Nuriye AKMAN
01 Temmuz 2016
Nuriye AKMAN

Hasta hakları: Hemen, şimdi...

[Leyla Ezgi] - Hasta hakları: Hemen, şimdi...

Nuriye Akman

07 Aralık 1997, Pazar

Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği (HAYAD) Başkanı Leyla Ezgi, Türkiye'de ilk olan derneğin kuruluş öyküsünü şöyle anlatıyor.

"Her şey 1992'de kız kardeşimin geçirdiği bir ameliyattan sonra, doktor hatası sonucu felç olmasıyla başladı. 1996'da ise mide ağrıları nedeniyle hastaneye yatırdığım eşimi 9 ameliyattan sonra kaybettim. Bu dönemde yaşadıklarım, hasta haklarıyla ilgili bir mücadeleyi başlatma kararı aldırdı."

Sağlıklı yaşam hepimizin hakkı

Dün, Türkiye'de ilk kez bir özel hastanede başlatılan hasta hakları dersi uygulamasını anlatmıştım. Bugün de başka bir özel hastane mağduru bir yurttaşımızın öncülüğünde kurulan yepyeni bir derneği tanıtmak istiyorum. Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği (HAYAD) de Türkiye'de bir ilk adım. Dernek, Başkanı Leyla Ezgi'nin dilinden, daha hasta hakları kavramına bile çok yabancı olan bu ülkenin gündemine ve belki de dünya literatürüne, hasta yakını hakkı kavramını armağan ediyor. Yıllar önce tüketici hakları konusuna da sıfırdan başlanmıştı. Adım adım mevzuatı toparlandı, bilinci yayıldı, talebi arttı. Hasta ve hasta yakını hakları için de benzer bir gelecek yaratmak boynumuzun borcu. Yarın yerine, sonsuz bir şimdinin varlığına inananlar başaracak bunu. O zaman, başta HAYAD kurucuları, üyeler ve destek olanlar olmak üzere, tüm tıp mağdurları çekilen acıların boşa gitmediğini görecekler.

HAYAD'la hayata merhaba diyelim. Hemen. Şimdi. Çünkü yaşam; doktor, hasta, sağlıklı, sağlıksız hepimizin hakkı.

Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği'ni(HAYAD) neden ve nasıl kurdunuz?

Hasta haklarıyla ilk ilgilenişim, 1992'de kızkardeşimin geçirdiği bir ameliyattan sonra, doktor hatası sonucu felç olmasıyla başladı. Ne yazık ki o zaman hemşire olan kardeşimin istememesi, hakkımızı arama konusunda yeterince bilgili olamayışımız, biraz da maddi imkansızlıklar nedeniyle bu olayı dava konusu yapamadık. 1996'da ise mide ağrıları nedeniyle hastaneye yatırdığım eşimi 9 ameliyattan sonra 4.5 ay içinde kaybettim. Bu dönemde yaşadıklarım, doktorların kötü muamelesi, duyarsızlıkları, son zamana kadar nelerin olup bittiğine dair bilgilenemeyişimiz, eşimin deneme tahtasına çevrilmesi, yanlış müdahaleler, bana eşimi yitirdikten sonra hasta haklarıyla ilgili bir mücadeleyi başlatma kararı aldırdı. Eşimin ameliyatlarından sorumlu doktorun cerrahi kitaplarını okuyarak başladım işe. Bir yandan da davamı üstlenebilecek bir avukat arayışına girdim. Ne yazık ki hasta hakları konusunda uzmanlaşmış bir avukat yoktu. Davama inanan bir avukatı bulana kadar çok sıkıntı çektim. Bulduktan sonraki aşamada da her şeyi avukatla birlikte araştırarak öğrendik. Dosyam şu anda Sağlık Şurası'nda. Çünkü davanın açılabilmesi için savcıda bir kanaatin oluşması gerekiyor. Bu hukuki çıkış noktası ararken çektiğim sıkıntıları başkaları yaşamasın, başlarına bir şey geldiğinde nasıl davranmaları gerektiğini bilsinler istedim. Benim gibi düşünen, çeşitli sebeplerle mağdur olmalarından veya duyarlılıklarından dolayı bir araya gelen, tümüyle gönüllü insanlarla HAYAD'ı kurduk.

'Hekimler dahi bilmiyor'

Dernek, mağdur hasta ya da yakınına hukuki yol göstericilik mi yapacak?

Öncelikle hasta hakları kavramını, netleştirmek, kamu bilincine yerleştirmek, insanlara bunu talep etmeyi öğretmek gerekiyor. Hasta hakları kavramını hekimler dahi bilmiyor. Aslında dağınık da olsa mevzuatımızda Avrupa standartlarına yakın hükümler var ama kullanılmıyor. Herkes tarafından bilinen, uygulanan veya talep edilen kurallar olmadığı için, doktorun, devletin ve özel hastanelerin tıbbi müdahalelerden doğan hukuki ve cezai sorumluluğu için başvuru ve şikayet yöntemi de bilinmiyor. Şu anda, gözlük çalana, gözünüzü çıkarandan daha fazla ceza verilen bir ülkede yaşıyoruz. HAYAD olarak ilk talebimiz Hasta Hakları Yasası'nın acilen çıkması.

Hasta yakını deyimi Türkiye'de ilk kez kullanılıyor sanırım.

Evet. Hasta yakını hakları dünyada dahi tartışılmış değil. Hukuken bir yakın hakkı olabileceğini biz teknik olarak düşündük. Bu iddiamız, akademik çevre tarafından geliştirilebilirse, dünya literatürüne bizim bir armağanımız olacak. Hasta yakını, annesi, babası, eşi, akrabası hatta kimi zaman komşusu, hasta ile birlikte hastanede sıkıntı ve acıları birlikte yaşadığından, yaşanan sorumsuzluk, düzensizlik ve kargaşada hasta ile birlikte mağdur olduğundan, hak ihlallerinin sonuçlarına hasta ile birlikte katlandığından, çok önemli ve üzerinde düşünülmesi bir kavram. Bunun yanında refakatçi annelerin, hasta yakınları ve temsilcilerinin veya organ nakli söz konusu olduğunda ölenin yakınlarının hak ihlalleri karşısında yasal korumadan yoksun ve savunmasız olmasını kabul etmemiz mümkün değil.

HAYAD'ın hayati etkinlikleri neler?

'Seminerler düzenliyoruz'

Yeni kurulmamıza rağmen yoğun ilgiyle karşılaştık. Oluşturulan hukuk, sağlık ve eğitim komisyonları düzenli toplanıyor. Hukuk komisyonunda yürürlükte olan sağlık mevzuatı taranarak, hasta hakları açısından değerlendiriliyor. Sağlık Komisyonu, başvuru ve şikayetlerin ciddiyetini inceliyor, tıbbi etik üzerine çalışmalar yapıyor. Ayrıca kamuoyunu ve üyelerimizi aydınlatmak amacıyla, her ayın ilk Cumartesi günü, uzman deontologların ve hukukçuların konuşmacı olarak katıldığı herkese açık seminerler düzenliyoruz. Bu toplantılara herkes, kullanmadığı ilaçları ile birlikte geliyor ve bu ilaçları sağlık ocaklarına ulaştırıyoruz. TÜKODER ile Diabetik Beslenme Derneği'nin ortaklaşa düzenlediği "Diabetli Hastalar Haklarını İstiyor" imza kampanyasına destek verdik. Tüm özel ve kamu sağlık merkezlerinde kullanılmak üzere hasta hakları afişi ve broşürleri hazırlıyoruz. Uluslararası belgelerde yer alan hasta haklarının yer alacağı bir kitap çalışmasına da başladık. TSE tarafından hazırlanan "hasta hakları ve sorumlulukları"nı tartışmaya açmak, uygulamalarını takip etmek istiyoruz. Hasta haklarının yaygınlaşması ve yerleşmesi için politika üretmek, eğitim ve bilinçlenmeyi sağlamak çabasındayız. Konunun ülkemizdeki öncüsü olduğumuzun bilinci ve sorumluluğunu taşıyoruz. Eşimin ölüm gününü "26 Ekim" ya da derneğimizin kuruluş gününün "8 Eylül" Hasta Hakları günü olarak anılması için bir imza kampanyası başlatmayı düşünüyoruz.

Hak ihlalleriyle ilgili tavrınız ne olacak?

'Destekleyeceğiz'

Hasta hakları ihlallerinin takipçisiyiz. Hak ihlallerine maruz kalanların davalarına katılacağız, duruşmalarda üyelerimizle birlikte bulunarak onları destekleyeceğiz. Gerekirse adliyelerin önünde basın açıklamaları yapacağız. Hastanelerin denetimi konusunda faaliyetler yürüteceğiz. İnsanların karşılaştıkları kötü muamelelerin öykülerini bize aktarmalarını istiyoruz. Çünkü bunları istatistik olarak çıkarmak mümkün değil. Bize aktarılacak şikayetlerden Türkiye için bir veri tabanı oluşturabilir, ihlallerin daha çok hangi alanda olduğunu ve bu konudaki eğilimleri tespit edebiliriz.

Doktorlar HAYAD'a nasıl bakıyorlar?

Doktorlar, Tabib Odaları'nda örgütlüler, mesleki dayanışma içindeler ve her zaman tıp bilgisi açısından hastaya göre üstün olduklarından dolayı avantajlılar. Mağdur olan, hakkı ihlal edilen hastalar ise zayıf, çaresiz ve örgütsüzler. Başvuru ve şikayetlerin nasıl yapılacağını bilmiyorlar. İşte HAYAD bu noktada kuruldu. Biz bir intikam örgütlenmesi değiliz, doktorlara ve sağlık personeline karşı kişisel bir husumet kesinlikle beslemiyoruz. Kaderi doktorun sırtına yüklemek gibi bir amacımız, kimseyi yargılama ve cezalandırma niyetimiz ve hırsımız yok. Aksine, bu hakların hasta ve doktorun birlikte sahip çıkması gereken haklar olduğunu düşünüyoruz. Hasta haklarının yerleşmesinin, meslek ahlakı ve disiplini olan çoğu doktorların da beklentileri arasında olduğunu biliyoruz. Bir çok doktor üyemiz var. Onlardan çok şey öğreniyoruz. Sorunları ancak el ele verirsek aşabileceğimizin farkındayız. Sağlık personelinin özlük ve ekonomik sorunlarını çok iyi biliyoruz ve onların destekçileriyiz. Hepimizi "hasta eden" ve doktorları kötü koşullarda çalışmaya mahkum eden bu sağlık sisteminin ağır bedelini sonuçta doktorlar ve hastalar birlikte ödüyorlar.

Uluslarası kabul gören temel hasta hakları neler?

Lizbon Bildirgesi

Dünya Tabipler Birliği'nin 1981'de kabul ettiği "Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi"ne göre,
1- Hasta, hekimini özgürce seçme hakkına sahiptir
2- Hasta, hiçbir dış etki altında kalmadan özgürce klinik ve etik kararlar verebilen hekim tarafından bakılabilme hakkına sahiptir.
3- Hasta yeterli ölçüde bilgilendirildikten sonra önerilen tedaviyi kabul ve reddetme hakkına sahiptir.
4- Hasta hekimden tüm tıbbı ve özel hayatına ilişkin bilgilerin gizliliğine saygı duyulmasını bekleme hakkına sahiptir.
5- Her hastanın onurlu bir şekilde ölmeye hakkı vardır.
6- Hasta, uygun bir dini temsilcinin yardımını içeren ruhi teselliyi kabul veya reddetme hakkına sahiptir.
1994 tarihli Amsterdam Bildirgesi'ne göre de hasta hakları,
1- Sağlık hizmetlerinde insan hakları
2- Bilgilendirme-Aydınlatma
3- Onay-Rıza
4- Mahremiyet ve özel hayat
5- Bakım ve Tedavi
6- Başvuru
başlıklarında toplanmış.

Bilgilenme hakkı adına, ne talep edilmesi gerekiyor?

'Hastaya açıklanmalı'

Kural olarak, herkes, durumu ile ilgili tıbbi gerçekleri, tanı ve tedaviye yönelik önerilen girişim ve seçenekleri, her girişimin olası tehlike ve yararlarını öğrenme, tedavisiz kalmanın etkilerini de içerecek şekilde, tam olarak sözlü ya da yazılı bir bilgilendirme hakkına sahiptir. Muayene sonucunda elde edilen bulgular hastaya açıklanmalıdır. Bu aydınlatma ve bilgilendirme, hastanın zekasına, gelişme seviyesine, yaşına ve sağlık anlayışına uygun olmalıdır. Sadece tedavi merkezine giriş işlemleri sırasında alınan imzalı form yeterli değildir, her türlü tıbbi müdahalenin tıbbi sonuçları, muhtemel komplikasyonları, ağırlığı ve önemi hastaya ayrıntılı, net ve anlaşılabilir bir şekilde iletilmelidir ve sonucunda bilgilendirilmiş ONAM'ının alınması gerekmektedir. Bu durum, hem hasta haklarının hem de doktorun yasal sorumluluğunun bir gereği ve sonucudur.

Yüksek Sağlık Şurası'ndan (YSŞ) çıkan kararları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tek kelimeyle isyan ediyoruz! YSŞ kendisine düşen önemli fonksiyonu yerine getirmekten çok uzak bir yapıda. Çalışma ve karar alma tarzı taraflı. Mesleki dayanışmanın, verilen kararlara yansıdığı çok net bir şekilde gözlemlenebiliyor. Yavaş işlediğinden toplumda adalete olan güven sarsılıyor. Örneğin, ameliyat sırasında oksijen tüpü yerine karbondioksit tüpü takılan hastanın hayatını kaybetmesi üzerine açılan davada, operasyonda görevli sağlık personeline sadece 3/8 oranında kusurlu bulabilen YSŞ artık bir tabu olmaktan çıkmalı, yapısı ve işleyişi tartışmaya açılmalıdır. HAYAD olarak ileri amaçlarımızdan biri de, YSŞ'yi temsil edilebilmek, görüşüne başvurulan, güvenilir, objektif bir sivil toplum örgütü olarak hak ihlallerinin önüne geçebilmektedir. Varolan sistem işlemiyor. Benim davamla ilgili dosyanın raporunun YSŞ'den çıkmasını ne kadar bekleyeceğimi bilmiyorum. Aldığım bilgilere göre daha 95-96 dosyaları görüşülüyormuş. Eşim 10'uncu ayda vefat etti. Bir ay sonra, 25 Kasım'da Tabib Odası'na dilekçe verdim. Henüz bana bir tek satır yazı göndermediler. YSŞ'nin dışında, aynı şekilde öneme ve önceliğe sahip olan Adli Tıp Kurumu'nun da siyasi spekülasyonlardan uzak ve yapı itibarıyla özerk olması gerekmektedir. Aksi halde kamuoyunun güvenini kazanması ve kurumun adilliğine olan inancın sağlanması zor olacaktır.

Özel Hastaneler hasta haklarına nasıl bakıyorlar?

'Tedaviye hasretler'

Devlet hastanelerindeki muayene ve ilaç kuyrukları artık mizah programlarının vazgeçilmez konuları arasına girdi. İnsanlarımız, güleryüzlü hizmete, uygun bakıma, kaliteli teşhis ve tedaviye hasretler. Son yıllarda büyük bir artış gösteren özel hastaneler ve poliklinikler tarafından da bu açık doldurulamıyor. Yapılan yatırım ve harcamaların yüksek olması, bu kuruluşların salt bir otel işletmeciliği mantığı ile yönetilmesi sonucunu doğuruyor. Bu konuda bilimsel standartlar eksik, bu kuruluşların araç gereç ve personel olarak yeterlilik ve kalitesinin denetimi yapılmıyor. Biz bu başıbozukluğun takipçisi olacağız, çünkü hastanın müşteri, doktorun tezgahtar olacağı bir sağlık sistemini kabul etmiyoruz.

En fazla suistimal edilen hasta haklarından biri de ilaçlar konusunda ortaya çıkıyor galiba. Ne dersiniz?

Evet. Özellikle antibiyotikleri şeker gibi tüketiyoruz. İlaçlar hakkında taraflı, yanlış ve yetersiz bilgilendirme var. Yeterli teşhis imkanlarının olmaması nedeni ile doktorların aynı reçetede hastanın her hastalık belirtisine yönelik bir ilaç yazması ve ilaç firmalarının aşırı ve yasal olmayan promosyonlar yüzünden oluyor bunlar. İlaç firmaları ile doktorlar arasındaki ilişkilerin şeffaflaşması gerekiyor. Aynı etken maddeleri içeren, iki ayrı firmanın ilaçları arasında yüzde 100'e varan fiyat farkının olabilmesi oldukça düşündürücü. Doktorlara, ilaç seçimi ve kullanımı konusunda daha özenli hareket etme zorunda olduklarını ve kullanılmasını önerdikleri ilaçlar konusunda hastaları aydınlatma yükümlülüklerini her fırsatta hatırlatacağız.

Bu konu, bir söyleşinin sınırlarında ele alınamayacak kadar kapsamlı ve çok yönlü. Bir son söz alabilir miyim?

İkibin beşyüz yıllık Hipokrat Yemini'nin güncelleştirildiği bu dönemde hâlâ insanlarımızın önemli bir rahatsızlıktan olmadıklarına dair "ninni"leri dinleyip de, "maalesef" kaybedilmelerinin öykülerini duymak istemiyoruz. Sağlıklı yaşamın kişinin doğumundan başlayan ve ölümüne kadar devam eden temel bir insan hakkı olduğunu kimsenin unutmamasını istiyoruz. Hasta haklarını hepimiz için, hemen, şimdi istiyoruz.

Teşekkür ederim.

Tasarım & Geliştirme Tasarım & Geliştirme | magicleaves