Türkiye'nin düş haritası
Ertan Keskinsoy
Radikal Gazetesi
24.11.2006
Nuriye Akman, 'Örtü'de başörtü sorununu cumhuriyetin sorunlu bireylerinin gördüğü düşleri okumayı deneyerek çözmeye çalışıyor.
Başörtüsü, kökenleri Cumhuriyet'in kuruluşuna dayandırılsa da, son yirmi yılda kitleselleşerek ivme kazanmış bir sorun. Bu sorunun çözülememesinin en önemli nedenlerinden biri ise, tıpkı Kürt sorununda olduğu gibi, Necmiye Alpay'ın yerinde tanımı ile, 'konuşamama' hali. Bu konuşamama hali, kırmızı çizgi kalabalığı ve empati duygusunun noksanlığı ile birbirlerini besliyor.
'Empati', bu çözümsüzlük zincirinin kırılması için bir anahtar sözcük olabilir mi? Bir diğer deyişle, 'laik' okuyucu prototipi, bir roman üzerinden, başörtülü bir kadının varoluşsal ve inanca dair sorunlarına aşina olmayı becerebilir mi?
İki tür okuma
Örtü'yü okumak için yola koyulmadan önce, iki beklenti yolunuz var: Türkiye'nin bir türlü çözemediği bir sorunun içerisinde sakladığı diğer sorunlara merak duymak ve Doğan Kitap'ın yayın kimliğine uygun bir roman okumak. İşimizin ne kadar zor olduğunu anlatmak için, kitabın okunmadan önceki 'aura'sının Radikal Kitap okuru ile Yeni Şafak'ın ya da Zaman'ın kitap eki okuru için farklı olduğunu da anımsatayım. Kitap, kendi varlığından bağımsız olarak, yalnızca adı ve arka kapağı ile böyle bir ayrışma yaratabiliyor; demek ki, kendi edebi niteliğinden bağımsız, okuyucunun siyasi yönelimlerine bağlı olarak, birden fazla okuma biçimi kaçınılmaz.
Kitabı okumaya başladıkça, Akman'ın bu sorunun farkında olduğunu, yapıtını başörtüsü konusunda 'turistik okuyucu' ile sorunu bizzat yaşayan okuyucuya aynı ilgi düzeyinde okutabilmek için hassas dengeleri gözettiğini görüyorsunuz. Romanın erkek karakterinin kurgulanışı, bu anlamda önemli. Kerem, hidayet romanlarının iman dağıtan erkeklerinden çok uzakta. Aksine, romanın başından sonuna kadar, yukarıda sözü edilen 'turist bakışı'nın temsilcisi. Bir ressam olması, o bakışı mutlaklaştırması açısından anlamlı; ancak Akman, bu ressamlığı, sözünü edeceğimiz nedenlerle, casus öyküleriyle bezemeyi uygun görmüş.
Perijan ise, adı gibi, yaşadığı ülkenin ve çevrenin 'yazım hatası'. Kendini o ya da bu aidiyetin şefkatli kollarına bırakacakken, Araf'ta kalmış biri. Ne eski hidayet romanlarının aydınlanmayı bekleyen kadınları kadar mütevekkil, ne de diğer başörtülüler gibi dava insanı.
Kerem'in başörtülülerle ilk tanışması, Beyazıt'ta bir eylemde olur:
"Bir bakıyor çiçek tarlası, bir bakıyor toplama kampı." Kerem, yurtdışında büyümüş, hatta romanın sonunda annesinin Rus olduğunu öğrenen, bu ülke içinde kendine değil, ama ülkeye yabancılaşmış olanı temsil ediyor.
Romanın bir diğer kahramanı ise Mahsun. Kitabın ana motifi olan olgu, örtüden çok düşler dersek, Güneydoğulu yeniyetme Mahsun'un kâbusları da bu ülkenin karanlığına denk düşer. Mahsun'un ailesi, kâbuslardan parça parça, ancak giderek netleşen biçimde anlaşılacağı üzere romandaki adı ile 'Yol'cu, bildiğimiz adı ile 'Hizbullahçı'dır. Mahsun karakteri, üç ayak üzerine kurulmuş: Kâbusları, gizli eşcinselliği ve hamur ustalığı. Mahsun'un dostu 'temizlikçi' Gökhan Amca ise, Türkiye'nin milliyetçi yüzü.
Hareket alanı yok
Sinema diliyle konuşmak gerekirse, Örtü'de Perijan dışında 'karakter' olarak çizilen kimse yok; bu yönüyle, yarattığı tipler çevresinde bir ahlaki sonuç arama derdinde olmasa da, Akman, bir tek Perijan'a hareket alanı bırakmış. Siyasi bir izdüşümde bulunsaydık, buna hak vermek olası idi; çünkü başörtüsü sorununun ortaya çıktığı günden bu yana Perijan gibiler dışında herkesin hareket alanı oldu. Başörtülüler ise, gerek erkek yoldaşları ve hocaları, gerek devlet babaları tarafından önce bir tanımla paketlendiler, sonra da özneliklerinden koparıldılar. Bir romanda bunun tersini yaratma çabası, en azından politik bir çaba olarak, kayda değer.
Ancak politik tutum, edebi bir niteliğe eşlik etmek zorunda değil. Nitekim yazarın en büyük kusuru, roman kahramanlarını bir türlü rahat bırakmaması. Gazeteciliğin getirmiş olduğu bir 'kanaat' merakı, okura hareket alanı bırakmıyor: "Perijan bir cemaate aidiyetin karşıladığı korunma ihtiyacını sırf rüyaların resmini yapıyor diye hiç tanımadığı bir adamla gidermeye hazırlandığını fark etmedi."
"Kerem (...) Ona Ludmilla'yı bir an evvel unutturacak gizemli bir kadın aradığının farkında değildi."
"Perijan farkında değildi ama Seda'yı anlatarak aslında onun gibi çarşaf-pardösü-mayo gelgitleri yaşamadığı için kendi saygınlığının altını çiziyordu."
"Kendisine her hal ve şartta Kerem'i sevmekten başka bir seçenek bırakmayan asıl gerçeğin takıntılı kişiliği olduğunu anlamadı."
Bölümler arası bağlantı
Bu kanaat aktarımı sorunu, bölüm başlıklarında da kendini gösteriyor. Bazı başlıklar ağdalı benzetmelerle süslenmiş, bazıları kuru gazete başlıkları, bazıları ise bizi gerçeğe çağıran özlü sözler gibi; ancak bu başlıkların böyle ayrışmasını sağlayan bir bölüm yapısı yok.
Bu bölümler arasında kiminin romanı elinden fırlatıp atmasına, kiminin de benim gibi kahkahalara gömülmesine neden olacak bir bölüm var ki, akıllara ziyan. Kerem'in bir Sen Petersburg azizesi olan Ksenya'yı düşünde görmesinin alametini öğreniyoruz bu bölümde:
"(...) Üçüncü rüyada (...) bir adam giriyordu sınıfa, yüzü gölgede kaldığı için seçilmeyen ama elleri inci mercan. Kovayı şehrin üstüne döküyordu. Kanallarına kadar yeşeriyordu Sen Petersburg. Köprüler ağaçların dallarında sallanıyordu."
Bu nur yüzü gölgede kalmış insan kim diye düşünüyorsanız, işte yanıtı:
"(...) O yabancı şehir İstanbul'du. Hilal bayraktan kopmuştu. Konuşulan dil Türkçeydi. Türkler ile Ruslar kucaklaşıyordu. Sen Petersburg'daki Türk kolejlerine bir gün tesadüfen uğramıştı Kerem. Ksenya, Kerem'in o gün gördüğü Türkçe konuşan Rus çocuklarını ve onlara ders veren Türk öğretmenleri kutsuyor olmalıydı."
Fethullah Gülen övgüsü
Nuriye Akman'ın yaşamda bulunduğu konum itibarıyla Fethullah Gülen'i övmesi, bir 'homage'da bulunması gerekebilir; ancak mümkünse bunu 'ağlayan çocuk' estetiğiyle değil de, biraz daha usturuplu biçimde yapsın; tek derdi iyi bir roman okumak olan okuyucuya da eziyet etmesin.
Romanın sonlarına doğru gelen bu muhteşem halkla ilişkiler çalışmasından sonra -Fethullah Gülen bir ticari ürün olsaydı, Akman gizli reklamdan ceza yer miydi acaba-, Perijan'ın kafa karışıklığını nihayete erdirmemesine rağmen başka bir şeyhe bağlanması sizi şaşırtmıyor. Ancak yazarın hakkını vermek gerek, bunu bir 'yeniden hidayet' çerçevesinde kurgulamadan, Perijan'ın kafa karışıklığını aynen koruyarak yeniden doğmasının mümkün olduğunu anlatıyor.
Kitabın sonunda hazır bir reçete yok, bu ülkenin bulunduğu konuma mahsus kafa karışıklığının sürüp sürmeyeceğini hiçbirimiz bilmiyoruz zaten. Sorun, başörtüsü sorunu değil aslında. Kafa karışıklığımızı çözmeye çalışmak yerine onunla barışmamız için, bizi Batı ile Doğu arasında sallayıp duran düşlerimizi sahiplenmemiz, görmediğimiz düşleri görmüş gibi yapmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Bundan kitabın yazarı da muaf değil.
ÖRTÜ
Nuriye Akman, Doğan Kitap, 2006, 256 sayfa, 12 YTL.