Konuşma değil icraat zamanı
Ekrem Dumanlı
Zaman Gazetesi
13 Ocak 2003
Medya ile ilgili sorunlar gündeme geldiğinde ortaya ironik bir tablo çıkıyor. Hemen herkes, bu mesleğin yanlış icra edildiğinde hemfikir. Hele gazeteciler! Meslek erbabı tarafından bu kadar yerden yere vurulan bir başka meslek var mı acaba? Bu yanlışları düzeltecek de onlar değil mi?
Geçenlerde TV8, çok hoş bir program yaptı ve medyanın sorunlarını medya mensuplarına sordu. Bir kere daha şahit olduk ki, bir programı yapan kişi(ler) konuya hakim olunca seyrine doyum olmuyor. Programı yöneten Haluk Şahin iyi bir gazeteci, üstelik medya konusunda teorik bilgi birikimine de sahip. Bir orkestra şefi gibi sürükledi programı. Zaman’dan Bülent Korucu’nun da katıldığı programda basın ile ilgili güncel sorunların neredeyse tamamına temas edildi. Çok hoş tespitler, yerinde eleştiriler yapıldı.
Haluk Bey, konuklarını gazete mutfaklarından çağırmış; o yüzden haberin oluşum aşamasındaki evreleri, gazetecilerin emekleri vs. sıcağı sıcağına gündeme gelmiş oldu. Bu arada gazeteci–patron ilişkilerinden sansür ve basın özgürlüğüne kadar pek çok konuya girildi...
Program sırasında tipik bir medya fotoğrafı çıktı ortaya. Biz gazeteciler bir araya geldik mi bu mesleğin ne yaman bir belaya dûçar olduğunu anlatıp, dert yanıyoruz. Nitekim o gece de öyle oldu. Meslektaşlarımız yorumlu haberciliğin ne kadar zararlı olduğundan, magazin gazeteciliğin boyalı cilalı haliyle haberciliğe zarar verdiğinden, devlet–medya ilişkisinin bizi uçurumun kenarına getirdiğinden vs. bahsettiler.
Gayet güzel değil mi, hataların tespitinde herkes aynı noktaya ulaşmış nihayet. Türk zekasının (!) son imalatı sanılan cambaz gazetecilik demek ki artık herkes tarafından itiraf ediliyor. Demek ki sıra serzenişte bulunmaktan vazgeçip somut adım atmaya geldi.
Manzarayı daha net görebilmek için Nuriye Akman’ın tarihe geçecek röportajlarına da bakmak gerekir. Doğan Holding’in sahibi Aydın Doğan, bütün açıksözlülüğü ile konuştu ilkin. Ardından Akşam’ın Yayın Yönetmeni Nurcan Akad, Sabah’ın Yayın Yönetmeni Ergun Babahan cesurca mülakatlar verdi, öz eleştiriler yaptı. İki gündür Star Haber Genel Yayın Yönetmeni Ayşenur Arslan’ın yürekli sözlerini okuyorsunuz. Nuriye Hanım’ın listesi kabarık. İstiyor ki hataların samimi itirafları üzerine yeni bir dönem başlasın... Bunu istemeyen gazeteci var mı bu ülkede?
Bu tür konular gündeme geldiğinde ‘Biz de istiyoruz ama ne yapalım patronların çıkarı...’ diye başlayan cümleler inandırıcı olmaktan çok uzak. Çünkü patronları hiç de alakadar etmeyen nice konular var; bu olaylara da gazeteler meslek ahlakına uygun bir çerçevede yaklaşmıyor. Çünkü hayatın pratik gerçeği içinde parıldayacak ne ilke kalmış bazı zevatın kafasında ne standart.
Örneğin Diyarbakır’da meydana gelen ve milli bir yasa neden olan uçak kazası ile ilgili haberler. Bir gün bir bakıyorsunuz, kazanın asıl nedeni ortaya çıkarılmış. Ne imiş efendim; kaptan pilot ilaç kullanıyormuş, sağlık sorunlarına göz yumulduğu için kaza meydana gelmiş. Gerçekten bu bilgi doğru olabilir; fakat çok mu zor THY’nin, veya aileye yakın kişilerin görüşünü almak? Nitekim THY, çok yakın bir tarihte vefat eden pilotun 5 profesörün imzasıyla alınmış bir sağlık raporunu ortaya çıkardı ve basına dağıttı. Ayrıca merhumun yakınları, SSK’dan alınan ilaçların pilot için değil kalp rahatsızlığı çeken babası için alındığını açıkladı. Gazetelerdeki haber yüzde yüz doğru bile olsa haberin karşı taraftan kontrol edilmesi (double check) gerekiyordu. Şimdi bu tür olaylarda patronların bir baskısı söz konusu olabilir mi?
Ayrıca ‘medya savaşları’ arasında en çok itibar kaybına uğrayanlar patronların ta kendileri. Üstelik haberlerin büyük çoğunluğu patronlar ile ilgili de değil...
Daha açıkçası medya üzerine ağıt yakma zamanı geçti. Madem bir araya gelindiğinde problemlerin teşhisinde anlaşabiliyoruz; o zaman ortak standartlarda uzlaşma ve bunları hayata geçirme zamanı gelmiştir. Buna uymayanların iyice marjinalleşmesi ana medya kulvarının (main stream journalism) daha da güçlenmesi demektir; ondan korkmamak gerekir...
Başkaları ne yapar onu kestiremem; ama Zaman’ın bu yolda aldığı mesafe çok önemli ve Türk medyası için iyi bir örnek..
Basınımız kendini dünya standartlarında yayıncılığa hazırlamak zorunda. Bunu yapacak güç onda var; yeter ki kendi elleriyle meydana getirdiği heyuladan korkmasın!..
Şantajcıların işi zora girecek