Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

'Ermeni meselesini iki millet arasındaki kan davası gibi görürsek anlayamayız'

Yeni Şafak Gazetesi

29 Mart 2003

Zaman gazetesinden Nuriye Akman, Princeton Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Direktörü ve Türk Araştırmaları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu'yla "Ermeni meselesi"ni konuştu. Akman'ın sözleri: "Hanioğlu'nun, bilgiyle harmanlanmış tabu çözücü, şablon söndürücü ve de ufuk açıcı yaklaşımlarından siyasetçimizden tarihçimize, bürokratımızdan sade vatandaşa kadar hepimize pay var. Yeter ki at gözlüklerini çıkaralım. Cevapları bulmadan önce, sorularımıza çeki düzen verelim..." Bu önemli söyleşinin birinci bölümünü bugün -maalesef epeyce- kısaltarak aktarıyoruz. Yarın da ikinci bölümünü dikkatinize sunacağız...

Soruyu doğru sormadan, doğru bir cevap bulmanın imkansızlığına inanırım. Öyleyse Ermeni meselesini hangi sorunun rehberliğinde aramak lazım?

Bu konuda şimdiye kadar gündeme getirdiğimiz dar, basit ve mekanik soruları aşarak daha kapsamlı bir soru sormamız gerekli. Nâçiz kanaatimce de bu soru "Bir dünya yıkılırken neler oldu da bugün bize çok anlamlı gibi görünen bir düzen ortaya çıktı, acaba kutsamaktan fazla da sorgulamaya vakit bulamadığımız bu düzene geçiş tek seçenek miydi ve bunun için kimler ne gibi maliyetlere katlanmak zorunda kaldılar?" olmalı.

Yani "Osmanlı dünyası" yerini milliyetçi ideolojilere dayalı ulus-devletler düzenine bırakırken bu süreçte ve sonrasında neler oldu buna cevap aramamız lâzım diyorsunuz.

Evet tam anlamıyla işaret etmek istediğim nokta bu. Meseleye Ermeniler ve Türkler/Müslümanlar arasında mevcut bir kan davası biçiminde yaklaşırsak ne onu anlayabiliriz ve ne de bu konuda anlamlı siyaset üretebiliriz.

(...)

Bu oluşumda etnik grupların karakterleri de rol oynamış mıdır? Çünkü bu mesele, bir tarafın "katliama yatkın", öteki tarafın da "hain" olduğu çerçevesinde tartışılıyor.

"Etnik grupların karakteri" ibaresi, 19. yüzyıl sos-yologlarının sevdiği bir söylemdir. Burada belirleyici olanın "ideoloji" ve "güç" olduğunu unutup meseleyi etnik karaktere ya da belirli dinlerin sâliklerinin kültürel olarak katliâm icrasına daha yatkın oldukları gibi günümüz "uygarlıklar çatışması" müdafiilerinin benimseyeceği nedenlere indir-gersek, bir asır öncesi milliyetçi söylemini tekrardan başka bir şey yapmamış oluruz.

(...)

Peki Ermeni toplumunun başına ne geldi?

Biraz önce değindiğim süreçte Ermeni toplumu gerçekten büyük bir insanî trajedi yaşamıştır. Her şeyden önce bunu anlamak ve bununla kavgayı bir kenara bırakmak gerekmektedir. Diğer toplumların zikrettiğimiz yeni düzenin kuruluşu sırasında yaşadıklarının bu trajediyi meşrulaştırma amacıyla kullanılması anlamsız olduğu ölçüde yakışıksız bir yaklaşımdır.

(...)

Olaylarda Ermenilerin sorumluluğu yok mu?

Demin de söylediğim gibi burada çatışan milliyetçilikler var. Zaten meselenin özü Osmanlı toplumu temelinde avant-garde milliyetçi örgütlenmelerin cemaatlerinde temsil güçlerinin çok üzerinde belirleyici gücünün oluşmasıdır. Daşnak-tsutyun, Hınçak komiteleri diğer benzeri örgütler gibi temel arzularına yâni Doğu'daki altı vilâyet için Berlin Kongresi'nin 61. maddesinde belirtilen ıslâhatın yapılmasını sağlayacak bir Düvel-i Muazzama müdahalesine, ihtilâlci yollardan ulaşmayı amaçlıyorlardı. Bu örgütlerin Osmanlı idaresi ile Ermeni toplumu arasındaki ilişkilerin gerginleşmesinde, çatışma ortamı tesisinde ve tehcir kararının alınmasında ciddî roller oynadıkları inkâr edilemez. Nitekim Daşnaktsutyun, Gosdi Hampartsumyan idaresindeki Van ve havalisinde 1917-18 arasında kendisinin katliâm icra etmekte kimseden aşağı kalmayacağını göstermiştir.

İyi ama, bir grup Ermeni'nin yaptığı hatayı bütün Ermenilere yıkmak doğru mu?

Zaten benim de sözü getirmek istediğim nokta buydu. Bir milyonu aşan bir toplumun tüm fertlerinin bu komitelerin faal âzâları gibi mütalâa edilmesi çok sık yapılan bir hatadır. Tıpkı her Türk İttihad ve Terakki, her Arnavut Başkimi, her Makedon, Makedonya-Edirne Dahilî İhtilâlci Örgütü, her Arap Hizb al la Markaziyya üyesi ya da sempatizanı olmadığı gibi vergisini ödeyen, işinde çalışan, kilisesine giden her Ermeni Osmanlı vatandaşı da bu örgütlerin fikirlerine ve kullandıkları yöntemlere iştirak etmiyordu.

Get Adobe Flash player