Atatürk'ün bir kız kardeşi vardı
Hakkı Devrim
Radikal Gazetesi
21.02.2006
Nuriye Akman'ın mülakatlarını okumaktan haz duyarım. «Bana araba almaya mecbursunuz!» başlığını taşıyanıysa, canım okumak istemedi (Zaman, 19 Şubat). Ülkü Adatepe'yle yapılmış.
Ertesi gün Hürriyet'teki kısa haberi okudum: «Atatürk'ün kızı olarak niye mütevazı yaşayayım, diyormuş bu hanım. Mecburlar bir araba almaya. Fazla bir şey istemiyorum ki, sadece bir araba Kar oluyor, kış oluyor. Taksi bulamıyorum. Balolar oluyor, davet ediyorlar, arabasız nasıl gideceğim? Siz olsanız ne yaparsınız?»
Bu durumda ne yapılabileceğine dair en güzel örneği veren, Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım'dır; onu söylemekle yetineceğim.
Makbule Hanım'ın soyadı da Atatürk değil Atadan idi. Ağabeyinden sonra annesiyle birlikte Selanik'ten ayrılıp İstanbul'a gelmiş, Beşiktaş-Akaretler'de bir kira evine yerleşmişlerdi.
Cumhuriyet'in ilanından sonra Atatürk onları Ankara'ya aldı. Çankaya'da yaptırılan bir bahçe evine yerleşen Makbule Hanım bir ara, ağabeyinin isteğiyle Fethi Bey'in Serbest Cumhuriyet Fırkası'na da girdi. Parti birkaç ay sonra kapanacak ve Makbule Hanım bir daha kalabalıklara pek karışmayacaktı. 1935'te milletvekili olan Mecdi Boysan ile evlendi. Resmî protokolün dışında yaşadılar. Eşi hangi yıl öldü bilmiyorum. Makbule Hanım 1956'da Ankara'da öldü. 1940'larda semt komşusuyduk.
Kuruçeşme'den Arnavutköy'e gelirken, Amerikan Kız Koleji'nden önce (Bugün Robert Lisesi) sağdaki son yalı Makbule Hanım'ındı. Onu, semt çarşısında bile gördüğümü hatırlamıyorum. Balıkçı teknemizle yalının açıklarında olduğumuz bir gün, o da bir gün, rıhtımda bir hasır koltukta istirahat ettiğini görmüştüm.
Çankaya'daki evini satın almışlardı, diye biliyorum. Yalı o evin parasıyla mı alındı, bilemem. Çocukları olmayan bu çift, Atatürk'ün aziz hatırasına bilmeden de olsa zarar vermekten korkarmış gibi, içine kapalı bir hayat yaşadı.
Atatürk'ün ölümünden çok sonra, ağabeyine dair hatıralarını gazetecilere anlattı. İki cilt halinde yayımlandığını hatırlıyorum: Büyük Kardeşim Atatürk (1952) ve Ağabeyim Mustafa Kemal (1959). «Ağabeyim» demek için bile, hayatının son yıllarını beklemiş olmasındaki alçakgönüllü saygıya dikkatinizi çekerim.
Atatürk'ün yakını denince bana bu tavır tanıdık geliyor.