tetikleyeceği gibi bir korkunuz var mı? Yoksa keşke daha çok davalar açılsa, kendimizden daha çok söz ederiz. Bu bizim PR stratejimizin bir parçası mı dersiniz?
Ben açıkçası hukuki yolları takip etmeyi yanlış bulmuyorum. Ama yasalarımız ve hâkimlerimizin eğitim durumu bu konuda gayet sıkıntılı. Ben ofisimi bir hukuk bürosu ile paylaşmak zorundayım. Bu bir gereklilik olmamalı benim yasalara uygun işleyen bir web sitesi olarak.
Her işyerinin bir hukuk bürosu vardır. Medyada gazetelerin, bütün sitelerin...
İşte buna gerek olmaması gerekir. Bunun çok basit iki temel sebebi var. Ben gelen şikâyetleri değerlendirecek ufak bir ekip de çalıştırabilirdim. Ama şöyle bir takip ihtiyacımız doğuyor. Bize haber verilmeden, tebligat zorunluluğu olmadan mahkûm edilebiliyoruz. Dolayısıyla benim sürekli davalarla ilgili gelişmeleri aktif olarak takip eden bu konuda uzman bir ekibe ihtiyacım var. Hâlbuki uzman bir ekibe ihtiyacımın olmaması gerekirdi.
Bunun daha kolay bir yolu var. Elinize küçük delikli bir süzgeç alırsınız ve kalp kırıklıklarına yol açacak, bütün entrey'leri elersiniz. Süzgecin üstünde kalanları silersiniz. Sizin süzgecinizin delikleri epeyce büyük...
Bizim süzgecimiz yok aslında.
Bir süzgeç edinin. Bu çatışmalar da bitsin işte...
Ben bir süzgeç edinirsem konvansiyonel medyadan hiçbir farkım kalmaz. Klasik medya zaten bir merkezî süzgeç üzerine kurulu. Ben bu süzgeçsiz yapının çok daha zenginleştirici bir yapısı olduğunu düşünüyorum. Ne zaman ki süzgeç koyuyorsunuz, belli bir yöne yönlendirme yan etkisi ortaya çıkıyor.
O zaman da şu kadar reklam gelirim var. Bunun bir kısmını da hukuk bürosuna veriyorum. Keşke hiç vermesem diye ağlamayacaksınız. Bunun bedelini paşa paşa ödeyeceksiniz...
Ben bedelini ödeyebilme lüksüne sahibim belki. Ama diğer internet siteleri aynı lükse sahip değil. Türkiye'de şu anda 30 milyon internet kullanıcısı var. Bu çok ciddi bir rakam, nüfusa oranladığınız zaman. Ve bu miktar Türkiye için çok büyük bir gelişme, ekonomik fayda sağlama potansiyeli taşıyor. Biz bunu bu şekilde kardeşim sen web sitesi açacaksan, avukatını da tutacaksın önkoşuluyla yapmaya çalışırsak bu bizim gelişmemizin önüne çok ciddi ket vuracak bir şey. Çünkü bizim yeni yeni mecraların önünü açmamız gerekirken, tam tersine yeni mecra oluşumunu zorlaştırıcı bir yapı oluşturuyoruz. Bu mesela Ekşi Sözlük'ün bu kadar popüler olmasının ardında çok önemli bir ihtiyacı karşılayabiliyor olması, yani herkese herhangi bir köşe yazarına ulaşabileceği kadar büyük bir kitleye ulaşma imkânı veriyor. Şimdi böyle bir imkânı oluşturabilmek, bu zenginliği sağlayabilmek ancak bir hukuk bürosu ile ortak ofis açarak olmamalı. Çok daha hızlı bir şekilde mecraların üretimine, yeni farklı formatta mecraların gelişimine açık olması lazım.
Altaylı ile ilgili silinen girdilerin yerine benzerleri girdi mi?
Açıkçası bilmiyorum. Fatih Altaylı ile ilgili toplam 400 giriş varsa, şu anda 1400'den fazla giriş var başlıkta. 97 giriş silindi. Ama binlerce yeni giriş geri geldi. Çünkü insanlar bu tür çıkartma müdahalesine çok tepkili davrandılar. Çünkü bizim onun köşesinde tekzip yayınlatmamız gazetenin toplatılması ya da içeriğin çıkartılması istemiyle olmadı. Biz sadece cevap metninin yazıyla beraber yayınlanmasını talep ettik. Fatih Altaylı'nın talebinin bu açıdan orantısız olduğunu düşünüyorum.
Sözlük yazarlarının günün birinde reklam gelirinden pay alması diye bir proje var mı?
Bu çok güzel bir problem. Üstünde düşünülmesi çok vakit alan bir problem. Çok fazla parametresi var ama pek çok yerde duvara çarpıyoruz. Gelirlerin paylaşımı üzerine pek çok alt fikir üretildi. Nasıl paylaşılır? Çünkü insanlar sözlüğe para için yazmıyorlar. Para verdiğimiz zaman motivasyonun paraya dönüşmesi riski var. Para için yazma riski var.
Burada 26 bin yazardan bahsediyoruz tabii...
Aylık 26 bin lira geliriniz varsa herkese bir lira pay düşüyor. O insanın o ay boyunca yazdıklarının karşılığı olabilir mi? 26 bin insandan biri yüz tane yazmış, biri bir tane yazmış. Ama yüz tane yazan sadece plaka numaralarını yazmış. Bir tane yazan o günün sosyo-politik yapısını eleştiren çok derin bir yazı yazmış. Bunu değerleme ve aralıklandırma bazında çok ciddi sıkıntımız var.
Ekşi Sözlük yazarları Ekşi gelirlerinin ne kadarını hak ediyor?
Bu ciddi bir soru tabii. Artı, şöyle yan açılımları var. Bir yazar tek başına ne kadar değer ifade ediyor? O yazarın Ekşi Sözlük içindeki varlığı ne kadar değer ifade ediyor? Paylaşım konularında bu karmaşık parametreler yüzünden sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Yani hakkaniyetli bir paylaşıma da gidemezseniz yaptığınız şey bugüne kadar kurduklarınızı da yok edebilir.
Ama bu durumda da kazanan sadece siz oluyorsunuz. Herkes sizin bu çılgın projenize hizmet ediyor...
Öyle mi? Şimdi Ekşi Sözlük'ten kazanımın para olduğunu düşünürseniz tek başına evet. Ama Ekşi Sözlük'te eğer bir yazarın para dışında kazandığı bir şey olmasaydı o insanları Ekşi Sözlük'te görmezdiniz zaten.
Yani onlara böyle bir manevi tatmin verdiğinizi düşünmeniz, sizi bu geliri paylaşma meselesini çözmede gevşek mi bırakıyor?
Ben bu problemi askıya almış ya da yokmuş farz ediyor değilim. Bu problemin sözlükte tartışılmasını özellikle destekliyorum. Hiç önüne geçmeye de çalışmadım. Daha önce bana birkaç kez soruldu bu konuyla ilgili görüşlerim. Ve şöyle alternatif çözümler üretildi. Mesela bir vakıf kurulsun, Ekşi teknolojinin gelirlerinin bir kısmı bu vakfa bağışlansın. Bu vakfı da Ekşi Sözlük yazarları sahiplensin. Burada da yine mecranın büyüklüğünden dolayı bir merkezileşme problemi çekiyoruz. Yani 26 bin yazar. Bunların bir kısmı yurtdışında. Siz bu vakfın başına kimi getireceksiniz? Bu konuda bir tercih yaptığınız anda başka tercihleri elemiş, başka insanların haklarına el koymuş oluyorsunuz.
50 bin yazar onay bekliyor
Hakaretin çok fazla olduğu, korsan eylemler yapan İnci Sözlük'ün bugünlerde sözlük âleminin en popüleri olmasını nasıl karşılıyorsunuz?
Ekşi Sözlük konvansiyonel medyaya ne yaptıysa, İnci Sözlük de Ekşi Sözlük'e onu yapıyor bana göre.
Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste, diyebilir miyiz?
Yok, açıkçası bir ah alma durumu yok. Ben hiçbir zaman böyle bir oluşumun olmaması gerektiğini savunmadım. Benim kendi oluşumuma biçtiğim bir format var. Biz yazdıklarımız bilgi kaynağıymış gibi görünsün istiyoruz. Benim bunun dışında bir talebim yok. Benim hoşuma giden şey o. Bilgi kaynağı ama geyik görüyorsunuz içinde. İnsanların bireysel tecrübelerini görüyorsunuz. Bence Ekşi Sözlük'ü güzel yapan şey de o zaten. Şu var ki, Twitter, Facebook gibi mecraların patlamasında da o sebebi çok etken görüyorum. İnsanlar yazınsal etkileşime çok aç. Yani kitleler bir araya gelip, yazınsal etkileşimde bulunuyorlar. Ve özgürce bunu yapıyor olabilmek Türkiye'de de yeni bir şey. Ekşi Sözlük bir özgürlük vaat etmiştir.
İnci Sözlük ne yapmıştır peki?
O da Ekşi Sözlük'ün formatını yıkıyor. Benim İnci Sözlük oluşturma gibi bir arayışım olmadı. İnci Sözlük'ün oluşma sebepleri insanların kısıt ve yaptırım olmadan istediklerini yazıp çizebilmesi ihtiyacı.
Anarşist bir biçimde...
Yani insanlarda belki bir anarşizm ihtiyacı vardır. Ama İnci Sözlük'ün bunun temsilcisi olduğunu söylemiyorum. Anarşizm de olması gerekmiyor bence. Yani illa ki öbür uca gitmemiz gerekmiyor. Var olan toplum normları içinde dahi biraz daha özgürlük, düşünce, ifade özgürlüğü noktasını biraz daha Amerika seviyesine çeksek yetiyor.
Sizin hoşunuza gidiyor mu, onaylıyor musunuz, İnci Sözlük'ün sitelere, TV programlarına yaptıkları korsan eylemleri?
Hayır kesinlikle. Ama, onaylamamak anlamamayı gerektirmemeli. Yani bunlar neden oluyor, neden yapılıyor? Şimdi bu toplu bir şekilde bir aidiyet hissetme, kısıtlarından arınma, fight club gibi bir mecranın parçasıymış gibi hissetme ihtiyacı gençlerde çok yaygın. Ben en çok buna yoruyorum bunların çıkış sebebini.
Genç insanlar mı bunlar? Tanıyor musunuz onları?
Yani boş vakti çok insanlar olduğunu düşünüyorum. Gençler mi bilmiyorum, tanımıyorum.
Ama onlar sizi samimiyetsiz buluyorlar...
Peki Google samimi mi? Samimiyetin bir altı olması lazım. Altı boş bir iddia olmuş.
Bir de "Ekşi Sözlük sırf nemalanmak için, sırf daha fazla reklam gelirimiz olsun, birkaç yazar daha gelsin diye kırk takla atan bir yer" diyorlar.
Biz biraz daha yazar gelsin diye uğraşıyor olsak, şu anda yazıları onay sırası bekleyen 50 bin tane yazar var. İki yıldır kuyrukta bekleyen adam var. Durum buyken, bizim sırf reklam geliri için yazar aldığımızı söylemek bana saçma geliyor.